Çocukluğun Psikanalitik Psikolojisi Ve Kaynakları

Anna Freud


Psikanalizin ilk günlerinden beri, "histeriklerin büyük ölçüde, anılarından ötürü acı çektikleri" (Breuer ve Freud, 1893) görüşü analitik araştırmaların her yönü için belirleyici olmuştur. Analizin bir olguyu, daha önce olup bitmiş ruhsal olay ve süreçlere geri dönmekten başka bir yöntemle açıklayamayacağı anlaşılınca, analitik terapinin ağırlığı, hastanın bugününden geçmişine ve yetişkinin sorunlarından yaşamın ilk yıllarına kaymıştır. Böylece olgun dürtü yaşamının anlaşılmasına koşut olarak bu dürtülerin daha eriten dönemlerinin görüntüleri, yani çocuksu cinsellik aşamalarının ve ben ile dürtüler arasındaki ilk çatışmaların sergilediği manzara yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Psikanalitik nevroz kuramının geri planında ve onunla eşzamanlı olarak çocuk cinselliği kuramı vardır, çocuk cinselliği kuramının yanında ise, çocukluk psikanalizine ve psikopatolojisine ilişkin ilk taslaklar bulunmaktadır.

Psikanalitik hareketin başlangıcında bu bilgi, pratik değerlendirmeden henüz çok uzaktı. Analiz o sırada tamamen başka işlerle uğraşıyordu. Terapi tekniğinde hipnoz ve telkinden serbest çağrışıma, direnç ve aktarımın yorumlanmasına geçmeye çalışmak önemli çabalardan biriydi. Bilimsel çalışmalarda, yorumlarda ortaya çıkarılan yeni malzemeyi sınıflandırma çabası başta geliyordu. Libidinal gelişme aşamalarının oral, anal ve fallik olarak sıralanması; Oidipus ve hadım edilme komplekslerinin ayrıntıları; kural olarak erken çocukluk dönemine ilişkin belleğin yitimi, hep yetişkin analizlerinde ortaya çıkan bulgulardı. Çocukluk, analistlerin ilgisinin merkezinde değildi; yalnızca, yetişkinlerin analizinin elverdiği kadarıyla, tümdengelim yoluyla çocukluk yaşantılarından bazı sonuçlar çıkarılıyordu. Anılardaki boşlukların doldurulması ve gelişme sürecinin yeni ayrıntılarının "yeniden inşa" yöntemlerinin yardımıyla araştırılması o zamanlar her analistin büyük önem verdiği konulardı.

On-yirmi yıllık bir analitik çalışma sürecinden sonra, analistin yetişkinlerin analizlerinden edindiği bilgiler ışığında uygulamalı pedagojiyle ilgilenmesini mecbur kılan bir döneme gelindi. Yetişkin nevrotiklerin analizlerinde sürekli olarak eğitim kusurları ortaya çıkıyordu; bu kusurların nevroz oluşumundaki rolü hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açıktı. Anne babaların cinsellik konusundaki samimiyetsizliği, gerçekçi olmayan yüksek ahlak standartları, aşın sertlik ya da aşın özen, gereksiz karşı çıkmalar, cezalandırmalar, erken yaşta baştan çıkarmalar, çocuğun bilgisiz bir dış dünyadan alıp durduğu zararlı etkilerdi. Yetişkinleri bilgilendirerek durumda kesin değişiklikler yapabilmek ve gelecek kuşaklardaki çocuklan daha uygun koşullarda yetiştirebilmek amacıyla çalışmak makul görünüyordu. Analistleri bu açıdan bir gelecek ideali olarak çeken, yeni kazanılan bilgilere dayanarak kurulacak bir "psikanalitik eğitim" düşüncesiydi.

Deneyimlerimiz bu tür idealleri tasarlamanın gerçekleştirmekten daha kolay olduğunu göstermiştir. Anne babalar, öğretmenler ve pedagoglar psikanalizden bütünsel bir kurallar ve yönetmelikler dizgesi bekliyorlardı. Analistlerin sunabildikleriyse, uyanlar, dikkat çekişler, kavramlar ve en iyi olasılıkla öneriler oluyordu. Gelişme sürecine ilişkin psikanalitik bilgi o sıralarda yavaş ilerliyordu. Dürtü oluşumu aşamaları, nesne ilişkilerinin oluşması, nesne sevgisi, kimlik kazanma ve ideal oluşturma, benin işlevleri, ben aygıtı, kaygı ve savunma, semptom oluşumu, saplantı noktalan, hastalığa yol açan gerilemeler, nevrozlar, gelişim bozukluktan ve kişilik çarpıklıkları hakkındaki bilgiler henüz yeniydi. Analist için, pedagojik düşünce ve eyleme dönüşen her bir buluş, nevrozdan koruyucu yeni bir umut kapısı açıyordu. Eğitim dünyası için ise, yeni psikanalitik eğitim kuramının, kendisinin temelini oluşturan ve adım uydurmaya çalıştığı asıl analitik kuramdan daha mükemmel olmayışı; yani eksik, sistemsiz ve sürekli değişikliklere açık oluşu düş kinciydi.

Psikanalitik bulguların pedagojik kurallar ve eylemlere dönüşümü adım adım ilerlemiştir; bu sürece dair örnekler de verilebilir kolayca. Hastaların analizleri, "Temel Sahneler" dediğimiz şeyin, yani anne babanın cinsel ilişkisine tanık olmanın travmatik sonuçlarına, anne ya da baba ile birlikte uyumanın baştan çıkancı etkisine ilişkin güvenilir kanıtlar sağlamıştı. Bu bulguların pedagojik sonucu anne babaların, cinsel yaşamlarını çocuklardan gizlemeleri için uyarılması; bu yüzden de bütün çocukların, hatta en küçüklerinin bile anne babanın yatak odasından çıkarılması oldu. Analizlerde birçok zihinsel ketlemenin, çocukluktaki cinsel merakın doyurulmamış olmasından kaynaklandığı ortaya çıkıyordu. Bu yüzden çocukların erken yaşta cinsel olarak bilgilendirilmesi önerildi. Yetişkin yaşlardaki cinsel soğulduk ve iktidarsızlığın genel olarak çocuklukta cinselliğin bastırılmasından, özellikle de mastürbasyonun yasaklanmasından kaynaklandığı anlaşılmıştı. Bunun üzerine analitik bilgi edinmiş olan anne babalar genitallik öncesi, oral, anal ve fallik cinselliğin belirtileri karşısında o güne dek görülmemiş bir hoşgörüyle davranmaya başladılar.

Analitik içgüdüler teorisinin cinselliğe eşdeğer ağırlıktaki saldırganlık dürtüsünün anlaşılması yolunda sağladığı ilerleme, çocuksu çift değerlilik ve saldırganlığı hoşgörmeyi gerektiriyor; çocukların kardeşlerine ve anne babalarına karşı duydukları düşmanca duyguların bilincine varmalarına izin veriyordu. Analizi bilenler için özellikle etkileyici olan şey, kaygı ve suçluluk duygusunun zararlı rolüydü; böylelikle çocuklukta kaygılardan arıtılmış bir atmosfer sağlanması da nevroza karşı korunmanın en iyi güvencesi olarak belirmekteydi. Bu bilgi pedagojik gelişmelere uygulandığında, dış dünyada anne baba gücünü andıran bütün zorlamalardan ve iç dünyada da sert bir üstben oluşmasına yol açabilecek otoriter örneklerden kaçınılması demek oluyordu. İçsel olgularla dış dünyanın gereksinimleri arasında benin aracı rolünü kabul eden analitik kuram, nevrozdan korunabilmenin çaresini çocuk beninin sağlam kalmasında görüyor ve benin işlevlerinin güçlendirilmesini anne babanın pedagojik görevi haline getiriyordu. Analitik araştırmaların, yaşamın ilk yılındaki gelişme süreçleri ve en erken dönemdeki anneçocuk ilişkisi üzerinde yoğunlaşması, yeni ve birçok bakımdan devrimci bebek bakımı yöntemlerine yol açtı.

Psikanalitik pedagoji kuramının ilk yanın yüzyılına dönüp bakarsak, eksik ve çelişkili olduğunu açıkça görürüz. Başlangıçtaki amaç nevrozların önlenmesidir. Eğitbilimsel öğütlerle, nevrozların kökenine ilişkin değişken varsayımlarla, analizin kişiliğin daha derin ve daha eski katmanlarına doğru inmesiyle nevrozların önleneceği düşünülmüştür. Önce dürtülerin serbest bırakılması, daha sonra ben yapılarının ve işlevlerinin güçlendirilmesi, nihayet çocuksu sevgi ilişkilerinin sağlamlığı ruhsal sağlık bakımından önemli görülmüştür. Halbuki bu saydığımız şeyler birbiriyle hiç uyuşmaz.

Bunlara karşı ileri sürülen kimi haklı kuşkulara karşın psikanalize dayalı pedagojik değişimlerin büyük başarılarını da saymak gerekir. Oral aşamanın gereksinimlerine (her gerektiğinde emzirmek, memeden yavaş yavaş kesmek, besinlerin nitelik ve niceliğinde zorlamalardan kaçınmak gibi) anlayışlı bir yaklaşım daha sonraki yeme bozukluklarının azalmasına yol açmıştır. Parmak emme, mastürbasyon gibi otoerotik uğraşılar karşısında gelişen yeni hoşgörü uyku bozuklukları (örneğin uykuya dalma zorluğu) üzerinde benzer bir etki sağlamıştır. Tuvalet terbiyesinin daha geç ve daha şefkatli şekilde verilmesi gibi yenilikler çocuklarda anal evreden kaynaklanan inatçılığı ortadan kaldırmaktadır. Fallik dönemdeki teşhircilik ve gözetleme zevkine tanınan özgürlük, öğrenme isteği ve başarı sevinci sağlamaktadır. Saldırganlık özgüllüğü bedensel ve ruhsal etkinliklerde tutukluğu önlemektedir; cinsel konularda daha büyük bir dürüstlük de çocukla anne babası arasında o güne dek görülmemiş bir güven ilişkisine olanak vermiştir. Bu kazançların arka yüzünde ise aynı zamanda bir dizi düş kırıklığı ve başarısızlık yatar. Örnekse, çocukların cinsel konularda aydınlatılması, bütün beklenti ve umutlara karşın istenen amaca ulaşamamıştır. Burada yetişkinlerin cinsel yaşamının gerçekleri ile çocuğun cinsel yapısının olgunlaşmamışlığı birbiriyle çelişir. Bu olgunluk eksikliği yüzünden, çocuklar en titiz ve ayrıntılı açıklamaları bile kendilerinin genitallik öncesi cinsel varsayımlarının diline çevirmeyi sürdürmektedirler. Ağız yoluyla döllenme, anüs yoluyla doğum, çiftleşmenin kadına bedensel bir saldın olarak algılanması gibi doğrudan doğruya gelişime bağlı olan yanlış algılamalar sürmekte ve ancak daha sonraki olgunlaşma aşamalarında ortadan kalkmaktadır. Mastürbasyon özgürlüğünün etkileri de istenildiği gibi olmamıştır. Verilen iznin amacı suçluluk duygularının ortadan kaldırılmasıydı; ama bununla birlikte, eskiden mastürbasyon alışkanlığından vazgeçirme çabalan ben ve id arasında bir çatışmaya yol açarak kişilik oluşumunda önemli bir rol oynarken, bu durumun yerini ahlak gelişiminde beliren eksiklik ve sakatlık almıştır. Çocuklan kaygının pençesinden kurtarma çabalarının da beyhude olduğu ortaya çıkmıştır. Anne babalar çocuğun kendilerinden duyduğu korkuyu ortadan kaldırmaya çalışırken çocukta suçluluk duygularını artırdıklarını görmüşlerdir. Üstbenin gücü azaldığında; çocuklar yaşanabilecek en büyük kaygıyla; dürtülerinin baskısı karşısında korumasız duruma düşen insanların korkusuyla karşı karşıya kalmışlardır.

O halde psikanalitik eğitim, başlangıçta kendine saptadığı ereğin oldukça gerisinde kalmıştır. Yeni yöntemlerle yetişmiş olan çocuklar kimi bakımlardan önceki kuşaklara göre daha farklı olabilirler. Ama kaygı ve çatışmalardan daha fazla kurtulmuş oldukları, bu yüzden de nevroz ve benzeri ruhsal bozukluklarla daha az karşılaştıkları söylenemez. Burada yanılgı eğitim uygulamalarındaki bir yetersizlikten değil, bizim abartılı beklentilerimizden kaynaklanmaktadır. Psikanalitik düşüncenin bizi, "nevrozların kökeni"ni aramanın da, eğitime dayalı bir "nevrozdan korunma" yöntemi ummanın da gerçekçi olmadığına hazırlaması gerekirdi. Psikanalitik deneyimler nevrozların, insanlığın kültür gelişimi karşılığında ödediği bedel olduğunu göstermiştir. Bir ruhsal yapı oluşturan id, ben ve üstbenin her birinin, kendi kökenleri, kendi amaçlan ve kendi çalışma yöntemleri vardır. Bunlar tanım itibariyle birbiriyle çelişkilidir, bu çelişki, bireyin bilincine ruhsal çatışmalar olarak yansıyan bazı uyumsuzluklara ve çekişmelere neden olur. Kişinin çatışmalardan kurtulması ve bütünleşmesi, bütün kültürlerin insanları için yerine getirilemeyecek bir idealdir. "Analitik eğitim"in burada yapabileceği, kimi durumlarda çocuğa çatışmalarının ruhsal sağlığa uygun bir biçimde çözebilmekte yardım etmekten ibarettir. Ancak ben, üstben ve id arasındaki uyumsuzluğun önlenemediği, dolayısıyla patolojik gelişmelerin ortaya çıktığı durumların sayısı da az değildir.

Eğitim uygulamalarıyla nevrozdan koruma çabalan sınırlarına dayandığında yeni ve etkili bir araç ortaya çıktı. Çocuk analizi denilen bu araç, analitik teknik ve terapinin erken çocukluk çatışmalarına, bu çatışmaların oluştuğu sırada el koyabilmesi amacıyla kullanılacaktı.

Psikanalitik çocuk psikolojisi o zamana kadar yalnızca erişkinlerin analizlerinin yeniden kurulmasına dayanırken artık bu psikolojiyi oluşturmak amacıyla kullanılabilecek yeni bir veri kaynağı bulunmuştu. Yetişkinlere ve çocuklara ait bulguların karşılaştırılması artık analistler için önemli bir kuramsal görev oldu. Yetişkinlerin analizlerinden sağlanan çıkarsamalar, daha büyük çocukların ve en küçüklerin analizlerinin verileriyle tamamlanmaya başlandı.

Yeni psikanalitik uzmanlık alanı sayesinde, kamunun en başından beri psikanalizden beklediği bir şey, yani çocukluk sorunları üzerinde kesin bilgiler verme olgusu gerçeklik kazandı. Çocuk analizi "dış dünya ile çocuğun kendi iç dünyasının gelişimi arasındaki karşılıklı etkiler"e ilişkin açıklamalar sağlamaktaydı; "çocukluk yaşamının sayısız ayrıntısına" açılan pencereyi aralamaktaydı; "çocukların gerçek gündelik yaşantıları ve fantezilerine" ulaşmayı sağlamaktaydı; "Çocuğun gündüz düşlerinin ve gece korkularının, oyunlarının ve üretici ifadelerinin bugüne değin yetişkinlerin çocuğun deneyimlerinin gizli noktalarıyla ilgili olarak geliştirdikleri anlayıştan ... çok daha somut bir şekilde kavranılmasını sağlayan çerçeveyi yalnızca çocuk analisti kurmuştur”.1 Analitik terapist küçük yaştakilerin analizinde çocuksu komplekslerin ve bunların zihinde yarattığı karışıklığın gerek hastanın bilinci gerekse analistin bakışı tarafından daha kolay kavranabildiğim; yani bunların çocuksu bellek yitimi ve örtü işlevi gören anılar tarafından henüz maskelenmediğini görecektir.

Çocuk analisti olarak bu erken gelişim dönemlerini yıllarca yakından gözlemleyebilenler, yetişkin analizlerinden elde edilen çıkarsamalarla her zaman uyuşmayan sonuçlara ulaşırlar. Bu bakımdan çocuk analizi kendisinden beklenen, yeniden inşa malzemesinin onaylanması işlevinden daha fazlasını yapacaktır. Çocuk analizi, baştan itibaren kendinden beklenene uygun olarak, analitik varsayımlara dair bazı ispatlar getirir. Ayrıca, "yeniden inşa yöntemlerinin ortaya çeşitli varsayımlar attığı"[1] [2] noktalarda, belli bir karar verilmesine yardımcı olur. O zamana kadar ihmal edilmiş olan gerçeklere dikkat çeker, bakış açılarını düzeltir (bkz. A. Freud, 1951)Aşağıda göstermeye çalışacağım gibi, çocuk analizi psikanalitik terapi kuramına ve psikanalitik metapsikolojiye katkıda bulunabilir.

ÇOCUĞUN DOĞRUDAN GÖZLEMLENMESİNİN ÇOCUK PSİKOLOJİSİ İÇİN KULLANILMASI

Psikanaliz kuramcıları arasında ilk olarak Heinz Hartmann, genel olarak psikanalitik psikolojinin ve özel olarak da psikanalitik çocuk psikolojisinin "psikanalitik yöntemle ortaya çıkarılabilmiş olan bilgilerle sınırlı" olmadığını dile getirmiştir (Heinz Hartmann, 1950a). Analitik uygulamada bu görüş zaten uzun süredir kabul edilmekteydi. "Cinsel Kuram Üzerine Üç Deneme"nin (S. Freud, 1905) yayımlanmasının hemen ardından birçok analist kendi çocuklarını gözlemlemeye; çocuksu cinselliğin, Oidipus ve hadım edilme komplekslerinin detaylarım saptamaya başlamışlardı. Viyana Psikanaliz Enstitüsü'nde yirmili ve otuzlu yıllarda açılan eğitimciler kursu, yuva eğitmenlerini ve öğretmenini de aynı yönde cesaretlendirmekteydi. Sokak çocuklarıyla, küçük yaştaki suçlularla ve genel olarak da ergen yaştaki gençlerle çalışan Aichom, Bemfeld ve onların öğrencileri de bu faaliyeti sürdürdüler.[3] Bunları B. Dünya Savaşı sonrasında, ilgi odağını bebeklerin, küçük çocukların ve yeni yetmelerin oluşturduğu çok daha sistematik kurumlar ve projeler izledi.

Bu ilk günlerin çok üretken ve umut verici olmasına karşın birçok analist için bakışlarım derinlerden, bilinçdışına itilmiş olandan yüzeye, yani görünürdeki davranışa doğru yönlendirmek gene de zordu. Analiz dışı gözlemlerin analitik kuram için bir anlam ve önem taşıyıp taşımadığı, taşıyorsa bunun ne sağlayabileceği, onlarca yıl boyunca açık kalan ve analistler arasında çok tartışılan sorulardır. Analitik kamuoyunun bu konuda olumlu düşünmeye başlaması çok zaman almıştır. Bu konuda olumlu görüşün ağır basmasını her şeyden önce Hampstead Nursery'deki gözlemlere, Rend Spitz, John Bowlby, Margaret Ribble, Margaret Mahler, Sally Provence ve çalışma arkadaşlarına; kuramsal bakımdan da Emst Kris ve Heinz Hartmann'ın önemli çalışmalarına borçluyuz.

Psikanalizin içinden ve dışından yürütülen gözlemlerin etkileyici ve karmaşık bir öyküsü vardır. Bu öykü tarihsel akışı içinde anlatılmaya değer.

Analistin Yalnızca Gizli Derinlikler Üzerinde Yoğunlaşması

Bu öykü analize yönelik bir düşmanlık ve yadsımayla başlar, tik başlarda, çocuk analizi uzmanlığının ortaya çıkışından çok önce, yalnızca iki meşru görev söz konusuydu: Analitik tekniğin geliştirilmesi ve onun yardımıyla bilinçdışı alanında bir adım daha ilerleyebilmek. Bunların her ikisi de bilincin yüzeyinden hareketle daha derine doğru yönelmekteydi. Önemli olan yüzey ile derinlik, yani gözlemlenebilir davranış ile gizli itkiler arasındaki benzerlikleri değil farkları ortaya koymaktı. Bilmem ardında saklı olan, yani bilinçdışı olabilen güdülenme yeni bir olguydu ve var güçle savunulması gerekiyordu. Analistler dışında hiç kimse, bilincin ulaşamadığı bir bilinçdışının varlığına inanmaya ya da doğrudan doğruya gözlemle kavranamayacak olan güçlerin etkinliğini ve gücünü kabul etmeye niyetli değildi. Birçok temel analitik öğretinin artık aydın kamuoyunun malı haline geldiği günümüzde, o günlerde kamuoyunun analize ve analistlere karşı tutumuna egemen olan inanmazlık, bilgisizlik ve batıl inançları düşünebilmek bile zordur. Kimileri de her analistin daha ilk bakışta karşısındakilerin bütün gizlerini görüvereceğine inanıyordu. Bunun hiç de öyle olmadığı, analitik yöntemin ancak çok yavaş ve çok özgün koşullar altında uygulanabileceği gerçeğini ise önemsiz bir ayrıntı olarak bir kenara atıyorlardı. Aralarında çok ünlü psikiyatrlar da bulunan başkaları ise, bilinçli olanla olmayan arasında hiçbir ayrım yapmıyorlardı. Psikotik bir babanın kendi kızıyla gerçekten cinsel ilişkiye girmesi onlar için Oidipus kompleksinin bastırılmış arzularıyla aynı şeydi. O çağın ünlü bir adli vakasında yargıç, örtük olanla açık olan, bastırılmış olan, hedeften sapan ya da eyleme geçen heyecanlar arasındaki farka hiç aldırmaksızın, oğulların babayı öldürme arzularını bir suçlama olarak kullanmıştı.[4] Akademik psikoloji alanında, soruşturma ve anketler aracılığıyla (yani doğası gereği bilinç ile bilinçdışı arasındaki sınırlan aşmaya ve yetişkinlerin bilinçli anılarında coşkulu, çocuksu çabaların kalıntılarını ortaya çıkarmaya uygun olmayan bir yöntemle) Oidipus kompleksinin varlığına ya da yokluğuna ilişkin kanıtlar toplamaya çalışılıyordu.

Bilinçdışının içeriği ile onun bilinçteki türevlerinin birbirine karıştırılması genç kuşaktan analistlerde bile görülüyordu, örneğin rüya yorumuyla ilgili olarak verilen psikanaliz kurslarında en zor işlerden biri, psikanalist adaylarına rüyaların açık ve örtük içeriklerinin faikım öğretmek, rüyadaki bilinçdışı arzunun rüya çalışması tarafından açıkça ortaya çıkarılmadığını anlatmak, bilinçli rüya metninin gizli içeriği ancak dolaylı bir biçimde temsil ettiğini göstermek oldu yıllarca. Ayrıca, bilincin ötesine ulaşıp yüzey ile derinlik arasındaki farkı bir an önce kapatmak isteyen bazı psikanalistler, serbest çağrışım yöntemine ve analitik koşullara uymaksızın, bilinçdışı kompleksin en küçük bir belirtisi karşısında özgül bilinçdışı itkiler, ensest veya sadomazoşist fanteziler, hadım edilme kaygılan, ölüm arzulan gibi çıkarsamalarda bulunuyorlardı. Bu tür yorumlar yetersiz verilere dayandıktan için, bilginin o günlerdeki genel düzeyi de düşünülürse, ancak yanlış sonuçlara götürebilir ve psikanalistlerin itibarını daha da düşürebilirdi. O halde, sorumluluğunun bilincinde olan her analistin, görünür yüzey bir yana, bastırılmış bilinçdışına bile ancak adım adım, bütün yorum kurallarına uyarak yaklaşmayı; yani özgün çalışma yöntemlerine sıkı sıkıya ve inatla bağlı kalmayı görev edinmiş olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Gözlem Malzemesi Olarak Bilinçdışının Türevleri

Öte yandan, görünenin altındaki derinliklerle uğraşan en kararlı psikolog bile, hastanın rahat bir şekilde divana uzanması, serbest çağrışıma yol açabilmek için eleştirel işlevinin azaltılması ya da durdurulması, analistin kendisinin bir aktarım nesnesi olarak kullanılması, hareketliliğin ve böylelikle tepkilerin ortadan kaldırılması gibi yöntemlerle yaratılan analitik koşulların bilinçdışının türevlerinin profilinin çıkartılmasından daha geniş bir etki yaptığını ileri süremezdi. Aslında, bu türevler yalnızca analizde değil insan yaşamının her alanında görülebildiği için ciddiye alınmayı hak ediyordu. Örneğin, yetişkinlerde, önbilinçli veya bilinçdışı itkilere işaret eden semptomatik eylemler olan dil sürçmeleri görülebilir; ayrıca, hiçbir yorumlamada bulunmadan gizli anlamı anlaşılabilen rüya simgeleri ve tipik rüyalar vardır. Çocuklarda ise, yüzeyin altındaki arzulan hemen açığa vuran basit tatmin rüyalarına; asgari bir çarpıtma düzeyiyle çocuğun libidinal gelişimine dair bilgi veren bilinçli gündüz düşlerine rastlanır. Bu gündüz düşlerine örnek olarak erkek çocuğu eril çabalarının doruk noktasına varmış bir halde resmeden kahramanlık ve kurtarma fantezileri; anne babaya dair yanılsamasının farkına varan gizillik dönemindeki çocuğa işaret eden aileye dair kurgular ve ikiz kardeş fantezisi[5]; çocuksu cinselliğin sadomazoşist, anal evresine yönelik bir saplantıyı haber veren dayak fantezileri gösterilebilir. Bütün analistler kendiliğinden ortaya çıkan tepkilerle ilgilenmeye, bunları terapi çalışmasına hastayla birlikte dahil etmeye hazır değildir. Kimileri bunları izleyip genel sonuçlar çıkarmaya, öbürlerinden daha fazla eğilimlidir. Kimileri ise, görünür olanın bilince çıkarılması konusunda, ortodoks bir analist için olabileceğinden daha ileri gider ve bunlardan çabuk sonuçlar çıkarmaya, bilinçdışına kısa yollardan ulaşmaya, hastanın işbirliğine çok daha az başvurmaya ve doğru analiz tarzını, aktarım ve direncin yorumu yoluyla ilerleyen analizi terk etmeye yönelirler. Bu yüzden, birer "yabani" terapist haline gelirler. Ama terapi için büyük bir tehlike oluşturabilecek olan bu tarz, bu yolla çeşitli yüzeysel belirtileri analitik açıdan anlamlı içeriklere çevirebilecek duruma gelebilen analitik gözlemci ve analitik tam koyucu için çok büyük faydalar da sağlar.

Gözlem Malzemesi Olarak Benin Savunma Mekanizmaları

Yüzeysel süreçlerin önemini kavrama açısından bir sonraki adım, psikanalitik ben psikolojisidir. Analistin dikkati o andan sonra, bir yandım bilinçdışının içeriğine ve türevlerine, yani itkilere, arzulara, fantezilere ve varsayımlara; öte yandan da bilinci onlardan koruyan ben işlevlerine, eşit biçimde odaklanmıştır. Savunma mekanizmaları otomatik olarak, yani bilincin katılımı olmaksızın kendiliğinden faaliyete geçse de yol açtığı sonuçlar görünürdür ve bu yüzden de gözlemciye açıktır.

Bu varsayıma tam anlamıyla uymayan tek savunma mekanizması, gerçekte bu mekanizmaların en önemlisi olan bastırmadır. Bastırmanın olduğu yerde, bilincin yüzeyinde bir boşluktan, bir delikten başka bir şey görünmez; yani beklentilerimize uygun olarak, normalde bulunması gereken heyecanlar, yanılgılar yoktur. Örnekse, küçük bir kız çocuğu "uslu, nazik, çalışkan, alçakgönüllü" olarak tanımlandığında analist çocukluğa uygun düşen heyecanlar, saldırganlık, açgözlülük, inat gibi şeylerin eksik kaldığım düşünecektir. Anne babaların daha büyük olan çocuğun kendinden küçük bütün kardeşlerini sevdiğinden emin oldukları bir durumda, analist bastırılmış haset ve kıskançlık arar. Bir çocuk hiç meraklı değilse ve bebeklerin nereden geldiğini, cinsiyetler arasındaki faikları ve anne babanın cinsel ilişkilerini bilmek istemiyorsa, haklı olarak normal cinsel ilginin bilinçli ifadelerinin ortadan kalkmasına yol açan savunma süreçlerinin varlığım düşünürüz.

Benin diğer savunma mekanizmaları gözlemcinin işini o denli zorlaştırmaz. örneğin "karşıt tepki kurma" olgusunun denk düştüğü id içeriğinin anlaşılması hiç de zor değildir. "Babası akşamlan ya da havanın kötü olduğu durumlarda evden çıktığı zaman" korku nöbetleri geçiren küçük bir oğlan çocuğu, böylelikle ona karşı besleyip bastırdığı ölüm isteklerini ele verir. Aynı şey geceleri, "onun yaşayıp yaşamadığından emin olmak için” küçük kardeşinin soluk alıp vermesini kaygıyla dinleyen bir çocuk için de geçerlidir. Utanç, tiksinme ve acımanın teşhirciliğe, pislik zevkine ve acımasızlığa karşı verilmiş uzun savunma mücadelelerinin sonucu olduğunu biliriz. Utanç, tiksinme veya acıma yüzeye biraz fazlaca çıktığında güdülerde bu bileşenlerin de olduğunu biliriz. Benzer şekilde, önemli ilkel itkilerin yön değiştirmiş biçimi olan yüceltme’nin ardında hangi itkilerin bulunduğu kolay ca tespit edilebilir. Küçük çocuklardaki yansıtma'lar, görünüşte istenmeyen bir dizi nitelik ve tavra duyarlı olunduğunu gösterir.

Hastaların kendilerinden elde edilen analitik deneyimler daha sonra, bu tek tek mekanizmaların belirli karakterler ve kişilik tipleri biçiminde bir araya geldiklerinin anlaşılmasını sağladı; bunlar bir kez görüldüklerinde analiz dışı gözlemle taranabilir. Bu tanıma ve anlama süreci, ilk olarak, takıntılı kişiliğin oluşumsal kökenlerine inilmesiyle başladı. Bu kişilik düzenlilik, temizlik, tutumluluk, ikirciklilik, biriktirmecilik gibi özelliklerle taranabilir ve anal-sadist eğilimlerin varlığım gösterir. Tabii, yüzey ve derinlik arasındaki bağlarla ilgili çeşitli bilgiler veren bu örneğin yanma başka örneklerin de eklenmemesi için hiçbir neden yoktu. Bu noktada Freud'un beklentisini, "diğer karakter özelliklerinin de benzer şekilde, genitallik öncesi döneme ait yapıların kalıntıları ya da karşıt tepki kurmalarının ortaya çıkaracağı..." beklentisini paylaşıyorduk (S. Freud, 1932).

Bu satırların yazıldığı günden bu yana bu beklentilerin birçoğu gerçekleşti. Bugün anal karakterden başka oral dönemden ve üretral dönemden kaynaklanan karakter tiplerini de biliyoruz; çocuklardaki çeşitli kişilik gelişimlerinin birçoğunun altlarında yatan belirli gelişim aşamalarını tanıyoruz. Çocuklar nesne ilişkilerinde ya da başka bir ilişkide meraklı, doyumsuz, iddialı, bağımlı, vb. iseler, zehirlenme korkulan ya da benzeri bir yeme bozukluğu geliştirmişlerse onların oral aşamaya saplanıp kalmış oldukları ortadadır, bu saplanma noktasına gerileme, daha sonraki gelişmeleri için bir tehlike demektir. Yüzeyde yakıcı bir hırs ve fevri davranışlar bulunduğunda saplanma noktasının üretral aşamada bulunduğu sonucunu çıkarırız. Gözlemci ya da tara koyucu için bu tür olgularda bastırılmış id içeriği ile görünen bert yapısı arasındaki uygunluğun rastlantısal olmadığını, tam tersine gelişime bağlı ve kurala uygun olduğunu; ruhsal aygıtın henüz girilememiş katmanlarında nelerin meydana geldiğini bilmek için yüzeye bir bakış atmanın yeteceğinin farkında olmak son derece önemlidir.

Gözlem Malzemesi Olarak Çocuk Davranışı Özellikleri

Savunma mekanizma!arı özelinde kullanılan yöntem, giderek, derinlerde neler olup bittiğini gözlemciye "işaret etmeye"[6] başlayan çocuk davranıştan, tutundan ve yönelişlerine de uygulanmaya başlandı. Burada da çıkış noktası, anal dönemden kaynaklanan zorlanmalı durumlardır. Çocuk analistleri deneyimleri sayesinde başka kökenlerden kaynaklanan davranış özelliklerine de ulaşmaya, buradan hareketle başlamışlardır.

Bu bakımdan en verimli aşamalardan biri faallik dönemdir. Birer karşıt tepki kurma olan utangaçlık ve alçakgönüllülük, teşhirciliğin dönüşmüş biçimleridir. Çocuklarda sık görülen ve okul yaşamında rahatsız edici olabilen "soytarıyı oynamak" şeklindeki zorlanmanın, teşhirciliğin çarpıtılmış hali olduğunu; fallik teşhirciliğin sahip olunan bir şeyden çocuğun kendi kusurlarına kaydırıldığını artık biliyoruz. Gürültücü bir saldırganlık ile abartılı erkekçe davranışlar, aşın düzeyde telafilerdir ve altta yatan hadım edilme korkusunu ele verirler. Özellikle okulda öğretmenden kırık not almaktan ve arkadaşlardan kötü muamele görmekten yakman çocuklar gerçekte kendilerini edilgin-mazoşist eğilimlere karşı savunmaya çalışan edilgin kişiliklerdir. Bu arada çocukların, kural olarak her zaman mastürbasyon fantezilerinin ve eyleminin bastırılmasına dayalı olan can sıkıntısı şikayetleri de önemlidir.

Çocukların bedensel bir hastalık sırasında gözlenmesi de onların ruhsal durumuna ilişkin sonuçlar çıkarmamıza olanak sağlar. Kimileri böyle anlarda dikkat, teselli ve bakıma bir türlü doyamazlar. Kimileriyse kendilerini dış dünyadan geri çeker, salt uyumak ve yalnız bırakılmak isterler. Bu iki davranış tipi de iki ayrı tipte libido yönelişine; ilki dış dünyadaki nesnelere, İkincisi ise kendine ve kendi vücuduna yönelik libidoya işaret eder. Çocukların hekime, diyete ve diğer zorunlu özgürlük kısıtlanmalarına itaatleri, anne babaların sevinerek inandıklarının aksine, her zaman akıllı ve uslu olmanın belirtisi değildir. Hastalık döneminde beklenmedik şekilde uslu olan, bunun dışında normal davranan bir çocuk edilgin heyecanlanın doyuruyor ya da korkularının ve suçluluk duygulanma etkisi altında bulunuyor olabilir. Çünkü her hastalık yasak eylemlerin hakedilmiş cezası olarak algılanabilir. Kendi sağlıklarından çok endişe eden hipokondriak çocuklar, anneden gördükleri bakım ve şefkatin yetersiz kaldığını, ya da ona haklı veya haksız bir nedenle güven duymadıklarını belli etmektedirler.

Çocuk oyunları da gözlemci için verimli kaynaklardan biridir. Resim yapmak, el işleri, kum ve suyla oynamak anal ve üretral arzuların bilinen yüceltmeleridir. Cinsel merak çoğu zaman, sıkça yapılan oyuncak parçalama ile dışa vurulur. Trenle oynamak, oyunun biçimine göre, bir dolu bilinçdışı fantezi içerir: Sonu gelmeyen çarpışmalar, oynayan çocuğun, bilinçdışında anne babasının cinsel ilişkileriyle uğraşmakta olduğunu ele vermektedir, tüneller ve yeraltı hatlarına yönelik özel ilgi, vücudun içine duyulan merakı gösterir, çok yüklü katarım* gebelik düşüncelerini simgelemektedir, oyuncağın yerde pürüzsüz bir şekilde hareket etmesi ve hız üzerine yoğunlaşma, erkek çocuk için penisin işlevinden duyulan sevinçten kaynaklanır. Futbol maçları sırasında oyuncular kendi yaşıtlarıyla olan gizli ilişkilerini açığa vururlar. Sahada seçtiği konumlar başlı başına onun saldın, savunma, rekabet, başarı ve yenilgi karşısındaki, kısaca erkeklik karşısındaki tutumunu simgelemektedir. Atlı sporlar da kızların aynı olanaklarla gözlenebilmesi olanağını verir. Yalnızca atın ritmik hareketlerine ilgi duymak, çocuğun kendine yönelik ilkel erotik arzuların varlığım belli etmektedir. Atların beslenmesiyle, tımarıyla uğraşmaktan duyulan heyecan, bakıcı olan anneyle özdeşleşmeyi göstermektedir. Kocaman atla birlik olduğunu hisseden, atı kendi vücudunun bir parçası gibi duyan binici kız penise duyduğu imrenmeyi ve aynı zamanda da bu imrenmeyi yatıştırmaya çalışmasını ele vermektedir. At üzerinde kesin bir egemenlik kurma hırsı da fallik yüceltmelere eş düşmektedir.

Başka bir gözlem malzemesi de çocukların yeme alışkanlıklarıdır. Bilgili bir gözlemci kendini, çocuksu oburluk ya da bunun tam tersi olan iştahsızlığı gözlemekle sınırlı tutmamalıdır. Normal yeme işlevinin bozuklukları olan her iki tutum da oral dönemden kaynaklanır. Bu alana yönelik her özel sevgi ya da tiksinme, oral, anal ya da saldırgan dürtülere ilişkin şu ya da bu gizli çabanın yansımasıdır. Ayrıca çeşitli yeme alışkanlıkları ya da zorlukları gelişimle ilgilidir. Bunların ortaya çıkışı ya da kaybolması gözlemciye ya da tam için çalışana çocuğun birbirini izleyen gelişme dönemlerinin hangisine saplanmış olduğunu ya da şu anda hangi aşamada bulunduğunu gösteren son derece önemli dayanak noktalan sağlar.[7]

Gözlemci için bir başka alan da çocuğun giyime karşı olan tutumudur. Teşhirciliğin bedenin kendisinden üzerindeki örtüye de yayılabileceği ve kendini her iki şekilde de gösterebileceği, analizin eski bulgularındandır. Bastırılmış ilgi giyime karşı ilgisizlik ya da giyimin özensizliği biçiminde bir davranışla da ortaya çıkabilir. Deri erotizminin bastırılması burada sert ya da batıcı giysilere duyarlılıkla kendini belli eder. Kızların penis hasedi yani kendi bedenlerine yönelik olumsuz tutumları, ya özellikle kadınsı giyim özelliklerinden uzaklaşmak, ya da bunun tersine pahalı ve gösterişli giyime aşın istek duymak halinde belirebilir.

Çocukların kendi evinde, okulda, yaşıtlarının arasında ya da büyüklerin yanındaki davranıştan da bunlarla ilgilenen kişi için bitmez tükenmez bir gözlem kaynağıdır. Söz konusu tutum ve davranışların her biri köken olarak belli bir dürtü türevine bağlıdır. Bu dürtü türevinden kaynaklanan davranış, zihnin gizli duran bölümünde temel roller oynayan örtük kompleks veya çatışmalara dair bilgiler sağlar.

Çocuk analisti için, doğrudan gözlemler ve buradan çıkartılacak sonuçlar üzerinde böylesi coşkuyla durmanın da bir tehlike oluşturabileceğini unutmamak çok önemlidir. Analistin bilincin ardındaki bilinçdışını görmeyi öğrenmiş olması onun bunu çocuk hastaların analizinde de görebileceği anlamına gelmez. !d içerikleriyle benin eylemleri arasındaki örtüşmeye dair tipik örnekler, çocuk analizindeki yorum çalışmaları için hiç de uygun kurallar oluşturmaz. Simgeleri yorumlarken bu örnekleri temel almak, benin bilinçdışı içeriğe karşı kurduğu savunma! an yok saymak demektir, böylece hastanın bunları sabırla ve yavaş yavaş ortadan kaldırması gerekirken kaygılan ve dirençleri daha da artar. Analistin bu noktalardan ne ölçüde yararlanabileceğini de pek abartmaması gerekir. Bizim için attık saydamlaşmış olan görünür tutum ve davranışlardan başka, belli ve değişmez bir kökenden kaynaklanmayan ya da kökenleri henüz anlaşılamamış olan pek çok başka davranış da vardır. Çocuk tutum ve davranışlarının çok büyük bir bölümü bu yüzden henüz bilmece gibidir ve analiz süresince yürütülecek araştırmalarla aydınlatılmayı beklemektedir.

Benin Doğrudan Gözlemlenmesi

Yukarıda sözü edilen noktalarda, analist, gözlemciye oranla daha avantajlı bir konumdadır. Ancak, ben psikolojisinin psikanalitik çalışmaya dahil edilmesiyle, gözlemci de belli bir statüye kavuşmuştur sonunda. Ben ve üstben bilince açık yapılar oldukları için, doğrudan yani yüzeysel gözlem, derinlikleri araştıran psikanalizin yanma eklenen ve onunla işbirliğine giren uygun bir çalışma aracı olmuştur.

Analiz dışı gözlemler her şeyden önce benin çatışmadan arınmış alanıyla,[8] yani iç ve dış uyaranların algılanmasına yarayan ben aygıtlarıyla ilgilenirler. Her ne kadar dış uyaranların algılanışına dayalı olan içselleştirme, özdeşleşme ve üstben oluşumu büyük ölçüde çatışmalı alana giriyor ve bu yüzden de analizin konusu oluyorlarsa da; aygıtların kendisi ve ulaştıkları olgunluk düzeyi dışarıdan bakan gözlemci tarafından da ölçülebilir.

Ben işlevlerinin incelenmesinde analitik ve analiz dışı gözlem yöntemleri eşit şekilde kullanılır. İki önemli ben işlevi olan hareket ve konuşma dışarıdan yapılan doğrudan gözlemle değerlendirilebilir. Belirli bir etkililik ve nitelik derecesi söz konusuysa, bellek testlerle ölçülebilir. Ama haz ilkesine bağımlı ya da ondan bağımsız oluşu, yani haz alınmayan şeylerin anımsanıp anımsanmadığı, ancak analizin kendisi tarafından saptanabilir. Gerçekliği sınama yetisinin yeterli olup olmadığı çocuğun davranışlarından açıkça görülebilir. Sentezleme işlevi ise alttan alta faaliyet gösterir, çok bariz durumlar dışında, bu işlevin zarar görmüş olup olmadığı ancak analizde saptanabilir.

Yaşamsal önemi olan birincil ve ikincil süreçler söz konusu olduğunda her iki çalışma yöntemi de kullanılır. Bu iki tip düşünce yöntemi arasında fark bulunduğu; birincinin rüya çalışması ve semptom oluşumundan, ikincisininse akılcı düşünceden sorumlu olduğu gerçeği, bildiğimiz gibi, analitik çalışma sayesinde anlaşılmıştır. Ama bir kez tanımlandıktan sonra, iki yaşındaki bebeklerde, suç işlemeye eğilim gösteren ergenlerde veya ergenlik öncesi dönemdeki çocuklarda kolayca gözlenebilirler. Her iki çocuk tipinde de, süreçlerin hızla birbirinin yerini aldığı açıktır: Birey ruhsal denge içinde bulunduğu sürece ikincil süreç egemendir; ama cinsel ya da saldırgan dürtüler artar artmaz birincil süreç egemenliği ele geçirir. Bir işlev türünden öbürüne geçiş, davranışın görünürdeki değişiminden anlaşılabilir.

Son olarak, psikanalitik çocuk psikolojisinde birçok analistin de doğrudan gözlem yöntemini tercih ettiği bir alan da vardır. Bildiğimiz gibi, analitik yöntem çocuklarda kullanabildikleri dışavurum olanaklarıyla, yetişkinlerdeyse aktarılabilen ve erken çocukluk yaşantılarının yeniden kurgulanışı ile değerlendirilebilen arkaik malzemeyle şimdidir.[9] Bütün çabalara karşın, analiz sırasında konuşma gelişiminin öncesine ve bebeklik dönemindeki ruhsal yaşamın başlangıçlarına gidildiğinde, bu dönemlere ilişkin pek çok şeyin karanlıkta ve açıklanmamış olarak kaldığı görülmektedir. Burada annelerin, küçük çocukların ve onların arasındaki en erken karşılıklı ilişkinin doğrudan gözlenmesi, dayanılan varsayımların tamamlanması, onaylanması ya da düzeltilmesi için önemli bir rol oynamaktadır.

Küçük çocuklarda ağır sonuçlan olabilen ayrılık kaygısının ortaya çıkarılmasını ise, yetişkin analizlerinden elde edilenlerin yeniden kurgulanması ya da çocuk analizlerine değil, bakım kurumlarında, yetim yurtlarında ya da hastanelerde yapılan gözlemlere borçlu oluşumuz da analiz dışı yöntemin lehine yazılmalıdır.[10] [11] Bununla birlikte, ben psikolojisinin yöntemlerini analitik yöntemden üstün saymak büyük bir hata olur. Psikanalizden önce çocuk psikologları, çocuk cinselliği, libido gelişim aşamaları ve çocuk komplekslerini, bunların apaçık etkilerine karşın görmeden geçmişlerdir ve ancak analiz çerçevesindeki araştırmalar ve bulgular gözlemcilerin gözlerini açmıştır.

Psikanalitik çocuk psikolojisindeki birçok sorunun yanıtlanması için en uygun yöntem doğrudan gözlem, çocuk analizi ve uzunlamasına çalışmanın bir arada kullanılmasıdır. Erken dönemdeki gelişim süreçlerinin ayrıntılı anlatımı, çocukluğun daha ileri bir yaşında yürütülen bir analizin verileriyle karşılaştırıldığında özellikle değer taşımaktadır. Küçük çocukların analizi, daha ilerdeki belirgin bireysel özelliklerin izlenebilmesi açısından çok değerli temel bilgiler sağlamaktadır. Bu tür deneylerde analiz ve doğrudan gözlem birbirlerini tamamlamakta; kendi çalışma yöntemlerinin doğruluk ve güvenilebilirliğine ilişkin eleştirel sonuçlara da olanak sağlamaktadır.11

 

[1]        Alıntılar için bkz. Ernst Kris (1950:28); ayrıca bkz. Emst Kris (1951).

[2]        Bkz. Robot Wadder (1936); aktaran Emst Kris (1950).

[3]        Bkz. Bemfeld, Aichom, Alice Balint, A. Fıeud. Ayrıca Zeitschriftfür psychoanatytisehe Psdagogikidn (Intematkmaler Psychoanalytische Veriag, Viyana, 1927-37) çeşidi yazılar.

[4]        Halsmann olayı. Bkz. S. Freud (1931).

[5]        Bkz. Dorothy Buriingham (1952).

[6]        Bkz. Hartmann (1950a).

[7]        Bfcz. bu kitapta S. Böltim.

[8]        Bkz. Hartmann (1950a).

[9]        Aynca bkz. a.g.e.

[10]      Aynca bkz. John Bowlby (1960).

[11]      Bu çerçevede Ernst ve Marianne Kris'in ABD'de, Yale University'deki Çocuk Araştırma Merkezi'nde; aynca Londra'daki Hampstead Çocuk Terapisi Kliniği’nde yaptıkları çalışmalara bakınız.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült