Burası Türkiye, İtaattir Burada Her İşin Başı

Erol Göka


Türk grup davranışının temel özelliklerinden olan gösteriş ve şatafat kültürü, itaat ve potlaç (şölen) kültürüyle çok yakından bağlantılıdır. “Türkler, Osmanlı Hanedanını devletlerinin kurucusu olarak kabul edip, o soydan gelenlere hiçbir zaman değişmeyecek derin bir saygı duymasalardı, Osmanlı hükümdarlarının zulmü Türkleri başka hükümdar aramaya sevk ederdi” diyen IV. Mehmet dönemi (17. yüzyıl) İngiliz Elçilik Katibi Ricaut, Türklerdeki otoriteye bağlılığın Batılılardan farklı olduğunu gözlemlemiştir ama Türk tarihini bilmediğinden, onların bu tutumunu dinlerindeki hükümlere bağlar: “inanışları bir kölenin körü körüne itaatine görünüşte benzemek dışında başka bir kusuru taşımaz ve onları asla hanedandan gelen hükümdarlara karşı isyana sürüklemez, itaat ve sadakatten uzaklaştırmaz. Hıristiyanların da bu konuda Türklerden ders almalarını, bu itaat ve sadakat ilkesini dinlerinin belli başlı hükümlerine ilave etmelerini dileriz.” (“Türklerin Siyasi Düsturları”, 1996)

Yöneticiye itaat ve sadakatin İslamiyet’teki “ululemre itaat” ilkesiyle pekiştiği doğrudur ama zaten yakından bakıldığında, tarihin derinliklerine kadar, Türk grup davranışının bir itaat kültürü üzerine bina olduğu görülecektir. Türklerde tarihin her döneminde, büyük küçüğe, kadın erkeğe, mevki ve makamına göre yönetilen yöneticiye itaat etmek durumundadır. “Türkler, hiçbir zaman Avrupa sosyetelerinde ve ailelerinde görülen laubaliliğe düşmezler. Herkes kendi mevkiini ve sırasını bilir. Ülkenin bütün eyaletlerinde ve bütün sınıflarında herkes kendinden bir rütbe üstün olana karşı tam bir hürmet duygusu besler, kendisi de, daha aşağı durumda olanlardan aynı hürmeti görür. Evde ve yakınları arasında olduğu gibi, yaşça ve rütbece üstün olanlara karşı cemiyet içinde de aynı ciddiyet, aynı vakar, aynı terbiyeye riayet edilir. Herhangi bir toplulukta aşırı neşeli, fazla serbest görünmek, ciddi olmamak, toplumun kaidelerine karşı gelmek, her türlü hücuma uğramak için kafi sebeptir... Ülkede yaşayan her sınıf halk arasında, hiçbir çocuk, babasını, dedesini veya yaş yahut mevki itibariyle büyük bir ebeveynini kucaklayamaz, sadece elini veya eteğini öper. Ve hayatı boyunca evlense de, bir dolu çocuk sahibi olsa da, başka türlü hareket edemez. Çocuklar, çok küçük yaşta olsa bile, ebeveynleri tarafından nadiren kucaklanırlar.” Bu gözlemlerini 18. Yüzyılda yaşadığı Osmanlı toplumunda yapan zamanın İsveç elçilik ataşesi D’Ohsson, (“18. Yüzyıl Türkiye’sinde Örf ve Adetler”) aslında Türk tarihinin en uzak geçmişini ve bugününü de gözlemektedir. 1960’larda bir Anadolu köyünde bir antropologun şu gözlemlerine bakın: “50 yaşın üzerindeki bütün erkekler, etraflarındaki kendi yaşıtları olan erkekler dışındaki herkese emir veriyorlardı. Ben, bu emirleri yerine getirmeyi reddeden birine hiç rastlamadım. Yaşlı kadınlar, çevrelerindeki bütün kadınlara buyruk veriyorlardı ama genç olsalar bile erkeklere verdikleri buyruklar kısıtlı oluyordu. Orta yaşlı erkekler ve kadınlar, çevrelerindeki genç yetişkinlere emir verebiliyorlardı ve bu böyle devam ediyordu. İşin gerçeği, bir kişi, kendi cinsinden olan daha genç birine emir verebilirken, bir erkek kendisinden yaşlı olan bir kadına bile emir verebiliyordu(Joe E. Pierce, “Bir Türk Köyünde Yaşam”, 2003, s. 146.) işin ilginç yanı antropologun bu gözlemlerinin, Türk mitolojisinde bile aynı olmasıdır. Türk mitolojisinde, itaatin kadın ve çocuk güzelliğinin ana ekseni olarak görüldüğüne dair öyle açık ifadeler vardır ki...

Modernlikle birlikte, Türk grup davranışının temellerinden birini sağlayan itaat kültürünün özellikle büyük kentlerdeki aile yaşamında oldukça değişikliğe uğradığı açıkça gözlemlenen bir olgudur ve gerçekten de adeta modernliğin inanılmaz bir dönüştürücü gücü olduğunun kanıtını sunmaktadır. Ama (nedense?) aile yaşamında dönüşmeye başlayan itaat kültürü, yöneten-yönetilen ilişkisinde, tam tersine bir yol izlemekte, üstelik modern ideolojik aygıtlarla daha da pekişmektedir. Yönetici elitler, Türk grup davranışının yöneticiyi oldukça rahatlatan bu sadakat ruhunu her zaman açık ya da örtük olarak desteklemişlerdir.

İtaat ve sadakat, toplumsal davranışın ana belirleyeni olunca, gösteriş ve şatafat da kendisini daha ziyade insan ilişkileri alanında göstermiş, buna uygun bir gündelik yaşam şekillenmiştir. Eğlence yaşamında bile itaatin ağır gölgesi hissedilir. Şölende, ziyafette, düğünde dernekte, her türlü törende eğlenmekten daha çok “ihsana boğmak”, imkanı ölçüsünde konuklara ne varsa sunarak bir gövde gösterisi yapmak esastır.

“Ciddiyet, eğlencelere karşı bigane davranmak Türklerin törelerinin bir parçası gibidir. Erkekler olsun, kadınlar olsun, aşırı hareket etmemeyi, telaşa kapılmamayı, mümkün olursa sofalarındaki yerlerinden kıpırdanmamayı bir nevi büyüklük sayar. Mesela oturdukları yerde veya ayaktayken mendillerini düşürseler veya iki adım ötedeki bir şeyi almaları gerekse, kendileri kıpırdamaz ve iki ellerini birbirine vurmakla yetinirler. O zaman hemen bir içağası veya cariye koşar ve isteklerini yerine getirir....Senenin hiçbir mevsiminde burada, ne maskeli eğlence, ne umumi danslar, ne karnaval eğlenceleri ne de gürültülü patırtılı bayramlar görülür.” Ancak Türkler de insandır, onların da eğlenmeye hakları vardır. İtaat üstüne bina olmuş bir toplumsal düzende sıkışıp kalmış duygusal akış da kendisini arada bir patlamalarla, “felekten bir gece çalıp” dağıtmalarla dışa vurur.

“Türkler, yaratılışlarında olan ağırbaşlılığı, sakinliği ancak donanma dedikleri şenliklerde bozarlar. Donanmalar da, yeni bir hükümdarın ilk iki, üç çocuğunun doğumu vesilesiyle, yahut bir şehzadenin sünnet düğününde veya bir meydan savaşının kazanılması, bir kalenin fethi gibi milli bir zaferden sonra yapılır... büyük olayların yarattığı bu donanmalar sırasında Türkler normal yaratılışlarından sıyrılır, normal ciddiyet ve sakinliklerini bir kenara bırakır ve alabildiğine eğlenirler.” İsveç elçilik ataşesinin iki yüzyıl önceki bu sözlerini dinlerken, benim gözümün önüne Galatasaray galibiyetlerinden sonra sokaklardaki cümbüş, zengin düğünlerinde yerlere saçılan dolarlar geliyor. Kim bilir sizin gözünüzün önünden neler geçiyor?

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült