Cinsiyet Psikolojisi

Ives Hendrick


Bir insanın kendisinin bilincine varmadığı faaliyetlerinin çoğunu harekete geçiren dinamik zihni süreçlerin aynaları arasında cinsel hayatla ilişkisi olan akü almaz hayaller ve çabalar vardır. Görünüşte anlaşılamayan sevgi ve nefret duygulan, insanın bilinçle kabul edemediği istek ve düşüncelerine karşı tepkilerini göstermek için analiz yapılarak, ortaya çıkartır. Böylece cinsiyet psikolojisi kavramı, daha çok, cinsel ilişkilerin biyolojik belirtileri olarak zihne daha önceleri yerleşmiş zevk ve güvenlik unsurlarıyla uğraşır.

Freud, Biz cinsel hayata, ilkel cinsel dürtülerden gelen sevgi duygularını, faaliyetleri ve esas cinsel amacı engellenen içtepileri de kattık99 demiştir. Sevgi hayatının psikanalizle incelenmesinin ayırt edici özelliği, Freud’un bulup geliştirdiği bilinçsiz cinselliğin dört temel fenomeni olan üki cinslilik, çift temayüllülük, yüceltme ve ikame’yi konu alan Dr. Hendrick’in aşağıdaki yazısında açıkça görülmektedir.

Harvard Tıp Okulu ,nda psikiyatri profesörü ve Amerikan Psikanaliz Derneği’nin eski başkanı olan Ives Hendrick bu yazısı Psikanaliz Teori ve Uygulaması adlı eserinden alınmıştır.

Vv iris iye t Psikolojisi” terimi (konuşma dilinde “cinsellik” diye geçer), analizciler tarafından üreme organlarının birleşmesine ilişkin faaliyet ve heyecanlardan daha geniş bir grup olayı anlatmak için kullanılmaktadır. “Cinsellik”, “üreme” olmakla birlikte (analizciler bu terimi normal yetişkinin cinsel ilişkisinde içtepisi için kullanmaktadırlar), bu terim “sevgi” teriminin genellikle kullanıldığı bütün hayat davranışlarını da kapsamaktadır: Dostluk, idealler, anne-baba-çocuk sevgisi, kendini sevme gibi... “Sevgi”, en alışılagelmiş biçiminde bize zevk vereni sevdiğimizi anlatmak için kullanılırsa da, “cinsiyet"in evrensel niteliği, psikanalizde kullanıldığı gibi aynı zamanda bize verdiği zevktir.

Freud, ruh hastalan üzerinde yaptığı ilk araştırmalarda, nevroz sorunlarında nedensel unsurlar olan bilinçsiz istek ve anıların ya cinsel bir ‘arzu’, ya da düşmanlık isteğindeki bir mahrumiyetle sıkı bağlılığı olduğunu, aşk ve nefretin ayrı ayrı düşünülmesine karşı koyacak kadar birleşik bulunduğunu tespit etmiştir. Bir insan nesnesinin gerçek ya da hayali rakibinden, istenileni esirgeyen sevgiliden nefret eder.

Bunların esas nedenlerinin bulunması için bazen aylar gerektiği halde, nevroz sorunlarının ve cinsel anormalliğin kabul edilmesi çoğunlukla analiz tekniğine başvurmadan da sağlanır. Nevrozlu hastaların pek çoğu, eğer iyi niyetle dinlendikleri görürlerse, kendilerinin bilinçli cinsel hayatta çektikleri sıkıntıları anlatacaklardır. Bu sıkıntı, mastürbasyondan duyulan endişe değilse, mutlaka iktidarsızlık, soğukluk, tamamlanamayan orgazm, karşı cinse güvensizlik, aşın utanç, bir eş bulamama, ya da aynı eşle şehvet ve sevgi bakımından tatmin olamamadır. Psikanaliz eğitimi gördükten sonra uzun süreden beri tedavi ettiği hastasını yine tedaviye devam eden bir doktora, hastası, “Ben yıllardır bunları size anlatmaya çalıştım, ama siz beni dinlemediniz” demişti. Bilinçli cinsel sorunu olmayan nevrozlu hasta herhalde yoktur. Bir hasta bazen, “Bunlar önemsiz şeyler” diyerek onları küçümser ve birkaç hafta bu konudan söz etmekten kaçınabilir. Ama en sonunda bunların varlığı mutlaka hekime açıklanacaktır.

Freud’un bilinçsiz cinselliğe katkıları, hem yetişkinlik, hem de çocukluk olaylarıyla ilgilidir. Şimdi, hayatın herhangi bir dönemindeki, hem normal olan, hem de normal olmayan insanlar için bilinçsiz cinselliğin özelliği olan dört fenomeni belirtelim. Bunlar ‘iki cinslilik, çift temayüllülük, yüceltme ve ikame’dir.


İki Cinslilik

Freud, insanların cinsel içtepilerinde (impulse) dikkati çekecek derecede “iki cinslilik” olduğunu göstermiştir. Hiçbir erkek, kadınsı özellikleri olan bazı güçlü isteklerden kaçamadığı gibi hiçbir kadın yoktur ki, bazı erkeklik eğilimlerine, bir erkek olmak için bazı isteklere sahip olmasın; hatta çoğunlukla bilincin bu “eşcinsel” eğilimleri reddetmesine rağmen...

Böylece Freud, psikolojik güçlerin, türlerin organik hayatının karateristik temel unsurlarının yansımaları olduğunu örneklerle göstermiştir. İnsan vücudunun gelişmesi üzerinde çalışanlar, ceninin hayatının ilk döneminde hem erkek, hem kadın üreme organlarının bulunduğunu bilirler. Cinsiyeti belirleyen bedensel karakteristikler geliştikçe, öteki cinsin henüz şekillenmemiş gizli organları gelişecek yerde geriler, ama büsbütün kaybolmaz. Yetişkin bir erkek, bir fonksiyonu olmamasına rağmen, nasıl cenin hayatında balığın galsamalarına benzeyen kalıntıları muhafaza etmişse,, onun gibi bir rahim kalıntısına (uterus mascuUnus) sahiptir. Dişide ise bu iki cinslilik daha açık görülmektedir. Kadın, üremedeki biyolojik rolü için esas organları olan dölyolu ile rahimin yanı sıra tam bir penis olan, aynı dokulardan meydana gelmiş, aynı duyu sinirlerini taşıyan ve sertleşme özellikleri bakımından erkek cinsel organına eşit bir ‘klitoris’e sahiptir. Ama erkekteki rahim kalıntısına karşılık, klitoris, kadının cinsel birleşmedeki faaliyetinin tamamlanması için gerekli olan psikolojik hazırlık ve cinsel coşkunluk açısından vazgeçilmez bir organdır.

Bundan başka, çağdaş biyokimya, sıhhatli bir erkeğin kadın hormonu; kadının da normal adet görme ve diğer fizyolojik fonksiyonları için erkek hormonu salgılamasının gerekli olduğunu ispat etmiştir.

Freud’un erkek ve kadında iki cinsliliğin psikolojik belirtilerinin önemini keşfi, yine insan hayatında belirleyici unsurların psikolojik, anatomik ve fizyolojik belirlilerinin temelde aynı olduğunu gösterir. Annesinin gebeliğini gören ya da öğrenen küçük erkek çocuk, çoğunlukla kendisinin bir bebek yapabileceğini gösteren oyunlar oynar; tatmin edici bir kocanın karısına ve çocuğuna karşı gösterdiği en şefkatli niteliklerden çoğu, bu tür annelik hayallerinin belirtileridir. Büyüme yıllarında kız çocuğunun en değişmez niteliklerinden biri, erkek çocuk oyunları oynaması ve kız olma kusurlarının gücüne gitmesidir. Bu da, kadındaki erkeklik hayallerinin aynı şekilde normal olduğunu göstermektedir. Pek çok yaratıcı sanatçı, en büyük verimlilik anlarında “doğurma” ve “yaratma” hayalinin verdiği şiddetli zevkin bilincindedir. Erkeklerin kadınlardan daha çok sanat ve bilim eserleri yarattığı tarihsel gerçeğinin nedenini, bazı erkeklerin üretici arzularının şiddetiyle açıklamak gerekir; ama yalnız bilinç psikolojisini inceleyenler, insanların özellikle birbirlerine tepkilerini belirleyen yaşantılarında iki cinsliliğin etkisini pek değerlendiremezler. İki cinsliliğin bu bilinçli belirtilerinden çok daha önemli olan şey, psikanaliz sırasında ortaya çıkarılan bilinçsiz hayallerdir. Freud’un normal hayatı ve gelişmenin bilinmeyen ya da önem verilmeyen yönlerini açıklaması, onun nevrotik kişilerin sorunlarına derinliğine inebilmesinin sonucudur. Hem erkek, hem kadın olma isteği, hele bastırılmışsa, hastalık belirtisi kötü intibak ve ıstırap yaratmadan çözümlenemeyecek zıt tutkuların çatışmasını ortaya koyan en önemli unsurlardan biridir. Bilinçsiz iki cinslilik, hem kadının, hem erkeğin sevgi ilişkilerinde ve cinsel faaliyetinde ortaya çıkan bazı bozuklukların doğrudan doğruya nedenidir. Hiç orgazma varamayan bir kadın, analiz sonunda, bunun şu bilinçsiz düşünceden ileri geldiğini anlamıştır: “Kocamı sevdiğim halde, benim sahip olamadığını bir organı olduğu için ondan nefret ediyorum.” Erkeklerdeki bazı iktidarsızlık olayları, kadının annelik fonksiyonunu bilinçsiz olarak kıskandığı konusunda kendisine yeterli bilinçli bilgi verildiği zaman iyileşmeye gitmektedir.

Bir adam, saplantılı fikirleri yüzünden yapıları bir analiz sırasında, on beş ve on yedi yaşlarında başından geçmiş iki olayın kendisini şaşırttığını söylemişti. Her iki olayda da bir kadını birdenbire yere yatırmış, onun cinsel organlarını incelemişti. Bu saldırılan önceden tasarlamadığını ve şiddetli bir cinsel istek de duymadığını, bu hareketi neden yaptığını anlamadığını söylemişti. Dışarıdan bakılınca erkeklik gücünün anormal bir görünümü olarak belirmesine rağmen yapılan analizde, bu saldırının cinsel duyguyu denetlemekteki patolojik bir eksiklikten meydana gelmediği; adamın bunu, “Bu kadının penisi yok” düşüncesine tahammül edemediği için bir tepki olarak yaptığı ortaya çıktı.

Belirli şartlar altında, sözgelişi bir Avrupa turu sırasında çıplak kadın tabloları gördüğü zaman, bu düşünce bilinçli zihninden hiç çıkmamıştı. Herhangi bir kadının organlarını görerek bunun aksini ispat etme hayali, kendisini elinde olmadan bu işe sürüklemekteydi. Analiz sırasında rüyalarında erkeklik organına sahip çıplak kadınlar gördüğünü anlatınca, bu teşvik yüzeye çıkmış oldu. Üç ile altı yaşlan arasında kız çocuklarla oynamış ve aralarındaki anatomik farkları görmüş olmasına rağmen, on yaşına kadar kadınların penisi olduğuna inanmıştı. Hatta yirmi yaşında bile, ‘pipi’ kelimesinin okul çocuklarının kadın cinsel organına verdikleri bir ad olduğunu ileri sürüyordu. Analiz sırasında bu bilinçsiz hayallerin öğrenilmesinden aylar sonra, bu mantıksız endişenin, kadın olma bilinçsiz isteğinden doğduğu öğrenildi. Eğer bilinçli olarak kadın olmayı düşünseydi, kendisini tabii bir şehvet hazzı kaynağı olarak değer verdiği organından yoksunmuş gibi görmesi gerekiyordu. Eskiden mastürbasyon yaparken göğsüne ve kalçalarına havlular sarmayı adet edinmişti. Sonunda, analiz sırasında, bu hareketi ilk olarak kendinin sahip olmayı istediği memelere sahip bir film artistini gördükten sonra yaptığını anlattı. Bu adamın saldırganlığı, ilk çocukluk yıllarında öğrenmiş olduğu kadınların penisi olmadığı biyolojik gerçeğini çürütme çabasından geliyordu. Kendisinin de onlara benzemek korkusu, onda bir kadın olduğu yolunda kuvvetli bir bilinçsiz ısrarın yerleşmesine sebep olmuştu. Bu adamın bilinçsizce kadın olma isteği, başka yollardan da ortaya çıktı. Oysa bilinçsiz hayallerin analizi yapılmamış olsaydı, bu davranışın anormal bir cinsel dürtüden geldiği söylenecekti. Bu tutkusundan doğan hayallerin, eski yaşantıları kuvvede canlandırdığı gibi büsbütün bilinçsiz kalmış olması, özellikle önemlidir. Kesin problemin “iki cinslilik” olmadığı durumlarda bile, onun bilinçsiz varlığı, çoğunlukla, analiz sırasında ortaya çıkar ve insanın hayatında önemli bir rol oynar.

Çift Temayüllülük[1]

Freud’un cinsiyet konusunda ikinci katkısı, aynı insanda sevgi ve nefret, içtepilerini bunlardan birinin çoğunlukla bilinçli olarak reddedilmesine rağmen, bilinçsiz olarak aynı zamanda bulunabildiğini keşfetmiş olmasıdır. Freud bu durum için İsviçreli psikiyatrisi Flugerı Bleuler’in ileri sürdüğü “çift temayüllülük” terimini kullandı. Buna bir örnek olarak kendi cinsine karşı duyduğu bilinçli sevgi, normalden aşırı sayılan bir kadını gösterebiliriz. Yapılan analiz sırasında, bu kadının ilk çocukluk, erginlik ve yetişkinlik yıllarında, kadınlardan şiddetle nefret ettiği kısa süreli dönemler bulunduğu ortaya çıktı. Ancak bu nefret duygusu daima baskı altında tutulmuş ve analizle ortaya çıkana kadar da unutulmuştu. Onun kadınlara karşı duyduğu bilinçli aşırı sevgi, onlara olan tabii sevgisinin yanı sıra onlardan nefret etmediğini ispatlama yoluydu.

İki aşık edinemedikleri zaman cinsel tutkularını doyuramamaktan sıkıntıya düşen kadınlar vardır; bunun, heyecan bakımından önemli olan erkeklere duyulan ve çözümlenmesi imkansız çift temayüllülükten doğduğu ispat edilmiştir. Böyle bir kadın, sevgi ve nefretin bu mutsuzluk veren çatışmasına dönmekten korkar; nefretini aşıklardan birine serbestçe yöneltebildiği zamanlar öbürünü rahatça sevebilir. Eğer nefret edilen aşık reddedilir ya da geri çekilirse, kadın, yine tek bir erkekle kalacağı için, önceki durum, yani hem sevme hem nefret etme durumu tekrarlanır. Freud, ilk kocasıyla yaşamaya tahammül edemeyip, onunla devamlı kavga ettikten sonra boşanan ve ikinci evliliğinde aşın bir nefret göstermeden, durumundan memnun görünen kadınların halini çok kere bu çift temayüllülüğün açıklayacağını belirtmiştir. Yeterince mutluluk gösteren bir aile hayatına rağmen, çocuğuyla sık sık kavga eden bazı olgun olmayan kadınların bu sıkıntılarının nedeni, bir bebek kadar güçsüz kalmak için duydukları bilinçsiz istek ve bunun sonunda çocuklarına karşı duydukları nefret ve sevgi İlişleridir. Çocuk düşürmeler ve ‘muhtemelen’ kısırlık bile bazen aynı sorunun psikolojik sonuçlandır.

Çift temayüllülük, erkekler arasında da aynı derecede kesindir. Genç bir delikanlı ergenlik çağında bir babayı ya da bilinçli olarak sevdiği ve memnun etmeye çalıştığı başka bir yaşlı erkeği incitmek isteğini bastırır ve bu bastırılmış isteği kendi bilinçli denetimi dışındaki davranışlarıyla belli eder. Bu, yasaklandığı halde sigara içerek, çalışmasında başarısızlık göstererek, suç işleyerek ifade edilebilir. Ama delikanlı, neden böylesine dertler açmaya ihtiyaç duyduğu konusunda büsbütün bilinçsizdir.

Kalınbağırsağı ucunda kanamalı bir ‘araz’ görülen yirmi iki yaşındaki genç bir adamın analizinde başlarda epey güçlük çekiliyordu. Onun bilinçli, soğukkanlı ve durgun karakteri öylesine şiddetli bir mantıklılık ihtiyacıyla besleniyordu ki, kuvvetli duygulan bütünüyle bastırılmıştı ve kendisinin saldırgan olabileceğini düşünemiyordu bile. Sonunda, hastanın gözünde bir ‘kahraman’ olan ve radyo teknisyeni olarak bahriyede ün yapmış, dünyanın dört bir yanını dolaşmış ağabeyi gibi olabilme hayalleri olduğu görüldü.

Hastanın kendisi, aslında tersanede elektrikçi olarak yüksek yetenek isteyen bir işte çalışmaktaydı. Ağabeyine hayranlık duyduğunu bilinçli olarak biliyordu ama onu kıskandığının bilincine varamamıştı. Bir rüyasının analiziyle hastanın ‘araz’ının nedeni ortaya çıktı. Bunun, yetenek bakımından kendisinden üstün olmayan bir arkadaşının ustabaşı olacağını duyduğu zaman başladığı anlaşıldı. Bu arkadaşı, rüyasında ağabeyinin giydiği üniformayı giyiyordu; sonraları analiz sırasında hastanın ağabeyine ve ağabeyini hatırlatan erkeklere karşı duyduğu bilinçsiz çift temayüllülüğün ta çocukluğundan beri kendi hayatında önemli bir rol oynadığı ortaya çıktı. Hasta, beş yaşındayken köye, amcasının yanına tatilini geçirmeye gönderilmiş, ama ağabeyi anne babasının yanında kalmıştı.

Freud sevgi ve nefretin bir arada bulunmasının insan yapısında derin bir kök saldığını gördü ve böylesine kaçınılmaz çatışmaları mutlu bir şekilde çözümleyecek araçların gelişmesinin, insan hayatının temel sorunlarından biri olduğunu ortaya koydu.

Yüceltme

Freud’un üçüncü önemli katkısı, görünürdeki cinsel ihtiyaçların, birçok hayat faaliyetleriyle bilinçsiz ilişkilerini açıklamış olmasıdır. O, bir şey yapma, yaratma ve sanat, oyun ya da faydalı biçimlerdeki yaşantılardan zevk alma güdülerinin, cinsel içtepilerin değişik biçimleri olduğunu deneyleriyle görebilmişti. Aynı bilinçsiz hayaller, hem sevgi ilişkisiyle, hem de bir sanat ya da düşünce faaliyetiyle birleşecektir.

Örnek olarak, elektrik aletleri icat etme hobisi olan bir adamın ev hayatında gösterdiği sinirliliği verebiliriz. Yapılan analiz sırasında, bu adamın çocukluğunda kendisini teşhir ederek işemesinin kadınlar ve kızlar tarafından beğenilmiş olduğu için, şimdi de karısının kendisinin erkeklik organına hayranlıkla bakmasını istediği ve karısı bu boş isteğini tatmin etmediği için duyduğu acıyı bastırdığı ortaya çıktı. Bu durumun hayatının başlıca heyecan özelliği olduğu bir döneminde, bilinmeyen ve değerli bir alet yapabilmek merakı dikkati çekecek derecede artmıştı. Böyle bir aleti gördüğü rüyalar analiz edilince, bunun yalnızca işine olan mantıki bağının yanı sıra, penisini sembolize eden ve içinden bir şeyler fışkıran borularla da bilinçsiz bir bağlantısı olduğu ortaya çıktı, icat ettiği şeylerle “zafer kazanacağını” ve bütün dünyanın kendisini alkışlayacağını sık sık hayal etmişti. O zamana kadar bilinçsiz olan bu tür hayalleri açıklandıktan sonra, verimliliği azalmamasına rağmen, çalışması hafifledi ve ev hayatındaki sinirliliği dikkati çekecek derecede azaldı. Çocukken işeme faaliyetini küçük kızlara teşhir etmek alışkanlığında olan ve bu arzusunu bilinçsiz olarak sonraki hayatına taşıyan başka bir adam sattığı yüksek basınçlı yangın söndürme aletlerinin üstünlüğünü belirterek hayatım kazanmaktaydı.

Buna benzer faaliyetlerin cinsel heyecanlarla ilişkisi, çoğu kere analize başvurulmadan da açı kİ anabil inektedir. Danstan alınan zevk, şiir yazan reddedilmiş aşık, müziği tanımlamakta kullanılan ‘ihtiraslı’, ‘doruğuna yükselmiş’ gibi kelimeler, bu gruba girer. Öteki durumlarda, özellikle bir faaliyetin ‘erdem’ine çok önem verildiği zaman, psikanaliz yapılmadıkça bu ilişki belirsizdir. Bir kadın, rüyasında seyirciler önünde soyunduğunu görmüştü. Analist, bir kimsenin yanında çıplak olmaktan hoşlanıp hoşlanmadığını sorunca, kadın, onu “müstehcen bir ruha sahip olduğu” için haftalarca azarladı. İçinde cinsel tutkular bulunmadığını ileri sürdü ve ‘tabiat’ta bulduğu zevkin temizliği üzerine vaazlar verdi. Bir gün, yürüyüş yaparken duyduğu olağanüstü bir coşkunluktan söz etmişti. Tabiatta öylesine mutluluk duymuştu ki, koşmak, sıçramak istemiş ve bir daldaki elmayı koparmıştı. Sonra büyük şaşkınlık içinde bu neşesinin akıl almaz bir şey olduğunu söyledi. İçindeki bir duygu, kendisini elmayı koparıncaya kadar sürüklemişti.

Sonra birdenbire bunun nedeninin Havva gibi olmak ve Cennettin şehevi zevklerini istemek anlamına geldiğini anladı. Sonunda doktora, o soyunma rüyasından önce, alıştığından daha az ciddi bir etek giyerse, erkeklerin nasıl bir tepki göstereceği düşüncesine saplanmış olduğunu anlattı. Bilinçli cinsel bir düşünceye kapılmadan, tabiattan aldığı zevk duygusunun cinsellikle ilgisi bulunduğunu analiz yapılana kadar fark edememişti.

Aşığı tarafından reddedilen bir kadın, estetik dans sanatına karşı kuvvetli içtepiler göstermişti. Duyduğu zevki büyük bir coşkunlukla anlatırken beklenmeyen çağrışımlar uyanmıştı zihninde: “Bu her zaman bir erkeklik organına sahip olmak demektir; dans ettiğim zaman onun gücünü, kudretini ve zevkini hissediyorum!” diyordu.

Analizde ortaya çıkan bu gibi ‘rastlantılar’, sevişmeyi ve hoşa giden başka şeyleri yapmanın insan faaliyet alanlarıyla ilgisiz olduğu varsayımına meydan vermeyecek kadar boldur. Bunun öbür şıkkı, esas olarak bir aşk ilişkisi yaratan belirli bir miktar cinsel enerjinin, “estetik” ya da “yararlı”, ama kesin bir zevk alınan soyut faaliyetlere yöneltilebileceği varsayımıdır. Haz yaratan, ama başka bir insanı (gerçekte ya da hayalde) gerektirmeyen bu faaliyetlerle tatmin olmaya “yüceltme” adı verilmiştir. Aslında haz yaratmak için cinsel faaliyeti gerektiren bilinçsiz isteğin, gerçek psikolojik mekanizmalarla kendi başına tatmin yaratacak “güzellik” ya da “yararlılık” haline gelmesi, zihni bir tutkunun bedensel, isterik ‘araz’ biçimine ‘dönüşümü’ kadar bilinmeyen bir şeydir. Olayları açıklayacak tatmin edici bir teori bile yoktur. Hatta birbirine benzer fantezilere sahip iki insanın zevklerinin aynı olabileceğini, ama bunu birinin odun keserek, öbürünün dolap yaparak elde edebildiklerini açıklayacak bir görüş de yoktur. Bu iki insanın bilinçsiz hayallerinin zevk yaratabildiği, oysa bir üçüncüsünde bunun nevrotik bir ‘araz’a sürüklediği yetersiz de olsa anlaşılabilmededir. İster bireysel bir uğraş, ister öbür insanların hoşlandığı bir sanat faaliyeti olsun, yüceltme, yalnız zevk vermekle kalmayıp bir çatışmayı çözümlemede başarı yaratan bir haz verir. Oysa nevrotik bir çözümlemede ancak içine acının katıldığı bir uzlaşma bulunmaktadır. Psikanaliz, bütün sanatın, sanatçının ve insanların ortaklaşa sahip oldukları bilinçsiz hayallerin bir belirtisi olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Ama yaratmak amacıyla harekete geçen insan için, duygusal önemi olan bu ortak içtepilerin bilinçli belirtileriyle, bütün insanlığın estetik özlemlerini tatmin eden dahininkiler arasındaki farkın ne olduğunu belirten bir ipucu henüz ele geçirilememiştir.

İkame

İkame, bilinçsiz hayalin bütününün ya da bir kısmının yerine geçen ve onunla ilgili olan bir şeyin bilinçte temsil edilmesidir. Demek ki bu, bilinçsiz bir isteğin bilinçte temsilini sağlayan başlıca mekanizmalardan biridir. Bilinçsizliğin bütünlüğü ve esas fikrin bastırılması devam ettirilmektedir. İkame sırasında biz bilinçli olarak bir şeyi ‘arzu’ edebiliriz, ama bu arzunun esas niteliğinin ne olduğunu bilemeyiz.

İkame, ilk olarak rüyaların araştırılmasıyla bulunmuştur. Rüyanın, görenin hatırlayabildiği “gizli niteliği”, bu araştırmalarda önemli rol oynamıştır. Sözgelişi, zenci çocukların güreştiği görülen bir rüyada, bilinçsiz cinsel birleşme hayali, güreş ile “yer değiştirmiş”, güreş yerine ‘ikame’ edilmiştir. Yukarıdaki yüceltme örneklerinde görüldüğü gibi erkeğin bilincinde bilimsel aletler penis yerine ‘ikame’ edilmişti. Yine örnek olarak verilen kadının dans hareketleri, baskı altına alman penis hayalleri yerine ‘ikame’ edilmiştir. Freud, ikamenin gerçekte “gizli bir zevkin arzuladığı vücudun belirli kısımlarına göre” yapıldığını keşfetti. Bir isteri takasının analizinde, kadının kusma nedeninin bir kucaklama sonunda duyduğu hoşa giden cinsel haz olduğu ortaya çıkmıştı; bu sahne hemen bastırılmış ve yerine ağızdaki hoşa gitmeyen duygular bilinçli olarak ikame edilmişti. Cinselliğe karşı, ‘hoş olmayan’ ağızla ilgili tepkiler, ahlaki ‘iğrenme’de ve hatta cinsel tahrik tepkilerini normal insanların ‘ağızda kötü bir tat bırakmak’ diye karşılamalarında görülebilir. Duyumlarının kaynağı, cinsel organdan, cinsel bakımdan yasak olmayan bir organa kaydırılmıştır. Bunun tersine, bazı cinsel organlara karşı soğukluk olaylarının nedeni, bilinçte hoşa gitmeyen bir hayal olarak kabul edilen ‘penisi ağıza almak’ arzusunun bastırılmasından doğmaktadır.

Pek büyük bir önemi olan başka bir ikame de “nesnenin yer değiştirmesi" d ir. Belirli bir kişiye karşı duyulan sevgi ya da nefret, bilinç tarafından reddedildiğinde, duygu kaynağı bilinçsiz kaldığı halde, heyecanlar başka bir kimseye yöneltilerek duyulur. Zenci çocukların güreştiği görülen rüyada olduğu gibi zenci çocuklar, bilinçte beyaz kızların yerine geçmiştir. Erkek kardeşinin kapısı önünden geçemeyen bir adamın durumunda, erkek kardeş kapıyla yer değiştirmişti; böylece, “ikame nesne” olan kapı, akla uygun olmayan bu kaçınmasının nesnesi olabilmiştir. Nesne ikamesinin en mükemmel açıklaması, Freud’un bir ata rastladıkça dehşete kapılan beş yaşındaki bir çocuk üzerinde yaptığı araştırmada bulunmaktadır. Freud, çocuğun (akla uygun bir neden olmasa bile) gerçekte babasından korktuğunu, ama bunun bilinçsiz olduğunu, bu heyecanının bilinçli olarak atlar için duyulduğunu tespit etmiştir.

Başka bir deyişle söylemek gerekirse, bir kimsenin bir hayvan, insan ya da eşyayı, olduğu biçimde değil de, bilinçsiz olarak temsil ettiği şey için sevdiği ya da ondan nefret ettiği söylenebilir. Nesne ikamesi tam ya da kısmi olabilir. Hatta birkaç şey arasında bölünebilir; bir kimse, cinsel sevgi nesnesi, öteki şefkat nesnesi, bir başkası ideal ve bir dördüncüsü de nefret nesnesi olabilir. Bu olaylar, ikame mekanizmasının çift temayüllülük sorunlarının çözümlenmesindeki önemini göstermektedir. Analiz, çoğunlukla açıklanamayan bilinçli bir sevginin nedeninin, sevilenin bilinçli olarak, bilinçli bir önemsiz ilişkiyi (ortak bir ada ya da görünüşe sahip olmak gibi) temsil etmesi olduğunu ortaya koyar. 13u, genel olarak reddedilen sevgilinin, nispet olsun diye yaptığı evliliklerde ve dayanılmaz bir heyecan bağı için pek de ‘uygun’ bir neden görülmeyen ‘çılgınca sevmek’ gibi olaylarda görülür.

İkameye hastaların hekimlerine karşı duydukları derin sevgide de sık sık rastlanmaktadır. Analiz, bu pek gerçek sevginin nedeninin, doktorun ya da onun mesleğinin ‘soyluluğu’na bağlı olmayıp, yıllar önce çocuklukta sevgi yaratmış kimselerin bilinçsiz ‘vekil’lerinin hekimlerde, papazlarda ve öğretmenlerde bulunması olduğunu ortaya çıkartmıştır. Bir psikoterapist, hastadaki nesne ikamesini “nakletme” diye adlandırmıştır ki, bu psikanalizin en değişmez ve belirgin gözlemlerinden biridir. Eğer bir hasta en gizli tutku ve duygularını anlatmaya devam ederse, hekimin (ya da başka bir kimsenin) davranışı pek ilgisizce olsa bile, ona karşı bir duygusal bağ hissedilir.

Böylece cinsel olan ve olmayan bilinçli düşüncelerin bilinçsiz bağlantılarım psikanaliz açısından inceleyen Freud, iki cinslilik, çift temayüllülük, ikame ve yüceltmenin temel rolünü ispatlamış oldu. Bunlar, cinsiyet psikolojisinin, insanların sevgi ilişkilerini, onların toplumsal yaşayış ve zevk nesnelerinin biçimini belirleyen temel özellikleridir. Onların özelliklerinin açıklıkla tanınması ve biçimlendirilmesi, bilinçli kararlarla çözümlenemeyen ve nevrotik belirtiler yaratan heyecan çatışmalarının ve normal kişisel gelişmenin anlaşılabilmesi için zorunlu olmuştur.


 

[1] temayül: Bir tarafa eğilme, meyletme

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült