Cinsel Davranış Sapmaları (Parafililer)

Engin Geçtan


Hangi cinsel davranışların normalden sapma olarak nitelendirilebileceği, yirminci yüzyılın ikinci yarısında psikiyatrinin önemli etik konularından biri olmuştur. Freud 1905 yılında yayımlanan bir makalesinde, sapkın cinsel davranışlar konusunda kullanılabilecek ölçütleri şöyle açıklamıştı: 1) bedenin cinsel olmayan bölgelerine yönelme, 2) karşı cinsten kişilerle cinsel organlar aracılığıyla yaşanan ilişkilerin yanı sıra arada bir görülmekten öte, sayısal olarak bu ilişkileri aşma ya da tümden bunların yerini alma, 3) kişinin temel cinsel davranış seçimi durumuna gelmiş olma. Freud ayrıca, bilinçdışı dünyaları psikanaliz yoluyla incelenen her insanda sapkınlık eğilimlerinin izlerine rastlanabileceğinden söz etmiştir. Cinsel davranış sapmalarının tanımının tarihsel gelişimi incelendiğinde, getirilen tanımların, içinden çıktığı toplumu ve yaşanan dönemi yansıttığı görülür. Dolayısıyla Freud'un tanımlamalarının da, normal cinselliği oldukça dar çerçevede tutan bir kültürü yansıttığı söylenebilir (Gabbard, 1990).

Freud, "içgüdüsel dürtü kuramı" çerçevesiyle sınırlanan klasik yaklaşımlı bu makalesinde, cinsel davranış sapmalarını "cinsel dürtülerin, başlangıçta ait olması beklenen objeden bağımsız olarak ortaya çıkışı"nın bir kanıtı olarak görmüştür. Yine bu makalede açıkladığı gibi, nevrotik belirtiler bastırılmış sapkın cinsel isteklerin biçim değiştirmiş anlatımlarıdır. Cinsel davranış sapmalarında bu eğilimler bilince ulaşarak egosintonik (egoyla uyum durumunda) haz veren eylemlere dönüşürler. Dolayısıyla Freud, nevrozları sapkın cinsel davranışların karşıtı olarak görmüş, nevrotik belirtileri de cinsellikten arındırılmış sapkınlık eğilimleri olarak nitelendirmiştir. Klasik psikanalize göre, cinsel davranış sapmaları erken çocukluk yıllarındaki cinselliğin yetişkin yaşamda sürdürülmekte olduğunun anlatımıdır. Bu dönemlerde karşılanamamış duygusal ihtiyaçlar sonucu oluşan bir saplanma (fıxation) ya da yetişkin yaşamın dünyasıyla baş edebilecek duygusal olgunluktan yoksun bırakılmış olma sonucu yaşanan bir gerileme (regression) sonucu ortaya çıkarlar. Klasik psikanalitik yaklaşıma göre, olağan yollardan cinsel orgazma ulaşılmasını engelleyen belirleyici etmen kastrasyon korkusudur ve olağan cinsel davranışlardan sapma kastrasyon tehdidinin yadsınabilmesini sağlar (Fenichel, 1945).

Freud'dan sonra gelen birçok klinisyen, psikanalitik çalışmaları sırasında, Freud’un bu gözlemini doğrulayan bulgularla karşılaştıklarını dile getirmişlerdir. Yakın yılların psikanalistleri ise konuya daha farklı açılardan yaklaşarak, cinsel davranış sapmalarının yalnızca içgüdüsel dürtü kuramıyla açıklanmasının yeterli olmadığını ve bu olgunun ilişkiler boyutunun da önemli olduğundan söz ederler.

Örneğin Stoller (1985), cinsel davranış sapmalarını düşmanca eğilimlerin erotik bir şekle dönüşmesi olarak tanımlamıştır. Ona göre, cinsel içerikli bir beraberlik yaşadığı kişiye ve kendine acı verme ya da onu ve kendini aşağılama isteği, bir davranışın sapkın olup olmadığını belirler. Stoller normal cinsel uyarılmada da sınırlı oranda öfke ve küçük düşürme eğilimlerinin olabildiğini gözlemlemiş ve "duygusal yakınlık kurabilme" kapasitesini bir diğer belirleyici etmen olarak tanımlamıştır. Ona göre, erotik eylemlerin, bir diğer insanla duygusal yakınlığın yaşandığı ve sürekliliği olan ilişkilerden kaçınma amacıyla kullanılmakta olması, bir insanın sapkın olarak nitelendirilebilmesini belirleyen en önemli etmendir. Stoller'in anlatımıyla, cinsel davranış sapmalarının özünde çocukluk travmasının yetişkin zaferine dönüşmesi bulunur. Cinsel eylemlerinde ya da düşlerinde ilişkide bulundukları kişiyi küçük düşürerek ve aşağılayarak, vaktiyle ebeveynleri tarafından kendilerine yapılmış olanların öcü alınmak istenir.

Mitchell'e göre de cinsel davranış sapmaları obje ilişkilerinden kaçışın anlatımı olabilirler (1988). Parafilik eğilim gösteren insanların çoğu, annelerinin intrapsişik imgelerinden yeterince kopamamış ve bireyleşmelerini tamamlayamamış kişilerdir. Dolayısıyla diğer objelerle beraberliklerinde eriyip yok olma ve ayrı bir varlık olarak kimliklerini sürdürememe tehdidini sürekli olarak yaşarlar. Sapkın nitelikte cinsel eylemler, çoğu kez, bağımsızlıklarını ortaya koyarak belirme ihtiyacını karşılamak için seçilmiş yollardan biri olabilir. Mitchell'in de klinik çalışmalarında gözlemlediği gibi, parafilik kişilerin cinsel isteklerini eyleme dönüştürdükten sonra yaşadıkları rahatlama, içlerindeki denetleyici anne imgesine karşı kazanılan zaferi simgeler.

Kohut'a göre ise parafilik eylemler, diğer insanların yakın selfobje tepkilerinden yoksun kalma sonucu bozulan benlik bütünlüğünü onarabilmek amacına yönelik çabaların anlatımıdır. Bu tür cinsel eylemler ya da düşler, ayrı kalma ya da terk edilme tehdidi yaşayan kişinin kendisini var hissedebilmesine yardımcı olur (1977).

McDougall da çoğu sapkın davranışın özünde, kimliğini ya da benlik duyusunu yitirmeye ilişkin yoğun bir korkunun varlığından söz eder (1986). Belirli cinsel eylemler ya da objeler, kişinin iç olgunluğuna ve benliğinin dağılması korkularına iyi gelen bir ilaç gibi kullanılır. McDougall ayrıca, çoğu insanın zaman zaman parafilik düşler kurabildiğini, ancak kompulsif bir nitelik kazanmadıkça bunların sorun olarak nitelendirilemeyeceği görüşündedir. Ona göre çoğu kez yenilik arayışlarından kaynaklanan bu düşler, kişinin karşılanamayan bazı duygusal ihtiyaçlarının dengelenmesine yardımcı olur.

Genel bir değerlendirmeyle;

1) bir insanın neden belirli bir parafilik eylem ya da düş yerine diğerini seçtiği anlaşılabilmiş değildir,

2) bir insan birden fazla türde parafilik eylemlerde bulunabilir,

3) parafilik eylemler çeşitli diğer psikiyatrik durumlar ve kişilik organizasyon düzeyleri ile birlikte görülebilir.

Psikiyatri ve özellikle çağdaş Amerikan psikiyatrisi, cinsel davranış seçimlerinin yargılayıcısı olmamak için ciddi çabalar göstermiştir. Bunun sonucu American Psychiatric Association’ın tanı ve belirtiler listesini içeren son çalışması olan OSMUIR'de paraphilias terimi kullanılmıştır. Yine aynı çabalar sonucu parafili teriminin kullanımı (1) insan olmayan objelerin kullanıldığı, (2) kişinin cinsel partnerine ya da kendisine gerçek anlamda acı verdiği, (3) partnerini ya da kendisini aşağılayıcı davranışlarda bulunduğu, (4) cinsel davranışların çocuklara ya da rızası olmayan yetişkinlere yöneltildiği durumlarla sınırlanmıştır.

GÖSTERMECİLİK (EXHIBITIONISM)

Sık rastlanan bir parafili türü olan göstermecilik ilk kez 1877’de Fransız nörologu Laseque tarafından tanımlanmıştır. Laseque göstermeciliği, ani ve kompulsif bir biçimde ortaya çıkan ve cinsel organları çevreye gösterme dürtülerinin denetlenememesiyle belirlenen bir durum olarak tanımlamıştır. Bu tanım 1900 yılında Gamir’in, göstermeci eylemler için seçilen zaman ve yerin anlamına ilişkin geliştirdiği görüşlerle bütünlük kazanmıştır.

Göstermecilik de fetişizm gibi kadınlarda pek görülmez. Erkek göstermecilerin çoğunda cinsel güçsüzlük sorunları ya da normal cinsel ilişkiye ilgisizlik saptanmıştır (Friedman, 1959). Göstermeci eylemlere genellikle yabancıların bulunduğu yerlerde geçilir. Çoğu kez kişinin ailesi ve yakınları onun böyle bir sorunu olduğunu bilmez. Göstermecilikte, cinsel organ bir kadına onun isteği olmadan gösterildiğinden, eylem saldırgan bir nitelik de taşır. Olay daha çok, halka açık bir yerin tenha bir köşesinde, ılık ilkbahar günlerinde ya da yaz aylarında, genellikle aynı yerde ve günün aynı saatinde yer alır.

Bu konuda kapsamlı araştırmalar yapmış olan Christoffel'e göre göstermecilikte, karşı tarafın da kendi cinsel organını göstermesine ilişkin ve "o da aynı şeyi yapsa" yönünde bilinçdışı bir istek bulunur. Çoğu göstermeci, yoğun suçluluk duyguları içinde ve cezalandırılma beklentisiyle, eylemde bulundukları yere geri dönerler.

Göstermeci eğilimler, üstü kapalı bir biçimde, konuşmalar sırasında erotik konulardan söz etme yoluyla da boşalım bulur (Ferenczi, 1952; Jones, 1920). Çoğunluğu erkek olan bu insanlardan bazıları, erotik konuşmalardan ya da pornografik yayınlardan orgazma varabilen oranlarda doyum bulurlar. Fenichel'e göre (1945) pornografik yayınlarla mastürbasyon yapmak, gerçek cinsel ilişkiye, yalın mastürbasyondan daha yakın bir davranıştır. Bu tür davranışların, hapishane ya da askerlik hizmeti gibi çevrede kadınların bulunmadığı koşullarda ortaya çıkması ise olağan sayılabilir.

Günümüzde sık rastlanan ve biçim değiştirmiş bir göstermecilik türü de karşı cinsten birine telefon ederek onu erotik bir konuşmayı dinlemeye zorlamak biçiminde görülür. Bu konuda kapsamlı araştırmalar yapmış olan Nadler (1968), bu davranışların kökeninde göstermeci davranışlarla özdeş psikodinamik nedenler bulunduğu izlenimini edinmiştir. Aradaki fark, telefon eden kişinin diğer kişiden uzakta olması ve daha saldırgan davranmasıdır. Bu tür telefonları edenler, göstermecilikte olduğu gibi, güvensiz ve cinsel kimlikleri yeterince gelişmemiş kişilerdir. Karşı cinse yönelik yaşanan anksiyete ve düşmanlık göstermecilikte olduğundan daha yoğundur.

Klasik psikanalitik yaklaşıma göre, cinsel organlarını tanımadığı kadınlara ve kızlara gösterme eylemi, kişinin kastre olmadığı konusunda kendisini ikna etme çabalarının anlatımıdır (Freud, 1905; Fenichel, 1945). Eyleminin yarattığı şok tepkisi kastrasyon anksiyetesini rahatlatır ve karşı cins üzerinde güç kurabilmiş olma duygusu yaşatır. Stoller (1985), göstermeci eylemin, kişinin kendisini genellikle bir kadın tarafından aşağılanmış hissettiği bir durumu izlediğini gözlemlemiştir. Bu nedenle, göstermeci kişi tanımadığı bir kadında şok etkisi yaratarak aşağılanmış olmasının öcünü de almış olur. Göstermeci kişi cılız erkeklik kimliğine karşı erkeklik organını göstererek değerini ve erkeklik kimliğini yüceltmeye çalışır. Stoller, kastrasyon anksiyetesinin göstermeciliğin psikodinamiğini açıklamaya yeterli olamayacağı, konuya bir kimlik sorunu olarak da bakılması gerektiği görüşündedir. Gerçekten de göstermeci eylemlerde bulunan kişilerin çoğu, aile üyelerinde hiçbir etki yaratamadıkları duygusu içindedirler ve fark edilebilmek için olağandışı eylemlerde bulunurlar (Mitchell, 1988).

GÖZETLEMECİLİK (VOYEURISM)

Gözetlemecilik ve göstermecilik bir paranın iki yüzü gibidir. Halk arasında "röntgencilik" de denilen gözetlemecilik diğerine oranla daha edilgin bir eylemdir. Soyunan ya da cinsel ilişkide bulunan insanları gözetleyerek cinsel doyuma ulaşma olarak tanımlanan bu davranışlar, bir kadının giysisinin altından ya da dışından görünen beden bölgelerine bakmaktan başka insanların cinsel ilişkilerini seyretmek için randevuevlerine gitme durumlarına kadar değişebilir. Mastürbasyon genellikle bu duruma eşlik eder.

Çocukluk yıllarından taşıya geldiği sorunlar nedeniyle bir erkek bir kadına yaklaşmakta güçlük çekmekteyse, yenilgiye uğrama ya da reddedilerek değerini yitirme korkularına karşı onu uzaktan gözetleme yolunu seçebilir. Gözetleme eylemi kişiye ödünleyici bir güç ve gözetlenen kişiye karşı üstünlük duygusu sağlar. Ayrıca gözetleme durumlarının genellikle tehlikeli olan koşulları da kişinin uyarılma düzeyini yükseltir ve cinsel duyguların pekiştirilmesinde rol oynayabilir. Gözetlemecilik eylemi, kişide genellikle var olan sadist eğilimlerin yumuşatılmasını sağlar. Örneğin, başkalarının cinsel ilişkilerini gözetleme eylemine, "O işi yapan ben değilim, ben yalnızca başkalarının yaptıklarını gözledim" duygusu egemendir (Friedman, 1959). Fenichel'e göre (1945), gözetleme yoluyla sadist eğilimlere doyum arama kadınlarda da görülür: "Bazı kadınlarda, afet olaylarını, kazaları, savaş sahnelerini, cerrahi ameliyatlan, hastaneleri ve benzeri durumları seyretmeye karşı duyulan ilgi, çoğu kez sadist nitelikli kastre etme eğilimlerinin eylemden gözleme dönüşmüş biçimleridir."

Fenichel (1945) gözetlemeci eğilimleri, çocuğun ebeveyninin cinsel ilişkisini ilk kez gördüğü ya da duyduğu ve çocukluğun birincil sahnesi (primal scene) denilen yaşantıda saplanma ile açıklar. Çocukluk döneminde yaşanan bu travmatik olayın zaten var olan kastrasyon korkularını daha da yoğunlaştırması sonucu, yetişkin yaşama ulaştığında kişi, vaktiyle edilgin bir konumda yaşamış olduğu travmatik olay üzerinde bu kez etkin bir egemenlik kurabilme amacıyla bu sahneyi tekrar tekrar canlandırmaya çalışır. Fenichel gözetleme eyleminde saldırgan bir öğenin varlığını da fark etmiş ve bunu, kadınlara dönük yıkıcı isteklerin daha az suçluluk yaratan bir biçime dönüştürülmesi olarak yorumlamıştır. Mitchell'e göre (1988), gözetlemecilik ve göstermecilik bütün diğer parafilik eylemlerde var olan bir olgunun belirginleştiği örneklerdir: "yüzeyle derinlik, görünenle gizli olan, ortada olan ile özgür bırakılmayan arasında bir diyalektik."

FETİŞİZM

Cinsel ilginin bir beden bölgesiyle sınırlanması ya da belirli bir giyim eşyası gibi cansız bir objeye yönelmesi durumlarını tanımlar. Erkeklerde daha sık görülen bu durumda seçilen beden bölgesi ya da nesne, saç, kulak ve ellerden iç çamaşırı, parfüm ve ayakkabı gibi karşı cinse ait eşyalara kadar değişebilir. Bu eşyaların cinsel haz ya da doyum amacıyla kullanılışları, eşyayı öpme, okşama, tutma, koklama ve bazen de onunla mastürbasyon yapma biçiminde olabilir. En sık kullanılan eşya kadın çamaşırıdır ve bu amaca ulaşmak bir kadının evine gizlice girmeyi ya da bir dükkandan hırsızlık yapmayı gerektirebilir.

Bir tür fetişizmde cinsel haz, bir eylemde bulunma sonucu yaşanır. Çoğu kez suç niteliğinde olan bu eylemlerin yarattığı heyecan cinsel uyarılma düzeyini yükseltir. Coleman (1972), tanımadığı insanların evine girerken cinsel haz yaşayan bir gençten söz eder. Bu çocuk, bu evlerden para ya da mücevher çaldığında orgazma ulaşmaktaydı.

Çoğu fetişizm olgusunda seçilen obje ile cinsel haz arasındaki simgesel ilişki ortaya çıkarılabilirse de bu ilişkiyi anlayabilmenin çok zor olduğu durumlar da vardır. Örneğin Bergler (1947), otomobillerin egzoz borusundan çıkan gazları seyrederek cinsel doyuma ulaşan birisinden söz etmiştir. Bu adamın tüm cinsel yaşamı bu olaya odaklanmıştı ve ona göre egzoz boruları, bir kadınla ilişkide bulunmaya yeğlenen bir durumdu.

Cinsel doyuma ulaşmada insan yerine cansız bir objenin seçilmesindeki simgesel bağlantıdan söz ederken Freud (1905), ayakkabı ya da terliğin kadın cinsel organını simgelediğini, bu simgenin eski çağlardan beri var olduğunu ve örneğin mitolojide yazılmış olduğunu anlatır. Simgesel bağlantıların nasıl kurulduğu konusundaki ilk psikanalitik görüşlerin çoğu, seçilen objelerin karşı cins organını simgelediği yönündeydi (Freud, 1927; Abraham, 1955). Freud, fetiş olarak seçilen objenin "kadın penisi"ni simgelediği ve bunun fetişist kişinin kastrasyon anksiyetesinin üstesinden gelmesine yardımcı olduğu görüşündeydi. Ona göre, kadın cinsel organının görüntüsü kastrasyon anksiyetesi olan kişide kendi organlarını yitirerek bir kadına dönüşeceği korkuları yarattığından fetişist kişinin zihninde birbiriyle çelişkili iki düşünce vardır: yadsınması ve kastrasyonun doğrulanması. Fetiş bunların ikisini de temsil eder. Lorand da fetişizmin, erkek eşcinselliği gibi, kastrasyon anksiyetesine karşı geliştirilen bir savunma mekanizması olduğu görüşündedir. Ona göre, fetişist olmakla kişi hem eşcinsel olmaktan hem de kastrasyon tehlikesi yaratan normallikten kurtulmuş olur.

Sonraki araştırmacılar ise fetişizmle ilgili ilk kuramı geliştiren Binet'nin (1888), bu bağlantıların çocukluk dönemindeki bazı rastlantılar sonucu oluştuğu görüşünü benimsemişlerdir. Greenacre (1979) fetişistlerin, çocukluk yıllarında bazı objelere sihirli bir anlam atfetmiş olduklarından söz eder. Greenacre, kastrasyon anksiyetesini fetişizm olgusunun merkezi olarak kabul etmekle birlikte, kökenini oidipal dönemden değil, pregenital dönemden ve özellikle yaşamın ilk aylarındaki travmatik ilişkilerden aldığı görüşündedir. Annesiyle ilişkilerindeki ağır sorunlar nedeniyle kendisini dayanaksız hisseden bebek bu ihtiyacını, kendisinden uzaklaşmayan, rahatça dokunabileceği, değişmez biçimli ve dayanıklı bir fetişle karşılamaya çalışır. Bebeklik yıllarının bu yaşantıları, erkek çocuk ya da yetişkin olarak cinsel kimliği arayış süreci içinde yeniden canlanırlar. Kohut da (1977) fetişizmi aynı biçimde, ancak self psikolojisi terminolojisiyle açıklar ve annesiyle ilişkilerinde yaşadığı çaresizlik sırasında bebeğin, üzerinde denetim kurabileceği ve insan olmayan objeyi, bulamadığı selfobje (anne) yerine seçtiğini anlatır. Aynı doğrultuda Mitchell de (1988), fetiş objesi için yoğun cinsel istek gibi görünen yaşantının, aslında, kişinin kendi benlik duyusunu yitirme tehlikesinin yarattığı anksiyeteyi yansıttığı görüşündedir.

PEDOFİLİ

Pedofili cinsel isteklerin çocuğa yönlenmesini tanımlayan bir terimdir. Pedofiller, karşı cinsten olduğu gibi kendi cinslerinden çocukları da seçebilirler. Pedofil erkeklerin bir bölümünde cinsel güçsüzlük de söz konusudur ve böyle durumlarda gerçek bir cinsel eylemden çok, mastürbasyonun eşlik ettiği göstermeci davranışlarda bulunulur. Hangi biçimde olursa olsun, pedofil eylemlere maruz kalan çocuklar onarılması güç bir hasarın yaşam boyu sürebilen izlerini taşıma durumunda kalırlar. Karpman’ın izlediği bir olguda (1950), yedi yaşındayken yetişkin bir kadın tarafından cinsel olarak uyarılmış bir erkek, cinsel bölgesi tüylü kadınlara karşı bir korku geliştirdiğinden küçük kızlara ilgi duymaktaydı.

Cohen ve Seghom (1969), pedofiller üzerinde yaptıkları bir araştırmada üç örüntü türü saptamışlardır:

1)      Ruhsal ve cinsel yönden olgunlaşmamış oldukları için yalnızca çocuklara yaklaşabilen kişiler,

2)      Normal sayılabilecek bir gelişim sürdürdükten sonra, sevdiği kadın tarafından terk edilme gibi düş kırıklığı yaratan bir olay sonucu önceki gelişim dönemlerine gerileyen kişiler,

3)      Saldırgan eğilimli ve cinsel obje konusunda ayrım yapmayan psikopat kişiler.

Pedofillerde kadınlara yönelik bir korkuya hemen her zaman rastlanır. Ancak yetişkin cinsel objelere karşı yaşanan korkunun yanı sıra, narsisistik eğilimlerin ve özdeşleşmenin de pedofilinin oluşumunda önemli bir rolü vardır. Klasik psikanalitik yaklaşım pedofiliyi narsisistik obje seçimi olarak yorumlar. Bir diğer deyişle, pedofil kendi çocukluk imgesini yansıtan çocukları seçer (Freud, 1905; Fenichel, 1945). Pedofiller, cinsel güçsüzlükleri ve cılız benlik yapılarından ötürü, yetişkinlerden daha dirençsiz olan ve daha az anksiyete yaratan çocukları cinsel obje olarak seçerek kastrasyon anksiyetesinden de kurtulmaya çalışırlar.

Klinik çalışmalarda karşılaşılan pedofillerin çoğunda narsisistik kişilik bozukluklarının ve özellikle psikopatik öğeleri güçlü narsisistik karakter bozukluklarının varlığı gözlemlenmiştir. Bu tür durumlar önemli ölçüde sadist öğeleri de içerir ve çocuğa cinsel olarak sahip olmak intikam aracı olarak kullanılır. Daha çok karşı cinsten çocuklara yönelik bu eylemlerde, kadınlardan korkan ve onlara yönelik yoğun düşmanlık yaşayan kişiler, kadın cinsine karşı penislerini silah olarak kullanarak onlara karşı bir güç kazanma eğilimindedirler. Bu kişiler arasında, yoğun öfke yaşama sonucu ereksiyon olanlara bile rastlanmıştır.

Çocuklara yönelik cinsel eylemlerin pedofilik kişinin kendine olan yetersiz güvenini onarıcı bir işlevi de vardır. Bu işlev, böyle eğilimleri olan kişilerin çocuklarla ilgili işleri seçmelerine neden olur ve çocuklardan gelen idealleştirme tepkileri kendilerini daha değerli bulmalarını sağlayabilir. Buna karşılık ve özellikle kendi cinsine yönelen pedofiller de bu çocukları idealize ederler. Dolayısıyla, bu çocuklarla yaşanan cinsellik, bilinçdışında sürdürülen ideal obje ile ya da idealize edilmiş benliğin genç imgesiyle bütünleşme düşlerinin gerçekleştirilmesini simgeler. Bazı durumlarda ise yaşlanma ve ölümle ilgili kaygılar, Thomas Marın'ın Venedik'te Ölüm adlı kitabında anlattığı gibi, pedofilik düşlerle yatıştırılmaya çalışılır.

TRANSVESTİZM

Transvestizm, bir erkeğin cinsel uyarılma amacıyla kadın elbisesi giymesini tanımlar. Bu eylemi genellikle karşı cinsle ilişki ya da mastürbasyon izler. Böyle bir kişi diğer zamanlarda olağan erkek davranışları gösterdiği halde, transvestizm eylemi süresince kendini bir kadın gibi hisseder ve öyle davranır. Transvestizm eğilimi bazı eşcinsellerde de görüldüğünden, Hirschfield'in 1914'te yaptığı tanımlamaya kadar bu durum eşcinselliğin bir belirtisi sanılırdı. Hirschfield araştırmaları sonucu, transvestizmin kendine özgü bir parafili türü olduğunu ve transvestizm eğilimli kişilerin çoğunun karşı cinse ilgi duyduğunu ilk kez ortaya koymuştur.

Çoğu parafılik eylemde olduğu gibi transvestizmde de kastrasyon anksiyetesine karşı güvence arama söz konusudur. Klasik psikanalitik açıklamalara göre (Fenichel, 1945), kastrasyon anksiyetesinin temelinde, kadınların kastre edilerek penislerini yitirmiş oldukları biçiminde ve çocukluk döneminden kalma bilinçdışı bir inanç bulunur. Yetişkin yaşamında kastrasyon anksiyetesi yaşayan kişinin bilinçdışında, aynı durumun kendi başına da gelebileceği kaygıları sürdürülür. Transvestizm eylemi sırasında kişi, bir yandan kadın giysisi taşırken bir yandan da penisinin varlığını hissetmektedir. Bu çelişkiyi algılamak, kadınların da giysilerinin altında penise sahip oldukları biçiminde "bilinçdışı bir inanç" geliştirilebilmesini ve kastrasyon korkularının yatıştırılmasını sağlar. Bu durumda yaratılan penisli kadın imgesi, hem bir özdeşleşme objesi hem de sevgi objesi (anne imgesi) olarak kullanılır.

Dişilikle özdeşleşen bazı transvestitlerde mazoşist davranışlar duruma eşlik eder. Bu durumlarda kişi, kadın elbisesi giydikten sonra kendine acı veren uyaranlar uygular. Schechter, ergenlik dönemindeki erkek çocuklarda görülen ve transvestizm durumunda iken girişilen intihar eylemlerinin, "güçlü baba imgesine boyun eğme"yi simgelediği görüşündedir.

Person'a göre (1986), transvestizm daha primitif dönemlerden de kaynaklanabilir. Anneyle arasındaki cinsel farklılığın algılanması farklı bireyler oldukları gerçeğini de beraberinde getirdiğinden, preoidipal dönemdeki erkek çocuk annesiyle özdeşleşerek ayrılık anksiyetesinin üstesinden gelmeye çalışabilir. Klinik çalışmalarda edinilen izlenimler de transvestizm eylemi sırasında, içleştirilmiş anne imgesiyle belirli oranlarda bir bütünleşmenin de yaşandığını doğrular niteliktedir. Heteroseksüel olan, ancak cinsellikleri önemli ölçüde ketlenmiş bu erkekler için transvestizm eylemi, içlerindeki rahatlatıcı anne imgesini yitirme tehlikesine karşı alman bir önlem niteliğindedir.

SADİZM VE MAZOŞİZM

Sadizm ve mazoşizm terimleri ilk kez 1882'de Richard von KrafftEbing tarafından kuramsal açılamalarıyla birlikte kullanılmıştır. Krafft Ebing sadizm terimini dönemin Fransız yazarlarından almıştır. Fransız yazarlar bu terimi, romanlarında cinsellik ve acı vermeyi birlikte işleyen Marquis de Sade'a (1740-1814) atfen kullanmışlardır. Mazoşizm terimi ise cinsellik ve acı çekme ilişkisini romanlarına konu etmiş olan Avusturyalı yazar Sacher Masoch'un (1836-1895) adından türetilmiştir.

Krafft Ebing'in Psychopathia Sexualis adlı kitabında (1886) sadizm iki yönden ele alınmıştır:

Cinsel birleşmede etkin ya da saldırgan davranış erkekten gelir; kadın ise edilgindir ve savunma durumundadır. Kadım elde etmenin erkeğe verdiği yoğun zevke karşılık, kadın da savunma konumundan vazgeçip kendini bırakıvermiş olmanın hazzını yaşar. Erkeğin doğasında var olan engelleri aşma eğilimi davranışlarına saldırgan bir boyut katar. Ne var ki, bazı normaldışı durumlarda bu boyut aşın oranda gelişebilir ve koşullar ne olursa olsun, arzulanan kadını elde etmek, önüne geçilmez bir dürtüye, hatta ona zarar verme ya da yok etme eylemlerine dönüşebilir. Öte yandan, başka koşullarda normal davranan bazı insanların, cinsel isteklerinin en yoğun olduğu anlarda coşkuya kapılarak, aslında kızgınlığın anlatımı olan ısırma ve tırmalama eylemlerine geçebildikleri bilinen bir olgudur.

Krafft Ebing’e göre, cinsellikle acı verme arasında bir kez bağ kurulduktan sonra, biri diğerini harekete geçirebilir. Cinsel duygular acı verme isteğine yol açabildiği gibi, eziyet etme eylemi ya da düşüncesi de cinsel haz yaratabilir. Krafft Ebing, açıklamalarında sadist davranışlara neden olabilen kişilik özelliklerine yeterince eğilmemiş olmakla birlikte, intikam ve güçlü olma isteği gibi dürtülerin bu tür davranışların oluşumunda önemli rol oynadığından söz etmiştir.

Krafft Ebing'e göre, mazoşizm sadizmin karşıtıdır; acı çekme ya da zorbalığa maruz kalma istekleriyle belirlenir. Mazoşist kişi bu isteğini, korunma içgüdüsü nedeniyle, çoğu kez belirli bir sınırda tutar. Mazoşizmdeki bu sınırlamaya karşılık, sadist eğilimler adam öldürmeye kadar varabilir. Krafft Ebing, insanların bu kadar aşırı bir davranışın eşdeğeri sayılabilecek oranda edilgin tutumlar göstermediklerine inanmıştı. Günümüzde birçok araştırmacı, bu inancın doğru olmadığı ve bazı adam öldürme ya da yaralama olaylarında, saldırıya uğrayan kişilerin bu durumu hazırlayıcı davranışlarda bulundukları kanısındadır.

Krafft Ebing, mazoşizmin dinamiğinde üç temel öğe bulunduğunu anlatır:

1)      Mazoşizmin temelinde zulüm ve zorbalığa maruz kalma isteği bulunur. Uysallık ve boyun eğme ise sevginin ve cinsel hazzın sürekliliğini güvence altına alma amacıyla ve aşırı bağımlılık sonucu geliştirilen bir tutumdur.

2)      Acı çekme sevilen kişiye yönelik diğer duygularla birlikte uzun süre yaşandığında, cinsel istek de giderek acı çekme duygusuna aktarılır ve cinsel davranış sapmasına dönüşüm böylece tamamlanmış olur.

3)      Bazı insanlar olağanüstü yoğunlukta cinsel istek gösterir ya da birleşme sırasında cinsel isteklerini acı veren uyaranlarla pekiştirme gereğini duyarlar. Krafft Ebing'in hyperesthesis sexualis adını verdiği bu durumun, daha çok nemfomanik kadınlarda ve fahişelerde rastlanan ve cinsel ketlenmeyi kırabilmek için gösterilen çabaların aşın cinsellik görünümünde ortaya çıkmasıyla özdeş olduğu düşünülebilir.

Freud da (1905, 1915, 1924) sadizmi, Krafft Ebing’inkine benzer bir biçimde, erkek cinsel içgüdüsünde zaten var olan saldırgan öğenin abartılması olarak yorumlamış, ayrıca sadist öğenin davranışların geri kalanından bağımsızlaşarak ön plana geçebileceğinden söz etmiştir. Önceleri mazoşizmi sadizmin biçim ve yön değiştirmesi olarak yorumlayan Freud, sonradan bu görüşünden vazgeçerek sadist davranışların kökenini mazoşist eğilimlerden aldığı inancını geliştirmiştir. Ona göre sadist davranışlardan sağlanan doyum, hasara uğrayan kişiyle özdeşleşme sonucu yaşanır ve sadizm, mazoşist eğilimlerin bir başka kişiye yansıtılmasını simgeler. Gerek sadizm ve gerek mazoşizmde haz duygusunu yaratan acının kendisi değil, acı duygusuna eşlik eden uyarılmadır.

Freud üç tür mazoşizm tanımlamış ve hepsinin kökeninde, yasaklanmış isteklere ilişkin suçluluk duygularına karşı geliştirilmiş cezalandırılma eğilimlerinin bulunduğu görüşünü savunmuştur:

1)      Erotik mazoşizm, ölüm içgüdüsünün libidolaşmış bölümüdür. Bir başka deyişle, yıkıcı içgüdünün bir bölümü libidoya dönüşmüştür.

2)      Dişilik mazoşizminde, etkin oidipal isteklerin ürkütücülüğü karşısında gerileme olur. Etkin istekler edilgin eğilimlere dönüştürülerek dişiliğe özgü tutumlar benimsenir.

3)      Salt psikolojik mazoşizmde bedensel acıdan çok, üzüntü duyma isteği vardır. Bu tür mazoşizm cinsellikle ilişkili görünmemekle birlikte, Freud bu tür eğilimlerin altında da bastırılmış oidipal isteklerin yarattığı suçluluk duygularının olduğu görüşündedir.

Mazoşizm konusunun anlaşılmasına önemli katkılardan biri de Karen Horney'den gelmiştir (1937). Horney, mazoşist duyguların kökeninde nevrotik çatışmaların bulunduğu görüşünü savunmuştur. Ona göre, bir savunma mekanizması olarak mazoşizm nevrotik kişiyi olası tehlikelerden korur. Nevrotik insan kendisini başkalarından ayırarak eleştirilerden kaçınmaya ve çevresiyle ilgisiz görünerek reddedilme olasılığını azaltmaya çalışır, kendini önceden küçülterek yarışma durumlarında küçük düşme olasılığını engeller. Böylece düş kırıklıklarının, yetersizliğinin ve yalnızlık duygularının gücünü azaltarak benliğini silmeye ve varoluşunun yükünden kurtulmaya çalışır.

Clara Thompson da Horney'inkine benzer bir yaklaşımla, mazoşist kişinin bu özelliğini çevreyi kendi istekleri doğrultusunda yönetebilmek için bir araç olarak kullandığından söz eder. Mazoşist davranışlarıyla çocukluğunda bulamamış olduğu ilgi, sevgi ve bağımlılık ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Gerçekte edilgin-bağımlı tutumunun ardında gizli saldırgan eğilimler bulunur. Acısı ve üzüntüsüyle çevresinde suçluluk duyguları yaratan mazoşist, böylece kendisinden fazla bir şey beklenilmemesini ya da sorumluluğunun başkaları tarafından üstlenilmesini sağlamış olur. Sadizm ve mazoşizm konusuna pek çok yazar ve araştırmacının katkısı olmuştur. Mazoşizm üzerine yazılanlar sadizm üzerine yazılanlardan daha çok sayıdadır. Sürekli acı çekme ve zedelenme isteğinin, diğer insanlara zor kullanma eğilimlerine oranla daha güç anlaşılır olması buna neden olsa gerek. Araştırmacılar sadizm konusunda ilgilerini daha çok cinsel davranış sapmalarına yöneltmişler, buna karşılık mazoşizmin cinsel olmayan yönlerini incelemişlerdir.

Bir savunma mekanizması olarak mazoşizmi tartışırken, bu eğilimin intihar eyleminden farklılığına da değinmek gerekebilir. İntihar dürtüsü amaca yöneliktir. Amacı haz değil ölümdür. İntihar eylemindeki acıdan ve eziyetten kurtulma umudu, mazoşizmdeki haz duygusunun eşdeğeri olamayacağı gibi, mazoşizmdeki haz da acıdan kurtulma isteğinden çok farklıdır.

Fenichel'e göre (1945), mazoşist kişiler kastrasyon yerine kendilerine acı vererek "daha az tehlikeli olanı" seçerler. Üstelik mazoşizmleriyle çatışma da yaratan gizil sadist eğilimlerinden ötürü cezalandırılmaları gerektiği inancını yaşarlar. Bazı mazoşistler, hırpalanmalarına izin vererek kendilerini ayrılık anksiyetesine karşı korumuş olurlar. Çoğu kez sado-mazoşizmin tek obje ilişkisi olduğu inancındadırlar ve kendilerini aşağılayan bir ilişkiyi ilişkisizliğe yeğlerler.

Gabbard'a göre ise (1990), cinsel doyuma ulaşabilmek için sadist düşler kuran ya da eylemlerde bulunan insanların "bilinçdışında", çocukluklarında kendilerine yapılmış cinsel ya da bedensel saldırılardaki rolleri tersine çevirerek yaşama isteği vardır. Çocukken kendilerine yapılmış olanı bu kez başkalarına yöneltmekle o günlerin öcü alınırken, bir yandan da geçmişteki travmatik olaylar üzerinde denetim kurulmuşçasına bir duygu yaşanır. Gabbard, cinsel doyuma ulaşabilmek için aşağılanmaya ve bedensel acıya ihtiyaç duyan insanların ise çocukluklarındaki benzer yaşantılarını yeniden canlandırma yönünde bilinçdışı bir istek sürdürdüğü görüşündedir.

Person'un hatırlattığı gibi (1986), her iki cinsiyette de süreklilik göstererek yaşanan tek parafili türü olması nedeniyle, sadizm ve mazoşizmin cinsel davranış sapmaları arasında kendine özgü bir konumu vardır. Mazoşizmin daha çok kadınlara özgü bir eğilim olduğu biçimindeki genel kanıya karşılık, fahişelerden edinilmiş olan bilgiler bu durumun erkeklerde daha da yaygın olabileceği izlenimini vermektedir. Kendine dönük yıkıcı görünümüne rağmen mazoşizm, hayatiyetin ve kişilik bütünlüğünün onarımını amaçlar. Çünkü bedensel acı ruhsal yok oluştan daha kolaydır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült