Carl Gustav Jung

Prof. Dr. Kerem Doksat & Barış Önen
 

26 Temmuz 1875 günü, İsviçre'deki Bodensee gölünün kıyısında yerleşmiş şehirlerden biri olan Keswil'de bir erkek bebek dünyaya geldi. Bebeğin baba tarafından dedesi olan Cari Gustave Jung Basel şehrinin önde gelen hekimlerinden ve en tanınan ki şilerinden biriydi ve bu yeni misafire de onun ismi ni verdiler: Cari Gustavjung. Ağızdan ağza dolaşan bir söylentiye göre, dede Jung, büyük Alman şâiri Goethdnm gayrı meşru oğluydu. DedeJung bu dedi kodunun doğruluğunu hiçbir zaman kabul etmemiş olsa da, torun C G. Jung’un kendisinin Goeihe'nin büyük büyük torunu olduğuna inandığı zamanlar ol muştur.

Jung’un her iki ebeveyni de 13 çocuklu ailelerin tekne kazıntılarıydılar ki, bu, evliliklerinde yaşadık ları bâzı sorunları körüklemiş olabilir. Babası Johann Paul Jung İsviçre Reformist Kilisesinin bir papazı, annesi Emilie Preiswerkjung ise bir ilâhiyatçının kı zıydı. Jung’un ailesinde hem din hem de hekimlik hüküm sürmüştü, meselâ amcalarından sekizi papaz dı. Annesinin ailesinin spiritüalizm ve mistisizmle iş tigâl etme geleneği ise meşhurdu. Anne tarafından dedesi olan Samuel Preiswerk'ın okkült inançları vardı ve sıklıkla ölülerle konuştuğu söylenirdi. İlk karısının ruhu için boş bir sandalye bırakır, oraya "oturan" ruhla sık sık mahrem sohbetler yapardı. Bü tün bunların ikinci karısını oldukça rahatsız ettiğini anlamak tabii ki hiç zor olmasa gerek!

Jung’un kendisinden önce doğan ancak sâdece 3 gün yaşayan bir erkek ve kendinden 9 yaş küçük bir kız kardeşi olmuştu. Kız kardeşi küçük Jung için hiç bir zaman önemli bir rakip teşkil etmedi ve hayatın da belirgin bir rol oynamadı. Dolayısıyla, Jung’un ha yatının ilk dönemleri âdeta bir tek çocuk hayatı gibi ve oldukça yalnız geçti. Hemen hiç arkadaşı yoktu ve otobiyografisinde de hep kendi başına oynamak zo runda kalmış olmanın hüznünden bahsetmiştir. Ha yatı boyunca yalnızlığı çok sevmiş, "sâdece yapayal nız olduğu zaman kendisini tamamen kendisi gibi hissettiğini" ifâde etmiştir. Zürich Gölü yakınındaki Bollingen'de yaptırdığı yazlık evindeki kulenin "isti rahat odasının" anahtarı sâdece kendisinde bulunur du! Anne ve babası mutsuz bir evliliğin mensuplarıy dı.

Jung, babasını "dinî inançları konusunda kuvvet li şüpheleri olan duygusal bir idealist" olarak tarif etmiştir. Annesini ise iki farklı mizaca sahip birisi ola rak görürdü. Ona göre validesi bir yanda gerçekçi, pratik, yumuşak kalpli iken, diğer yanda dengesiz, mistik, kâhin, arkaik ve merhametsizdi. Duygusal ve duyarlı bir çocuk olarak, daha çok annesinin "2 nu maralı" veya "gece kişiliği" olan bu ikinci tarafıyla özdeşleşip onu benimsemişti. Üç yaşındayken annesi nin birkaç ay hastanede kalması sebebiyle yaşadıkla rı ayrılık küçük Jungu derinden sarstı. Nitekim, da ha sonraları uzun bir süre, ne zaman "sevgi" kelime sinden bahsedilse, yoğun güvensizlik hissetmiştir. Seneler sonra bile "baba" kelimesini güvenilir ancak güçsüz anlamında değerlendirirken, "kadın" kelime sini güvenilmezlikle ilişkilendirecektir. Bu dönemde belirgin hallüsinasyonlar, garip hezeyanî hatalı yo rumlamalar ve distorsiyonlarla karakterize ciddî bir psikiyatrik tablo yaşamıştır. Ünlü pediatr ve psikanalist D. W. Winnicott, Jung'un çocukluk şizofrenisi profili çizerek sonradan iyileşmiş (ama tabii ki derin izler bırakarak) bir çocukluk psikozu vak'ası olduğu nu iddia etmiştir.

Dördüncü yaş gününde ailesi Basel'in bir banli yösüne taşınır. İlk rüyası bu dönemden köken alır. İleriki hayatında ve kollektif bilinçdışı kavramında önemli etkisi olan bu rüyadan daha sonra bahsedeceğiz.

Daha okul yıllarında iken, Jung zaman içerisinde kişiliğinin 1 numaralı ve 2 numaralı olarak isimlen dirdiği iki ayrı yönü olduğunu fark etmeye başladı. İlk başta her iki kişiliği kendi özel dünyasının parça ları olarak gördü. Ancak, ergenlik yıllarının ortaların da 2 numaralı kişiliğinin kendinden farklı olan bir şeyin uzun zamandan beri ölü olan bir adamın yan sıması olduğunu fark etti. O günlerde bu bağımsız güçleri tam olarak anlayamamış, ancak ilerleyen yıl larda 2 numaralı kişiliğin 1 numaralı kişiliğin idrak etmediği sezgi ve duygularla bağlantıda olduğunu fark etmişti. "Hâtıralar, Rüyalar, Yansımalar" kitabın da 2 numaralı kişiliği hakkında şöyle yazar:

"Onu ve onun etkisini tuhaf bir biçimde yansıma sız bir tavırda tecrübe ettim. Onun varlığıyla birlikte 1 numaralı kişilik neredeyse yokluk noktasına kadar silikleşiyordu ve gittikçe 1 numaralı kişilikle daha da bütünleşen ego sahneye çıktığında yaşlı adam, hatırlanabilirse eğer, uzak ve gerçek dışı bir rüyayı andı rıyordu."

16 ilâ 19 yaşlan arasında Jung’un 1 numaralı kişi liği daha baskın olarak ortaya çıkar ve gittikçe arta rak "sezgisel uyarılar dünyasını bastırır". Bilinçli gündelik kişiliği ön plâna çıktıkça okul ve kariyerine konsantre olabilir. Jung’un kendi davranışlar teori sinde, 1 numaralı kişiliği dıştaki nesnel dünya ile ahenkli olacak şekilde dışa dönüktür. 2 numaralı ki şilik ise, kendi öznel dünyasının içine doğru yönlen miş, içe dönük bir kişiliktir. Dolayısıyla, erken okul çağlarında Jung genellikle içe dönük iken, bir mesle ğe hazırlanma dönemine girdiğinde veya diğer nes nel sorumluluklarla karşılaşma zamanı geldiğinde daha dışa dönük olmuştur. Bu durum, yaşadığı orta yaş kriziyle girdiği aşırı içe dönüklük dönemine ka dar hüküm sürer.

Jung’un ilk meslekî tercihi arkeoloji yönünde ol makla birlikte, filoloji, tarih, felsefe ve doğa bilimle rine karşı da ilgili olmuştur. Aristokratik bir çevre den gelmekle birlikte, mâlî kaynakları kısıtlı kalmış tır. Hemen evlerinin yakınındaki ama pahalı bir oku la gidecek yeterli maddî kaynağın olmaması sebebiy le, arkeoloji hocası bulunmayan Basel Üniversitesi'ne kaydolur. Başka bir saha seçmek zorunda kalan Jung, daha önce iki kez önemli keşifler yaptığı yö nünde rüyalar görmüş olduğu doğa bilimleri alanını seçer. Sonunda, kariyer seçimi tıpla sınırlanır. Psiki yatrinin öznel fenomenlerle uğraştığını okumasıyla seçim alanı daha da daraltır. Kısa zaman içerisinde de, psikiyatrinin kendisi için tek hedef olduğunu fark etmiştir.

Tıp fakültesinin birinci senesinde babası vefat eder. Bundan sonra ailesinin, yâni annesinin ve kız kardeşinin başı olur. Henüz tıp fakültesinde oku maktayken, ölü insanlarla iletişim kurabildiğini id dia eden kuzeni Helen Preiswerk ve Preiswerk aile sinin diğer fertleriyle bâzı seanslara katılmaya başla mıştır. Jung bu seanslara sıklıkla bir aile üyesi olarak katılmış, ancak daha sonraki okkült fenomenlerle il gili tıbbî tezini yazarken, bu seansların "kontrollü deneyler" olduğunu bildirmiştir.

1900'de Basel Üniversitesi'nde tıp tahsilini ta mamladıktan sonra, muhtemelen o dönemin dünya daki en prestijli psikiyatri eğitim hastanelerinden olan Bürghöltzli Akıl Hastânesi'nde Eugene Bleuletİn psikiyatri asistanı olarak çalışmaya başlar. 1902 ilâ 1903 yılları arasında Charcotun vârisi Pierrejanet ile 6 ay Paris'te çalışır. 1903 yılında İsviç re'ye döndüğünde, zengin bir ailenin kızı olan Emma Rauschenbach ile evlenir. 2 yıl sonra ise bir yan dan hastanedeki görevlerine devam ederken, bir yandan da Zürich Üniversitesi'nde hocalık yapmaya ve özel hastalar görmeye başlar.

Jung, Freud’un "Rüyaların Yorumu" kitabını ilk çıktığı zaman okumuş ancak o dönemde pek de etki lenmemiştir. Birkaç yıl sonra tekrar okuduğunda, Freud’un fikirleriyle ilgili daha müsbet anlayış geliş tirir ve kendi rüyalarını yorumlamaya başlamak için harekete geçer. 1906 senesi İtibariyle Jung ve Freud düzenli bir şekilde mektuplaşmaya başlarlar. Ertesi sene Freud, Cari ve Emma Jungu Viyana'ya davet eder. İlk tanıştıklarında sabahın ilk saatlerine kadar uzayan 13 saatlik muhaverenin akabinde bu iki dâhi nin arasında karşılıklı ve güçlü bir saygı, sevgi geli şir. Bu maraton sohbet sırasında Martha Freud ve Emma Jung da, başka çâre olmadığı için, sabırla nâ zik sohbetler ederek birbirlerini meşgul ederler!

Freud, başlarda Jungu ideal vârisi olarak görmüş tür. Freud’un diğer takipçilerinden farklı olarak Jung ne Yahudi'ydi ne de Viyanalı. Ayrıca, Freud Junga karşı sıcak kişisel duygular beslemekteydi ve onu önemsenecek düzeyde akıl sahibi yâni âkil bir kişi olarak görmekteydi. Bu mevhum özellikleri, Freudu Jungu Uluslararası Psikanaliz Birliğf nin ilk baş kanı olarak seçmeye yöneltti.

1909 yılında, Clark Üniversitesi'nin başı ve ABD'deki ilk psikologlardan biri olan G. Stanley Hail, Jung ve Freudu bir dizi seminer vermeleri amacıyla Worcester Massachusettes'teki Clark Üniversitesi'ne davet eti. Başka bir psikanalist olan Sandor Ferenczi da yanlarında, birlikte Amerika'ya seyahat ettiler. Bu, Jung’un Amerika'ya daha sonra yapacağı dokuz ziya retinin ilkini oluşturuyordu. Yedi haftalık yolculuk ları sırasında her gün temas hâlinde olmalarına rağ men Freud ve Jung arasında yavaş yavaş tırmanan bir gerginlik havası ortama hâkim olmaya başlamıştı. Bu kişisel gerginlik artık meşhur olmuş bu iki psika nalist birbirlerinin rüyalarını yorumlamaya başladık larında dahi devam ediyordu. Hâttâ, arada bâzı traji komik "nevrotik" tezahürler bile yaşanır. Jung’un is keletler ve ölüm temalı bir rüyasını dinlerken, aslın da onun kendisini öldürmek istediği tâbirini yapan Freud o derecede dehşete düşer ki, korkudan düşüp bayılır!

"Hâtıralar, Rüyalar, Yansımalar" kitabında Jung, Freud’un hem kendisinin rüyalarını yorumlayamadığını hem de Jung’un yorumlaması için gerekli olan kişisel hayatının detaylarını anlatmak istemediğini iddia etmiştir. Jung’un anlattığına göre, mahrem ay rıntılar öğrenmek istediği zaman Freud kendisine "Ama otoritemi tehlikeye atamam" şeklinde itiraz et miştir. İşte o anda Jung, Freud’un otoritesini kaybet tiği sonucuna varmıştır. Bunu hatıratında "...sanki karşımda bir kilise papazı duruyordu... O cümle hafı zamda âdeta kazınmış ve ilişkimizin bitişinin haber cisi olmuştur" diye kaleme alır.

Avrupa'ya döndüklerinde Freudla Jung’un arka daşlıkları soğudukça, aralarındaki kişisel ve teorik farklılıklar da iyice yoğunlaşır. 1913 yılında bu iki büyük adamın mektuplaşması sonlanmış, ertesi sene ise Jung Uluslararası Psikanaliz Birliği'nin başkanlık görevinden ve kısa süre sonra da buradaki üyeliğin den çekilmiştir.

Esasında, Jung’un Freutfdan ayrılığı "Hâtıralar, Rüyalar, Yansımalar" kitabında bahsi geçmeyen bâzı olaylara da bağlı olabilir. 1907 yılında Jung, Freudz yazdığı bir mektupta, kendisine karşı "sınırsız bir hayranlık" duyduğunu ve bu saygının "âdeta dinî tu tulma" karakterinde bir şey olduğunu ve "göz ardı edilemeyecek bir erotik tını" barındırdığını itiraf et miştir. Jung, bu itirafına "Bu berbat, iğrenç duygu genç bir delikanlı olarak bir zamanlar perestişkârı ol duğum bir adam tarafından cinsel tacize uğramış ol mam gerçeğinden kaynaklanıyor" diye devam etmiş tir. Bu cinsel taciz sırasında Jung henüz 18 yaşınday dı ve baba gibi gördüğü bu adamla neredeyse her sır rını paylaşıyordu. Alan Elms, Jung’un bir zamanlar âdeta taptığı kendinden daha yaşlı bir adam tarafın dan cinsel taciz yaşantısıyla birlikte düşününce, Freudz karşı duyduğu erotik duyguların Jung’un Freurfdan uzaklaşmasındaki ana nedenlerden biri olabi leceğini iddia etmiştir. Ayrıca Elms, Jung’un Freud’un cinsellikle ilgili teorilerini reddetmiş olması nın arkasında da, Freuda karşı beslediği ikircikli cin sel duygulardan kaynaklandığını düşünmektedir.

Freud2. ayrılmayı takip eden yıllar Jung için yal nızlıkla ve kendi analizini yapmakla geçmiştir. Aralık 1913'den 1917'ye kadar kendi bilinçdışı psişesinde yaptığı seyahat boyunca hayatının en tehlikeli ve yo ğun tecrübesini yaşamıştır. Marvin GoIdwert, Jung’un hayatındaki bu dönemden "yaratıcı hastalık' olarak bahsetmektedir. Aynı terimi Henri Ellenberger babasının ölümünden sonraki yıllardaki Freud’un hâlini tasvir etmek için de kullanmıştır. Jung’un "yaratıcı hastalık" dönemi Freud’un kendi analizini yaptığı dönemle hem benzeşmekte hem de farklılaşmaktadır. Her iki adam da kendilik arayışına 30'lu yaşların sonları 40'lı yaşların başlarında başla mışlardır; Freud babasının ölümüne tepki olarak, Jung ise manevî babası Freud'dan ayrılması sonucu! Her ikisi de yalnızlık ve izolasyon dönemlerinden geçmişlerdir ve bu tecrübelerle derinden değişime uğramışlardır. Ancak, farklılıklar da vardır. Freud’un analizi, Jung’unki kadar yoğun olmamakla birlikte, daha uzun sürmüştür ve yıllarca günlük rutininin bir parçası olmuştur. Kendi analizinin erken dönemle rinde Freud dışa yönelik aktiviteyle dolmuş ve ilk önemli kitabı "Rüyaların Yorumu'"nu yazmıştır. Jung ise, tam tersine, kendi analizi sırasında pek bir şeyler yazmamış, yerine yaratıcı enerjilerini içine doğru döndürerek daha sonraları kollektif bilinçdışı olarak isimlendirdiği yönüyle tanışmıştır. Kendi ana lizini yaptığı dönemde, Jung yeni teorik kavramlar geliştirmeyi bir kenara bırakmış ve hastalarını teda viye sâdece onları dinleyerek ve onlardan yeni bir şeyler öğrenerek devam etmiştir.

Her ne kadar Jung’un bilinçdışına yaptığı yolcu luk tehlikeli ve acı verici olsa da, aynı zamanda ge rekli ve verimliydi de. Kendi yeraltına giden yolculu ğu başlatabilmek amacıyla rüya yorumlamayı ve ak tif muhayyilesini kullanarak, en sonunda kendi eşsiz kişilik teorisini yaratabilmiştir. Bu dönemde rüyala rını yazmış, onların resimlerini yapmış ve bu hikâye ler kendisini hangi noktaya taşıyorsa oraya gitmeye çalışmıştır. Bu yöntemler vasıtasıyla kendi kişisel bi linçdışı ile tanışmıştır. Yöntemi uzatarak ve daha da derine giderek kollektif bilinçdışının içeriğini oluş turan arketiplere ulaşmıştır. Kendi animasının ber rak kadınımsı bir sesle kendisiyle konuşmasını işitmiştir; kendi gölgesini, kendi acımasız tarafını keş fetmiştir; yaşlı bilge adamla ve büyük anne arketipleriyle konuşmuştur... Ve sonunda yolculuğunun so nuna doğru "individuation  kendileşme / bireyleş me" olarak isimlendirdiği bir çeşit psikolojik yeni den doğuş yaşamıştır. Bütün bunların bir "yaratıcı hastalık" veya "orta yaş bunalımı" kadar basit olmadı ğını, hallüsinasyonları, hezeyanî tefsirleri ve acayip yaşantılarıyla, aynen çocukluk döneminde yaşadığı şizofrenik tablonun yetişkinlikteki daha şekillenmiş ve tipikleşmiş bir nüksü olduğu Antony Storr, John Kerr gibi pek çok müellif tarafından iddia edilmiştir. Dissosiyatif bir tablonun da ayrıca veya ek olarak dü şünülebileceği kanaatindeyiz. Storr, Jung’un doktor luğunun yanısıra, ruhanî bir guru olduğunu da iddia eder (Storr, aynı şeyi Freud için, Freud da Marx için söyler!). Gerek çocukluk çağındaki yaşantılarının, gerekse Freud'dan ayrıldıktan sonraki "yaratıcı has talık" dönemlerinin âdeta vahiy benzeri içe doğuş lar, spiritüel keşifler, sezgiler, depersonalizasyonlar, derealizasyonlar ve hâttâ hallüsinasyonlarla Qung, bunlara "vizyonlar" demiştir) dolu olması gerçekten de dikkat çekicidir. Hayatında karısının hâricinde dönem dönem değişik kadınlar yer almışsa da, hiç biri 30 yıllık metresi Toni Wolf kadar sâdık ve sebat lı olmamıştır. Hâttâ, meşhur "yarana hastalık" döne mindeki şiddetli anksiyete krizleri ve davranış bo zuklukları esnasında kendisini teskin edebilen tek kişi olduğu için, bu kadın resmen aileye kabul edil miştir! Toni Wolf esasen eski bir hastasıdır; ilişkiye girdiği kesin bilinen başka bir hastası da Sabina SpieZrein'dir.

Kişilik çalışması sırasında çokça seyahat etmiş ol makla birlikte, her zaman bir İsviçre vatandaşı ola rak Zürich'e yakın Küsnacht'ta yaşamıştı. Kendisi de bir analist olan karısıyla birlikte dört kızları, bir de oğulları olmuştu. Jung Protestan bir Hristiyan ol makla birlikte hiçbir zaman kiliseye giden "cemaat ten" olmamıştı. Diğer psikanalistlerin ekserisinin ak sine, hiçbir zaman tam anlamıyla ateist olmamış, Tanrı inancını bir şekilde korumuştur. Doğu ezoterizmi ve bilgeliğiyle Batı Aydınlanmacılığı'nı özüm sediğini düşündüğü Masonluk kuruluşunun bir üye siydi. Buna karşılık, daha 13 yaş civarında iken "Tanrı'nın kötü yönleri de olabilir mi" gibi suâller sordu ğu için, sofu bir adam olan babasından sıkı bir zılgıt yemişti!

Sonraları, eserlerini okuduğu Schopenhauer, hât tâ Nietzsche gibi filozoflardan çok etkilenir ve "klâ sik Hristiyanî öğretiye" bağlılığı çok küçük yaşlardan itibaren zayıflar, ergenlik döneminde ise tamamen kaybolur. Yaratıcı hastalığı döneminde, küçük yaşta kaybettiği "dışarıdaki Tann" yerine, "içindeki Tann'yı" keşfeder ve bunu psişe modelinin tam göbeği ne, temel arketip olarak oturtur. Gerek İslâm tasav vufunda, gerek pek çok sûfî öğretisinde ve Doğu mistisizmlerinde önemli yeri olan vahdet inancı ve tasavvurunu çocukluğundan beri yaşadığı Tanrı'nın varlığı hususundaki ambivalansını (tabii ki bilinçdışında) yenmek için kullanmıştır. 1959 Ekim'indeki bir televizyon röportajı sırasında, John Freeman'ın "Tanrı'ya inanıyor musunuz" suâline "Cevap vermesi güç. Biliyorum. İnanmaya ihtiyacım yok. Biliyorum" karşılığını verir. Bu "hikmet", tâ Platona uzanan unus mundusun, yâni vahdetin, her şeyin bir oldu ğu İdealar Âleminin Jung’un psişik yolculuğunun sonucuna bir yansımasıdır aslında...

Heisenberg'm Belirsizlik llkesi'ne atıf yapan Jung, aynı şeyin psikoloji için de geçerli olduğunu söyler ve temel gerçekliğin (true reality) yâni haki kâtin (verity) ne akılda ne de maddede olduğunu, ikisinin de katıldığı bir şeyde olduğunu iddia eder. Bu şeyin ismi pek hoştur: Psikoid (psychoid)! Bu sa yede manidar rastlantılar ve eşzamanlılık fikirlerini de iyice geliştirir. A. Storr, bütün bu manevî seyahat leri "Jung’un önce geleneksel Hristiyanlığa, sonra da Freud'çu psikanalize olan inancını yitirmesi, bilinçdışındaki Tanrı'yı keşfetmesine sebep olmuştur" di ye özetler.

Ne ilginçtir ki, bâzılarının ateistlikle suçlayarak hiç bilmeden karşı çıktıkları çok yeni ve belki de ye ni bir paradigma kaymasına yol açabilecek evrimsel psikiyatri disiplini onun fikirleri ve sezgileri sayesin de elde edilen malûmatın üzerine kurulmuştur. Or todoks psikanalizin dinleştiği günümüzde, safsatacı lıkla suçlanan derinlikler psikolojisi yeni bilimsel açılımlara nûr saçmaktadır.

Jung’un hobileri arasında tahta oymacılığı, taş kesmeciliği, teknesiyle Lake Constance'da (Bodensee Gölü civarı) gezinmek sayılırdı. Ayrıca simya, ar keoloji, gnostisizm, Doğu felsefeleri, tarih, din, mito loji ve etnolojiyle faal olarak ilgilenmişti.

1944 yılında Basel Üniversitesi'nde medikal psi koloji profesörü oldu ancak, sağlık nedenleriyle er tesi sene bu görevden çekilmek zorunda kaldı. 1955 yılında eşinin vefatından sonra "Küsnacht'ın yaşlı bilge adamı" olarak yalnız kaldı.

6 Temmuz 1961 yılında, 86 yaşına basmadan bir kaç hafta önce, Zürich'te sessiz sedasız vefat etti. Ölümü dönemi İtibariyle, şöhreti psikolojinin öte sinde felsefe, din, ve popüler kültür alanlarında da bütün dünyaya yayılmıştı. Kesin olan odur ki, nevrozu, psikozu, dehâsı, guruluğuyla Cari Gustar Jung, insanlık düşünce ve psi kiyatri tarihine belki de değeri zamanla daha fazla anlaşılacak derin izler bırakarak bu dünyadan göç müştür.


FAYDALANILAN ve TAVSİYE EDİLEN BÂZI KAYNAKLAR

Antony STEVENCE, John PRICE (2000) Evolutionary Psychiatry  A New Beginning. 2nd Edition. London: Routledge.

Antony STEVENCE (1982) Archetype: A Natural History of the Self. London: Routledge & Kegan Paul.

Antony STORR (2001) (Aslı DAY, çeviren) Öteki Peygam berler. İstanbul: Okuyanus Yayın.

BENNET EA (1983) What Jung Really Said  With an Introduction by Antony Storr. London: MacDonald & Co. (Publishers).

Cari Gustav JUNG (1964) Man and His Symbols. New York: Dell.

Cari Gustav JUNG (1964) (CAHEN R, çeviren) Dialectique du moi et le l'inconscient. 2. Baskı. Paris: Lib. Gallimard.

Cari Gustav JUNG (1965) (GÜROL E, çeviren) Psikoloji ve

Din. Oluş Yayınları: 5, Bilim Dizisi: 2. Cari Gustav JUNG (1966) "Ma vie" Souvenirs, reves et pen

sees. France: Editions Gallimard. Engin GENÇTAN (1990) Psikanaliz ve Sonrası  4. Basım.

Büyük Fikir Kitapları Dizisi: 84, İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları.

Jess FEIST & Gregory J. FEIST (2002) Theories of Personality Fifth Edition. New York: McGrawHill, 92127.

Mehmet Kerem DOKSAT & Mert SAVRUN (2002) Introduction to evolutionary psychiatry. The Bulletin #44 (Psychotherapy) of the World Psychiatric Association and the ASCAP Society; 4: 2038.

Mehmet Kerem DOKSAT (2003) Evrimsel perspektiften depresyon ve sitokinler. Klinik Psikofarmakoloji Bülte ni; 13: 97108.

Recep DOKSAT (1960) Parapsikoloji ve paranormal feno menlerin şuur anlayışı bakımından önemi. Songar A, editör. Sinir Sistemi Fizyolojisi, Cilt III. İstanbul: Kader Matbaası, 708871.

William McGUIRE (editör) (1979) The Freud/Jung Letters The Correspondence Between Sigmund Freud and CG Jung (R MANHEIM, RFC HULL, translators). England: Penguin Books.

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült