Depresyonla Yaşamak

Ertuğrul Köroğlu


Klinik depresyonu olanlar depresyonla yaşamanın öyle hiç de kolay bir şey olmadığını çok iyi bilirler. Yataktan kalkmak gibi basit şeylerin bile büyük bir çaba gerektirdiğini bilerek her gün, güne yeniden başlamak büyük bir yürekliliği gerektiriyor gibidir. Ancak buna karşın, her şeyin bir biçimde, bir yolla düzeleceğine inanan çok sayıda insan savaşımını sürdürür.

Gerçekten de umutlanmak için birçok neden vardır. İyileşme, kuraldışı bir durum değil, çok büyük bir olasılıkla beklenen bir durumdur. Tedavi uygulanmayınca klinik depresyonun belirtileri hemen her zaman daha da ağırlaşır. Tedavi uygulanmadan kendi hallerine bırakılmış depresyondaki kişiler daha da kötüleşmiş belirtilerin karmaşası içinde kendilerine çıkacak bir yol bulamayacaklarmış gibi hissederler. Azınlıkta kalan bir kesim hasta kendiliğinden düzelebilirse de bunun kimin için geçerli olacağını öngörmenin bir yolu yoktur. Kendi başına iyi olup olmayacağını anlamak için beklemek aylar, hatta yıllar alabilir. Hemen herkesin, iyileştirmek üzere tedaviye alınması gerekir.

Uygulanan iyi bir tedavi ile bile yaşam hemen olağanlaşmaz. İyileşme zaman alacaktır. İyileşme sürecinin çok değişik yolları vardır ve bazen iyi bir sonuç alınabilmesi için tedavinin değiştirilmesi ya da ek birtakım tedavi yöntemlerine başvurulması gerekebilir.

Depresyonun İyileşme Evreleri

Tedaviye başlanmasıyla, kendini daha iyi hissetme arasında kalan dönemle ilgili olarak en zor olan şeylerden biri sabır göstermektir. Diğer birçok tıbbi hastalık için olduğu gibi depresyon belirtileri de bir gecede düzelmez. Psikoterapi ve antidepresanlar, belirtileri saatler içinde ortadan kaldıran ve günler içinde de tam iyileşme sağlayan antibiyotikler gibi değildirler. Klinik depresyonda olan çoğu kişi ilk birkaç haftada kendini daha iyi hissetmeye başlar, ancak belirgin bir gelişme sağlanabilmesi bazen bir aydan daha uzun bir süreyi alabilir. Tam iyileşme sağlanabilmesi, tümüyle belirtilerden arınma, daha uzun bir zamanı alabilir. İyileşme süresi, değişik evrelerden geçen birkaç aylık bir süreçtir.

İyileşme süreci dört evreden oluşur: Tedaviye başlama, yanıt alınması, belirtilerin yatışması ve iyileşme. Her evrede geçen zaman büyük ölçüde değişkendir; çünkü bu, belirtilerin ağırlığına ve uygulanan tedaviye alman yanıtın niteliğine bağlıdır.

Bu evreler hakkında bilgi sahibi olmak gelişmeyi izlemeye ve ölçüp değerlendirmeye yardımcı olur. Tedavinin erken evrelerinde belirtilerin her hafta yeniden gözden geçirilmesinde büyük yarar vardır. İlk aydan sonra, iki haftada bir değerlendirmek yeterli olur. Birkaç ay geçtikten sonra da ayda bir değerlendirmeye geçilebilir, iyileşme sürecinin tam değerlendirilebilmesi için 612 aylık bir izleme gerek vardır.

Evre 1: Tedaviye başlama

İyileşmenin ilk evresi, kişinin tedaviye alındığı gün başlar. Tedavi yaklaşımı olarak psikoterapi seçilmişse ilk oturumla birlikte başlar. İlaçlar tedavi yöntemi olarak seçilmişse ilk dozun alınmasıyla birlikte başlar. Elektrokonvülsif tedavi ("şok” tedavisi) seçilmişse ilk işlemin uygulanmasıyla birlikte başlar.

Tedaviye başlanmasıyla kısmen bir düzelmenin gözlendiği dönem birkaç haftayı alabilir. Bazı kişilerde iki hafta içinde bazı düzelme belirtileri görülebilirse de çoğu kişinin kendisini belirgin ölçüde daha iyi hissetmeye başlaması bir ayı alır. Uyku, iştah ve yorgunluk gibi bedensel belirtiler genelde ilk düzelen belirtiler olur. Üzüntü ve karamsarlığın düzelmesi daha uzun bir zaman alır.

Klinik depresyonda iyileşmek için geçen zaman süreleri, kırılan bir kemiğin iyileşmesi için geçen zaman sürelerine benzer. Komplikasyonsuz bir kırık yaklaşık altı haftada düzelir. İlk evre yaklaşık altı hafta sürer, ancak on iki haftaya dek de uzayabilir. Bu benzerlik, genelde depresyon tedavisinin nasıl bir işlev gördüğü ile de ilişkilendirilebilir. Alçıya almak kırık kemiğin yerinden oynamazlığını sağlar ve onu korur, dolayısıyla iyileşmesine olanak sağlar. Psikoterapi ve ilaçlar da benzer bir biçimde çalışır. Her ikisi de depresyonu durağanlaştırır ve iyileşme sürecini başlatır.

Psikoterapide olanlar için bu dönem, belirtilerin ortaya çıkmasına yol açan yaşam koşullarıyla ve ilişkilerle başetmek için yeni yöntemler öğrenme dönemidir. Bu dönem yalnızca neyin incittiğini değil, nelerin yardımcı olacağını da öğrenme dönemidir. Ev ödevlerini yapmak ve terapistin önerilerine uymak gerekir.

İlaç başlanan kişiler için bu dönem hangi ilaç ya da ilaçların, hangi dozda ya da dozlarda kullanılacağına karar verilecek olan bir dönemdir. Başlangıçta başlanan ilaç ve doz daha sonra da aynı biçimde sürdürülecek demek değildir. Başlanan ilaca gösterilen duyarlılık ve ortaya çıkan yan etkiler, tedavi yönteminde değişiklik yapılıp yapılmayacağının belirleyicileridir. Bu dönem, bütün önemli konuların ele alındığı bir dönemdir.

Bu evrenin sonlarına doğru depresyonun şiddeti azalmaya başlar. Depresyon belirtilerinin birçoğu hala bulunursa da yoğunluklarında büyük bir azalma olmuştur. Depresyon belirtileri yavaş yavaş çözüleceği için, genellikle söz konusu belirtilerin düzeldiğini söyleyen son kişi, depresyondaki kişinin kendisi olur. Genelde, düzeldiği yorumunu yapan ilk kişiler depresyondaki kişinin ailesi ve arkadaşları olurlar. Her hafta bir parça daha düzelme olur. Altıncı haftanın sonuna gelindiğinde hala hiçbir düzelme olmamışsa ya da tersine daha da bozulma olmuşsa kişi yeniden değerlendirilecek ve büyük bir olasılıkla tedavi girişiminde bir değişikliğe gidilecektir.

Herhangi bir hastalığı olan bütün insanlar için "doktorun tam söylediği gibi" bir tedavi yöntemini sürdürmek zor olabilir. Antibiyotik kullananlar, antibiyotiklere direnç gelişebileceğinden ötürü sakıncalı olmasına karşın, kendilerini daha iyi hissettiklerinde ilaçlarını kesme eğilimi gösterirler. Antibiyotikler için olduğu gibi antidepresanları da tedavinin ortasında kesmek belirtilerin depreşmesine, sorunların geriye tepmesine yol açabilir.

Evre 2: Tedaviye yanıt alınması

Tedavi yöntemi oturduğunda iyileşme sürecinin ikinci evresine girilmiş olunur. Psikoterapi ve/ya da ilaç tedavisi artık yerleşmiştir, artık yeniden yapılandırmaya pek gerek kalmaz. Hemen bütün depresyon belirtilerinde gözle görülür bir gelişme sağlanmıştır. Geriye kalan belirtiler tedavinin başlandığı aşamaya göre çok daha hafif olur.

Kişinin zevk alarak yaptığı etkinlikler ve toplumsal etkinlikleri kendisine yeniden ilgi çekici gelmeye başlar. Kötümserlik düzeyi azalır. Evde ya da işyerinde daha az zorlanır ve yaptığı işler daha az bir çabayı gerektiriyor gibidir. Bazı kişilerde hala hüzün dolu günler olabilir, ancak iyiye dönüş hızlı olur. Üzünç ya da çökkünlük yaşanan dönemler birkaç günü ya da haftayı geçmez. Depresyonun kişinin üzerindeki gölgesi giderek kalkmaktadır.

Depresyondaki kişiler bu evreye ulaştıklarında büyük bir rahatlama içine girerler. Bu yüzden, depresyondaki bazı kişiler bu aşamada yeni birtakım zor girişimlerde bulunmaya kalkarlar. Burada yanlış olan kendilerini daha iyi hissetmelerini, her şeyin olağana döndüğü biçimde yorumlamalarıdır. Bu ciddi bir yanlış anlamadır. Üstlenilen ek işlerin getirdiği yük ve zorlanma, alınan yoldan gerisingeriye gidilmesine yol açabilir. Burada da kınlan kemik örneği yeniden verilebilir. Depresyon tam düzelmeden başedilmesi zor birtakım sorumluluklar almak ya da görevler üstlenmek, kırık bir bacak kemiği tam iyileşmeden koşmaya kalkmaya benzer. Bu durum kişinin yeniden yaralanmasına yol açabilir. Bunlar, rahatsızlık sürecinin uzamasına yol açan durumlardır.

Bu evrede geçirilen zaman, belirtilerin çözülmesi için ne denli zaman geçtiği ile ilintilidir. Genellikle üç aylık bir tedavi süresi geçtikten sonra çoğu belirtilerde belirgin bir düzelme olur. Bu evrenin sonunda, olsa bile, az sayıda belirti varlığını sürdürür.

Evre 3: Belirtilerin yatışması

Bu evrede, hepsi olmasa bile depresyon belirtilerinin çoğu azalır ya da ortadan kalkar. Bu evreye, iyileşmenin sürdürüm evresi adı da verilir. Bu, depresyondaki kişilerin iyilik durumlarını sürdürebilmeleri için hala tedaviye gereksindikleri anlamına gelir. Klinik depresyondaki kişiler bu aşamada artık depresyondaymış gibi görünmezler. Neredeyse olağan düzeylerinde bir işlevsellikleri vardır.

Depresyona eşlik eden bedensel ağrılar ve sızılar azalmıştır. Ayrıntılar üzerinde yoğunlaşma ve odaklanma becerisi yeniden kazanılmıştır. Daha önceden kitap okumaktan zevk alanlar bu evrede yeni bir kitap okumaya başlarlar. Aynı şey geçmişte zevk alınan diğer etkinlikler için de geçerlidir.

Bilişsel-davranışçı psikoterapiye katılanlar, tedavi sürecinde kazandıkları becerileri uygulamayı sürdürmek durumundadırlar. Bu ilkeleri ve yöntemleri sürekli uygulayan kişiler genellikle daha büyük bir gelişme gösterirler.

İlaç tedavisi görenler antidepresan ilaçlarını sürdürmeli ve düzenli olarak doktorlarına gitmelidirler. Bu dönem, özellikle ilacı bırakma eğiliminin gösterildiği bir dönemdir, çünkü insanlar kendilerini çok daha iyi hissetmektedirler. Böyle bir yaklaşım son derecede tehlikelidir, sadece belirtilerin geriye gelmesine neden olmaz, aynı zamanda çok daha kötü olmaya da yol açabilir. İlaçları sürdürürken doktor tarafından yakından izlenmek, bu aşamada da tedavi sürecinin "olmazsa olmazlarıdır.

Tam bir düzelme sağlandıktan sonra, tam bir iyileşme olduğundan emin olabilmek için birkaç ay süreyle daha ilaçları sürdürmek gerekir. Belirtilerin yatışması iyileşme sürecinin tamamlandığı anlamına gelmez.

Evre 4: İyileşme ve tedavinin sonlandırılması

Bu evre, klinik depresyonun gözle görülür bulguları olmadığı aşamada sürdürülen bir tedavi sürecidir. Bu süre 4-9 ay arasında değişir. Bu sürede kişilerde genelde herhangi bir belirti görülmez, iş ve ev yaşamlarında çok zorlanmadan olayların üstesinden gelebilirler. Bu her şeyin artık "mükemmel" olduğu anlamına gelmez. Kişi, günlük yaşamın akışı sırasında birtakım iniş çıkışlar yaşayabilir. Ancak bu aşamada, çok daralmadan olaylarla başa çıkabilirler. Bu aşama artık tedavinin sonlandırılma zamanının geldiğinin düşünüldüğü bir aşamadır.

Tedavi sırasında belirtilerin geriye gelmesi, hastalığın depreşmesi

Tedavi sırasında depresyon belirtilerinin yeniden yüzeye çıktığı zamanlar olabilir. Depresyon tedavisi görenlerin % 10-20’sinin böyle bir yaşantısı olur. İyileşme sürecinin herhangi bir aşamasında bu durum ortaya çıkabilir. Çoğu kişi için bu dönemler çok kısa sürer, çok ağır değildir ve herhangi bir klinik girişimde bulunmayı gerektirmez. Ancak bu belirtiler süregiderse, daha da kötüleşir ya da ağırlaşırsa, tedavi yönteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Süregiden belirtiler, uygulanan tedavi yönteminin yetersiz olduğunun, diğer bir deyişle tedaviye yeterince yanıt alınamadığının göstergesidir.

İyileşme sağlanması sıra dışı değil, beklenen bir durumdur. İnsanların uzun süreli, sürekli tedavi edilmesini gerektiren durumlar da vardır. Çok az sayıdaki kişide ne zaman tedavi sonlandırılacak olsa birtakım belirtilerin geriye geldiği görülür. Bu kişilerde tedavinin daha uzun sürelerle sürdürülmesi gerekir.

İyileşmenin beklendiği sırada rahatsızlığın depreştiğini (rölaps) tanımak önemlidir, çünkü rahatsızlığın ortaya çıktığının erken tanınması ile daha da ağırlaşmasının önüne geçilebilir. Belirtileri büyük bir olasılıkla başlangıçtakilerle özdeş olacaktır. Uyku, iştah, içsel güç düzeyi ve duygusal durumdaki çökkünlük geriye gelir. Belirtiler yavaş ya da hızlı bir başlangıç gösterebilir. Bu kişiye göre değişen bir durumdur.

Bundan daha az sıklıkla karşı karşıya gelinen diğer bir durum, antidepresan tedaviye başlandıktan sonra "mani" olarak adlandırılan bir belirtiler kümesinin gelişmesidir. "Mani", insanların gergin, sinirli ya da huzursuz oldukları duygusal bir durumdur ve tedavi görmekte olan kişiler böyle bir duruma hızlı bir geçiş yapabilirler. Daha hızlı konuşmaya başlarlar, düşünceleri sanki kafalarının içinde yanşıyor gibidir. Daha az uyku uyumaya başlarlar, ancak kendilerini hiç yorgun hissetmezler. Bu tür belirtilerin ortaya çıkması, çok büyük bir olasılıkla, manik depresyon ya da iki uçlu bozukluk olarak adlandırılan altta yatan bir hastalığın varlığının göstergesidir. İki uçlu bozukluğun da, başarılı sonuçlar alınan, kendine özgü tedavi yöntemleri vardır, ancak bunun için kullanılan ilaçlar klinik depresyonun tedavisi için kullanılan ilaçlardan değişiktir.

Aile Bireyleriyle ve Arkadaşlarla Konuşmak

Herkesin, aile bireylerine ve arkadaşlarına bile özel yaşamını gizleme hakkı vardır. Onlara bir açıklama yapmanın vereceği rahatsızlıkla onların yardımına gereksinme arasında doğru bir seçim yapılmalıdır. Her gün birarada yaşanan kişiler zaten birşeylerin yolunda gitmediğinin ayrımındadırlar. Çevresindeki kişiler, başlangıçta rahatsızlık çeken kişinin duygusal durumunu ve işlevsellik düzeyini ondan daha iyi anlarlar. Böyle bir rahatsızlığı çekenlerin yakınındakiler de böyle bir durumdan ileri derecede etkilenebilirler. Depresyonu olan kişilerin eşleri ya da özel bir ilişkilerinin olduğu arkadaşları, neredeyse bu kişilerin yaşadığı denli yoğun birtakım duygular yaşayabilirler, benzer birtakım yaşantıları olabilir. Sevdikleri kişiye baktıklarında, onun duygu, düşünce ve davranışlarını izlediklerinde benzeri bir acıyı içlerinde yaşayabilirler. Bunun yanı sıra doktor randevularını izlemek, ilaçların adlarını ve dozlarını bilmek, belirtilerin dökümünü yapmak ve tedavi seçenekleri konusunda doktoruyla yapılan tartışmalara katılmak gibi sorumlulukları olabilir.

Böyle olmasına karşın, kişinin kendisini mutsuz duyumsadığı zaman ya da yaşadığı korkulardan ötürü çevresindekileri rahatsız edeceğinden çekindiği zaman sevdikleriyle konuşması çok kolay olmayacaktır. Kişinin böyle bir zorluğu olursa durumunu eşine açıklaması için doktorundan yardım isteyebilir. Doktor her iki kişiyi birlikte görerek kaygılanılan konular üzerinde durabilir.

Orta-ağır derecede belirtileri olan depresyondaki kişiler, söz konusu belirtiler yaşamdaki işlevselliklerini artık bozmayana dek yakınlarından yardım görmelidirler. Kaygılarını bir yakınıyla paylaşmak, gereksindikleri desteği nasıl sağlayacaklarını öğrenmelerine yardımcı olur.

Konuyu çocuklarla konuşmak da büyük önem taşır. Çocuklar anababalarının duygusal durumlarına ileri derecede duyarlıdırlar. Sorunun niteliğini tam olarak anlayamasalar bile bir şeylerin yolunda gitmediğinin ayrımındadırlar. Çocuklar, çoğu zaman, anababalarında gördükleri davranış değişikliklerinin kendi kabahatleri olduğunu sanırlar. Anababaları ister sinirli olsun, ister üzüntülü olsun, isterse içine kapansın, bu varsayımları geçerlidir. Anababalarının çektikleri acıdan ötürü onların bir suçunun olmadığı konusunda çocuklara güven verilmelidir, korkuları giderilmelidir.

Çocuklara neyin söylenmesi gerektiği kararı, çocuğun yaşına ve duygusal olgunluk düzeyine göre verilmelidir. Çok küçük çocuklara uzun ve ayrıntılı açıklamalar yapmanın bir yaran yoktur. Yoksa böyle bir rahatsızlığın ne olduğunu kavrayamayacaklar ve şaşkınlığa düşeceklerdir. İnsanların kendilerini iyi hissetmedikleri ve acı çektikleri günlerin olabileceğini anlayabilirler. İnsanların doktora gitmek ve ilaç kullanmak zorunda kalabileceklerini de anlayabilirler. Günlük dilin sıradan sözcükleriyle yapılan yalın açıklamalar en iyisidir.

Daha büyük çocuklar ve ergenler daha karmaşık kavramları anlayabilirler. Büyük bir olasılıkla, televizyon, kitap ve dergilerden ya da kendi deneyimlerinden söz konusu rahatsızlığı tanıma olanağını bulmuşlardır. Depresyon hakkında konuşmak ve doğru bilgiler vermek şaşkınlıklarını gidermeye büyük ölçüde yardımcı olur. Tam bir iyileşmenin olacağını vurgulamak korkularından uzaklaşmalarını sağlar. Her yaştaki çocuklar güven verilmesine gereksinirler.

Yaşları ne olursa olsun çocuklarla konuşmayı ve etkileşmeyi sürdürmek çok önemlidir. Anababası depresyon giren, anababası duygusal olarak içine kapanan birçok çocuk reddedilmişlik, dışlanmışlık duyguları yaşar. Onların "dışlanması", istenmedikleri ya da sevilmedikleri duyguları yaratır.

Çocuklar ve ergenler bir üzüntü yaşadıklarında evde ya da okulda kendilerini zora sokacak birtakım davranışlar sergilemeye başlarlar. Çektikleri sıkıntı sonucu başvurdukları iletişim biçimleri genelde böyle olur. Bu durum da depresyonda olan anne ya da babalara ek bir yük getirir. Depresyonda olan anne ya da baba anababalık sorumluluğunu tek başına taşıyorduysa bu özellikle büyük bir sorun durumuna gelebilir. Depresyondaki anababalar çocuklarının rahatsızlıklarına gösterdikleri tepkiden aşırı bunalırlarsa doktorlarından ayrı bir aile oturumu yapılmasını isteyebilirler.

Bazen anababadan biri depresyona girince çocuk da depresyona girer. Depresyondaki anababalar, çocukları da depresyona girince bunu göremeyebilirler. En küçük bir kuşkunun doğduğu durumlarda en iyisi bir yakınından yardım istemektir. Çocuğun da değerlendirilmesi ve tedaviye alınması gerekebilir.

Depresyonun Yinelediği Tanısının Konması

Bazen, depresyonun hiçbir belirtisi olmaksızın yaşanan yıllardan sonra ikinci bir depresyon dönemine girilebilir. Bir kez depresyon geçirmiş olan kişilerin yaklaşık yarısı ikinci bir depresyon dönemi daha geçirecektir. Geçirilen her yeni depresyon dönemi daha sonra bir depresyon dönemi daha geçirme olasılığını artırır. Üç depresyon dönemi geçirenlerin yaklaşık yüzde doksanı dördüncü bir depresyon dönemi daha geçirecektir denebilir. Ancak olayın iyi yanı, geçirilen her yeni dönemde tedavinin etkinliğinde bir azalma olmamasıdır. Çoğu zaman, ilk depresyon döneminin tedavisinde yararlı olmuş ilaç ya da ilaçlar kümesi aynı rahatsızlığın daha sonraki dönemlerinde de eşit derecede etkili olacaktır. Yine burada da iyileşme sağlanacağı kuraldışı bir durum değil, bir kuraldır.

Depresyon yinelediğinde üzerinde durulması gereken başlıca konu depresyonun hangi süreyle tedavi edileceğidir. Antidepresan tedavinin uzun sürdürülmesini gerektiren özel birtakım koşullar vardır. Bu koşullar varsa birkaç yıl, hatta yıllarca tedavinin sürdürülmesi gerekebilir. Tedavinin süresi büyük ölçüde önceki depresyonların şiddetine ve sıklığına bağlı olacaktır. Genellikle üç ya da üçten fazla depresyon dönemi geçirmiş olan kişilerde uzun süreli tedavinin gerekliliği gündeme gelir. En az iki depresyon dönemi geçirmiş olan kişilerde aşağıdaki koşullardan biri daha gerçekleşmişse yine uzun süreli tedavi gereği ortaya çıkar: Beş yıllık bir süre içinde iki depresyon dönemi geçirmiş olma, yineleyen depresyon dönemleri olduğuna ilişkin aile öyküsü, ilk depresyon dönemini yirmi yaşından önce geçirmiş olma, her iki döneminde de intihar düşüncelerinin olmuş olması ve başarıyla uygulanan tedaviden sonraki on iki ay içinde rahatsızlığın depreşmiş olması. Süreğen depresyonu (distimi) ve majör depresyonu birarada geçiren kişiler de uzun süreli tedaviye gereksinirler. Uzun süreli tedavinin başlıca amacı depresyonun yinelemesini önlemektir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült