Beyinden Kalbe Değişim: Aşk

Emel Emre


İnsanlar doğası gereği yalnız yaşayamayan, yakın ilişkiler kuran canlılardır. Yakın ilişki veya aşk insan yaşamında bilimsel olarak bazı işlevlerinin olduğunun belirtilmesinden ve insan bedeninde ve ruhunda hissettirdiği değişimlerden dolayı önemlidir. Kültürden kültüre farklılık gösterse de aşk bütün toplumlarda, bütün zamanlarda var olmuştur ve olacaktır. Aşk söz konusu olunca yapılan tanımlamalar, bakış açıları, psikolojik etkileri oldukça farklılık gösteriyor. Bazı kuramcıların aşka dair yaptığı tanımlamalara baktığımızda; Freud, cinselliğin yüceltilmesi olarak, Fromm ilgi, sorumluluk, saygı ve anlayış olarak, Tennov, bilişsel etkinliği devre dışı bırakan, sevilen kişiye yönelik bedenin verdiği duyarlı tepki olarak tanımlamıştır. Maslow ise aşkı ikiye ayırmıştır. Birincisi bireyin güvensizliği ile gelişen, düşük düzeydeki duygusal ihtiyaçları olan “yetersizlik aşkı”, ikincisi ise yüksek düzeyde duygusal ihtiyaçları içeren kendini ve diğerini gerçekleştirme isteği olan “aşık olmak”tır. ( Atak ve Taştan, 2012)

Bakış açılarının çeşitliliğini göz önünde bulundurarak devam etmek istediğim yazımda, kuramcıların aşk hakkındaki tanımlamalarına baktığımda temelde insanda görülen bir değişim veya yenilenme olduğunu söyleyebilirim.

Herkesin hayatında en az bir defa yaşadığı veya yaşayacağı bir duygu olan aşkı bir de kendi yaşadıklarımız üzerinden düşünelim. İlk aşık olduğumuz gün, ilk aşkımızı görebilmek için saatlerce soğukta bekleyenlerimiz, okula gitmemek için türlü yalanlar uydururken okuldaki aşkı sayesinde okul vaktinden saatler önce hazır olanlarımız, ne olduğunu anlayamadığımız ama yemek yememizden uyumamıza kadar her şeyin değişmeye başladığı o heyecanlı, gergin fakat bir o kadar da güzel günler... O heyecanlı günler içerisinde yaşanan dalgınlıklar, düşüncelerdeki kontrolsüzlük, sürekli görmek isteme vb. durumların bütün hayatımızı bir şekilde etkilediğini görebiliyoruz. Asıl görülmesi gerekenler görülmüyor, dünyayı adeta toz pembe bir bulut üzerinden izliyor oluyoruz. Bulutların dağılması nasıl ve ne zaman olur bilemiyorum zira kimimiz hayatımızı o bulutlar üzerinden devam ettirirken kimimizin hala o bulutların nasıl bir şey olduğuna dair bir fikri bile yok.

İlk aşkınızın elini tuttuğunuz anı düşünün. Bedeninizde, ruhunuzda, beyninizde bir şeyler hissetmeye başladınız değil mi? Kalp atışlarında hızlanma, avuç içlerinde terlemeler, iki cümleyi bir araya getiremeyip rezil olduğunuzu düşündüğünüz o an. Aynı zamanda tarif edilmez mutluluğunuz, kendinizi gülmekten alıkoyamamalarımız... Peki ne oluyor da bir insan sizi bu kadar etkileyebiliyor? Gelin birlikte bakalım.

Aşk’ta nörotransmitterlerin rolü düşünüldüğünde nöroadrenalinin duyuların ayarlanmasında, duyu sistemlerinin kontrolünde, dikkat ve verinin korteks sonrası işlenmesinde önem taşıdığı düşünülmüştür. ( Tufan ve Yaluğ, 2010) Romantik, duygusal cevaplar sırasında işleme giren beyin bölgeleri, dopaminin yoğun konsantirasyonda bulunduğu beyin bölgeleri ile aynıdır. Dopamin salınımı ile bireylerde “iyilik hissi” oluştuğu ve insanların birbirine bağlanması, yakın ilişkilerin oluşması gibi olaylarda etkili olduğu söylenmektedir. Dopamindeki bu artışa duygudurumun düzenlenmesi ile ilgili olan serotonin azalmasının, OKB hastalarındakine benzer düzeyde olduğu gözlenmektedir. Bu nedenle aşk bir obsesyon olarak görülebilir ve ilk dönemlerde düşünce ve yönelim tek bir bireye sabitlenir. Aşkın ilk dönemlerinde aşık olmayan veya uzun süreli ilişkisi olanlara göre sinir hücrelerinin büyüme düzeylerinde artış gözlenmektedir. Bu büyüme düzeyleri aşkın yoğunluğu ile alakalıdır. Aşkın ilk dönemlerinde hem kadında hem de erkekte artış gösteren kortizol düzeylerinin bir yıl sonra normale döndüğü ve romantik aşk döneminden olgun aşk dönemine geçiş olduğu gözlenmiştir. (Saraçlı, Atasoy ve Karaahmet, 2012)

Romantik aşk döneminde kontrol altına alınmaya çalışılan düşünceler, yanlış karar alma korkuları, abartılı toz pembe düşünceler ve dahasının obsesyon haline gelen bir süreçten kaynaklandığını söyleyen bilimsel çalışmalara dayanarak söyleyebilirim ki bu dönemde her aklımıza eseni yapmak pek de mantık işi değil. Tabi duygularımızla hareket etmemiz gerektiğini, her ne olursa olsun önemli olanın hislerimiz olduğunu düşünmüyorsanız.

İster mantığınızla ister duygularınızla ister mantık ile duygu arasında orta yolu bulmaya çalışarak ilerlemeye çalışın ancak tutarlı olmaya özen gösterin sevgili okur. Kimsenin dengesini bozmadığınız, aşkı iliklerinize kadar hissettiğiniz güzel ve bir o kadar da umut dolu günler!


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült