Çekingenlik Ve Çekingen Kişilik Bozukluğu

Ahmet Koyuncu


Aslında heyecan normaldir. Her insanda da vardır. Kişi yeni tanıştırılmalarda ya da hoş bir kadınla/adamla karşılaştığında heyecanlanabilir. Bir iş başvurusunda ya da sınava girdiğinde heyecanlanabilir. Güzel bir haber duyduğunda, bir TV. Programına çıktığında heyecanlanabilir. Yani heyecan yaşayan kişilere çekingen ya da utangaç vb. denilmez. Bir kişinin çekingenliği tüm yaşamında süreklilik kazanması ve sosyal, duygusal ya da iş hayatını, hatta aile hayatım kapsıyorsa o zaman çekingen kişilik bozukluğundan söz edilir. Yaygın bir şekilde toplum içinde huzursuzluk, utangaçlık ve beğenilmeme ya da küçümsenme korkusu hakimdir (Lelord&Andre, 2008). Çekingenlik bir yaşam biçimidir aslında. Etrafındaki herkes onu öyle bilir... Yani konuşmayan, sessiz, efendi, uysal ve ayak uyduran...

Kendisini çekingen olarak tarifleyen bir öğrenci yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:

Çocukluğumda ve ergenliğimde dalgın ve kendi dünyamdaydım. Toplumda efendi ve saygılı olarak bilinirdim. Arkadaşlarımın kavga ile çözdüklerini, haklı olduğum konularda dahil olmak üzere ben alttan alırdım. Kavgaya cesaret edemezdim. Hakkımı arayamazdım. Çekingendim ve kendimi ifade edemezdim çok önde olmazdım bir konuda çok iyi bile olsam, ortaya çıkmazdım. Girdiğim toplumlarda silik kalırdım ve hep ben ayak uydururdum...

Eleştirilmek ve azarlanmaktan korkardım. Çocukken herkesin önünde bir kez azarlanmıştım ve çok ağlamıştım.

Böyle bir hassasiyetim olduğu hep geride dururdum, sınıfta cevap vermezdim. Hep kontrol altında kendimi tutardım. Kendimi rahat hissedeceğim ortamlara girerdim.

Sesimin güzel olduğunu bile başkaları farketti. Bir gün tahtada zor bir matematik problemini çözdüm. Öğretmen "Sen de bu zeka var mıydı?” diye bana takıldı. Ben bile şaşırdım...

En büyük korkum ise gülünç duruma düşmekti. Bir kaç kez böyle oldu, o an öldü, öldüm dirildim. O an insanların benim hakkımdaki düşüncelerini düşündüm.

Pot kırmalarda insanların gözünde çok rezil olduğumu düşündüm. Bu endişelerim her zaman var ve sanırım benimle ömür boyu gidecekler.

Ayrıca tartışmalarda farklı düşüncem olsa da savunamam. O tartışmayı göze alamam. Genelde fikirlerim değersiz gelir ve sanki aşağıdaymışım gibi gelir. Çünkü kendi düşüncelerime hiçbir zaman değer vermedim. Genelde karşı tarafa hak verir ve konuyu kapatırım.

Buradaki kişinin çekingenliği, çekingen kişilik bozukluğu düzeyine ulaşmıştır. Çünkü çekingenlik süreklilik kazanmış ve tüm hayatını etkilemektedir. Bu durum DSM-IV' e göre Çekingen Kişilik Bozukluğu olarak değerlendirilir ve bu çekingen kişilik genellikle ergenlik ve erken erişkinlikte başlar.

ÇEKİNGEN KİŞİLİK BOZUKLUĞUNUN ÖZELLİKLERİ:

DSM-IV’e göre çekingen kişilik bozukluğu tanısı koyabilmek için aşağıdaki 7 maddeden en az 4’ü karşılanmalıdır:

Eleştirilme ve Reddedilme Duyarlılığı;

Kişi, eleştirilmekten korkar, insanlar onun davranışlarını ve sözlerini onaylamazsa ve eleştirirse incinir. Doğrusu çoğu insan hoşlanmaz eleştirilmekten ama çekingen kişi herkesten daha fazla etkilenir. Zaten en büyük korkusudur, gülünç ve beceriksiz gözükmek. Reddedilme ve dışlanma korkusu ise diğer büyük korkulandır. Bu nedenle gerekli tedbirleri alarak yaşamına devam eder.

Eleştirilme ve reddedilme duyarlılığı olan bankacı bir kadın yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır.

‘Bankada olmak, iş yeri ya da sosyal ortamlar beni geriyor. Normalde işimi yapabiliyorum. Ama toplantıya girdiğimizde, yemeğe oturduğumuzda benim için sorunlar başlıyor. Normalde bu tür ortamlardan kaçıyorum. Geçenlerde bir işyeri yemeğine gittim. Giderken çok gergin ve kötü oldum. Kaçamadığım için gitmek zorunda kaldım. Benimle ilgili bir espri yapılırsa, ne yaparım diye çok korktum.

Orada elim titrer mi? titrerse görürler mi diye aklımdan geçti. Neden titrediğim bana sorurlarsa rezil olurum diye korktum. Beni eleştirebilirler, bu nedenle tedirgin oldum. Sonra yemekte bana bir şey soracaklar, herkes bana bakacak diye korktum. Orada sıkıntı bastı ve yüzümün kızardığını hissettim. Bahaneler arıyorum; telefon çalsa da tuvalet vb. gitsem diye düşünüyorum, her şeyi aklıma getiriyorum. ”

Bu konuda sorunlar yaşayan başka bir kişi ise yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır.

‘Bir arkadaşıma bir şeyler söyledim, iyi niyetle ve samimiyetimize güvenerek. Arkadaşım yüksek sesle söylediklerime katılmadığını söyledi ve beni tersledi. O anda her şeyi berbat ettim zannettim. Üzerime bir yorgunluk çöktü. Arkadaşlarımın içinde kıpkırmızı oldum. O gün bütün günüm berbat oldu. Aslında arkadaşım kaba değildi, kibarca beni eleştirdi. Toplum içinde yaptığı için hemen alındım. Ben buna bile katlanamadım. Sanki tüm kişiliğim berbat olmuş gibi geldi. Sonra arkadaşım durumu fark etti ve benim gönlümü almak için çabaladı. Ama ben o duruma takıldım kaldım.

Genelde bu durum her eleştiride başıma geliyor. Kendimi beceriksiz ve değersiz hissediyorum. Dönüp dolaşıp hep o noktaya geliyorum. Kafam o olayı kuruyor, kuruyor bitiremiyorum. Sonra bu ilişkilerimi etkiliyor. ”

Bu iki örnekte de yoğun bir eleştirilme ve reddedilme korkusu mevcuttur. Bu hassasiyetleri çoğu zaman yaşamlarında, katlanılmaz düzeyde sorunlara yol açmaktadır.

Yakın arkadaş azlığı ve sırdaşının olmaması

Çekingen kişilik bozukluğu olan kişinin ailesi dışında (bazen ailesiyle bile mesafeli olabilir) derdini açabileceği ve kendini yakın hissettiği kişi sayısı azdır. Aslında çekineceği bir şeyin olmadığı bilir ama yine de, tanıdığı kişilerle görüşerek yeni insanlara kendini kapatarak, riskli ilişkilerden ve kişilerden kaçar. Bu kaçma biçimi artık onun yaşam tarzı olur. En az sorun yaşayabileceği ve en az incinebileceği ortamları ve kişileri tercih ederek, adeta yaşamını garanti altına almak ister. Ama bu garanti arayışı, zaman içerisinde onu daha çekingen yaparak, büyük bir yalnızlığa mahkum eder.

Gerçekten istendiğinden emin olmadıkça insan içine girmekten kaçınma ve isteksizlik

Burada kişi yabancı ortamlardan kaçar. Yeni tanıştırılmalar gibi reddedilme riski taşıyan durumlardan, kendisini sıkıntıya düşürme endişesiyle kaçar.

Bu nedenle onu çok iyi tanıyan ve takdir eden eski arkadaşları kişinin tercihidir. Kendini kabul edeceğinden emin olduğu kişilerle bir arada olmak, çekingen kişilik bozukluğu olan kişilerin kendini alıştırdığı bir davranıştır. Bir süre sonrada yaşam biçimi haline gelir.

İnsanlarla yoğun ilişki gerektiren sosyal ve mesleki aktivitelerden kaçınma

Bu korku nedeniyle kişi çok hoşlansa da yeni bir kız ya da erkek arkadaşı, yükselebileceği bir terfiyi istemeyebilir. Burada da aşın başarısızlık ve reddedilme kaygısı belirgindir. Bu kaygı da kişinin bu konumlan tercih etmemesine yol açmaktadır. Hatta bu kişiler, evlenirken bile kendisinden alt seviyede yani dişinin kesebileceğini kişileri tercih ederler. Örneğin erkeklerse; aşın güvenli, eğitimli ve diğer erkekleri cezp edebilen çekici kadınları değil, kafasını pek ağrıtmayacak, eğitimi kendisinden az ve kolay kontrol edebileceği kadınları tercih edebilirler.

Bu konuda özel bir şirkette çalışan bir kişi yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:

Kendimi bildim bileli, kendime güvenim azdır. Beni zorlayacak işlerden, mesleklerden, ortamlardan hep kaçmışımdır. Bu nedenle üniversiteyi bile açık öğretim olarak okudum. Çünkü okulda kalabalık, yeni sınıf, yeni ortam ve yeni kişiler demekti. Bu nedenle liseyi bitirir bitirmez, bir aile şirketinde işe girdim. Şirkette yaptığım işler bir süre sonra çok beğenilmeye başlandı. Bilgisayarla yapılan işleri benden başka yapabilen yoktu. Bir departmanda sorun varsa, ben gider çözerdim. Aldığım maaşım yaptığım işin çok altındaydı ve de çok sorumluluğum vardı. Kimi günler gece yarılarına kadar çalışırdım.

Herkes bana “senin yerinde olsam vb ” şeyler söylerdi. Çalışma şeklim başka şirketlerden gelen kişilerin bile dikkatini çekerdi. Beni daha iyi konumda ve daha yüksek maaşla kendi şirketlerine çağırırlardı. Ama ben bu tekliflere hiç yanaşmazdım. Çünkü cesaret edemezdim. Burası benim tanındığım, bildiğim akrabamın şirketiydi.

Patron akrabam olduğu için ilişkiler konusunda çok rahattım ve koruma altındaydım. Hakettiğim parayı olamasam da, bu duruma çok üzülsem de, burası benim alıştığım yerdi. Başka bir iş yeri, şirket vb. beni zorlayabilirdi. Sorunlar yaşayabilirdim. En iyisi kendi çöplüğümün kralı olmaktı. ”

Aslında yukarıdaki kişi bu durumu çok iyi ifade etmiştir. Yani çekingen kişiler, kendi çöplüklerinin kralıdır. Yeni iş, yeni ortam, rekabet gibi konularda . kendilerini tehlikeye atmazlar.

Topluluk içinde uygunsuz ya da aptalca davranabileceği, söyleyebileceği ya da cevap veremeyeceği korkusuyla susma

Bu durum çok büyük bir endişedir. Bu nedenle çekingen kişilik bozukluğu olan kişi susar. Kendi yetenekleri ve becerisine olan güvensizliği nedeniyle konuşmamayı yeğler. Soru geldiğinde ise kısa ve öz yanıtlarla geçiştirir. Kimi zaman beklediğinden daha iyi yanıtlar verse bile, bir sonraki seferde rezil olmamak için susar. Bu nedenle herkes onu sessiz birisi olarak bilir ve üstüne gitmez.

Başkaları önünde kızarabileceğinden, ağlayacağından ve Anksiyete belirtileri göstereceğinden korkma

Bu durum da ciddi endişeler yaratır. Aslına bakıldığında son 34 madde hep kalabalık ile ilgilidir. Topluluk, ilgi odağı olma ve duygulanımı kolayca anlaşılabileceği durumlar vardır. Aslında buradaki sorun çekingen kişinin kendisini, başkalarının beğenisini kazanacak özelliklerde görmemesidir. Çekingen kişilik bozukluğu olan kişi, bu düşüncenin fark edilmesinden de korkar. Bu nedenle susar, susar ve tekrar susar...

Sıradan, kendi rutinleri dışındaki işleri yaparken zorlukları büyütme, fiziki tehlikeleri ve riskleri büyütme

Çekingen kişilik bozukluğu olanlar başkalarına çok kolay gelen işleri bile gözlerinde büyütebilirler.

O anda yapamayacakmış ya da beceremeyecekmiş ve de beceriksizliği ortaya çıkacakmış gibi ürkerler. Hatta kimi zaman vazgeçerler. Burada değerlendirilme, reddedilme ve dışlanma endişesi ortaya çıkar ki, bu endişe, çoğu zaman çekingen kişilikteki kişiyi o ortamda kilitler.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült