Eğitim: Bugünün Gerçeklikleri Ve Geleceğin Ümitleri

Joel Spring


Bu yazıda tartışılan eğitim teorileri, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıl boyunca süregiden çocuğun zihnini denetleme mücadelesinin bir yönünü temsil eder. Eğitim teorilerinin değerlerine ve anlamlarına ilişkin herhangi bir inceleme, bugünkü örgütlenmenin zemini, eğitimin amaçları ve eğitim tekniklerinin kullanımını temel alan toplumsal değişimin bugünkü olanaklarının bir değerlendirmesini gözönüne almalıdır. Radikal eğitim teorileri çoğu modern toplumda yaygın olarak kabul gören bir varsayıma dayanmaktadır bir toplumu örgütlemenin kilit elemanlarından biri eğitim ve çocuk yetiştirme sistemidir. Toplumun gelecekteki üyelerini şekillendiren bu sistemdir. Dolayısıyla gerçek anlaşmazlıklar eğitim tekniğinin ötesine gitmektedir; tam da toplumsal değişimin doğasıyla ilgilidirler. Eğitim teorileri, toplumun nasıl değişmesi gerektiği konusundaki bütünsel bir teorik perspektifin çok önemli bir yönüdür sadece. Farklı eğitim yöntemlerindeki toplumsal değişime dair teorik perspektiflerde temel farklılıkları tanımlayabiliriz.

İki farklı model ortaya çıkar. Modellerden biri daha düzenli toplumsal planlama ve daha yüksek verimlilik aracılığıyla toplumsal ilerleme arayan teknolojik ve rasyonalist bir yönelime sahip. Bu, yirminci yüzyılda ideolojik sınırlar taşıma eğilimi taşıyan modeldir; liberal, faşist ve komünist ülkeler tarafından aynı şekilde benimsenmiştir. Bu model öncelikle ekonomik üretkenliğin artması ve toplumsal istikrarla ilgilenir. Toplum, verimli işleyiş hedefine sahip bir makine olarak görülür. İnsanlar, değerleri toplumsal makinenin pürüzsüz işleyişine katkılarıyla belirlenen "insani kaynaklar" haline gelirler.

Bu modelde çocuğa, üzerinde çalışılacak ve toplumun iyiliği için biçimlendirilecek bir nesne olarak yaklaşılır. Başka bir kitapta gösterdiğim gibi, bu, yirminci yüzyılda Birleşik Devletler'deki devlet okullarının örgütlenmesinde görülen "iyi toplum" modelidir. Modern lise, meslek seçimi testleri ve görüşmeleri hep toplumsal makinenin verimliliğini arttırmanın bir aracı olarak görüldü. Ham insan kaynakları olan çocuklar sınıflanacak, ayıklanacak, biçimlendirilecek ve bulundukları okullardan, toplumda kendilerine uygun yerlere yollanacaklardı.[i]

Diğer toplumsal değişim modelinin yapısı bu kitapta ele alınan eğitim felsefelerinden çıkarılabilir. Burada ilgilenilen şey düzen ve verimlilik değil bireysel özerkliğin artmasıdır. Toplumsal değişimin hedefi artan bireysel katılım ve toplumsal sistemin denetlenmesidir. Bu model, modern toplumsal kurumların gücünün büyük ölçüde halkın, bu kurumların otoritesini ve meşruiyetini kabul etme gönüllülüğüne dayandığı inancına bağlıdır. Bu bağlamda sorulan soru, bireyin toplumsal makineye nasıl uydurulacağı değil, insanların, kişisel tatmin olmadan çalışmayı ve özgürlüğü sınırlayan toplumsal otoriteyi neden kabul etmeye istekli olduklarıdır. Bu kabul koşulu, bu kitapta ileri sürülmüş olduğu gibi, öncelikle çocuğun zihnindeki ideallerin, inançların ve ideolojilerin sonucudur. Sonuç olarak, birey, kendisinin ihtiyaçları ve arzuları ile hiçbir ilgisi olmasa da bazı faydalar için çalışmanın görevi olduğuna inanır. Bu özgürlükçü modelin hedefi, dolayısıyla, otoriteye boyun eğmeye isteksiz olan ve kendilerine maksimum bireysel denetim ve özgürlük sağlayan toplumsal bir örgütlenme talep eden, otoriter olmayan bireyleri teşvik eden ve destekleyen bir eğitim yöntemidir.

Bu kitapta tartışılan teorilerin örtük bir varsayımı, eğitim ve çocuk yetiştirme yöntemlerindeki değişimlerin toplumun radikal dönüşümüne katkıda bulunabileceğidir. Bu varsayım, bu teorilerin günümüz toplumundaki değerleri konusunda sorular getiriyor. Toplumsal değişimin bir aracı olarak eğitimsel değişimlere yönelmek enerji israfı mıdır? Diğer toplumsal ve ekonomik değişimlerle uğraşmak ve eğitimsel değişimin onların peşinden gitmesini beklemek mi gereklidir? Eğitim sistemleri her zaman kendilerini çevreleyen toplumun bir aynası mı olacaklardır?

Bu sorulara yaklaşmanın bir yolu, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Birleşik Devletler'deki devlet eğitiminin toplumsal kullanımlarını ele almaktır. İlk olarak, eğitim sistemlerinin içinde bulundukları toplumları ram olarak yansıttıklarını varsaymak saflık olur. Toplum hiçbir zaman homojen ve çıkar çatışmalarından uzak olmadı. Devlet eğitiminin hedefleri ve yöntemleri hakkında hiçbir zaman konsensüs sağlanmadı. Fakat, eğitimin amaçlarının ve yöntemlerinin toplumda iktidara sahip kişilerin amaçlarını ve çıkarlarını yansıttığı doğrudur.[ii]

Bu durum, devlet eğitiminin, öncelikle toplumsal sorunların çözümü için muhafazakar bir güç olarak kullanılması sonucunu getirdi. Toplumsal ilerlemenin bir aracı olarak devlet eğitiminin kullanımı, insanların, toplumda herhangi bir temel değişiklik yapmadan iyi bir şeyler yapıyor gibi davranmalarına yol açtı. Ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda eğitim, okulda çocuğa uygun toplumsal tutumları ve çalışma alışkanlıklarını öğreterek, yoksulluğu, suçu ve kent düzensizliğini ortadan kaldırmanın bir aracı olarak görülüyordu. Bu, bireye, sorunun kendisinde olduğunun ve toplumsal sistemin değişmesi gerekmediğinin söylenmesi anlamına geliyordu. Herkes, toplumun mevcut örgütlenmesini tehdit etmeden okul bayrağı etrafında toplanabilir. Kuşkusuz, Başkan Lyndon Johnson'in, yoksulluktan ve ırkçılıktan kurtulmanın gelişmiş bir eğitim sistemi ile mümkün olduğunu ileri sürerek, vatandaşlık hakları hareketinin taleplerini bir kültürel yoksunluk teorisine tercüme ettiği 1960'larda durum buydu. 1970'lerde herkes, eğitim sisteminin ırkçılığı ya da yoksulluğu ortadan kaldırmadığını anladığı zaman, insanlar eğitimin toplumsal değişim yolunda sağlayacağı çok az şey olduğunu ileri sürmeye başladılar.[iii]

Eğitimin rolünün, Paulo Freire'nin yığma eğitim sistemi dediği, aslında toplumsal katılığı destekleme eğilimi taşıyan şey olduğu varsayılırsa bu sonuç doğrudur. Ancak, kuşkusuz, bu kitapta ele alınan teoriler eğitimdeki değişimleri süregiden toplumsal bir değişim programına bağlamaktadır. Vurguladıkları bir nokta, halk formülasyonuna katılmadıkça hiçbir toplumsal değişimin anlamlı olmadığıdır. Ve bu çocuklar için de geçerlidir.

Devrimci düşüncenin radikal pedagojiyle birleşmesinin kökeninde derin bir pesimizm yatar; bu, örneğin devrimci itkileri muhafazakar bir diktatörlük döneminin izlediği Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi, yirminci yüzyıldaki devrimci toplumsal ve ekonomik değişimlerin totaliter devletlere varmasından kaynaklanan bir duygudur. Bu devrimci çabanın başarısızlığa uğramasının nedeni nedir? Reich, Neill ve Freire gibi insanlar için sorunun yanıtı, bütün insanları devrimci harekete dahil edebilecek ve onun nesneleri değil eyleyen üyeleri olmalarını sağlayacak tamamen yeni eğitim ve toplumsallaşma araçlarının sağlanamamasında yatar. Bu perspektiften bakılınca, radikal bir eğitim teorisi ancak bütünsel bir devrimci çabanın parçası olarak görüldüğünde anlamlı olur. Özgürlükçü eğitim biçimlerinin bugünkü ve gelecekteki gelişiminin karşısına çıkan en ciddi sorunlardan biri eğitim yöntemlerini politik ve toplumsal bir ideolojiden ayırmaya yönelik tehlikeli eğilimdir. Eğitimdeki radikal deneyimler, geliştikleri hızla ucuzlaştırılıyorlar. Paulo Freire'nin teknikleri Barış Gönüllüleri* tarafından benimsendi ve Summerhill'in özgür okul yöntemleri, temelindeki radikal ideolojiyle hiçbir bağlantı kurulmadan devlet okulları sınıflarına getirildi. Radikal bir hareket olarak başlayan şey hızla mevcut sistem tarafından absorbe ediliyor; yeni teknikler kullanılıyor fakat sadece eski denetim ve disiplin hedeflerini yerine getirmek için.

Devlet okulu sınıflarında ucuzlaştırılan Summerhill yaklaşımı, aynı konuyu öğretmenin ve aynı karakter yapısını üretmenin, sıcak, müşfik ve özgür yöntemi haline geldi.[iv] Bu sürecin açık bir örneği günlük bakım merkezleri hareketidir. Bir kez, aileyi değiştirme ve toplumu otoriter kişilik ve devlet denetiminden kurtarma hareketinden koparıldığında, günlük bakım merkezi halka hükmetmenin bir aracı haline gelir. Günlük bakım merkezleri artık, yeni bir kurumsal aile yaratarak ve küçük çocuklu kadınları çalışmaya zorlayıp ekonomik sistemde herhangi bir büyük değişimden kaçınarak yoksulları kontrol etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Günlük bakım merkezleri, insanları otoriter bir aile yapısından kurtarmak için değil, fakat onunla yoksun oldukları düşünülen bu aileyi sağlamak için vardırlar.

Eğitimdeki herhangi bir radikal çabanın geleceği eğitim yöntemleri ile özgürlükçü bir perspektif arasındaki bağı korumaya dayanmaktadır. Toplumsal eleştiri, planlama ve yöntemler hep bir arada tutulmalıdır. Kuşkusuz, John Dewey'in büyüklüğü, insanlığın psikolojik bir tanımını bütünsel bir toplumsal felsefeye bağlamasında ve sonra bu insanlık anlayışına dayanan ve bu toplumsal felsefenin kılavuzluk ettiği eğitim yöntemlerini geliştirmesinde yatar. Eğitimdeki bütün yöntemler ve eğitimin içeriği, karakter ve eylemi etkiler. Dolayısıyla, bütün eğitim teknikleri bazı ideolojik konumları yansıtır. Örneğin, Paulo Freire okuma ve yazma öğretmenin eğitimdeki en politik fül olabileceğini göstermiştir. Eğitimle, bilinçli radikal bir perspektif olmadan uğraşılırsa, bu uğraş, mevcut toplumsal düzene hizmet etmekten başka işe yaramaz.

Eğitimin toplum üzerinde radikal bir etkiye sahip olma potansiyelinden söz etmenin iki farklı biçimi olduğu da açıkça anlaşılmalıdır. Bir yandan, Paulo Freire'ninki gibi eğitim sistemleri, bireyleri toplumda radikal bir değişim yaratacak şekilde hareket edebilecekleri biçimde özgürleştiren bir yöntem sağlayabilir. Öte yandan, aile yapısını zayıflatan günlük bakım merkezi durumunda olduğu gibi, bir eğitim kuruluşunun kendisi doğrudan toplumu etkileyebilir. Her iki yaklaşım bir sistem içinde birleştirilebilir. A.S.Neill'in Summerhill okullarından oluşan bir sosyalist devlet hayali, hem aileyi zayıflatmaya hem de kendi kendini düzenleyen bireyi yaratmaya yönelikti. Yukarıdaki argümanlar, radikal toplumsal değişimde anlamlı bir role sahip olabilen radikal eğitim diye bir şeyin varolduğunu gösterir gibi görünürken, kişinin toplumsal değişimin diğer alanlarında yoğunlaşmaktansa enerjisini eğitimsel değişime yöneltmesinin anlamlı olup olmadığı sorusunu yanıtsız bırakır. Bir yanıt kuşkusuz, bizim teorisyenlerimizin vurguladığı gibi, herhangi bir radikal harekette eğitimsel değişimin temel rolüne önem verebilir. Fakat bu yanıt, eleştirileri absorbe etmek ve herhangi bir eğitim yöntemini kendi amaçları için kullanmak üzere giderek etkili bir hale gelen mekanizmaları olan çok güçlü ve karmaşık bir eğitim kurumunun mevcudiyeti sorununu bir yana bırakır. Bu, eğitim sistemini manipüle eden komplocu bir grubun varolduğunu ileri sürmek anlamına gelmez. Durum böyle olsaydı sorun daha basit olabilirdi. Gerçekte bu eğitim kurumu genellikle rakip grupların oluşturdukları karmaşık bir ağdır. Birleşik Devletler'de bu gruplar, profesyonel öğretim organizasyonları ve sendikalardan, idari organizasyonlara, eğitim okullarına, yayın şirketlerine, test organizasyonlarına, eyalet meclislerine, ulusal politika gruplarına ve federal hükümete kadar uzanmaktadır.

Radikal bir pedagojiyi, radikal politik ve toplumsal bir hareketin parçası yapmaya yönelik her girişim bu eğitim kurumunu dikkate almak zorundadır. Bu eğitim kurumunu değiştirmeye yönelik çabanın ihmali okulun nezareti altında tutulan bütün bir kuşağın ihmali anlamına gelecektir. Ayrıca, kamu harcamaları açısından Savunma Bakanlığından sonra ikinci gelen okul, en büyük kamu kuruluşlarından biri olduğu için, eğitimsel değişime biraz enerji yöneltmenin politik ve toplumsal hareketler için zorunlu olduğu söylenebilir. Toplumsal kurumlarımızda değişimden söz ediyorsak, onların en büyüklerinden ve müdahalecilerinden birini kesinlikle ihmal edemeyiz. Aslında okul, toplumun bütün üyeleriyle en çok ilişkiye giren kamu kuruluşudur.

Kısacası, okul öncelikle politik ve toplumsal bir kurum olarak görülmelidir. Radikal eğitim teorilerineolabileceğesomut bir anlam vermek için varolanı kabul ederek işe başlamak gerekir. Radikal eğitim teorisyenlerinin önemli bir eksiklikleri varolan eğitim sistemlerinin gerçekliğini hesaba katmayı başaramamaları ve teorilerinin nasıl uygulanabileceğini bilememeleridir. Örneğin, A.S. Neill'in Summerhill gibi bir model oluşturması çok iyi, fakat tüm toplumda yürürlüğe konulamadıkça Summerhill'in pek az anlamı vardır. Neill, bütün bir eğitim sisteminin bu modele dönüştürülmesi için kullanılabilecek stratejiler konusunda pek yardımcı olmamıştır. 1960'lardaki birçok özgür okulun başarısızlığı, devlet okulu eğitiminin politik işleyişinin somut bir değerlendirmesinin yapılmamasının ve bu sistemin karşısına çıkacak ve onu değiştirecek stratejiler geliştirilmemesinin doğrudan bir sonucudur. Parasızlık ya da iktidarsızlık sonucunda bu okullardan birçoğu sistem dışında kalarak zayıf düştü. Bunun anlamı şudur:

Radikal pedagoji radikal bir hareketin parçası yapılacaksa, boşlukta yeni bir eğitim sistemi yaratıyormuş gibi hareket edemez. Varolan eğitim kurumunun politik gerçeklikleriyle karşı karşıya gelecek stratejiler geliştirilmelidir.

Amerikan eğitimini radikalleştirmek için girişilebilecek muhtemel bazı stratejileri ele alalım. Eğitimde anlamlı bir değişiklik yapmaya yönelik herhangi bir plan eğitimsel iktidarın bütün yelpazesini etkilemelidir. Sadece alternatif eğitim modelleri yaratmakla kalınmamalı, eğitim yasalarını değiştirmeye yönelik bir kampanya, farklı bir eğitim fonları sistemi için bir mücadele başlatılmalı, çocuk haklarıyla ilgili bir anlayış oluşturulmalı; kadınların haklarına ve aile yapısının değiştirilmesine önem verilmeli ve büyük üniversitelerin eğitim okullarında yapılan araştırmaların yapısını ve yönünü değiştirmek için bir kampanya yürütülmelidir.

Atılabilecek ilk adımlardan biri zorunlu eğitimin ortadan kaldırılması olacaktır.[v] Mahkemeler aracılığıyla ya da eyalet meclisleri temelinde, zorunlu eğitim yasalarına karşı bir kampanya yürütülebilir. Bütün çocukların eyalet hükümeti tarafından onaylanan bir okula devam etmesi gerekirken hiçbir radikal eğitim planı gerçek anlamda geliştirilemez. Fakat bir yandan zorunlu eğitim yasalarına saldırırken, bunların başlangıçta çocuk emeği ve çocuk suçları gibi bazı toplumsal sorunları çözmek için geliştirildiği dikkate alınmalıdır. Gerçekten de zorunlu eğitim, çocuğu ekonomik sömürüden korur ve zamanını doldurur. Dolayısıyla, zorunlu eğitimin ortadan kaldırılmasına, ekonomik yapıda, gençliğin mali bağımsızlığına izin verecek bir değişim eşlik etmelidir.

Bu tür bir ekonomik değişimin aile üzerinde doğrudan bir etkisi olabilecektir. Eğitimin artan süresi çocuğun aile yapısına bağımlı olma süresini uzattığı için, aile reisleri kendilerine bağımlı olanlara çocuklar ya da ailenin diğer para kazanmayan üyeleri bakmak için kişisel ihtiyaçları üzerinde gelir elde etmek zorundalar. Aileye ekonomik açıdan bağımlı oluşu azaltmak için aile reisinin fazla geliri yeniden çocuklara kanalize edilebilir. Bu, çocukların bakımı için yetişkinlerden vergi almayı getiren bir planı içerebilir. Bu ekonomik değişime, çocukların yasal haklarındaki değişimler eşlik edebilir. Örneğin çocuklar on iki ya da on üç yaşına kadar ailenin vesayeti altında kalabilirler.

Bu yaşa kadar çocuğun devletten aldığı gelir bir eğitim teminatı olarak kullanılacaktır. Çocuk ve aile, paranın eğitim amaçları için nasıl kullanılması gerektiği konusunda bir karara varacaktır. Bu durum, devlet okullarının tekelini kıracak ve çok çeşitli alternatif okulların kullanımına izin verecektir. On üç ya da on dört yaşında gençler yasal olarak aileden bağımsız kabul edilecekler ve isterlerse evden ayrılmalarına izin verilecektir. Yirmi bir yaşına kadar gelirleri devlet tarafından garanti edilecek. Çocuklar on üç ya da ondört yaşından önce, dayanılmaz ev koşullarından uzaklaştırılmaları için mahkemeye başvurabilecekler.

Ekonomik bağımsızlık gençliği etkileyen diğer yasaların değişimine de izin verecektir. Gençler artık emek pazarındaki sömürüye maruz kalmadıkları için çocuk emeği yasaları ortadan kaldırılabilecektir.[vi]

Gençler ilgi alanlarına ve öğrenme arzularına göre işler seçebilecekler. Gençlerin cinsel özgürlüğünü sağlamaya yönelik bir kampanya da başlatılabilir. Bu konuda, sadece bütün kısıtlayıcı yasalar kaldırılmakla kalınmayıp doğum kontrol araçları ve bilgi de sağlanmalıdır. Ekonomik bağımsızlık ve yasal değişimler Wilhelm Reich'ın "barınma sorunları" dediği problemi de ortadan kaldıracaktır. Gençler için bağımsız mekanlar bulundurulabilir. Kısacası, toplum gençlerin cinsel etkinliğini kabul eder hale gelmelidir.

Gençlerin ekonomik bağımsızlığı kadınların kurtuluşunda önemli bir adımı temsil edecektir. Geleneksel olarak, kızlar ve genç kadınlar erkeklerden daha uzun bir süre ailenin kontrolü altındadırlar. Genç yaşta evlilik bile bir aile reisinin kontrolünden diğerine geçmekle sonuçlanır. Kadının aileye bağımlılığının önemli bir nedeni ekonomik bağımsızlık sağlayan mesleklere ulaşmanın güçlüğünde yatar. Bu ekonomik problemle birleşen şey, kadınların aile tarafından korunması ve erkeklerin sahip olduğu toplumsal bağımsızlıkların kadınlar için yadsınması şeklindeki geleneksel tutumdur. Kadınlara aynı ekonomik bağımsızlığı vermek, onların da aynı tür bir toplumsal özgürlüğe kavuşmalarına muhtemelen izin verecek ve gelişim fırsatı sağlayacaktır.

Zorunlu eğitimin kaldırılması ve eğitim finansmanının okul düzeyinden birey düzeyine kaydırılması eğitim bürokrasisinin iktidarını kıracaktır. Birleşik Devletler’de okulun kontrolünün gerçekten yerel eğitim meclislerinde olmadığı anlaşılmalıdır.[vii] Ders müfredatı, ders kitaplarının içeriği ve öğretmen sertifikası gereklilikleri gibi önemli eğitim meseleleri, mesleki organizasyonlar, devlet görevlileri, üniversiteler, yayın şirketleri gibi birlikte çalışan bir eğitim bürokrasisi içinde kararlaştırılır; bu bürokrasinin en önemli ve en hızlı büyüyen kesimlerini temsil eden IBM ve Educational Testing Services gibi yeni bilgi şirketlerinden söz etmiyoruz.

Bu eğitim bürokrasisinin iktidarını zayıflatmanın bir yolu, herhangi bir eğitim harcaması denetlemesinden kaçınmak, paranın nasıl harcanacağı konusundaki kararları tamamen bireye bırakmaktır. Bunun anlamı, çocuk on iki ya da on üç yaşına gelene kadar ana baba denetiminin geçerli olmasıdır; bu yaştan sonra genç birey paranın harcanması konusunda mutlak denetime sahip olacaktır. Harcamayı denetlemek için bir hükümet organı oluşturulursa, okulun, onu çevreleyen aynı toplumsal ve ekonomik etkilerin iktidarı altına düşmesi çok muhtemel olacaktır. Bunun yerine, denetimi bireyin ellerine teslim eden demokratik bir sistem geliştirebiliriz. Özgürlük pratiği, özgürlüğün nasıl kullanılacağını öğrenmenin en iyi yoludur. Bireysel bir düzeyde kaybedilen ya da israf edilen para varolan eğitim yapısı içinde boşa harcanan ve israf edilen para miktarıyla karşılaştırıldığında çok önemsiz kalacaktır. Birleşik Devletler'deki hükümet denetimi ve düzenlemesinin tarihi "zengin için sosyalizm" denilen şeyi yaratan bir tarihtir. Denetimi elinde bulunduranlar için iktidar kaynakları olarak hükümet organizasyonlarına karşı geleneksel Amerikan güvensizliğini gösterebilir ve inancımızı bireysel eylemlere yöneltebiliriz.

Varolan eğitim yapısının yok oluşuna, okul kavramının modern teknolojik toplumda çağdışı olduğunun kabulü eşlik edebilir. Ondokuzuncu yüzyılda okul sadece bir toplumsal denetim kaynağı olarak değil, aynı zamanda bütün bilgi malzemelerinin, kitapların ve öğretmenlerin bir araya getirileceği bir merkez olarak görülüyordu. Kitle iletişim araçları ve kent yaşamı sayesinde, kişinin temel okuma, yazma ve aritmetik becerilerini topluluk içinde büyüyerek ve etkileşim içine girerek öğrenmemesi için bir neden yok. Ivan Illich'in Okulsuz Toplum'u bu konuda önemli öneriler ortaya koydu.

Okulun ortadan kaldırıldığı varsayıldığında önümüze gelen acil sorulardan biri şudur:

Yoksullara ne olur? Okul onların tek umudu değil midir? Okul olmayınca daha da büyük toplumsal sınıf farkları olmayacak mı? Buna verilecek yanıt da şudur: Okul eğitimi geçmişte yoksulluğu ortadan kaldırmadığı gibi gelecekte de kaldırmayacaktır. Yoksulluk sorunlarını çözmek için okulu kullanmak, yoksulluğu yaratan toplumsal yapıyı doğrudan değiştirmeden, soruna muhafazakar bir çözüm aramaktır. Okul eğitiminin bir toplumsal eleme sistemi olarak varolan toplumsal sınıf yapısını teşvik etme eğiliminde olduğu da anlaşılmalıdır. Fakat okuldan kurtulmak kesinlikle yoksulluğu ortadan kaldırmayacaktır. Başka bir deyişle, okulun olması ya da olmaması çok fazla değişiklik yapmaz, çünkü okullar yoksulluk sorununun merkezinde yer almazlar. Fakat okullar ortadan kaldırılırsa ve aynı zamanda çocuklara ekonomik bağımsızlık verilirse yoksulluk sorununa doğrudan karşı çıkılmış olunacaktır. Yoksul çocuklar, şu anda orta sınıflara ayrılmış olan, avantajları araştıracak ve kullanacak paraya sahip olacaklardır.

Bir sonraki soru, kuşkusuz, yoksulluk kültürünün ana babalar ve gençler tarafından yapılan seçimlerin türünü engelleyip engellemeyeceği ve sınırlayıp sınırlamayacağıdır. Yanıt kuşkusuz evettir. Fakat bu "evet" iki şekilde değerlendirilmelidir. Birincisi yoksullar kendi eğitim paralarının nasıl harcanması gerektiğini eğitim bürokrasisindeki geleneksel liderlerden daha iyi bilirler. İkincisi, zorunlu eğitime ve eğitim fonlarına yönelik yasal ve hukuki kampanyaya büyük üniversitelerdeki eğitim okullarının radikalizasyonu eşlik edecektir. Bu, Paulo Freire'ninki gibi yöntemlere dayanan topluluk eğitim programları kullanarak ve radikal terapi teknikleri geliştirerek, yoksulluk kültürünün yarattığı sorunlarla doğrudan ilgilenmek için bir merkez sağlayacaktır.

Eğitim fakültelerinin radikalizasyonu, kendi işlevlerine yaklaşımlarının tamamen değiştirilmesini içerecektir. Eğitimciler, geleneksel pedagojik teoriyi meşgul edenlerden çok farklı olan bir dizi yeni soru ortaya atacaklardır. Wilhelm Reich'ın 1920'lerde ileri sürdüğü gibi, bireysel düzeyde bir tedaviyle hiçbir önemli soruna ulaşılamaz. Baskı toplumsal bir düzeyde mevcut ise, çözüm bireysel tedavide değil, baskıya yol açan toplumsal koşulların ve kurumların değiştirilmesindedir. Bireysel terapi sorunun kaynağına inmediği için temelde muhafazakardır. Aynı güçlük okullarla ve bu okullara hizmet veren eğitim fakülteleri ile ilgili olarak da geçerlidir. Toplumsal sorunların tedavisini bireysel ve muhafazakar bir düzeyde yapma eğilimi söz konusudur. Çocuğu okul sınırları içinde tedavi ederek yoksulluk kültürünü ortadan kaldırma yönünde bir çaba var. Oysa, gerçek çözüm, toplumumuzda kişinin öğrenmesini ve yetişmesini engelleyen toplumsal koşullara doğrudan saldırmaktır.

Eğitim fakültelerini radikalleştirmenin önündeki büyük engellerden biri, okul eğitimi süreciyle aralarındaki geleneksel ilişkidir. Eğitim bölümleri ve eğitim okulları işlevlerini, öncelikle öğretmen ve hizmet sağlayarak devlet okullarının ihtiyaçlarını karşılamak olarak görme eğilimindeler. Genellikle eğitim üzerine çalışan çok sayıda üniversiteli, devlet eğitimi sıralarından geliyor ve eğitim bölümünü devlet okullarının bir uzantısı olarak görüyor. Tarihsel olarak, normal okulların ve eğitim üniversitelerinin kurulmasının nedeni budur. Bu süreç, anlamlı eğitim süreçlerinin incelenmesi ve geliştirilmesi konusunda ciddi bir sınırlılığa yol açmıştır.

Bu dar bakışın sonuçları eğitim içindeki çeşitli disiplinlerde yansımaktadır. Bugün bu tür bütün disiplinler okullara hizmet etmeye yönelmiştir. Öğretmen yetiştirme, öncelikle, kişiyi bir devlet okulu sınıfında standart konuları öğretmeye hazırlamak üzere tasarlanmıştır. Eğitim derslerinin yapısına devlet sertifikasının gereklilikleri yön vermektedir. Eğitimdeki bir disiplin olarak eğitim psikolojisi, dershane idaresi psikolojisinde yoğunlaşma eğilimindedir. Kendisini, dershane içinde öğretimin ve zoraki bir dinleyici olan öğrenciler kitlesini idare etmenin bilimsel araçlarının sağlayıcısı olarak görür. Araştırma da, öğretimin içeriği de dershane çerçevesi içinde öğrenme üzerine yoğunlaşmıştır. Eğitim sosyolojisi de aynı yolu izleme eğilimindedir ve özellikle dershanedeki ve okuldaki toplumsal etkileşimle ve okul içindeki kültürel farklarla ilgilenir. Devlet okullarında verilen Birleşik Devletler tarihi gibi, eğitim tarihi öğretimi de büyük ölçüde bazı düşünce ve inançları satma meselesidir. Eğitim felsefesi devlet eğitiminin amaçlarını tanımlama ve açıklama süreci içinde kaybolma eğilimindedir.

Radikal gruplar, öğrenciler ve fakülte, Amerikan eğitiminin doğrultusunu yeniden planlamak için eğitim fakültelerine baskı uygulamakla işe başlayabilirler.[viii] Bu baskı, tek tek fakülte üyelerinin öğretim ve araştırmaları ile ve öğrencilerin farklı bir eğitim programı talebiyle içsel olarak uygulanabilir. Alternatif okullar gibi dış gruplar, devlet okullarına verilen aynı hizmet türlerini sağlamaları için üniversitelere baskı yapabilirler. Üniversitelerin, sadece devlet okulları eğitiminin ihtiyaçlarına hizmet etmemesi, eğitim sürecine daha geniş bir kültürel perspektif çerçevesinden bakmaya başlaması talebinde bulunulabilir.

Yapılabilecek ilk şeylerden biri öğretmen yetiştirmeyi devlet sertifikası gerekliliklerinden ayırmak olacaktır. Bu, başlangıçta öğretmen eğitiminde iki ayrı araştırma dersi bulunması önerisini içerebilir. Bunlardan biri devlet sertifikasını vermeye ve diğeri Paulo Freire'ninki gibi yöntemlerin geliştirilmesine ve yerleştirilmesine yönelik olacaktır. Bu ikinci araştırma dersi, malzeme toplanması ve işçilerin topluluk eylemi için eğitilmesi açısından bir temel teşkil edecektir. Freire'ninki gibi yöntemlerle yetiştirilen öğretmenler yoksul bölgelere gidebilecek ve toplumsal bilinci geliştirmek üzere devlet okulu sistemleri dışında eğitim programları oluşturabileceklerdir. Öğretmen yetiştirme programları, yerli Amerikalılar ya da siyahlar gibi azınlık grupları liderlerinin Freire'nin teknikleri ya da başka tekniklerle eğitilmesi için olanaklar da sağlayacaktır.

Eğitim sosyolojisi ve psikolojisi Wilhelm Reich'ın radikal terapi dediği şeyi yerine getirmek için birlikte çalışabilirler. Bu disiplinlerin ikisi de, toplumumuzdaki bazı insanların okulun otoriter yapısına dayanmadan niçin bir şey öğrenemedikleri sorusuna cevap arayabilirler. Böyle, bir bağımlılık yoksa, rahatlıkla okulu bir kenara atabilir ve her bireyin kendi tarzında yetişmesi ve öğrenmesine izin verebiliriz. Fakat bu aşamada, öğrenmeyi özgür ve bağımsız kılmanın önünde hala bazı engeller var gibi görünüyor. Bu, özellikle yoksulluk kültürlerinde geçerli olabilir. Psikoloji ve sosyolojinin işi öğrenme sürecinde bağımlılık durumu yaratan bu engelleri tanımlamak olacaktır. Sorun, Reich'ın öne sürdüğü gibi, çekirdek aileden mi kaynaklanıyor? Sorun daha doğrudan bir şekilde ekonomik yoksulluk koşullarıyla mı ilgili? Modern kent çevremizin yapısının ve koşullarının bir sonucu mu? Bunlar ve bir sürü başka soru hemen akla geliyor. Daha sonra sosyoloji ve psikoloji okulların otoriter denetimi olmadan insanların dünyada yaşamasına ve gelişmesine izin verecek toplumsal koşulları tanımlayabilirler. Toplumumuzda önemli değişimlere yol açacak radikal bir terapi geliştirebilirler. Çocuklar öğrenemiyorlarsa, sadece onların acil sorunlarını halletmelerine yardım etmek yeterli olmaz. Öğrenmelerini engelleyen toplumsal koşulları tanımlamak ve doğrudan bu koşullara saldırmak gerekir.

Eğitim sosyolojisi eğitimdeki denetimin yapısını ve ekonomik sömürüyü incelemek gibi ağır bir görevi de üstlenebilir. Yerel düzeyde, yerel seçkinler ile eğitimin denetimi arasındaki ilişki incelenmelidir. Okulun ideolojisini özel bir toplumsal sınıfın ideolojisiyle birleştiren bu tür çalışmalar George Counts'ın, okul meclislerinin toplumsal bileşimi üzerine yaptığı ilk çalışmaların geleneğini izleyecektir. Ayrıca, yerel okul bölgelerinin mali ilişkilerini incelemek ve muhtemel çıkar çatışmalarını araştırmak için öğrenciler harekete geçirilebilir. Ulusal düzeyde yapılması gereken şey, eğitimdeki ulusal iktidar seçkinlerinin incelenmesidir. Bu inceleme, kuruluşlar, yayın şirketleri, üniversiteler, eğitim örgütleri ve federal eğitim grupları arasında rahatlıkla hareket eden eğitim liderleri üzerine bir araştırmayı da kapsayacaktır. Bu iktidar seçkinlerinin ideolojisini ve eğitim üzerindeki etkisini incelemek ilginç olacaktır.

Eğitim tarihi ve felsefesi, ideoloji ile bütün toplumsallaşma sürecini içeren eğitim uygulaması arasındaki ilişkiyi araştırmakla işe başlayabilir. Toplumsallaşma süreci ile ilgili her teori bir insan doğası anlayışına dayanır ve bu doğanın ne olması gerektiğine dair bir görüşe yönelir. Aile, topluluk, okul, şehir planlaması ve toplumsallaşma sürecinin diğer ilgili kesimlerinin teorileri temellerindeki bu ideolojilerin terimleriyle tanımlanacaktır. Tarih ve felsefe bu ideolojik varsayımları, hem tarihsel bağlamında hem de şimdiki görünümleri ile inceleyerek açıklığa kavuşturabilir. Eğitim yöntemlerinin politik ve toplumsal köklerinden ayrılmamasını sağlamak bu iki disiplinin sorumluluğunda olmalıdır.

Yukarıdaki bütün stratejiler deneysel olsa da, radikal eğitimin herhangi bir anlama sahip olması için dikkate alınması gereken pratiklerin çeşitliliğini temsil ederler. Teorinin modern dünyada nasıl pratiğe geçirilebileceği konusunda bir açıklık olmalıdır. Amerikan eğitimcileri yıllarca, John Dewey'in eğitim felsefesinin devlet okulu dershanelerindeki günlük işleyiş üzerinde neden bu kadar az etkisi olduğunu merak edip durdular. Yanıt kısmen Dewey'in kendi yazılarında bulunabilir. Her ne kadar, Dewey felsefesini kesinlikle dershane yöntemlerine tercüme ettiyse de, yöntemlerinin pratiğe geçirilebilmesi için eğitim kurumunun ne şekilde değiştirilebileceğini hiçbir zaman söylemedi. Dewey'in yöntemi bir tartışma konusu haline geldi ama pratik bir araç olamadı. Aynı şekilde, radikal pedagoji de politik olarak varolan eğitim yapısının gerçekliklerine yönelmezse sadece bir tartışma konusu haline gelebilir.

Yüzyıl önce, çok sayıda insanı, eğitim kurumlarını değiştirmenin politik ve ekonomik değişimin zorunlu bir parçası olduğuna inandırmak güç olacaktı. Bugün de bu, aynı şekilde geçerli, çünkü toplumsal ve ekonomik güçler okulları toplumda merkezi denetime sahip araçlardan biri yapfı. Bu nedenle'okullar, herhangi bir önemli toplumsal değişim çabası içinde yer almalıdırlar. Bu, zorunlu olarak okul eğitiminin yaygınlaşması anlamına gelmez; aynı rahatlıkla okul eğitiminin sınfflandırılması ya da ortadan kaldırılması anlamına da gelebilir. Akılda tutulması. Gereken şey, kitlesel okul eğitiminin, kendisini planlı toplumsallaşmanın büyük kurumlarından biri yapan bir dizi özel tarihsel gücün bir ürünü olduğudur.

Okul eğitimi ve eğitim arasındaki fark da akılda tutulması gereken bir noktadır. Okul eğitimi, kurumsal bir denetim sistemi aracılığıyla itaatkar işçiler ve yurttaşlar üretmek için tasarlanmış planlı bir toplumsallaştırma yöntemidir. Öte yandan, eğitim, kişinin dünyayı dönüştürmesine ve bireysel özerkliği en üst düzeye çıkarmasına yardım eden bilgi ve beceriyi kazanmak anlamına gelebilir. Eğitim bireysel bir kurtuluş kaynağı olabilir. Varolan okul eğitimi sistemi içindeki iç çelişkilerden biri bu ayrıma bağlıdır. Modern işçilerin temel becerilere ve dünyayı belli bir düzeyde kavramaya ihtiyaçları vardır ve bu nedenle onlara belli bir eğitim verilmelidir. Bu eğitimin, toplumsallaştırma ya da okul eğitimi sürecine karşı isyan etmeye yol açmaya yeterli bir bilinç seviyesini ortaya çıkarması sık karşılaşılan bir durumdur. Bu, son on yılda öğrenci protestolarıyla ve bireysel özgürlüklerin ve hakların korunması talepleriyle kendini gösterdi. Ne yazık ki bu, esas olarak, hala belli bir eğitim görünüşüne sahip orta sınıf okullarda ortaya çıktı. Yoksul çocuklar temel olarak iyi okul terbiyesi alıyorlar ama iyi eğitilmiyorlar.

Şu anda Birleşik Devletler'de "meslek eğitimi" denilen şey lehine bütün eğitim izlerini ortadan kaldırmaya yönelik bir hareket var. Meslek eğitimi hareketi, temel bir inanç ilkesi olarak, bütün öğrenimin gelecekte yapılacak mesleğin ihtiyaçlarına yönelik olması gerektiğini savunuyor. Öğrenme gelecekteki bir toplumsal role ve okulun toplumsallaştırma sürecine tabi kılındı. Bilgi toplumsal ve ekonomik güçleri anlamanın ve eleştirel bir gözle çözümlemenin bir aracı olarak değil, toplumsal yapıya hizmet etmenin bir aracı olarak sunuluyor. "Meslek eğitimi" okul eğitiminin denetleme gücünün mantıksal sonucunu temsil eder.

Gelecekte aranması gereken şey, bireysel bilinç düzeyini, varolan toplumu yaratan ve bu toplumda bireyin yerini belirleyen toplumsal ve tarihsel güçlerin anlaşılmasına ulaştıran bir eğitim sistemidir. Bu, teori ve pratiğin bir birleşimiyle ortaya çıkmalıdır; bu süreç içinde insanlar özgürleştirilmiş bir toplum için çalışırken teori de pratik de değişir. Gelecekteki değişim için bir plan değil, araçlar ve amaçlara dair sürekli bir diyalog olmalıdır. Eğitim bu tür bir devrimci çabanın merkezinde yer almalıdır.[ix]

 

 

[i] Bu modelin yirminci yüzyılda eğitimin gelişmesine yaptığı etki ile ilgili bir çalışma Joel Spring'in Education and the Rise of the Corporate State (Boston: Beacon Press, 1972) ve Clarence Kari er, Paul Violas ve Joel Sprlng'in Roots of Crisis (Chicago: Rand McNally, 1973) adlı kitaplarında bulunabilir. Bu modelin lisenin gelişmesi üzerindeki etkisi Ed-ward Krug'un The Shaping of the American High School, Cilt 1 (New York: Harper & Row, 1964) adlı kitabında ayrıntılı olarak yer almaktadır.

[ii] Eğitimin sınıf çıkarlarını nasıl yansıttığına dair bir başlangıç için bkz. Michael B. Katz, The Irony of Early School Reform (Boston: Beacon Press, 1970) ve Spring a.g.e.

[iii] Yoksullukla mücadele ve buna bağlı olarak yoksulluk ve ayrımcılığa çözüm getiren eğitim ile ilgili temel argümanları sağlayan en önemli devlet belgesi, "The Problem of Poverty in America", The Annual Report of the Council of Economic Advisers (Washington, D.C.: U.S. Printing Office, 1964)'dir.

* Peace Corps; 1960'larda az gelişmiş ülkelere, bu arada Türkiye'ye de gönderilen ABD'li gönüllü öğretmen ve eğitimciler, (y.n.)

[iv] Radikal okul deneyimlerinin ucuzlaştırılması konusunda bkz. Jonathan Kozol, Free Schools (Boston: Houghton Mifflin, 1972).

[v] Zorunlu okul eğitimi konusunda bkz. The Twelve Year Sentence, Editör William F. Rickenbacker (LaSalle, Illinois: Open Court, 1974).

[vi] John Holt'un Escape From Childhood (New York: Dutton, 1974) kitabında bu konu ile ilgili bir görüş açıkça belirtilmiştir.

[vii] Bkz. James Koerner Who Controls American Education? (Boston: Beacon Press, 1968).

[viii] Bu yöndeki değişimin son örneği Association for Supervision and Cur-riculum Development'ın 1975 yıllığıdır. Bu yıllık, Schools in Search of Meaning (Washington D.C.: Association for Supervision and Curriculum, 1975) James Macdonald ve Esther Zaret tarafından yayına hazırlanmıştır ve devlet okulları ile çok güçlü bağları olan bir grup tarafından okul eğitimine getirilen radikal bir eleştiriyi kapsar.

[ix] Kariyer eğitiminin önde gelen savunucusu eski Eğitim Vekili Sidney RMarland'dır. Konu ile ilgili düşüncelerine bir örnek olarak "The Scho-ol's Role in Career Development", Educational Leadership 30, Sayı 3 (Aralık 1972), ss. 203-205 ve "The Endless Renaissance," American Education 8, Sayı 3 (Nisan 1972), s. 9, adlı makalelerine bakınız

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült