Cani Denilen Kitleler

Gustave Le Bon


[Cani denilen kitleler — Bir kitle hukuk bakımından cani olabilir, fakat psikolojik olarak böyle olmaz. — Kitle eylemlerinin şuursuzluğu —Çeşitli örnekler —

Septembriseurs'lerin psikolojileri — Bunların yargılan, özellikleri, barbarlığı ve ahlaklılıktan.]

Kitleler bir tahrik devri geçirdikten sonra, telkinlerle yönetilen basit şuursuz otomatlar durumuna düştüklerinden, bunları bir katil sınıf diye nitelendirmek hiç de kolay görünmüyor. Bununla beraber bu yanlış değerlendirmeye sadık kalıyorum, çünkü psikolojik araştırmalarla bu böyle belirlenmiştir. Kitlelerin bazı eylemleri, bunlar oldukları gibi dikkate alındıkları takdirde, şüphesiz canicedir. Fakat bu halleriyle, bir kaplanın yavrularını eğlendirmek için bir Hintliyi parçaladıktan sonra yemesi gibi canice bir fiildir.

Kitlelerin cinayetleri genellikle kuvvetli bir telkinden sonra oluşur ve bu cinayete katılmış olan bireyler bir görevi ifa ettiklerine inanırlar. Fakat sıradan bir katil için durum böyle değildir.

Kitleler tarafından yapılan cinayetlerin tarihi, söylediklerimizin doğruluğunu gösterir.

Burada tipik örnek olarak Bastille muhafızı M. De Launay’ın katledilmesi ele alınabilir. Bu kalenin zaptından sonra, çok heyecanlanmış ve galeyana gelmiş olan kitle ile çevrilen muhafız her taraftan tekme, yumruk yiyordu. Onu asmak, kafasını kesmek, yahut bir beygirin kuyruğuna bağlamak teklifleri birbiri ardına geliyordu. Bunların ortasında çırpınırken yanlışlıkla birisine bir tekme vurdu. Bunu görenlerden birisi derhal şu teklifte bulundu: Tekme yiyen adam muhafızın kafasını kesmeli. Bu teklif alkışlarla kabul olundu.

Bu adam yarı sersem bir işsiz aşçı idi. Bastille'de neler olduğunu görmek merakı ile buraya gelmişti. Madem genel istek böyle idi, bu işi yapmak bir vatanseverlikti ve hatta böyle bir canavarı öldürdükten sonra madalya bile almağa hak kazanacağına o anda inanmıştı. Kendisine uzatılan bir kılıcı muhafızın boynuna vurdu, fakat bu iyice körleşmiş kılıç kesmeyince cebindeki kara saplı bıçağını çıkardı (aşçı olması nedeniyle mesleğinin gereği olan et kesmesini bildiğinden) ve işini kolayca bitirdi.

Yukarıda gösterilen mekanizma burada açıkça görülüyor: Kollektif olduğu kadar kudretli bulunan bir telkine uymakla yaptığı kötü hareketin beğenilmesi, vatandaşlarının genel onayımında yönelimiyle yapılanın doğru olduğu kanaati. Bu gibi haller ve şartlar ortasında işlenen bir fiile yasalarca cinayet denir; fakat psikolojik bakımdan böyle denmez.

Cani denen kitlelerin genel karekteristik özellikleri, bütün kitlelerde gördüğümüz karakteristik özelliklerin tamamıyla aynıdır: Telkine elverişlilik, çabuk inanırlık, hareketlilik, iyi veya kötü hislerde abartı, bazı ahlaki hallerin ortaya çıkışı..

Tarihimizin en korkunç bir hatırasını bırakmış olan kitlelerden birinde, Eylül canilerinde (septempriseurs) bütün bu karakteristik özellikleri buluruz. Zaten bu kitle Saint-Barthelemy'yi yapmış olanlarla az çok benzerlik gösterir. O zamanın hatıralarından almış olduğu ayrıntıları Tain şöyle yazar:

Mahkumları katlederken hapishaneleri boşaltmak emrini kimin verdiği ve bu telkini kimin yaptığı bilinmemektedir. Bunu yapan, ister, Danton olsun, ister bir başkası, bunun önemi yoktur. Bizim için dikkate değer tek olay, katliam yapması emredilen kitlenin almış olduğu kudretli telkin keyfiyetidir.

Katliamcılar üç yüz kişi kadar vardı ve Farklı özelliklere sahip bir kitlenin tipik örneği idi. Çok azı meslek sahibi olan serseriler hariç, bu kitlede kunduracılar, çilingirler, perukacılar, duvarcılar, memurlar, komisyoncular gibi çeşitli mesleklerden esnaflar vardı. Yukarıda anılan aşçı gibi aldıkları telkinin etkisiyle, vatani görev yaptıklarına iyice inanmışlardı. Kendilerinin cinayet işleyen kimseler değil, hakimlik ve cellatlık vazifesi gören insanlar olduklarına inanıyorlardı.

Rollerinin önemini kavrayınca bir çeşit mahkeme edasıyla işe başlarlar ve o zaman kitlenin basit ruhu ve ondan daha az basit olmayan adalet anlayışı meydana çıkar. İtham edilenlerin sayısı çok olduğundan önce bütün soyluların, aristokratların, rahiplerin, subayların, kral hizmetçilerinin, yani iyi bir vatanseverin nazarında yalnız mesleki suçluluk sebebi olan bütün bireylerin, özel bir karar almaya gerek görülmeksizin hepsinin birden öldürülmesine karar verilir. Bunların gerisinde kalanların, da yüzlerine ve şöhretlerine bakılarak hüküm verilir. Kitlenin sıradan vicdanı bu suretle doyurulduktan sonra katliama kanuni yoldan devam edilir. Nasıl meydana geldiğini başka yerde göstermiş olduğum üzere, toplulukların son derece geliştirmek kudretinde olduğu vahşi iç güdüleri serbest hale geçer. Bununla beraber kitlelerde bir kural olarak onlar çoğu defa acımasızlık gibi en aşırı hislerle birlikte ona karşıt bulunan başka türden oluşumların da ortaya çıkmasını engelleyemezler.

Kitleler, Parisli işçilerde bulunan geniş sempati ve çabucak etkilenmek yeteneğindedirler. Abbaye'de ihtilal heyeti üyelerinden biri tutukluların yirmi altı saatten beri susuz bırakıldıklarını öğrendikten sonra görevini aksatan bu gardiyanı öldürmek istiyordu. Bizzat tutukluların yalvarmasa gardiyan çoktan gebermişti. Bir suçlu beraat (onların hemen kurulan mahkemeleri tarafından) ederse muhafızlar, cellatlar, herkes onu heyecanla kucaklar ve şiddetle alkışlar ve sonra başkalarını öldürmeğe giderler. Katliam böylece neşeli bir hava da devam ederdi. Cesetlerin etrafında dans ederler, şarkı söylerler, aristokratların nasıl öldürüldüklerini görmekten zevk alan “hanımlar” için sıralar hazırlarlar. Özel bir hakseverlik göstermeğe de devam ederler. Abbaye'de cellatlardan biri, biraz uzakta bulunan seyirci bayanların manzarayı iyi göremediklerinden ve oradakilerden ancak bir kısmının aristokratların öldürüldüğünü görme zevkine eriştiğinden şikayet edince bu gözlemin doğruluğu hemen anlaşılır, ve kurbanları, cellatlardan oluşan ve işkence süresini uzatmak için kılıcın arkasıyla vurma görevini üslenen iki saf arasından geçirmeye karar verirler.

La Force'da suçlular anadan doğma soyulduktan sonra yarım saat içinde vücutları delik deşik edilir, herkes bu manzarayı gördükten sonra da karınları deşilerek seyir sona erdirilirdi.

Katliamcılar son derece dikkatlidirler de.. Kitleler de işaret etmiş olduğumuz ahlaklılığı gösterirler. Ölenlerin paralarını ve mücevherlerini komitelerin masası üzerine koyarlar.

Bütün eylemlerinde, kitle ruhunun ayırt edici niteliği olan bu sıradan muhakemenin türlü şekillerine daima rastlanır. İşte bu suretle, 1200 yahut 1500 halk düşmanı boğazlandıktan sonra içlerinden biri çıkıp: öteki cezaevlerinde ihtiyar dilencilerin, serserilerin, gençlerin bulunduğunu ve bunların gerçekte faydasız hazır yiyiciler olduklarını, boş yere beslendiklerini ve böyle olunca da bunlardan kurtulmanın, daha uygun olacağını ortaya sürünce bu sözün telkini altında kalanlar tarafından, bu düşünce derhal kabul gördü. Bunların içinde bir zehir satıcısının dul karısı olan Delarue de bir halk düşmanı idi. Cezaevinde bulunduğundan dolayı çok hiddetli olsa gerektir, elinden gelse Parisi ateşe verecektir, bunu söylemiş olması gerekir ve bunu söylemiştir, “bir süpürge sopası daha...” denildi. Bu ispat, bu delil doğru görüldü, tutukluların hepsi on iki ile on yedi yaş arasında olanlar, ileride millet düşmanı olabilecekleri düşünülen elli kadar çocuk da dahil, hepsi öldürüldüler.

Bir hafta böylece çalışıldıktan sonra bütün bu işler sona erdi ve katliamcılar nihayet dinlenmeyi düşünebildiler. Vatandan mükafat görmeğe hak kazandıklarına kesin olarak inanıyorlardı, bu inanç ile hükümetten mükafat istediler, çok gayretli olanları madalya bile istedi.

1871 Komün tarihi buna benzer birçok olaylarla doludur. Kitlelerin büyümekte olan nüfuzu ve hükümetlerin bu nüfuz önünde eğilmeleri, bu tarz olayların daha birçoklarını hazırlayacaktır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült