Depresyonu Yenmek

Beatrix Hughes & Rodney Boothroyd


Hepimiz yaşamımızda mutsuzluk ve üzüntü süreçlerinden geçeriz. Bu tür duygular aksi olay ve koşullara doğal bir tepkidir ve genellikle oldukça çabuk geçer. Öte yandan depresyon daha sürekli keyifsizlik hatta belki de umutsuzluk hisleri içerir. En kötü şeklinde depresyon kişi yaşamının tüm yönlerini etkiler, ve kişiyi normal şekilde yaşayamayacak hale getirebilir. Hafif bir depresyonda, kişi az çok normal yaşayabilir, ancak kendini perişan hissedip, yaşamdan çok fazla zevk almayabilir. İlginçtir ki, yaşamlarının büyük çoğunluğunu hafif depresyon durumunda geçiren pek çok insan vardır ve bunu normal olarak kabul ederler. Bir noktaya kadar herkes aynı şekilde hisseder: Gerçekte depresyonda olduklarının farkında değildirler. Diğer insanlar depresyonu "zayıflık" işareti olarak kabul ettiklerinden depresyondan muzdarip olduklarını kabullenmekten utanç duyarlar. Pek çok insan da depresyonun yalnızca ciddi akıl hastalığına işaret ettiğini düşündüklerinden depresyonda olduklarına inanmazlar. Diğer bir gurup insana da, depresyonun aslını hafif ama sürekli gerilim ve rahatsızlık gibi fiziksel ve duygusal problemler gizlediğinden asla depresyonda teşhisi konulamaz.

Bu noktada iki gerçeği vurgulamak uygundur: İlki, depresyon aşırı derecede yaygındır (Bazı araştırmalar yalnızca İngiltere'de 20 ve 60 yaş arası yaklaşık bir milyon yetişkinin belli bir derece de depresyondan muzdarip olduğunu gösterir). İkincisi depresyon ne kadar akıllı, mutlu ve normal görünürlerse görünsünler, herkesi etkileyebilir. Erkeklere göre biraz daha fazla kadının depresyon yaşadığı doğrudur, ama hiç kimse problemden uzak olduğundan emin olamaz.

Depresyonun üç ana tipi vardır:

Manik-depresif hastalık

Depresif hastalık, ya da içten büyümeli depresyon

Reaktif depresyon

Manik-depresif hastalığın bir kendi kendine yardım kitabında yeri olmamasına rağmen, kitapta hastalığın bir tanımı verilmiştir: Bundan muzdarip olduğunu düşünen herkes bir doktora görünmelidir.

Manik-depresif Hastalık

Tipik olarak "yükseklik" periyodları "alçaklık" periyodları ile değişim içindedir. Yüksek ya da manik durumdayken kişi çılgınca aktif olacak, sıklıkla günde 20 saat çalışarak, kolayca tamamladığı daha fazla iş alacaktır. Bu aşırı sınırsız enerji uyuma ihtiyacının açık bir yokluğu olarak ortaya çıkar ve kurban olarak beynin aşırı aktivitesi bir çoğu uygulanabilirlikten uzak pek çok yeni düşünce ve şema üretir. Buna rağmen, onları eleştiriden uzak olarak görme niyetini açığa vurur. Sosyal etkinlikler aşırı şekilde artar. Bir örnek verirsek, hastanın sonsuz gevezeliği yüzünden kimsenin söz söylemeye fırsatının olmadığı çılgın partiler oldukça yaygındır. Cinsi konularda laubalilik ya da mantıksızca para harcamak daha zararlı olabilir ama kişi kendini hasta ve tedaviye ihtiyaç duyar olarak görmez.

Depresif basamakta meseleler biraz daha farklıdır. Hasta en basit faaliyeti bile yapmaktan aciz görünür; işi, arabasını kullanma, sosyal ilişki (Bu, göreceğimiz gibi, depresif hastalığın belirtilerini yansıtır). Manik depresiflerin tümü bu tür aşırı ruhsal durum değişimleri göstermez ve kimi zaman dönemin bir yönü diğerine göre daha açık olabilir. Neyse ki hastalık tedaviye iyi şekilde cevap verir.

Aşırı ruhsal durum değişimleri gösteren herkesi otomatik olarak Manik-depresif varsaymamalısınız. Yalnızca insan duygularının doğal çeşitliliğini sergiliyor da olabilirler.

Depresif Hastalık ve Reaktif Depresyon

Bu depresyonun iki şekli bazen yüzeysel olarak benzer görünseler de, belirgin olarak farklı nedenleri ve tedavileri vardır. Depresif hastalığın fiziksel bir temeli vardır: Beyin kimyasındaki değişimlerden kaynaklanır (Bu dengesizlik genelde antidepresan ilaç kullanımıyla normale döndürülür). Öte yandan reaktif depresyon, stresli olay ve koşullara gösterilen aşırı duygusal tepkidir. Genelde, reaktif depresyonlar ilaçlara cevap vermezler ama uyuşturucu, hipnoterapi, danışma ve psikoterapinin diğer şekilleri ile iyileştirilebilirler. Bu geniş taslağın istisnası reaktif depresyonun bazen kötüleşmiş gözükmesi ve depresif hastalığın karakteristiklerini almasıdır. Aşağıda bu iki depresyon çeşidine ait iki belirti listesi yeralır (Çoğu insan yalnızca bu belirtilerin bazılarını gösterir).

Depresif hastalıktan muzdarip kişi:

. Yorgun hissedebilir ve en küçük iş için bile çok az enerjiye sahip olabilir.

. İşinde ilgi kaybı olabilir ve eskiden olduğu gibi yaşamını idame ettirmekte büyük zorluk çekebilir.

. Tamamen çaresiz hissedebilir ve geleceğin umutsuz olduğuna inanabilir.

. Kolayca uyuyabilir ama sabah üç veya dört gibi çok erken bir saatte uyanabilir.

. Sabahları aşırı depresif hissedip gün ilerledikçe daha iyi hissedebilir.

. Duygularının tamamen kontrol edilemez olduğunu hissedebilir.

. Depresyonu yanlış olarak "aşırı çalışma", "stres" veya bazı benzer problemlerle ilişkilendirmeye çalışabilir.

. iştahsızlık, kilo kaybı ve daha fazla veya daha az seks yapma olabilir.

. Depresyona neden olmuş olabilen her hangi bir olayı tanımlayamayabilir.

. Düşünce ve hareketlerde belirli yavaşlama görülebilir.

. Aşırı derecede huzursuz, rahatsız ve endişeli olabilir; belki de geçmişte, uzun zaman önce olmuş bazı önemsiz olaylarla ilgili aşırı suçluluk duyup bunu depresyonla ilişkilendirebilir.

. Halüsinasyonlar veya hayaller görebilir.

Reaktif depresyondaki kişi:

. Küskün, üzgün, depresif ve mutsuz hissedebilir.

. Uyuma güçlüğü çekip, normal zamanında yorgun ve depresif olarak uyanabilir.

. Genellikle akşamlan veya yalnızken en kötü durumda olarak, depresyon derinliğinde çalkantılar yaşayıp gün ilerledikçe daha kötü hissedebilir.

. İlişkili korku ve fobilerle kaygılı ve rahatsız olup, kendine güvensizlik, zayıf özsaygı, aşağılık ve yetersizlik duyguları gibi çeşitli kişilik problemleri olabilir (bkz. Bölüm 11).

. Net olarak düşünmeye, hatırlamaya ve yoğunlaşmaya daha az yeteneği olabilir.

. Seks gücünde çok az ya da hiç kayıp olmayabilir (ilişkili kişilik problemlerin sonucu olan erkek iktidarsızlığının yaygın olabilmesine rağmen).

. İştahsızlık ve kilo kaybı (kaygı özkonforun kaynağı olan yemede artışa neden olsa da).

Bu belirti listelerinden iki rahatsızlığın da açıkça tanımlandığı sonucunu çıkarsanız da, bunların doğru olup olmadığı konusunda yıllardır pek çok tartışma vardır. Belki de bu çelişkiden korunmanın en iyi yolu aşağıdaki görüşü kabullenmektir:

"... basit reaktif depresyonun kesinlikle hafif olduğunu ya da içten büyümeli (örn. depresif hastalık) olanın kesinlikle ciddi olduğunu söylemek, ikisi de çok basit bir kalıp izlemediğinden dolayı mümkün değildir. Hafif reaktif depresyonlar (sıklıkla) tayfın bir ucunda, orta ve karışık düzeydeki depresyonlar ortasında, ve ciddi psikotik depresyonlar da tayfın diğer ucunda yer alırlar. Bu soruna bakmanın uygun bir yoludur ama aşırı basitleştirmedir. Aslında tayfın hafif tarafına yerleştirilmesi gereken, içten büyümeli depresyonun göreceli olarak daha tehlikesiz olduğu durumlar vardır, bu yüzden tamamen reaktif durumlardan oluşmazlar... En önemli şey hastanın depresyonda olduğuna dair teşhisi koymaktır, ve eğer basit dinleme ve açık problemlerle ilgili tavsiyeler yardımcı olmuyorsa, hastanın tam teşhis koyabilecek ve uygun tedavi yapacak yetenekte bir doktora başvurması gerekir" (Watts, 1973).

Depresif hastalığın kendi kendine yardım tedavilerine uymayan bir tıbbi problem olduğu açıklık kazandığına göre, depresif hastalığı olduğunu düşünen kimse doktora görünmelidir.

 

1 .Depresif Hastalık

Bu konuyla ilgili en belirgin soru şudur: Depresif hastalığa ne sebep olur? Bunu cevaplayabilmek için beynin çalışma sisteminden biraz bahsetmemiz gerekir.

Ödül merkezi, ya da duygusal kontrol merkezi, bir faaliyeti tamamladığımızda, beynin memnuniyet ve hoşnutluk duyguları üreten bölümüdür. Bu duygular faaliyeti yinelememiz için teşvik edici bir rol oynar. Ancak bazı durumlarda, ödül merkezi "kapanabilir", ve bu olduğunda kişi kendini kötü ve depresif durumda hisseder. Vücudun bir bölümünün çalışması durduğundan bu fiziksel bir hastalıktır. Ancak neden olur bu?

Aşırı zihinsel ve fiziksel yorgunluk depresif hastalığın yaygın bir nedenidir. Örneğin, işini kurarken yıllarca baskı altında uzun saatlerce çalışan bir işadamı kaygı, endişe, kronik yorgunluk ve sonunda da depresyona girme riskini taşır. Aslında çok az insan sonunda zarar görmeden bu tür özverili bir rolü üstlenebilir.

Beyin ödül merkezinin aktivitelerinin niçin bazen değiştiğine dair başka nedenler de vardır. Örneğin bir ameliyattan sonra depresif hastalığa maruz kalan insanlar narkozun kimyasal hareketine karşı duyarlı bir beyne sahip olabilir.

Ergenlikte, doğum sonrasında ya da menopozda ortaya çıkan depresif hastalık kişinin vücudundaki doğal hormonal değişimlerle ilgili olabilir. Aslında depresyonun en yaygın tiplerinden biri de doğum sonrası depresyondur. Pek çok kadın doğum sonrası en azından kısa bir süre için düşük bir ruh hali içinde olur ama bu yalnızca çok az kadında gelişen ciddi ve sürekli depresyonla karşılaştırıldığında önemsizdir. Ciddi ve sürekli depresyon, ağlayamamakla, çok küçük nedenlerden dolayı bile kontrol edilemeyen ağlamalar veya ruh hali değişimleriyle ve daha önce sıralanan diğer belirtilerle belirlenir.

Sanki ödül merkezi kapanmadan önce alabileceği stres miktarına dair bir sınır varmışçasına kimi zaman depresif hastalık stres nedenli reaktif depresyondan kaynaklanıyor gibi gözükebilir.

Depresif hastalığın tüm vakaları olabildiğince çabuk profesyonel yardım almalıdır.

Reaktif Depresyonu Anlamak

Tüm reaktif depresyonlar strese karşı bir tepkidir. Bu kısımda, stres ve depresyon arasındaki bağa dair bazı önerilerde bulunacağız. Bu sorunu anlamaya çalışırken, bir noktayı kesinlikle aklımızda bulundurmamız gerekir: Depresyonun bu şekli kalıtsal şekilde kontrol edilir. Aslında yaşamda olay ve deneyimlerin bir bileşimi (ne öğrendiğimiz ve bize ne olduğu) depresyona girip girmeyeceğimizi belirler.

Reaktif depresyon iki geniş kategoriye ayrılabilir: otantik depresyon ve manipulatif depresyon. Manipulatif depresyon diğer insanların tutum ve davranışlarını yönlendirmek amacıyla bilinçli veya bilinçaltı psikolojik bir işletmedir, otantik depresyonsa stresli olaylara karşı gerçek bir tepkidir. (Ancak unutmayın ki tüm depresyonlar ondan muzdarip olan insan için gerçektir, ve depresyonda olan bir insana problemle ilgili çok az anlayışı olan biri tarafından bundan kurtulması söylendiğinde, kişi yalnızca kendini daha biçare ve perişan hissedecektir. Çünkü eğer bundan kurtulabilseydi, bunu uzun zaman önce yapmış olurdu. Hatta kişi gizli bir motif nedeniyle bilinçaltında depresyonda olsa bile, eğer sorunla ilgili yapıcı bir şeyler yapabileceğini bilseydi, bu halde olmazdı.)

Otantik Depresyon

Bu kelime, "kişi depresyona yenik düştüğü çok stresli durumlara yakalandığını öne sürmezdi" anlamında kullanılmıştır. Bunun nasıl ve neden olduğunu inceleyelim. Tartışmamız doğal olarak pek çok bölüme ayrılır.

Kayıp Olayları ve Ayrılma

Erkek arkadaşına karşı derin bir aşk besleyen bir kızı düşünün. Eğer erkek arkadaşı ilişkiye son vermeye karar verirse, doğal olarak kız çok üzgün olacak ve farklı şekillerde tepki verecektir. Bir süre için mutsuz olup sonra normal olarak yaşamaya devam edebilir, derin olarak mutsuz olup, yaşamdan veya işinden daha az zevk aldığını farkedebilir, ya da ciddi şekilde depresyona girebilir. Bu örnek "kayıp olaylar" başlığı altında toplanabilen yaşam olaylarının geniş bir bölümünü temsil eder.

Yetişkin yaşamındaki kayıp olayı yaşamımızda değer verdiğimiz bir şeyin kaybolmasını içerir. Kayıp olaylarının tipik örnekleri şunları içerir:

. Eş ölümü

. İlişkinin bitmesi

. Iş, aile, arkadaş, hatta belki de değerli obje kaybı yeni bir yere taşınmak

. Evden ayrılan aile

Daha pek çoğunu düşünebileceğinize hiç kuşku yoktur.

Eğer çocukluğumuzda bu tür olaylara karşı "duyarlılık" kazanmışsak onlara depresyonla tepki vereceğimizi öne süren bir fikir vardır. Bir başka deyişle, çocuklukta duygusal ya da fiziksel bir kayıp depresyona neden oluyorsa, daha sonraki yaşamımızda da benzer durumlar aynı depresif tepkiyi uyandıracaktır. Bu düşünceyi daha açık şekilde kavramak için çocuk özellikli olan olay tiplerini düşünmemiz gerekir. Çocukluk dönemindeki duygusal problemlerin ana nedenlerinden biri çocuk ve ebeveynleri arasındaki bağın kopmasıdır. Çocuğun ebeveynleriyle ilişkisi diğer insanlarla da ilişkiyi kuracak olan ilk ve en önemli etkileşimdir. Aslında çocuk ve annesi arasındaki güçlü ilişki normal olarak doğumdan sonra besleme, dokunma, gülümseme, konuşma vb. yollarla kurulur. Bu bağ kırıldığında (örneğin, hastalık ya da ölüm nedeniyle ayrılma yoluyla), çocuk yaşamındaki sonraki kayıplara kaygı ve depresyonla tepki verecektir.

Tabii ki çocuklar en önemsiz ayrılma ve kayıp olaylarını büyük önem taşır şekilde yorumlama kabiliyetine sahiptirler. Örneğin babası haftalardır uzakta olan bir çocuk ayrılığın babasının onu sevmediği anlamına geldiğini düşünür. Evcil bir hayvan ya da bir oyuncak gibi çok sevilen bir nesnenin kaybı da büyük kayıp hissine neden olabilir.

Çocuk ve ebeveyni arasındaki bağın bozulmasının (tam bir kopmadan çok) yetişkinlikte depresyona katkıda bulunabileceği öne sürülmektedir (Parker, 1978). Parker bu bozulmayı iki geniş kategori dahilinde tanımlamıştır: azbağımlılık ve aşırıbağımlılık.

Azbağımlılık ve Aşırıbağımlılık

Azbağımlık, ebeveynlerin çocuğa yeterli sevgi, şefkat, dikkat ya da övgü vermekte başarısız kaldığını vurgular. Bu durum ebeveynler sürekli depresyondayken ve uzakken gerçekleşebilir. Ya da çocuğa kasten aldırmayıp, onu kötüleyebilir, reddedebilir ya da eleştirebilirler. Ancak neden ne olursa olsun çocuk ona söylenenlerden ya da ailesinin ilgi eksikliğinden çıkardığı sonuca inanmaya başlar: O değersiz, önemsiz, aptal ve yeteneksizdir (Bu uç noktada bir olaydır, ancak azbağımlılığın hafif vakalarında da ciddi olanlarında da aynı prensipler geçerlidir).

Bu türlü bir çocuk yetiştirme düzenine sahip kişilerin kişilik karakteristikleri şunlardır: kendi içine dönme; bağımsızlık azlığı; dünya, yaşam, gelecek ve ilişkileri hakkında sürekli kötümserlik duyma; iddiacı ve tartışmacı davranış eksikliği olma. Bu tür kişiler diğerlerinin düşüncelerine karşı aşırı duyarlıdır. Aynı zamanda özgüvenleri düşüktür ve yaşamla ilgili olumsuz beklentileri vardır. Kişinin yaşamla ve kendiyle ilgili pekçok olumsuz beklentisi olduğunda, bu beklentilerden bazıları kaçınılmaz olarak gerçekleşir. Bu olduğunda kişi kötümserliğinde haklı olduğunu düşünerek, bu tepkiyi doğuran olay gerçekte oldukça önemsiz olsa da, depresyonun derinliklerinde kaybolur. (Tesadüfen, bu prensip kişinin neden bazen nesnel olarak önemsiz olan bir olaya çok duygusal bir tepki verdiğini açıklayabilen yaşamın belirli alanları için de muhtemelen doğrudur. İkisinde de vurgulanan, kişinin bu tür olaylara karşı çocukluğunda hassasiyet kazanmasıdır).

Aşırıbağımlılık ise, tersine, (genellikle) annenin çocuğun yaşamına aşırı ya da alışılmadık müdahalesidir. Bir anne çocuğuyla, pek çok sebep için alışılmadık derecede yakın ilişkiler geliştirebilir. Örneğin çocuk sahibi olmayı şiddetle arzulayıp yaşamının sonraki bir dönemine kadar gebe kalmakta başarısız kalmış ya da kendi çocukluk döneminde sevgiden mahrum kalmış olabilir. Her iki durumda da anne aşırı koruyucu hale gelir ve çocuğundaki normal bağımsızlık duygusunun gelişimini engeller. Bu tür çocukların kendine güvenleri normal düzeyde olabilir, ama bilinçaltında bu güvenin bu ilişkiye bağlı olduğuna inanmaya karşı eğilimi vardır, bu yüzden ayrılık kaygı ve depresyon yaratır. Daha genel bir düzeyde, Parker aşırıbağımlılığın, daha sonraki yaşamlarında diğer insanlara bağımlı insanlar doğurduğunu belirtir. Ve daha önce de açıkladığımız gibi, bir ilişkide başka birine bağımlı olan bir kişi muhtemelen bu ilişki sona erdiğinde depresyona girecektir.

Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi ebeveynsel aşırı korumacılık ve normal mutsuzluk, üzüntü hisleri arasında açık bir bağ vardır. Daha açık olarak bu aşırı korumacı ebeveynlerin çocuğun yaşamın zorluklarıyla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmesini önledikleri anlamına gelir. Aşırıbağımlılık "aşırıbağımlı çocuğun" sıklıkla harici bir özsaygıya sahip olduğu gerçeğiyle daha da komplike hale gelir. Bu şu anlama gelir: Kişi yaptığı faaliyetlere yönelik eleştiri ya da takdiri kendine yönelik bir eleştiri ve övgü olarak değerlendirir, bu tavır kişinin ebeveynleri "seni seviyoruz ama bunu yapmandan hoşlanmıyoruz" yerine "Bunu yaptığında seni sevmiyoruz" şeklinde ifadeler kullanmasıyla gelişir. Bir dereceye kadar hepimiz bu harici özsaygı problemini yaşarız, ancak kişinin faaliyetlerine yönelik eleştirinin kişi olarak kendine yönelik eleştiriyle aynı olmadığını hatırlamamız gerekir.

Bilgili Çaresizlik

Psikologlar insan depresyonunun bilgili bir çaresizlik hali olduğunu öne sürerler. Bu yalın bir fikirdir: Eğer çocuklukta veya yetişkinlikteki hareketleriniz insanları, çevrenizi etkilemiyorsa, başınıza gelenler üzerinde bir kontrolünüz olmadığını düşünmeye başlarsınız. Bu türlü bir düşüncenin depresyon ve umutsuzluk hislerini nasıl üretebildiğini görmek kolaydır. Açıkçası ebeveynlerince kendine aldırış edilmeyen bir çocuğun bu türlü duygular geliştirmesi olasıdır, ve kendine güvenmekte zorlanan bir yetişkinin de aynı sorunu geliştirebileceğini varsayabiliriz. Her durumda, bilgili çaresizlik bir depresyon hissi olup, stresli ortamlarda ortaya çıkan her şeyin kontrolünüzün ötesinde olduğuna yönelik bir inançtır.

Öfkenin Bastırımı

Normal bir çocukluk dönemi çerçevesinde bile, ebeveynlerin çocuklarını yetişkinlik yaşamlarında depresyona maruz kalmaya daha eğilimli hale getirebilecekleri başka yollar da vardır. Örneğin bazı ebeveynler çocuklarının öfkeli ve saldırganlık dolu davranışlar sergilemelerinden dolayı öyle ciddi şekilde sinirlenirler ki çocuğun bilinçli olarak bu saldırma ihtiyacını kabul etmesi ve sergilemesi önlenmiş hale gelir. Bir noktaya kadar, tabii ki çocuklar kendi rahatlarına ve zevklerine düşkün davranışlardan men edilmelidirler. Çünkü aksi takdirde uygun sosyal standartlara uymayabilirler. Ancak bu aşırı noktalara taşınırsa, çocuk tüm öfke ve saldırganlık duygularını bastıran bir yetişkin haline gelecektir. Artık, pekçok psikiyatrist ve psikolog bastırılmış öfkenin depresyon ve kaygının en büyük nedeni olduğuna inanmaktadır. Bunun mantığı, eğer öfkenizi ifade edemezsiniz, kaçınılmaz olarak öfke kendi içinize dönecektir ve daha fazla depresyona neden olacaktır. Öfkelerini ifade etmeye cesaretlendirilen bazı insanlar, depresyonlarının hafiflediğini göreceklerdir; işte aslında mesele budur.

Taklit Yoluyla Öğrenme

Çocuk davranışlarının çoğunu ve duygu, düşünce ve tavırlarının büyük bir oranını ebeveynlerini seyrederek ve onları taklit ederek geliştirir. Bu yüzden çocuk ebeveynlerinin yaşamda her engel ve başarısızlıkta depresyona girdiklerini gördükçe, yetişkin olarak kendisi de stresli olaylara aynı şekilde cevap verecektir.

Öyleyse, genel kural olarak, bireyin çocukluk yaşantılarının daha sonraki yaşamında depresif eğilim göstermesinin de çok önemli bir faktör olduğunu söyleyebiliriz. Bunun anlamı şudur: Bazı insanlar hiç depresyona girmezler, bazıları önemsiz strese depresyonla tepki verir, bazıları ise yalnızca birçok stresli olay yaşadıktan sonra depresyona girerler.

Yetişkinlikte Stresli Olaylar

Çocukluk yaşantısının etkileriyle hiçbir açık bağı olmayan pek çok stres ilişkili depresyon vakası vardır. Kişisel başarının (sıklıkla, ama her zaman değil, kişinin işinde) ardından gelişen depresyon ve mutsuz bir evlilikteki depresyon bunun iki yaygın örneğidir.

Başarının depresyona neden olabilmesi garip gelebilir. Ancak bazen bunun olduğuna dair hiç kuşku yoktur. Bu neden olur? Ulaşmak için çaba ve zaman harcadığınız bazı amaçlar olabilir ve ulaştığınızda da boşluk ve hoşnutsuzluk duygularına kapılabilirsiniz. Bu amaçlarımızın aslında hayalimizdekinden daha az tatmin edici olması anlamına gelir. Kişisel amacı idare müdürlüğü olan ve bu amacına ulaşmış olan bir adamı düşünün. Artık çalışacak ve bekleyecek hiçbir şey olmadığından garip bir şekilde yaşamının "boş" hale geldiğini aniden fark eder. Belki de işine, evinden daha çok önem verdiğinden karısından ve ailesinden soyutlandığını fark eder. Belki de kariyerlerinde ya da terfilerinde onlara yardım edebileceğinden dolayı "arkadaşlar"ı tarafından da kullanıldığını düşünecektir. Hatta belki de evliliğinin bile kişiliğinden çok karısının onun amacına duyduğu takdirin üzerine temellendiğini gözlemler. Özetle, kendini işinde başarılı ama yaşamın diğer alanlarında başarısız olarak gördüğünden depresyona girebilir. Eğer yaşamın bu diğer alanlarının gerçekte ona idare müdürü olmaktan daha fazla şey ifade ettiğini düşünürse durum daha da kötüleşecektir.

Evlilikte diğer ilişkilerden daha fazla stres kaynağı bulunduğundan, evlilikte depresyonun oldukça yaygın olması şaşırtıcı değildir. Örnek verirsek, bazı insanlar eşleri bir ihtiyaçlarını tatmin ettiğinden evlenirler. Bu tür bir evlilik eşler aynı tür ilişkiyi koruyabildikleri müddetçe iyi gider, ama bu tür ilişkiler genelde çok uzun sürmez. Kariyerinin başlangıcında, düşük bir gelirle evi çekip çevirebilecek, tutumlu olup, para biriktirebilecek, çocukları yetiştirebilecek, bir eşe ihtiyaç duyduğundan evlenen bir adam bunun klasik örneğidir. Daha sonra, yüksek düzeyde bir yöneticiliğe yükseldiğinde, mükemmel şekilde ev sahibeliği yapabilecek, iş arkadaşlarının eşleriyle aynı düzeyde sohbet edebilecek ve amaçlarını destekleyebilecek bir eş ister. Eğer karısı bu rolü kabullenemez ya da kabullenmez ise, ortaya çıkabilecek tartışmalar kadını depresyona sokacaktır. Buna ek olarak, adam karısının yeteneği, görünümü ve tavırları ile ilgili kırıcı ifadeler kullanarak onun özsaygısını kasten baltalar, böylece de kadını daha da stresli bir hale sokar. Eğer çift bu şekilde yaşamaya devam ederse durum yalnızca daha da kötüleşecektir.

Bir başka yaygın örnek de kocanın karısından kendisine annesinin baktığı gibi bakmasını istemesidir. Bu olgun olmayan "ebeveyn-çocuk" ilişkisi, hem karı hem de koca tanımlanan rollerine sıkıca yapıştıklarında çok iyi yürür, ama ikisinden biri rolünden uzaklaşmaya başladığında, sorun çıkma ihtimali yüksek değil neredeyse kesindir.

Depresyona neden olabilecek pekçok yaşantı ve olay olduğundan yalnızca bunların en yaygın olanlarını sıralamak mümkündür:

. Kişinin ergenlikte yaşadığı ebeveynlerine bağımlılık ve onlardan bağımsız olma arzusu arasındaki uyuşmazlık

. İşsizlikten doğabilecek mali baskılar ve özsaygı kaybı.

. Utangaçlığın önleyici ve izole edici etkileri.

. Yalnızlık stresi.

. Kişisel amaçları gerçekleştirememe.

. İşinin taleplerini kişinin başa çıkabileceklerini aşması.

. Alışılmış bir çevreden, yabancı bir çevreye taşınma .

. Daha önce sıralanan kayıp olayları, (s.66)

. Duygusal durumunuz için bağımlı olduğunuz kişinin sizi terk etmesi.

. Seksüel tatmin sağlayamama ve diğer seksüel kaygılar .

. Hastalık dönemleri.

. Doğum sonrası anne romantik duygularının, besleme, giydirme, çocuğun giysilerini değiştirme ve uykusuz geceler yüzünden bozulması sonucu oluşan mutsuz ev ortamı (bakınız aşağıya).

Depresyon Yaratıcı Çevre

Yukarıda belirttiğimiz, insan ilişkilerinden doğan stres, depresyonun ana nedeni olabilir. Depresyon yaratıcı çevre binlerce fiili ve fiili olmayan günlük değişimler... vb. bunlara karşı açık olan bireyi özsaygı kaybına, suçluluk, açıklanamayan öfke, anlaşılamama duygusuna itecektir (Flach, 1975). Ailenin bazı üyelerinin diğerlerini nasıl depresyona sokabilecekleriyle ilgili bazı örnekler:

Ailenin bir ya da birçok üyesi kontrolü elinde bulundururken, kişinin bağımsızlığını bulmasını önleyerek.

Ayrılık kaygısını teşvik ederek; bu, daha bağımlı olan üyeyi duygusal desteği olmadan yaşamasının mümkün olmayacağına ikna ederek bağımlılığı teşvik etmek yoluyla yapılır.

"Bu tür bir insan olmana rağmen, seni seviyorum" gibi özsaygıyı baltalayıp, aynı zamanda meşru olan kendini savunma mekanizmasını tıkayan çelişik duygulu mesajlar vererek.

Gerçekleri gözardı ederek, diğer kişinin kendini sorumlu hissetmesine sebep olarak, diğer insanın sürekli kendini suçlu hissetmesini sağlayarak.

Alımlamaları daha doğru olsa bile, kendine güveni daha az olan kişiyi bunlardan dolayı şüpheye düşürerek, niyetleri ve amaçları yanlış yorumlayarak.

Kıskançlık ve hasetlikten kaynaklanan rekabetle aile ilişkilerini bozarak.

Esprili, eğlenceli ve doğal aile ortamı yaratma çabasını engelleyen monoton, uyarıcı olmayan bir çevre yaratarak.

Duyguların açık gösterimine ve öfkenin sağlıklı tepkilerine izin vermeyerek.

Diğerlerini umutsuz, suçlu ve sürecin içinde karmaşık hale getirecek şekilde, öfkeyi dolaylı yoldan ifade edip kronik depresyon durumunu kullanarak.

Açık ve doğrudan iletişim yolunu tıkayarak

Depresyon ve Kaygı

Depresyon ve kaygı sıklıkla birlikte ortaya çıkarlar, Strese muhtemel tepkiler, terazinin iki uç noktasındaki tepkiler olarak düşünülebileceklerinden bu şaşırtıcı değildir. Depresyon şimdiki koşulların ya da geçmişteki olayların neden olduğu stresin doğrudan sonucuyken; kaygı gelecekte olabileceklerle ilgili bir korku şeklidir.

Sıklıkla, kaygı serbestçe yüzer, başka deyişle belirli bir şey üzerine odaklanmaz. Buna rağmen, her çeşit yaygın probleme odaklanabilir: mali güçlükler, sağlık problemleri, dünyanın durumu, sokaklardaki suç oranı liste sonsuzdur. Bu tür mantıksız endişeler büyük kaygı yaratır, bu yüzden de depresyonda olan insan halihazırda var olan korkunç depresyon yükünün kendine çok gerçekmiş gibi gelen her çeşit problemle birlikte daha da büyüdüğünü görecektir.

Kaygı depresyonu daha da kötü kılar. Bazen o kadar derindir ki depresyonu gizler. Kaygıya 7. Bölümde daha detaylı olarak değineceğimizden, burada tartışmanın gereği yoktur. Ama kaygı ve depresyon hisleri için tedavileri birleştirebileceğinizi unutmayın.

Daha Fazla Stresin Kaynağı Olarak Depresyon

Depresyon stresten doğabileceği gibi, daha fazla stres kaynağı olarak da rol oynayabilir. Böylece de gerginlik, kaygı, rahatsızlık, suçluluk ve psikosomatik hastalıklar üretir. Bazen bu problemler depresyonun kendini gizler. Bu tür durumlarda, depresyon için yararlı bir rehber, baskın yetersizlik, aşağılık, düşük özgüven ve güvensizlik duygularıdır.

Depresyon ve Çevrenizdeki İnsanlar

Bu ifadelerden herhangi birini duymayıp da depresyonda olan çok az insan vardır:

. "Kendini toparla".

. "Neyin var".

. "Neden böyle gözüküyorsun".

. "Bizim için neşeli olmak zorundasın".

. "Depresyona girecek hiçbir nedenin yok".

. "Bununla savaşmak ve teslim olmamalısın".

Bu tür ifadeler inciticidir. Hastanın adaletsizlik duygusu arttığından veya "insanları kırdığı için" kendini suçlu hissettiğinden, genellikle depresyonu daha da derinleştirir. Depresyonda olan bir insana karşı ne yapılacağını aile ve arkadaşları da bilmediklerinden, bu tür ifadeler genellikle çaresizlik ve bilgisizlikten dolayı kullanılmaktadır. Yararlı olabilen bazı kitaplar sayfa 139'da ki okuma listesinde bulunacaktır.

Manipülatif Depresyon

Manipülatif depresyon strese karşı otantik bir tepki değildir ama bir başka insanın özel davranış ya da tutumunu meydana çıkarmak için düzenlenen bilinçli ya da bilinçaltı davranış kalıbıdır. Ama bu, bu türlü bir davranışı sergileyen kişinin depresyonda olmayı kasten seçmiş olduğu anlamına gelmez. Bu tür davranış sıklıkla, kişi çocukluk döneminde ebeveynlerinden ilgi toplamak için küskün ve depresif davranmayı yeterli görüyorsa ortaya çıkar. Daha sonraki yaşamında kişi aynı davranış kalıbını sergileyebilir. Bu tür öğrenme süreci bilinçaltında belirlenir, bu yüzden kişi muhtemelen ne yaptığının farkında değildir. Örneğin annesini sürekli ve başarılı bir şekilde "ruh değişimleri", "depresyonlar" yoluyla babasını idare ederek izleyen kişinin daha sonraki yaşamında benzer davranış kalıbını sergileme ihtimali yüksektir.

Bir kez daha erkek arkadaşının ilişkilerini sona erdirdiği genç kız olayını düşünelim. Depresyon ve küskünlük çocukluk davranış kalıbını yeniden sergiler. Ancak otantik depresyon ve bunun arasındaki şaşırtıcı fark, elde ettiği şefkatin gerçekte depresyon için bir "ödül" olmasıdır. Örneğin yaşlı bir kadın depresif davranışı, halen kendisiyle yaşayan yetişkin oğlunu ve kızını idare etmekte kullanır. Bu durumun istikrarını herhangi bir şey tehdit ettiğinde, yaşlı kadın açıklanamaz ve esrarlı bir şekilde hastalık belirtileri gösterir: Doktor kadının kızını tatile çıkmaya ikna eder yıllardır ilk kez tatilin yarısında, yaşlı kadın hastalanır ve oğluna polisten kızını eve getirtmesi için talimat verir. Ölünceye kadar bu hep böyle devam eder. Bu tür vakaların çoğunda, bu davranış depresif bir davranıştır ve dulun yaşamında korkunç bir uçurum bırakan kocanın ölümüyle başlar. Hastalık dikkat çekmek için kullanılan açık bir stratejidir.

Bu türlü depresyonun tedavisi kolay değildir. İlk önce kişinin bu şekilde davranmasını sağlayan bilinçaltı özzararlı davranışın üstesinden gelmek gerekir. Hipnoz altında tedavi grubundan bir kadına soruldu: "Kocanızın şefkatini elde edebilmek için hastalığınıza ne oranda ihtiyacınız var?" Kadın hiç düşünmeden "yaklaşık % 90" diye cevap verdi. Daha sonra bunu inkar için telefon ederek, "Neden bunu söylediğimi bilmiyorum" dedi terapistine, Bu doğru değil." Bu kişi söylememize gerek yoktur ki, depresyondan kurtulamadı.

Stres Nedenli Depresyonla İlgili Ne Yapabilirsiniz?

Self hipnoz tekniklerinden biri ya da diğeriyle depresyonu tedavinin yanında, ona birinci dereceden neden olan stresi azaltmaya çalışmalısınız. Bölüm 1 ve 2'de tanımladığımız gibi inançlarınızı ve tavırlarınızı değiştirme süreciyle bunu yapabilirsiniz, ama bu sıklıkla yavaş ve uzun bir iştir, bu yüzden de stresli durumlarla uğraşırken, profesyonel danışmanlardan ve öğüt merkezlerinden yardım almak isteyebilirsiniz. Ama eğer doktor tarafından rehberlik etkimiyorsanız, fiziksel, seksüel ve duygusal problemlerinizde yardım için seçeceğiniz insanlar konusunda dikkatli olmalısınız. Mesleki rehberlik ve diğer yaşamsal problemlerinizde yardım için seçeceğiniz insanlar konusunda dikkatli olmalısınız. Mesleki rehberlik ve diğer yaşamsal problemlerinizde öğüt arıyorsanız, ayırt etmek de önemelidir. Müracaat ettiğiniz ajansın ya da kişinin yerleşmiş bir organizasyon üyesi olduğundan ve müracaat edilen kişinin de problemde gerçekten deneyim sahibi olduğundan emin olun.

Self-hipnoz:

Eğer ses kayıt tekniğini kullanıyorsanız, endüksiyon sürecinin normal 1. basamağını ve geri dönme prosedürü olarak da standart 3. basamağı kullanın. 2. basamak olan tedavi basamağı için öneriler şunları içerir:

Depresyon için tedavi, aşağıdaki gibidir:

Depresyonun seni daha da az sıklıkla rahatsız ediyor, artık tüm zaman boyunca depresyonun daha az ciddi olacak ve çok yakında tamamen kaybolacak. Seni rahatsız eden depresyon duyguları daha az sıklıkla ortaya çıkıyor. Daha rahatlamış ve neşeli bir hale geliyorsun: Her yeni gün size kendi duygularınızda ve yaşama bakışınızda bir ilerleme getiriyor. Depresyona stres neden olur, rahatlamayı ve stresle mücadeleyi öğrendiğinden, depresyon hisleri seni daha az rahatsız edecektir. Bu tedavi beyin ve vücudunuz için bütün bir rahatlama sağlar, böylece de stres ve gerginlik duyguları daha fazla kaybolacaktır. Daha sakin ve rahatlamış hale geliyorsun. Ve daha sakin ve rahatlamış olduğundan, yaşamdan aldığın zevk de artacaktır. İnsanlarla ilişki yeteneğin de gelişecektir. Bunun nedeni depresyon hislerinin seni daha da az sıklıkla ve daha da az ciddi şekilde rahatsız etmesidir.

 

Kaynaklar

Flach, F.        (1975). Depresyonun Gizli Gücü, s.1389. Angus ve Robertson, Londra.

Parker.G.      (1978) Depresyonun Bağlan. Angus ve Robertson, Londra.

Vatts. C.A.H. (1973) Depresyon: Mavi Veba, s.301. Priory Press, Londra.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült