Çocuğumun Başarısı İçin Nelerin Farkında Olmalıyım?

Doğan Cüceloğlu


Çiçeğin suya ve güneşe, öğrencinin destek ve takdire gereksinmesi vardır.

Bu bölümde, çocuğu sınava hazırlanan anne ve babaların nelerin farkında olmaları ve neler yapmaları gerektiğini ele alacağım.

İlk farkında olmanız gereken, çocuğunuzun içinde bulunduğu sınava hazırlanma dönemine karşı tutumunuzdur.

SINAVA HAZIRLANMA DÖNEMİNE KARŞI TUTUMUNUZUN FARKINA VARIN

İki tür tutum içinde olabilirsiniz:

1.       Olumlu tutum: Sınava hazırlanma dönemini çocuğunuzun yaşama hazırlanması ve sizin çocuğunuzla ilişkinizin gelişip güçlenmesi için bir fırsat olarak görebilirsiniz.

2.       Olumsuz tutum: Sınava hazırlanma dönemini, bir an önce kurtulunması gereken bir musibet olarak görüyor olabilirsiniz.

Tutumunuz ne olursa olsun, sizin tutumunuz çocuğunuzun çalışma tarzını mutlaka etkileyecektir.

Bir ergenin, yetişkin bir insan olarak toplumun saygıdeğer bir üyesi haline gelmesi her toplumda önemsenmiştir. İlkel toplumlarda ergenlikten yetişkinliğe geçiş, değişik gelenek ve görenekler çerçevesinde belirlenmiş ve bunun, kişinin yaşamında önemli bir yeri olmuştur. Erkek çocuklar güreş müsabakalarında boy gösterir, at üstünde cirit atarlardı. Kızların ev ve mutfak idaresini öğrenmesi ve iyilik yaparak insanların yaşamına değer katmaları belirlenirdi. Avustralya'da yerliler, ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemine gelenleri 10 gün süreyle ormana bırakır ve sağ kalanların toplumun saygıdeğer üyesi olmaya hak kazandığı düşünürlerdi Bizde, yakın zamana kadar köylüler, askerliğini yapmamış olanın evlenmesine izin vermezlerdi.

Günümüzde sınav, ülkemizdeki gençler için sanki böyle hir ergenlikten yetişkinliğe geçiş döneminde kendini kanıtlama süreci görevini yapmaktadır. Ve anne baba olarak, yukarıda da belirttiğim gibi, sınava hazırlanma dönemine, olumlu ya da olumsuz bir tutum içinde olabilirsiniz.

Olumlu tutum

Çocuğunuzun gelişmesi ve yaşama hazırlanması bakımından sınava hazırlık döneminin size önemli fırsatlar verdiğini biliyor musunuz? İlk akla gelenleri sıralayayım:

1.       Size, çocuğunuzu daha yakından tanıma fırsatı verebilir. İş adamları belirli bir proje üzerinde çalışırken, birlikte çalıştıkları ekip elemanlarını daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Siz de 'sınav projesi' çalışmasında çocuğunuzu daha yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz.

2.       Çocuğunuza, kendini daha iyi tanıma fırsatı verebilir. İnsanlar, kendilerini deneyecek, güçlü ve zayıf yönlerini keşfedecek dönemlerden geçerler. Sınava hazırlanma dönemi, çocuğunuzun kendi yeteneklerini, güçlü ve zayıf yönlerini tanıması için bir fırsat olabilir. Çocuğunuzun kendiyle ilgili elde ettiği bu içgörü ve bilgiler, daha ileriki yıllarda, onun yaşam başarısı yolculuğunda ona güç verecek kaynaklar olur.

3.       Size ve çocuğunuza, yaşam üstüne konuşma ve birbirinizle ilişki kurma fırsatı verebilir: Yaşam durağan değil; dinamik ve karmaşık, kaotik süreçler ve etkileşimlerden oluşur. Bu karmaşık süreçler içinde, açık denizlerde yol alan geminin pusulaya ihtiyacı olduğu gibi, ergen yaştaki gencin de, sevgisine ve desteğine güvenebileceği birine ihtiyacı vardır. Sınava hazırlık döneminde, onun pusulası olabilirsiniz. Onun güveneceği, örnek alacağı, içini açacağı, korkularını, kaygılarını, başarı ve sevincini paylaşacağı, sevilen ve sayılan insan olabilirsiniz.

4.       Hedef belirleme fırsatı olabilir: Sınava hazırlanma döneminde hem çocuğunuz hem siz, yaşamdan ne beklediğiniz konusunda düşünmek ve bu konuda sık sık konuşmak durumunda olacaksınız. Hem siz hem çocuğunuz, şu yaşamda gerçekten gönlünüzün muradının ne olduğu konusunda etkileşim kurma fırsatı bulacaksınız. Bu tür konuşma ve etkileşimleri bazı ana-babalar çocuklarıyla ömür boyu kurmamış ya da kuramamıştır.

5.       Planlamayı öğrenme fırsatı olabilir: Hedef belirlemek çok önemlidir; ama o hedefe varmak için bir plan geliştirmeyi de becermek gerekir. Sınava hazırlık döneminde siz ve çocuğunuz, bir etkileşim içinde ilişkinizi sürdürürken, hedeflerinize ulaşmak için ne gibi bilgi ve becerilere gereksinim duyduğunuzu, bu bilgi ve becerileri nasıl elde edebileceğinizi, kısa ve uzun vadeli olarak neler yapmanız gerektiğini konuşabilirsiniz.

6.       Disiplinli çalışma alışkanlığı geliştirme fırsatı olabilir: Sınava hazırlık, disiplinli çalışmayı gerektirir. Sizin çocuğunuzla ilişkiniz, disiplinli bir ilişki bilincini gerektirir. Hem çocuğunuz hem siz, bu dönemde disiplinli bir biçimde çalışarak planlama yapmayı ve hedefe ulaşmayı öğrenebilirsiniz.

7.       Zamanı iyi kullanmayı öğrenme fırsatı olabilir: Hedefleri belirlerken ara hedeflerin farkına varırsınız. Bazı ara hedefler, şimdi, şu anda, hemen gerçekleştirilmelidir: Çiftçinin, mevsiminde tohumu ekmesi ve tarlayı sürmesi gibi. Bazı hedefler uzun vadeli, yılların emeğini gerektirir: bir meslek kazanmak gibi. Sınava hazırlanan çocuğunuzla etkileşiminiz devam ederken, zamanın önemini ve zamanın nasıl kullanılacağını öğrenmenin değerini birlikte keşfedebilir ve öğrendiklerinizi uygulayabilirsiniz.

8.       'Çok çalışma' ile 'etkili ve verimli çalışma' arasındaki farkı görerek daha etkili bir yaşam oluşturmayı öğrenebilirsiniz: Birçok ana-baba, 'çok çalışmak' ile 'etkili çalışmak' arasındaki farkı bilmez. Siz de sınava hazırlık döneminde bu ikisi arasındaki farkı öğrenerek, yaşamınızın diğer alanlarında da 'etkili' olmayı öğrenebilir, dolayısıyla etkili bir yaşama sahip olabilirsiniz.

Başka fırsatlar da yakalayabilirsiniz. Bu fırsatları yakalayabilmek için, her şeyden önce sınava hazırlık dönemine olumlu bir tutumla bakmanız gerekir. Bu olumlu tutum, sınava hazırlık dönemini çocuğunuzla ilişkinizde, yaşamınızın başka hiçbir zamanında olmayacak kadar yakınlaşma, birbirinizi tanıma ve birbirinize destek olma fırsatı verebilir.

Erkekler için, 'askerlik arkadaşı' farklıdır.

Niçin?

Çünkü askerlik belirsizliklerle dolu olarak başlayan kaygılı, gergin, ciddi bir dönemi kapsar. Bu dönemde kişiler birbirlerinin tüm zayıflıklarını ve güçlü yönlerini görürler. Arkadaş olduğunuz kişi, sizi her şeyinizle olduğunuz gibi kabul ederek arkadaşınız olmuştur, siz de onu olduğu gibi kabul etmişsinizdir. İlişki, görünüş üzerine kurulu bir yüz ilişkisi değil, can cana bir dostluk ilişkisidir ve pek çok kez ömür boyu devam eder.

Sınava hazırlık dönemini, böyle ömür boyu sürecek bir 'askerlik arkadaşı' edinme fırsatı olarak görebilirsiniz.

Olumsuz tutum

Sınava hazırlanma dönemini istenmeyen, bir an önce kurtulunması gereken olumsuz bir devre olarak görebilirsiniz. Siz sınava hazırlanmayla ilgili her şeye öfkeyle, gerginlikle bakabilir ve gereken şeyleri yapsanız bile, isteksiz olarak yapabilirsiniz.

" Öf! Yine..." türü bir ifade, sınavla ilgili bütün ifadelerin başına gelir:

"Öf! Yine çocuğu dershaneye gön dermek zorundayım!"

"Öf! Yine çocuğun öğretmeniyle konuşmak zorundayım!"

“Öf! Yine rehber öğretmen beni istemiş!"

"Öf! Yine çocukla konuşmamı istediler!"

Ve benzeti...

Bu tutum olunca, evde olumsuz bir ortam oluşur ve çocuğunuz sınava hazırlanma dönemi sürerken, sonunda şöyle bir içgörü geliştirebilir: "Ben değersiz, sevilmeyi hak etmeyen, tembel, yeteneksiz, başarısız olmaya mahkûm biriyim!"

O nedenle, ilk farkında olmanız gereken şey, çocuğunuzun içinde bulunduğu bu sınava hazırlanma dönemine karşı nasıl bir tutum içinde olduğunuzdur.

NİYETİNİZİN SAFLIĞININ BİLİNCİNE VARIN

İkinci farkında olmanızı istediğim, çocuğunuzla ilişkinizde niyetindin saflığının farkına varmanızdır. Bu kitaptaki 3. Bölüm'de niyetin saflığından söz ettim. Niyetin saflığı, 'göstermelik' ve 'gerçek niyet' arasındaki ilişkiyi belirtir. Bir kişinin gösterdiği ve gerçek niyeti birbirine ne kadar yakın ise, o kişinin niyeti o derece saftır. Gösterdiği ve gerçek niyeti birbirinden ne kadar uzak ve ilgisiz ise, o kişinin niyeti o derece saflıktan uzaktır.

Çocuğunuza gösterdiğiniz niyet ile kendi içinizde taşıdığınız niyet aynı mı? Dışınızdan gösterdiğiniz niyet, “Ben senin iyiliğini istiyorum; yaşamının daha rahat ve mutlu olması için senin şunları şunları yapmanı istiyorum!" derken içiniz bu söylediklerinize inanıyor mu? Sakın içiniz, "Başarılı ol da el aleme hava atayım, diğer babaların/annelerin yanında kendimi daha değersiz germeyeyim" ya da “Sen benim geleceğim için bir yatırım aramın, çok para kazanacak bir duruma gel de, ben de senin sayende gelecek, kaygısı çekmeyeyim," diyor o l m asın!

Kendi niyetinizin saflığının farkına varma süreci içinde, çocuğunuzun sınava hazırlanma sürecindeki niyetinin ne olduğunu da keşfedin. Çocuğunuzun da 'göstermelik' ve 'gerçek' niyeti vardır. Onları keşfetmesine yardımcı olun. Siz kendi niyetinizin saflığını irdeler ve keşfederken, onun da niyetinin saflığını irdelemesine olanak sağlayın.

Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın; çocuğunuzun derslerine şevkle, istekle, gayretle çalışmasının temelinde onun niyetinin saflığı yatar. Sınava hazırlanma sürecinde niyetinin saflığını yakalayamamış bir öğrenci, kendi içinden gelen bir istekle çalışmayacaktır, sürekli dışarıdan dürtüklemek ve zorlamak gerekecektir.

Niyetinizin saf olup olmadığını, çocuğunuz için ne tür bir başarı istediğinizi düşündüğünüzde daha açık seçik görebilirsiniz.

ÇOCUĞUNUZ İÇİN NE TÜR BİR BAŞARI İSTEDİĞİNİZİN FARKINA VARIN

Üçüncü farkında olmanız gereken, çocuğunuz için ne tür bir başarı istediğinizdir.

“Yaklaşık kırk beş yılını insan ilişkilerini incelemekle geçirmiş biri ve bir bilim adamı olarak, çocukların yaşamlarında nelerin aksadığı konusunda tahminlerim ve kanaatlerim var. Bu kırk beş yılın verdiği birikimle, şimdi size, çocuklarınızla ilişkinizde, onlardan nasıl bir başarı beklediğiniz konusunda bilinçli olmanızı söylüyorum.

Nasıl bir başarı beklediğinizin bilincinde misiniz? Sizin başarı beklentiniz ve o beklentinin altında yatan düşünceler, isteseniz de istemeseniz de, farkında olsanız da olmasanız da çocuğunuzla ilişkinizin temellerinden birini oluşturur.

Ders, okul, meslek, iş, aile ve yaşam başarısını inceledikten sonra size bir soru sormuştum: "Çocuğunuz sınava hazırlanırken ve siz onun ana-babası olarak onunla ilişki kurarken açık seçik bir tavır geliştirmeniz gerekir. Neye karar verdiniz? Çocuğunuz nasıl bir yaşama sahip olsun, 'keşke'leri mi, yoksa 'iyi ki'leri mi çok olsun?"

Çocuğunuzun yaşamının anlamlı, coşkulu ve güçlü olmasını destekleyecek şeyler yapın.

Okul, meslek, iş ya da aile başarısı saplantı haline gelirse işte o zaman kişinin yaşamı dengesizleşmeye, anlamını ve coşkusunu kaybetmeye başlar. Ama yaşam başarısı için diğer başarıları feda etmek zorunda değilsiniz. Diğer başarılar, yaşam başarısını destekleyecek bir adım olarak gelişebilir.

Nasıl mı?

1.       Çocuğunuzu kendi yaşamının direksiyonuna oturtmak niyetinizin farkına varın.

2.       Direksiyonuna oturmuş olduğu yaşamı tanıması için çocuğunuzun:

“ Kendi kişiliği, bedeni, beyniyle ilgili, insan ilişkileri, zaman kullanımı gibi yaşamın değişik boyutlarıyla ilgili bilgi ve becerilere gereksinimi vardır. Bu bilgilere ulaşabilmesi için ona yardımcı olun.

3.       Çocuğunuzun yaratıcı ve üretken gücünü koruyun. Her çocuk gibi sizin çocuğunuz da doğuştan yaratıcı ve üretken doğmuştur. Ona önem verin, onu gerçekten dinleyin ve anlayın, ona saygı duyun!

4.       Kısa vadeli değil, her eyleminizin çocuğunuz üzerindeki uzun vadeli etkisini de düşünün. O nedenle, "Ders başarısında ısrar ederken, acaba çocuğumun özgüvenini sarsarak onun yaşam başarısını engelleyen bir etki yaratıyor muyum?" sorusunu sorun.

5.       Çocuğunuzun, kendi duygularının, düşüncelerinin, yaptığı seçimlerin altında yatan değerlerinin farkına varmasını sağlayın; çünkü ancak o zaman onun yaşam başarısına destek olursunuz. "Nasıl sağlarım farkına varmasını?" sorusu aklınıza gelmiş olabilir. Çocuğunuzla iletişim içinde olmanız, açık ve dürüst bir iletişim ve can cana ilişki kurmanız, onun hem sizin değerlerinizi ve hem de kendi değerlerini keşfetmesine olanak sağlayacaktır.

ÇOK ÇALIŞMAK İle ETKİLİ VE VERİMLİ ÇALIŞMAK ARASINDAKİ FARKI UNUTMAYIN

Çocuğunuz çalışırken en çok dikkat edeceğiniz nokta, onun etkili ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamaktır. Bunun için en dikkat edilecek şey, çocuğun kaygı, stres ve panikten uzak, istek ve şevkle, aynı zamanda anlayarak çalışmasıdır. Çocuğunuzla öyle bir ilişki kurun ki, o, sizinle açık seçik konuşabilsin ve hiç çekinmeden düşündüklerini sizinle paylaşabilsin.

Çocuğunuzun ders çalışmasıyla ilgili şu konularda konuşabilmelisiniz:

1.       Çocuğunuz neyi öğrenmek istediği ve niçin öğrenmek istediği konusunda netleşmiş mi? "'Ne' çalışıyorum ve 'niçin' çalışıyorum?" sorusunun yanıtını açık seçik biliyor mu? (Bilmiyorsa, bunda yalnız çocuğunuzun değil sizin de sorumluluğunuz var. O nedenle sevgi ve saygıyla saygının altı çizili ve de sabırla öyle bir iletişim kurun ki, oluşturduğunuz bu etkileşim ortamı içinde çocuğunuz değişik hayallerinden bahsetme olanağı bulsun. Bu hayallerden biri, zamanla gelişerek onun gönlünün muradını oluşturacaktır.)

2.       Okuduğu her konuyu, anlamını keşfederek ve daha önce bildikleriyle ilişkilendirerek öğreniyor mu?

3.       Daha önce öğrendiklerini hatırlayıp hatırlamadığını ara sıra yokluyor mu?

4.       Yeni bir konuya başlamadan önce, bu konudan önce gelen temel kavramları şöyle bir gözden geçiriyor ve şimdi öğrenmekte okudukları ile daha önceki öğrendikleri arasında ilişki kuruyor mu?

4.       Bölüm'de belirttiğimiz gibi kaygı, stres, panik, çocuğunuzun kısa süreli belleğini çalışamaz hale getirir ve o, ders çalışmak için masa başında kaç saat harcarsa harcasın, öğrenemez. Ana-baba olarak sizin yapabileceğiniz en akıllıca şey, çocuğunuz ders masasına oturduğu zaman onun kaygıdan, stresten ve panikten uzak, sakin bir zihinle çalışmasını sağlamak olmalıdır.

BAŞARILI İNSANLARDA BULUNAN ÖZELLİKLERİ HATIRLAYIN VE ÇOCUĞUNUZDA BU ÖZELLİKLERİ GELİŞTİRMEYE ÖZEN GÖSTERİN

Burada,  ettiğim özellikler, üzerinde durmak istiyorum. Bu özellikler listesi, başarılı insanlar üzerinde yapılan gözlem ve araştırmalar sonucu oluşturulmuştur. Çocuğunuzun başarılı insan olmasını istediğinize göre, siz de bu özellikleri çocuğunuzda görmek istersiniz. Öyleyse çocuğunuzda aşağıda belirtilen bu özelliklerin gelişmesine yardımcı olun:

Başarma hevesi

Şevk, arabanın yakıtına benzer; aracınız teknolojik yönden en ileri bile olsa, yakıtı yoksa çalışmaz. Çocuğunuz ne kadar zeki olursa olsun, başarma isteği ve hevesi yoksa verimli ve etkili bir biçimde çalışmayacaktır. Çocuğunuzun sınırlarına ve sorumluluklarına saygı duyun, onu istekli ve şevkli tutmanın sırrı burada yatar.

Hedefini bulmak, gönlünün muradını keşfetmek

Ana-baba, 'Destekleyen Aile' tutumu içinde çocuklarının, kendi hedeflerini konuşa konuşa kendilerinin belirlemelerine olanak sağlarsa, bu süreç içinde çocuk gönlünün muradını keşfeder.

•        Duygu ve düşüncelerinin farkına varmak ve kendine güven duymak

•        Çocuğunuzla ilişkinizde aşağıdaki beş mesajı verdiğinizden emin olun. Sürekli bu bilinçle konuşur ve dinlerseniz, çocuğunuz duygu ve düşüncelerinin farkında olarak büyür ve sizin ona duyduğunuz saygı, onun kendine duyduğu saygının temelini oluşturur.

•        Seni umursuyorum; sen benim için varsın, önemlisin.

•        Seni, olduğun gibi, yargılamadan kabul ediyorum; senin davranışında aksaklıklar olabilir; ama senin özün çok muhteşem ve orada hiçbir şey eksik değil.

•        Sen değerlisin; şu evrende senin gibi bir tane daha yok. Ailedeki her bir çocuğumuz gibi, senin yerin de başka ve doldurulamaz.

•        Senin, istediğini yapabilme yeteneğine, gücüne güveniyorum, inanıyorum.

•        Sen, sen olduğun için sevilmeye, kendin olarak gelişmeye layıksın.

Seçimlerinin bilincinde olmak ve seçimlerinden sorumluluk almak

Çocuğunuz seçimlerini yaparken ailenin gelirini ve kendi kaynaklarını gerçekçi olarak hesaba katmalıdır. Arkadaşları belirli bir marka ayakkabı alıyor diye, kendi parasal olanaklarının üstüne çıkarak, kendisi de o marka ayakkabı almamalıdır. Burada 'almamalıdır!' derken, siz mani olun demek istemiyorum.

Siz çocuğunuzla öyle bir iletişim içinde olun ki, o, kendisinin yaşam başarısı yolculuğu içinde olduğunu bilsin. Kim olduğuna giydiği marka mı karar verecek? Bunun bir seçim olduğunu keşfetsin. Bazı insanlar, kendi yaşamlarının anlamını sahip oldukları şeylerle özdeşleştirir, bazıları yaşamlarının anlamını varoluşlarından alır. Bu ikisi arasındaki fark önemlidir ve konuşulması gerekir. Siz, 'sahip olmak' ve 'var olmak' arasında bir seçim olduğunu gösterirseniz, ana-babalık görevini yapmış olursunuz.

Çocukta bu özelliklerin gelişmesine yardımcı olurken sizlerin de aile ortamında dikkat etmeniz gerekenler var:

Çocuğunuzun sosyal yaşamının önemini bilin

Ergenlik çağındaki gençlerin arkadaşları çok önemlidir ve onların, çiçeğin suya ve güneşe duyduğu gereksinim gibi bu arkadaşlara gereksinimi vardır. Çocuklarınız bu arkadaşlarıyla günün, haftanın belirli zamanlarında bir araya gelerek kendilerince iyi vakit geçirmek isterler. Sınırlar ve sorumluluk bilinci iyi gelişmiş bir genç, kendine neyin yararlı neyin zararlı olduğunu bilerek davranır.

Çocuğunuza güvenin; onda sınırlar ve sorumluluk bilinci geliştirmenin tek yolu, ona güvenmekten geçer. Ona güvenin ve onunla sürekli iletişim içinde olun.

Yukarıda sözünü ettiğimiz seçimlerin bilincinde olarak çocuğunuzu arkadaşlıklarında ve sosyal yaşamında özgür bırakın. Unutmayın, siz yalnız sınav başarısıyla ilgilenmiyor, yaşamda başarılı olması gereken bir gencin yaşamının temellerini atmasına rehberlik ediyorsunuz.

Çocuğunuzu başka kişilerle kıyaslamayın

Çocuğunuzu, aile içinden veya dışından biriyle kıyaslamayın. Kıyaslamanın birçok zararı vardır.

Kıyaslamanın ne gibi zararları olabilir? Sıralayalım:

1.       Kıyaslama, bir başkasına olan beğeninizi ve hayranlığınızı ifade ederken, çocuğunuz için bu duyguları taşımadığınızı ve onun başarabileceğine güvenmediğinizi ima eder.

2.       Kıyaslama, sonuç odaklı bir tutumu ifade eder. Çocuğunuzu bir başkasıyla kıyasladığınızda, onun gösterdiği gayreti, hevesi, şevki hiç hesaba katmadığınızı, bütün ilginizin, elde edilecek sonuçta odaklandığını ifade etmiş olursunuz. Gösterdiği gayret ve hissettiği hevesin sizin gözünüzde bir değeri olmadığını anlayan çocuk, hayal kırıklığına uğrar ve şevkini kaybeder.

3.       Sonuç odaklı bir başarı anlayışı çocuğun gücünü elinden alır, sonucu değerlendirecek olan bir dış otoritenin eline verir. Sonuç odaklı başarı anlayışı, çocuğun öğrenme ve gelişme şevkini öldürdüğünden, onun sürekli gelişiminin en büyük engelini oluşturur.

4.       Bir insanın sürekli gelişimini ve iyileşmesini sağlayan en önemli kaynak, onun yaşam deneyimleridir. Öğrenci yaşam deneyimini sonuç odaklı olarak değerlendirirse sürekli karşısına, "başardım" ve "başaramadım" seçenekleri çıkar. "Başardım" ve "başaramadım" seçenekleri arasında kaldığı sürece, çocuğunuz gelişmeye olanak bulamaz. Çocuğunuz yaşam deneyimine çaba odaklı yaklaştığında ise, karşısına bir öğrenme ve gelişme fırsatı çıkar. Bölüm 5'te 'hatalardan ders alma' sürecini ayrıntılı olarak anlatmıştım; burada hatalardan ders alarak gelişmeyi sağlayan dört adımı kısaca hatırlatmak istiyorum:

• Ne yaptım?

• Neleri iyi yaptım?

• Neleri daha iyi yapabilirdim?

•  Nelerin farkına vardım, yaptığım hatalardan ne dersler aldım?

Böyle bir yaklaşım, çocuğunuza yalnız sınava hazırlanmakta yardımcı olmaz, onun yaşam boyu ve yaşamının her yönünde gelişmesinde yararlı olur.

Burada, oğlum Timur'la ilgili bir "başarısızlık" anımı1 paylaşmak istiyorum.

Timur lise 2'deydi ve okulunun basketbol takımında oyna maktaydı. Ben, genellikle cuma akşamları, Timur'un okulunun katıldığı okullar arası maçları seyrederdim ve maçtan sonra genellikle Timur'la pizza yerdik.

Bir akşam o bölgenin liselerarası basketbol şampiyonluk turnuvasının son maçı oynanacaktı. Bu maçı kazanırsa Timur'un lisesi şampiyon olacaktı

Maçın bitmesin e 8 saniye vardı; Timur'un okulunun skoru 60, karsı takımın skoru 61 idi. Top Timur'un eline geçti. Timur top sürerek iki de oyuncuyu geçti ve maçın bitmesine 4 saniye kala karşı takımdan bir oyuncu topu Timur'dan kaptı. Topun peşini bırak mayan Timur, topu yeniden alıp potaya doğru fırlattığında kronometre son saniyeleri gösteriyordu.

Bütün salon nefesini tuttu; top potada iki üç kere döndükten soma dışarı çıktı. Hakem düdüğünü çaldı. Oyun bitmiş ve öbür takım şampiyon olmuştu. Öbür takı m taraftarı coşkuyla sahaya dolarken ben Ti m u r' a bakıyordum. Zavallı oğlumun, şişirilmiş bir balonun havasının boşaltılmasında olduğu gibi, gözlerimin önün de omuzları çöktü, gözlerini yere dikti ve çok mahcup ezik bir tavır içinde soyunma odasına doğru yürüdü.

Normal olarak beş dakika içinde soyunma odasından çıkan oğlum, o gün 35 dakika sonra çıktı. Ben neşeli bir tavır içinde, "Timur haydi pizza yemeye gidelim," dediğimde, yüzüme hile bakmadı ve homurdanarak, ''Benim başım ağrıyor, ben eve gideceğim ve yatacağım," dedi.

Ne diyeceğimi bilemiyordum, sessizce arabaya yürüdük. Arabanın arka koltuğuna çantasını attı, uzanarak başını çantasının üstüne koydu ve koluyla da gözünü kapattı. Gideceğimiz 80 kilometrelik uzun bir yol vardı; yola koyulduk. Araba yola çıktıktan on beş dakika sonra, zayıf bir sesle, "Baba, biliyorum benden utanıyorsun. Özür dilerim," dedi

Bu söz içimi alev gibi yaktı. Aslında Timur'dan utanmıyordum; ama onu n l a ne konuşacağımı, nasıl konuşacağımı bilemiyordum. Bir çaresizlik duygusu içindeydim

Zaman kazanmak için, "Bir şey mi dedin Timur?” diye sordum. Öfke ve hayal kırıklığıyla çınlayan bir sesle, "Ne dediğimi duydun!" dedi.

Ben psikologdum. Oğlumun ise şu anda bir psikologa değil, babasına ihtiyacı vardı ve ben babası olarak ona ne diyeceğimi bilemiyordum.

Ne olursa olsun niyetimin saflığı içinde oğlumla konuşmam gerektiğinin farkındaydım. ilk fırsatta bulduğum ilk uygun yere arabayı park ettim. Timur, kolu yüzünün üstünde arabanın arkasında yatıyordu. Onunla konuşmaya başladım:

“Bak oğlum, önce senden özür dilerim. Sorunu duydum ama ne diyeceğimi bilemediğim için, zaman kazanmak amacıyla duymamış gibi yaptım. Oğlum, kendi içime sorduğum zaman, orada senden utanmak diye bir duygu bulamıyorum. Duygumun ne olacağına karar vermeden önce sana iki soru sormak istiyorum, lütfen somlarımı yanıtla,” dedim.

Hiç ses çıkarmadı. Bu sessizliği, "Tamam sor," olarak yorumladım ve sorularımı sordum.

"Oğlum ilk sorum şu: Sen bu oyunu oynarken elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettin mi?"

Timur öfkeli bir sesle, "Tabii!” diye yanıtladı.

Niye öfkelendi diye düşündüm ve hemen anladım. Timur her sabah saat 05.45'te kalkıyor ve yürüyüş mesafesindeki okula giderek saat 06. 1 507.1 5 arası arkadaşlarıyla antrenman yapıyordu. Beni veya annesini memnun etmek için değil, bunu, kendisi istediği için yapıyordu. Bu durumu bilen bir baba, "Elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettin mi?" diye sormamalıydı.

İkinci sorumu sordum: "Peki oğlum, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken, coşkulu ve şevk!i miydin?

Timur, yine sinirli bir sesle, "Tabii!" dedi.

Her sabah 05.45'te antrenman yapmak için kalkan biri herhalde şevkli ve istekli oynardı. Bunu anlamamı bekliyordu.

"O zaman beni iyi dinle oğlum," dedim ve devam etti m, "benim seninle ilgili içimdeki duygu, senden utanmak değil bunun tam zıttı. Ben seninle gurur duyuyorum. İçimdeki ses, 'Benim yiğit oğlum!' diyor. Niçin böyle hissediyorum? Çünkü her şeyden önce korkak davranmadın, riske girdin topu aldın, götürdün, başkasına atmadın, kendin götürdün. Topu kaybettin ama peşini bırakmadın ve topu potaya atma cesaretini sen gösterdin. Bu bir!

"Bak oğlum, yaşamda gerçekçi olmak çok önemlidir ve senin gücün gerçekçi olmandan gelir. Gerçekte her durumda senin denetimin altında olan iki temel faktör vardır: elinden gelenin en iyisini yapmak ve bunu coşkuyla yapmak. Sen, denetimin altında olan her iki şeyi de yaptın. Senden nasıl utanabilirim? Elinden gelenin en iyisini coşkuyla yapmaya devam edersen, eninde sonunda mutlaka başarılı olursun. Ancak aklı kıt olanlar, kendilerini belirli bir sonuca adarlar ve bu iki önemli faktörü ihmal ederler. Ama ben aklı kıt bir baba değilim. Seni başarılı görüyorum ve seninle gurur duyuyorum!"
Bunları söyledikten sonra şöyle bir düşündüm, başka söyleyecek bir şey yoktu. Arabayı çalıştırdım ve tekrar anayola çıktım, eve doğru gitmeye başladık. Sekiz-dokuz dakika sonra Timur kolunu yüzünden çekti ve rahatlamış bir sesle, "Baba, haydi pizza yemeye gidelim!" dedi.

O akşam pizzamızı yerken hiç maçtan konuşmadık ve Timur çok rahat ve neşeli görünüyordu.

Aradan altı yıl geçti. Timur, üniversiteden makine yüksek mühendisi olarak mezun oluyordu ve o gün onun mezuniyet törenine birlikte gidiyorduk. Arabayı o kullanıyordu. Sabahın erken saatlerinde yola çıkmıştık ve radyoda güzel bir melodi dinliyorduk.' Bir süre sonra radyoyu kapattı, sağ elini boynuma attı ve kafamı omzuna çekti. Hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi: “Baba, sen dünyanın en iyi babasısın!"

Müthiş mutlu olmuştum. Ben kendimi iyi bir baba olarak görmediğim için biraz hayret etmiştim; ama Timur'un bu cümleyi içtenlikle söylediğinden hiç kuşkum yoktu.

Önce Timur'un verdiği bu hediyeyi içime sindirdim. Hayal ettim; birisi bana gelse ve şöyle dese: "Oğlunun sana bu söylediklerini unutman için istediğin parayı sana vereceğim; bedeli ne ise söyle. Bu bedeli sana ödedikten sonra bugünle ilgili anını bellerinden ömür boyu sileceğim!"

Kısa bir düşünmeden sonra şunun farkına vardım ki, oğlum Timur, parasal olarak hiçbir bedelle değiştiremeyeceğim bir zenginlik vermişti bana. Kendisine teşekkür ettim ve kafam hala omzuna dayalı olarak, "Neden oğlum?" diye sordum.

Kafamı bıraktı ve konuşmaya devam etti:

"Baba, o gün sen bana, pusula gibi kullanacağım iki ilke verdin: 1. Her ne yaparsan yap, elinden gelenin en iyisini yap; 2. Yaptığını şevkle yap!

"Baba, bu iki temel ilke beni stresten ve gerginlikten kurtardı. Stres ve kaygı bana artık etki etmiyor. Ve bu iki ilkeyi, ders çalışırken, sınava hazırlanırken, proje hazırlarken, spor müsabakalarında kullandım. Şimdi iş yaşamına atılmak üzereyim ve bu iki ilkeyi iş yaşamında da kullanacağım."

Potaya topu atamadığı zaman Timur'a, "Okulun senin yüzünden şampiyonluktan oldu. Yazıklar olsun sana! 'Oğlum takımı şampiyonluğa götüren basketi yaptı,' diyebilecekken, beceriksizliğinden ötürü şimdi diyemiyorum. Gözüme görünme!" demiş olsaydım, sonuç odaklı konuşmuş olacaktım ve Timur'un üzerindeki bu sözlerin etkisi herhalde şimdikinden çok farklı olurdu.

Ailedeki büyüklerin destekleyici tavır içinde olmasını sağlayın

Önce sınava hazırlanan çocuğunuzla konuşun ve ondan şunu isteyin: "Evimize sık sık gelen ve görüştüğümüz insanlar var; ninen ve deden gibi bazıları bizde yatılı da kalmaktadır. Senin verimli çalışman için onlardan istediklerin ne? Düşün, bir liste çıkar, bir konuşalım."

Çocuğunuzun hazırladığı listeyi birlikte gözden geçirin ve daha sonra bir aile toplantısı yapın. Bu aile toplantısında nine, dede, amca, hala, eve gelip gitme durumu olan herkes bulunsun. Bu toplantıda çocuğunuz, listesindeki isteklerini dile getirsin. Her bir isteğinin kendisi için önemini açıklasın ve üstünde konuşulsun.

Örneğin, öğrencinin çalışma odası salona bitişiktir ve televizyonun sesi ders çalışırken çocuğun dikkatini dağıtmaktadır. Öğrenci sınava hazırlık dönemi içinde o derse çalışırken salonda TV seyredilmesini istememektedir. Ya da çocuğunuz sigara dumanından rahatsız olmaktadır ve eve sık sık gelen teyze ve onun kocası evde sürekli sigara içmektedir.

Öğrencinin isteklerine itirazları olanlar, itirazlarını yapsın ve karşılıklı bir anlayışa varılıncaya kadar üstünde konuşulsun. Belki TV, yatak odalarından birine taşınabilir. Teyzenin kocası sınav hazırlık döneminde eve geldiğinde sigara içmekten vazgeçer. Belki uzun süre yatılı kalmalar ve annenin günleri bir süre için ertelenebilir.

Sınava hazırlanan öğrenci, kendi sınırlarına ve sorumluluklarına saygı duyulduğunu görürse, onun kendine olan saygısı ve çalışma şevki artar.

Çocuğunuzdan beklediğiniz azim, sebat ve gayreti kendi yaşamınızda siz de gösterin

Sınava hazırlanan çocuğuna destek olmak için anne ve baba kendilerini geliştirmek için bir çaba gösterebilirler. Örneğin bir baba, “Evladım, sen azim, sebat ve gayret gerektiren bir devreye girdin. Bu devrede ben de seni yalnız bırakmayacağım. Sen sınava hazırlanırken ben de Almanca öğrenmeye başlayacağım. Senden beklediğim azim, sebat ve gayreti Almanca öğrenirken göstereceğim," diyebilir.

Bir anne daha önce kitap okumasa dahi, çocuğu sınava hazırlanırken kendini geliştirme kitapları okumaya başlayabilir ve böylece çocuğuyla nasıl daha etkili iletişim kurabilir, özellikle nasıl da$a iyi bir dinleyici olabilir, onu öğrenebilir. Burada verilmek istenen mesaj şudur: "Seni seviyoruz ve seni gayretinde yalnız istemiyoruz.”

Ailenin maddi durumu konusunda, sınırlar ve sorumluluk bilinci içinde çocuğunuzla mutlaka konuşun

Sınırlar ve sorumluluk bilinci geliştirmenin en güçlü yolların dan biri, çocuğunuzla parasal konuda dürüstçe konuşmak ve onunla birlikte gerçekçi bir bütçe yapmaktır Çocuğunuzla birlikte oturun ve ailenin olanakları çerçevesinde ona haftalık bir harçlık belirleyin. Bu harçlık, onun okula geliş gidiş yol parasını, d ı şanda yiyeceği yemekleri, arkadaşlarıyla birlikte harcayacağı parayı kapsamalıdır. Ailedeki diğer çocuklarla birlikte onun payına düşeni hakkaniyet çerçevesinde yansıtmalıdır.

Bu para gerçekçi olmalı ve bu paranın yönetimi tamamıyla çocuğun kendisine bırakılmalıdır. İsterse çocuğunuz bu parayı hır günde harcayabilir; ama şunu bilmeli ki, öbür harçlık gününe kadar sizden bir kuruş dahi alamayacaktır.

Bu konuda sizin titizliğiniz, ona paranın değerini ve bilinçli para kullanmayı süratle öğretecektir. Bilinçli para kullanmayı öğrenen çocuğunuz, yaşam başarısı için çok önemli bir ders almış olacaktır.

Paranın değerini öğrenen, zamanın ve etkili çalışmanın da değerini öğrenmeye başlar. Ailenin maddi durumu çerçevesinde çocuğunuzla gerçekçi bir bütçe yapmaya özen gösterin"

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült