Bütün Verdiğim Bana Verilmiş Olandır

Gerald Jampolsky

 

Vermek almaktır ilkesi, sevginin yasasıdır. Bu yasaya göre sevgimizi başkalarına verdiğimizde kazanırız ve ne verirsek anında geri alırız. Sevginin yasası bolluk üzerine kuruludur. Her zaman sevgiyle dopdoluyuz ve sürekli beslendiğinden sevgimiz, dolup taşar. Sevgimizi hiç bir şey beklemeden karşılıksız olarak verirsek, içimizdeki sevgi genişler, yayılır ve birleşir. Severek içimizdeki sevgiyi büyütürüz ve böylece alan da, veren de karlı çıkar.

Oysa dünyanın yasası verdikçe kaybettiğimizi söyler. Sahip olduğumuz şeyleri başkalarına verirsek elimizde ne kalır; sonra biz neyleriz!

Dünyanın yasası kıtlık üzerine kuruludur; gerçekten hiç bir zaman tatmin olmadığımızı varsayar. Bir yandan sevgi ve barışın bize hoş gelen yüzeysel biçimlerini elde etmek için beyhude çabalarken, diğer yandan içimizdeki boşluğu yaşamaya devam ederiz.

Sorun dışımızdaki dünyanın bizi sürekli ve tamamen tatmin etmekten uzak olmasıdır elbette. Dünya yasasına göre hep arar ama hiç bulamayız. Sık, sık içimizdeki boşluğu doldurma ihtiyacında olduğumuzu düşünürüz; sonra da hayalimizde yarattığımız ihtiyaçları başkalarından sağlamaya çalışırız.  

Başkalarının arzularımızı tatmin etmesini bekleyip, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığına uğradığımızda ızdırap çekeriz. Izdırap, hüzün ve hayal kırıklığı; öfke ve kaygı; çöküntü ve hastalık biçimlerinde ortaya çıkabilir. Sonuçta, muhtemelen, tuzağa düşürülmüş, sıkışmış red edilmiş veya saldırıya uğramış hissederiz.

Kendimizi sevgisiz, kederli ve bomboş hissettiğimizde, bizi sevecek birini bulmak, gerçekte sorunu çözmez. Yararlı olan, hiç bir şey beklemeden başka birini bütünüyle sevmektir.

Karşımızdaki kişiyi, bize bir şey vermesine ya da değişmesine gerek duymadan sevebilsek,

sevginin aynı anda bize geri döndüğünü göreceğiz.

Dünyanın saptırılmış yasasına göre birini sevmeden önce onun tarafından sevilmek gerekir. Sevginin yasası ise dünyadakinden farklıdır. Sevginin yasası, sevgi sensin der; başkalarını severek kim olduğunu öğrenirsin.

Bugünü, kendinizi ve sevginin yasasını öğrenmeye ayırın.

Başkalarına, kendim için istediğimden başka bir şey verebileceğime inanırken yanılıyordum. Barışı, sevgiyi ve bağışlayıcılığı yaşamak istediğimden, insanlara hediyem ancak bunlar olabilir. Saldırı yerine bağışlayıcılık ve sevgiyi sunmak benim bakımımdan bağışta bulunmak değildir; tersine, sevgiyi sunarak Sevgiye ulaşabilirim.

 

Örnek A  

Aşağıda, hayatıma 1978'de giren Rita adlı arkadaşımın yazdığı mektubu bulacaksınız. Rita beni kan kanseri olan genç kızına yardım için aramıştı. Tina adlı genç kız Ocak 1979'da öldü. Rita, bana, bugünkü dersimizin özünü oluşturan ve benim için güzellik ve açıklığın ifadesi olan bu mektubu paylaşma iznini verdi.

Sevgili Jerry,  

27 Şubat

Umarım içimden, ta derinlerden, daha önce hiç tanımadığım duygularla yazılan bu mektupları okumaktan rahatsız olmazsınız.

Hiç bir anlamı olmasa bile, bir psikolog olarak, yukarıdaki ifadenin iyileştirici olabileceğini bilirsiniz.

Size geçen mektubumdan beri, hayat küçük değişikliklerle sürüp gidiyor.  

22 Şubatta Dr. Elizabeth Kubler Ross'un konuşmasını dinlemeye gittim. Gerçek bir tecrübe oluşturduğunu söylemek gerekmez, etkilenmemek ve sarsılmamak mümkün değildi. İnsana gerçekten acı veren noktalara değindi. Konuşmasının kimi bölümlerinde söylediği acı gerçekleri dinlemekte zorlandım. Fakat sözleri, felsefesi ve çalışmaları üzerimde kalıcı bir etki yaptı ve içimden kendi kendime "işte yaşamın ta kendisi" dedim.  

Olayları sırasıyla anlatmaya devam edeyim. Ertesi gün, günlük bir işe gittim. Bir ara, genellikle hep yaptığım gibi pazarda yürüdüm ve daha önce orada olmayan bir kitapçı dükkanını farkettim. Dükkanın ne zaman açıldığını merak etmekten kendimi alamadım. İçeri girmeli ve bakmalıydım. Dükkanının ne zamandır açık olduğunu sordum ve bir aydır cevabını aldım. Etrafa bakındım ve henüz raflara yerleştirilmemiş bazı kitaplar gördüm. Bir tanesi daha önceden duyduğum ve bir gün okumak istediğim bir kitaptı, almaya karar verdim. Ruht Montgomery'nin "Öteki Dünya" sı.  

Kitabın beni nasıl "çarptığını" anlatmaya başlayamıyorum bile. Kendisine özgü bir hikayeydi. Okurken hayata başka bir gözle bakmaya başladığımı hissettim ve bunun beni nereye doğru götürdüğünü eni konu düşünmeye başladım. Fakat sizin de söylediğiniz gibi, eğer bu düşünce içimde bir çatışmaya yol açsaydı durum hiç de iç açıcı olmayacaktı. Bu yüzden neler oluyor ve niçin gibi endişelere kapılmadım. Onun yerine sizin mektubunuzu yeniden okudum ve yapmakta olduğum şeyin (yas tutmanın) en iyi ilacının ihtiyacı olan birisine yardım etmek olduğunu yazdığınız satırları düşündüm. Kime yardım etmem gerektiğini biliyordum; onu dışarılarda aramak ve beynimi harab etmek zorunda değildim.  

Elimden geldiği kadar, kısaca size hikayeyi anlatacağım.  

Bir yıl kadar önce, kızım Tına hastalık belirtileri göstermeye başladı. Aynı zamanda, 15 yıldır tanıdığım, iki kapı ötede oturan, 20 yaşındaki başka bir genç kadın da hala teşhis konulamayan bir hastalığa yakalandı. Annesiyle, çocuklarımızın ortak hassasiyetini ve korkumuzu konuştuk. Bir süre sonra, Tina'nın hastalığına teşhis konulduğunda, bu hanım benimle konuşamadı; Tina'nın bütün hastalığı boyunca benimle hiç konuşmadı. Tina öldüğünde dua törenine geldi fakat hiç bir şey söylemedi; sessiz bir bakış aramızda gitti geldi. Cenaze törenine geldi ve sonrasında eve yemek getiren zarif komşularımdan birisi de o oldu. Bütün bu süre içinde hiç bir şey söylemedi. Bunun, gerçekte, onun kızının başına da gelebileceğini biliyordum. Bu yüzden, ben de kötü ihtimali aklına getirmemek için ondan uzak durdum. Her zaman komşulara ne yaptığını sordum; bilgilerim hep ikinci ağızdan edinilmeydi. Sonra sizin mektubunuzu ve sözlerinizi düşündüm ve kendi kendime "Neden olmasın?" dedim.

Onu görmeye gittim. Beni görür görmez yanıma geldi ve kucaklaştık. Bu doğal bir şeydi. Birbirimizin ne hissettiğini biliyorduk. Harikaydı. Çıktığımda kendimi çok iyi hissettim. O birkaç metrelik mesafeyi yürümenin, niçin bu kadar uzun zaman aldığını, doğrusu çok merak ediyorum. Sanırım, o ana kadar kendimi hazır hissetmemiştim.  

Yine de söylediğim şu, mesafe olarak birbirimizden uzakta olabiliriz ama manevi olarak yakınımdasınız. Olan hiç bir şeyi sorgulamayacağım ve kabul edeceğim ve beni nereye alıp götürdüğünü izleyeceğim.  

Sana şimdi ve sonsuza kadar esenlikler diliyorum, Jerry.  

Sevgilerimle Rita

 

ÖRNEK B

Birkaç yıl önce Los Angeles'ta Rahibe Teresa ile birkaç gün geçirme bahtına eriştim. Rahibe Teresa Kalküta (Hindistan) ve dünya da yoksul ve ölüm tehdidi altındaki insanlarla ilgili çalışmalarıyla tanınır. Onunla tanışmak istiyordum. Çünkü hayatını iç huzur içinde geçirmekte, mükemmele yakın bir devamlılık gösterdiğini biliyor ve bunu nasıl yaptığını öğrenmek istiyordum.  

Ortak ilgi alanımız olan, yaşam ile ölüm arasında gidip gelen insanların durumu üzerine konuştuk. Onunla beraberken içimde bir sükunet hissettim. Sevgisinin gücünü, zarafetini, etrafa yaydığı huzuru anlatmak çok güçtü. Bu benim de yaşamak ve kendimde görmek istediğim bir özellikti.  

Temmuzun dördüncü hafta sonuydu; onun öğleden sonra Meksika'ya uçacağını öğrendim. Kendisine katılıp katılamaya cağımı sordum. Çünkü onun yanında olmaya devam etmek istiyordum.  

Kibarca gülümsedi "Dr. Jampolsky, Meksika yolculuğumda bana katılmanıza hiç bir itirazım yok. Fakat iç huzuru öğrenmek istediğinizi söylemiştiniz. Öyle sanıyorum ki, Meksika'ya gidiş geliş uçak masrafını hesaplayıp, bu parayı yoksullara verseniz daha çok huzur duyarsınız" dedi.  

Meksika ile Los Angeles arasındaki yol ücretini öğrendim ve bu parayı Los Angeles'daki bir hayır kurumuna bağışladım.  

Rahibe Teresa'dan, yapılması gereken şey için dışımda kılavuz aramam gerekmediğini sarsıcı bir biçimde öğrenmiştim. Sınırsız ve beklentisiz vermek için uygun zamanın şu an sonra değil olduğunu, böylece iç huzura çabucak ulaşabileceğimi öğrendim. O anda öğrendim ki, bütün verdiğim bana daha önce verilendi.  

Bugün başkalarına yalnızca kendi almak istediğim hediyeleri vereceğim.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült