Benin Kısıtlanması

Anna Freud
 

Benin dış ve iç kaynaklardan gelen hoşnutsuzluktan kaçınmak için benimsediği yöntemler arasında, yadsıma ve bastırma, fantezi kurma ve tepki oluşumunu karşılaştırdığımızda ortaya çıkan koşutluk, daha basit diğer bir savunma mekanizmasını incelerken de izlenebilir. Yadsıma ve bunun üzerine kurulan, gerçek olguları karşıtına çevirme fantezisi acı veren bazı dışsal izlenimlerden kaçmak imkansız hale geldiğinde kullanılır. Çocuk biraz büyüyüp de artan bedensel devinim özgürlüğü ve ruhsal eylem olanaklarıyla uyarandan kaçabilir duruma geldiğinde böyle karmaşık bir ruhsal işleme hiç gerek kalmaz. Artık ben, acı veren izlenimleri algılayıp sonra da bunlara bağlamış olduğu yatırımı geriye almak yerine çevredeki tehlikeli durumla karşılaşmayı işin başından engelleyebilir. Demek ki ben artık kaçabilir ve hoşnutsuzluğun oluşumundan sözcüğün gerçek anlamında "kaçınabilir". Kaçınma mekanizması öylesine ilkel ve doğal, normal ben oluşumuna öyle sıkı sıkıya bağlıdır ki, kuramsal tartışma amacıyla alışılmış bağlamından çıkarılıp tek başına gözlemlenmesi kolay olmayacak.

Geçen bölümde kasketli çocuk olarak tanıttığım oğlan analizi sırasında bana hoşnutsuzluktan kaçınma mekanizmasının bu tür gelişimlerini de gözlemleme olanağı verdi. Bir gün benim evimde büyülü bir resim defteri buluyor, bu defteri pek değerli buluyor ve çok seviyor. Büyük bir hevesle yaprakları boya kalemiyle boyamaya koyuluyor ve benim de aynısını yapmamdan memnun oluyor. Ama birdenbire benim yaptıklarıma gözü takılıyor, duruyor ve neşesi kaçıyor. Hemen boya kalemini elinden bırakıyor, o ana kadar kıskançlıkla benden sakındığı kağıtları önüme itiyor, ayağa kalkıyor ve "sen devam et, ben izlemeyi daha çok seviyorum," diyor. Beni izlerken resimlerimi daha güzel, daha yeterli ya da daha kusursuz bulduğu açık. Bu karşılaştırma üzerinde besbelli bir şok etkisi yapıyor. Ama çabucak kendini toparlayarak daha demin haz kaynağı olan eylemine son veriyor ve üzücü sonuçlarıyla birlikte yarışmayı ortadan kaldırmış oluyor. Performansı başkalarınınkiyle karşılaştırılamayacak olan gözlemci rolünü benimsiyor ve bu kısıtlamayla sıkıntı veren dış izlenimlerin yinelenmesini önlemiş oluyor.

Bu yalıtılmış bir olay olarak da kalmıyor. Benimle oynayıp da kazanmadığı bir oyun, tıpkısını çizerken benden fazla yanlış yaptığı bir resim, aynen yineleyemediği herhangi bir devinim hemen keyfinin kaçmasına yetiyor. Yaptığından haz almamaya başlıyor, bırakıyor ve ilgisini sanki otomatik olarak söz konusu uğraştan çekiyor. Bunun yerine takıntılı bir biçimde, uzun süre, başka, kendini bana üstün duyumsadığı uğraşlarla oyalanıyor. Çok doğaldır ki yeni başladığı okulda da benimle oynarken davrandığından başka türlü davranmıyor. Kendinden çok emin olmadığı sürece başkalarıyla oynamaya ya da çalışmaya kesinlikle yanaşmıyor. Çocukların arasında dolaşıyor ve onları dışarıdan izlemekle yetiniyor. Eskiden kullandığı, hoşnutsuzluğu yenmek için onu haz veren karşıtına çevirme yöntemi artık değişmiştir. Ben işlevlerini kısıtlıyor, gelişimine zarar verecek biçimde, en çok korktuğu şey olan hoşnutsuzlukla karşılaşmasına yol açabilecek tüm çevre koşullarından kaçıyor. Yalnızca kendinden çok daha küçük çocuklarla olan ilişkilerinde bu kısıtlamalardan kurtulabiliyor ve onların yaptıklarına karşı etkin bir ilgi gösteriyor.

Toplu dersin öğrencinin özgür seçimine bağlı kişisel çalışmalar yararına arka plana itildiği çağdaş yönetimli ana ve ilkokullarda kasketli çocuk tipi hiç de ender rastlanan bir tip değildir. Buralardaki eğiticiler, bilinen zeki, ilgili ve çalışkan çocuk kümeleriyle, zekaca daha az parlak, ilgisiz ve tembel çocuk kümeleri arasında, durumu ilk bakışta bilinen öğrenme zorluğu kategorilerinin hiçbirine uymayan yeni bir ara katman Oluştuğunu anlatıyorlar. Bu çocuklar, belirgin bir biçimde zeki ve iyi gelişmiş olmalarına ve arkadaşlarınca sevilip sayılmalarına rağmen oyun ve çalışmanın olağan akışına giremiyorlar. Okulda uygulanan yöntemler eleştiri ve cezaya kesinlikle yer vermediği halde bu çocuklar sanki horlanmış, yıldırılmış gibi davranıyorlar. Ortaya koydukları ürünleri başkalarınınkiyle karşılaştırmaları çalışmalarının değersiz olduğu yargısına varmalarına yetiyor. Verilen bir ödevi hazırlamakta ya da yapıcı bir oyunda gösterdikleri başarısızlık, bu deneyin yinelenmesine karşı sürekli bir isteksizlik duymalarına yol açıyor. Böylece eylemsiz kalıyorlar, hiçbir yere ve uğraşa bağlanmak istemiyorlar. Başkalarının çalışmasını izlemekle yetiniyorlar. İkincil olarak, işsiz güçsüz dolaşmalarının toplum karşıtı etkileri ortaya çıkıyor, çünkü canlan sıkıldığından işe ya da oyuna dalmış olan diğer çocuklarla kapışıyorlar.

Üstün yetenekleri ve beklenenin altındaki başarıları arasındaki karşıtlık dolayısıyla bu çocukların nevrotik ketlemeye uğramış olduğu, rahatsızlıklarının ardında gerçek ketlemelerin çözümlenmesinden tanıdığımız süreç ve içeriklerin bulunabileceği düşünülebilir. Bu iki durumun da geçmişle olan ilişkisi aynıdır. Her ikisinde de semptom, görünen gerçeğe değil de geçmişteki hakim bir ilginin güncel ikamesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin bir öğrencinin hesap yaparken ya da düşünürken, bir yetişkinin konuşurken ve bir müzisyenin aygıtını çalarken ketlemeye uğramasında temelde önlenen eylem, ne kavramlar ya da sayılar üzerindeki düşünsel işlemler, ne sözcüklerin söylenmesi, ne keman yayını oynatmak ne de piyanonun tuşlarına dokunmaktır. Benin temelde zararsız olan bu görevleri eski, savunma sürecinin nesnesi olmuş cinsel edimlerle ilişkiye girmiş, bunların simgesi olmuş ve "cinselleştirilmiş" edimler olarak güncel savunma çabalarının nesnesi haline gelir. Benzer biçimde, sözü edilen çocukların kendilerini başkalarıyla karşılaştırmalarından doğan, önlemeye çalıştıkları hoşnutsuzluk da ikame edici niteliktedir. En azından benim hastalarımda, çevrenin önlerine sürdüğü üstün başarıyı görmek, kendilerininkinden büyük, haset duydukları bir cinsel organı görmekle; katılmaları beklenen yarışma, Oidipus dönemindeki umutsuz yarışmayla ya da cinsel ayrımın sıkıntı yaratıcı biçimde vurgulanmasıyla eşanlamlıdır.

Bununla birlikte, tüm benzerliklerine karşın nevrotik semptomla burada söz konusu olan benin kısıtlanması durumu arasında gözden kaçırılmaması gereken, önemli bir ayrım vardır. Betimlenen "gözlemcilerin” çalışma yetenekleri, çalışma koşullarındaki bir değişiklikle yeniden kazanılabilir. Gerçek ketlemelerse değişmez ve çevredeki değişikliklerden pek etkilenmez. Bu gruptaki çocuklardan küçük bir kız, başka çocukları dışarıdan izlemeyi alışkanlık haline getirdiği sınıfından (birinci sınıf) çevre koşullan nedeniyle bir süre uzak kalıyor. Özel ders alıyor ve başka çocukların varlığında neresinden tutacağım bilemediği konulan kolaylıkla kavrıyor. Aynı değişimi yedi yaşındaki diğer bir kız çocuğunda da izliyoruz. Bu kız da okuldaki kötü durumunu düzeltebilmek için özel ders alıyor. Yalnız olduğu bu derslerde davranışları normal ve bir ketlemeye rastlanmıyor, ama bu başarılarının özel derse koşut olarak ilerleyen okuldaki derslere aktarılması olanak dışı kalıyor. Demek ki bu iki kız öğrenci, tıpkı hastam olan küçük oğlanın yalnızca kendinden küçük çocukların oyununa katılabilmesi gibi, ancak başarılan arkadaşlarınınkiyle karşılaştırılmadığı zaman derslerini öğrenebiliyor. Dış görünüşe bakılırsa bu çocukların eylemleri hem iç hem de dış güçlerce yasaklanmış gibidir. Gerçekteyse sıkıntı verecek bir etkiyle karşılaşıldığında davranış kendiliğinden yasaklanır. Demek ki bu çocukların durumu "Dişilliğin İncelenmesi"nde (Freud, 1933: 283) ele alınan, küçük kızların belirleyici bir gelişim aşamasında yaşadıkları içsel durumunun bir eşidir. Bu döneme ulaşan küçük kız cezaya ilişkin ya da vicdani kaygılardan bağımsız olarak, erkeksi yönelişlerini kısıtlamak amacıyla klitoris mastürbasyonundan vazgeçer. Kendini daha iyi mastürbasyon olanakları olan oğlanlarla karşılaştırdığında incinir ve mastürbasyon eylemini yineleyerek sürekli bu güçsüzlüğünü anımsamak istemez.

Böyle kısıtlanmalar yardımıyla önlenenlerin yalnızca karşılaştırmada yenik düşmenin verdiği hoşnutsuzluk, yani hüsran ve yılgınlık olduğunu düşünmek doğru olmaz. On yaşındaki bir hastamın tedavisi sırasında aynı mekanizmanın dolaysız nesnel korkuyu önlemek için, geçici bir semptom olarak ortaya çıktığını görüyorum. Ama bu çocuğun kaygısının nedeni, diğer çocuklardakinin tam tersi. Analizin belli bir döneminde oğlan olağanüstü bir futbolcu oluveriyor. Okulundaki büyük çocuklar başarısını fark ederek kendilerinden çok daha küçük olan oğlanın eşit haklarla oyunlarına katılmasına izin veriyorlar; o da buna çok seviniyor. Kısa bir süre sonra oğlan bana bir düşünü anlatıyor: Top oynuyor. Büyük çocuklardan biri topa öyle hızlı vuruyor ki, bizimki topa hedef olmamak için üzerinden atlayıp kaçmayı ancak başarabiliyor. Sonra kaygı içinde uyanıyor. Düşün yorumu, çocuğun büyüklerle olan ilişkisinden duyduğu gururun çabucak kaygıya dönüştüğünü gösteriyor. Oynayışını kıskanabilecek olan büyük çocukların saldırganlaşmalarından korkuyor. Başarısıyla elde ettiği, başlangıçta haz veren durum şimdi kaygı verici olmuştur. Kısa bir süre sonra uykuya dalarken kurduğu bir fantezide aynı tema yinelenecektir. Fantezide, büyük çocuklar, topla ayaklarını kırmaya çalışır. Koskoca top üzerine doğru gelmektedir, kurtulmak için yattığı yerde bacaklarını havaya fırlatır. Analizin önceden gösterdiği gibi ayakları; koku duyumu, uyuşma, duyu yitimi gibi dolaylı yollardan cinsel organının simgesi olarak ayrıcalıklı bir rol oynamaktadır. Düş ve fantezileriyle spora karşı tutkusunun gelişmesi engellenmiştir. Başarısı giderek azalır, başarının kazandırdığı hayranlık çabucak yitip gider. Bu geri çekilişiyle söylemek istediği şudur: "Topla ayaklarımı kırmanıza gerek yok, artık nasılsa iyi bir oyuncu değilim."

Ama yaşadığı süreç beninin bu yönde kısıtlanmasıyla sona ermiş değildir. Spor alanında geri çekilirken başarılarını başka bir yönde, zaten başından beri eğilimli olduğu şairlik ve yazarlık yönünde geliştiriyor. Bana şiirler okuyor, kendisi şiirler yazıyor, daha yedi yaşındayken yazdığı öyküleri getiriyor ve şairliğinin gelecekteki gelişimi için hırslı planlar yapıyor. Böylece futbolcu edebiyatçıya dönüşüyor. Bu konuşmalarımızdan birinde bana çeşitli erkek meslekleri ve uğraşlarıyla ilgili görüşlerini gösteren bir çizim getiriyor. Bu çizimde edebiyata tam ortada büyücek bir nokta ayrılmış, çeşitli bilimler bunun çevresinde bir çember üzerinde dizilmiş, bunları daha uzak noktalarda meslekler izliyor. Kağıdın üst köşesinde, tam kenarda kısa bir süre önce onca çok önemli olan spora da küçücük bir nokta ayrılmış. Bu noktacık onun artık sporu ne denli küçümsediğini göstermeye yarıyor. Kaygısının ussallaştırılışını nasıl birkaç gün içinde bilinçli değer yargılarındaki değişikliğin izlediğini görmek öğreticidir. Beri yandan bugünlerde şairlik yönünden şaşırtıcı ürünler veriyor. Spordaki başarılarının yitmesiyle ben işlevlerinde ortaya çıkan boşluk başka bir yöndeki aşırı üretimle bir anlamda dengelenmiş oluyor. Analiz, beklenebileceği gibi büyük oğlanların intikam almasından duyulan korkunun şiddetinin baba ile rekabetinin yeniden etkinleşmesinden kaynaklandığını açıkça ortaya koyuyor.

On yaşındaki bir kız çocuğu büyük beklentilerle yaşamında ilk kez danslı bir toplantıya gidiyor. Uzun uzun düşünerek seçtiği yeni giysileri ve ayakkabılarıyla kendini pek hoş buluyor ve anında orada bulunan oğlanların en yakışıklı ve en göze çarpanına tutuluyor. Hiç tanımadığı çocuğun rastlantısal olarak kendisiyle aynı soyadını taşıması aralarında gizli bir bağ olduğu fantezisini kurmasına yol açıyor. Oğlana yaklaşmaya çalışıyor, ama karşılık göremiyor. Dahası oğlan bir danstan sonra beceriksizliğine ilişkin alaylı sözler söylüyor. Bu hüsran kızın üzerinde şok etkisi yapıyor ve utanç duymasına neden oluyor. Bundan böyle bu tür toplantılardan kaçıyor, giysilere ilgisini yitiriyor ve dans öğrenmek için çaba göstermekten de vazgeçiyor. Bundan sonraki bir dönem boyunca ilgisizce ve ciddi bir tavırla diğer çocukların dans edişini izlemek ona bir parça haz veriyor. Giderek yaşamının bu yönünü kibirli bir küçük görmeyle örtüyor. Ama aynı zamanda, küçük futbolcu gibi, ben kısıtlamasını dengeliyor. Dişil ilgilerini bir yana bırakırken entelektüel açıdan kendini geliştiriyor, sonunda çok dolaylı bir yolla yaşıtı birçok oğlanın da saygısını kazanmış oluyor. Analizin ilerki bir aşamasında aynı adı taşıyan oğlanın kendisini geri çevirmesini ilk çocukluk yıllarındaki travmatik bir olayın yinelenmesi olarak algıladığını anlıyoruz. Bu durumda da benin kaçtığı öğe kaygı ya da suçluluk duygusu değil, kendini öne sürüp de geri çevrilmiş olmaktan kaynaklanan yoğun bir hoşnutsuzluktur.

Şimdi bu noktada ketleme ve ben kısıtlaması arasındaki ayrıma bir kez daha dönelim. Nevrotik ketlemesi olan hasta, kendini yasaklanmış dürtüsel bir itkinin eyleme tercüme edilmesine, yani iç tehlikeler yoluyla serbest kalacak hoşnutsuzluğa karşı savunur. Kaygı ve kaygıya karşı savunmanın, fobide olduğu gibi, görünürde çevreye yöneldiği durumlarda bile aslında korkmasına yol açan içsel süreçlerdir. Örneğin hasta eskiden saldırılarına maruz kaldığı ayartıcı şeylere rastlamamak için sokağa çıkmaktan kaçınır. Korktuğu hayvandan kaçıyorsa, bu kaçış, hayvandan değil, bu karşılaşma ile uyarılacak kendi saldırgan eğilimlerinden ve bunların sonuçlarındandır. Diğer yandan benin kısıtlanması yöntemi geçmişteki sıkıntı verici çevresel izlenimlerin anılarda canlanmasına yol açabilecek güncel çevresel sıkmtı kaynaklarına karşı korunmayı da sağlar. Görülüyor ki, ketleme ve ben kısıtlaması arasındaki esas ayrım, bastırma ve yadsımanın karşılaştırılmasında gördüğümüz gibi, savunma sürecinin birinde içsel süreçlere, diğerinde ise çevredeki uyaranlara yönelmiş olmasıdır.

Bu temel ilkesel ayrımın sonuçları olarak iki tablo arasında daha başka ayrımlar da belirecektir. Nevrotik ketlemeye uğramış her eylemin ardında bir dürtüsel istek yatar. Her bir id itkisinin doyum nesnesine ulaşmakta gösterdiği kararlılık, basit bir ketleme olayını, idin arzularıyla ben savunmasının sürekli savaştığı saplantılı bir nevrotik semptoma dönüştürebilir. Birey bu savaşımda enerji harcar, idden kaynaklanan ve çok az değişime uğramış olan hesap yapmak, izleyici önünde konuşmak, keman çalmak, vb. isteklerinin esiri olmuştur; bu arada eşzamanlı olarak ben de aynı kararlılıkla bireyin bu eylemlerinin engellenmesini ya da en azından aksamasını sağlamak için çaba harcar.

Nesnel korku ya da nesnel hoşnutsuzluktan kaynaklanan ben kısıtlanmasında aksayan eyleme bu tür bir saplanma söz konusu değildir. Burada ön planda olan eylemin kendisi değil, oluşturduğu hoşnutsuzluk ya da hazdır. Haz ararken ve hoşnutsuzluğu önlerken ben, elindeki tüm becerileri özgürce kullanır. Hoşnutsuzluk ya da kaygı oluşumuna yol açabilecek tüm eylemlerden vazgeçer, bu eylemlerin uygulanması isteğinde de ısrar etmez. Kötü deneyimlerden sonra ilgisini o alanlardan tümüyle geri çekerek elden geldiğince karşıt alanlara yöneltir. Böylece futbolcu şair, hüsrana uğrayan dansçı ise tam bir akademisyen haline gelir. Bu arada doğal olarak ben yeni yetenekler kazanmamış, ancak elindekilerden yararlanmıştır.

Yadsımanın diğer türleri gibi, bir hoşnutsuzluk önleme yöntemi olarak benin kısıtlanması, nevroz psikolojisine değil, ben gelişiminin olağan sürecine dahil edilir. Genç ve esnek bende bir alandaki geri çekilme bazen diğer bir alanda yoğunlaşıp kendini geliştirerek telafi edilir. Benin esnek olmadığı ya da hoşnutsuzluğa karşı tahammülünü yitirmiş olduğu, takıntılı biçimde kaçma yöntemine saplandığı durumlarda bu yöntem ben gelişimindeki kötü sonuçlarla cezalandırılacaktır. Değişik konumlarını terk edip geri çekilen ben, tek yönlü olur, birçok ilgi alanını yitirir ve beceri yönünden yoksullaşır.

Son yıllarda bazı eğitimbilimsel deneylerin başarısızlığa uğramasında sorumluluğun bir bölümü de çocuk beninin hoşnutsuzluğun önlenmesi işlevinin kuramsal alanda yeterince önemsenmemesine bağlıdır. Çağdaş pedagoji, çocuğun gelişen benine daha fazla eylem özgürlüğü, özellikle de uğraşlarını ve ilgi alanlarını özgürce seçme olanağı sağlamak istiyor. Amaçlanan, benin daha iyi gelişmesini sağlamak ve çeşitli yüceltmelerin ortaya çıkmasına olanak hazırlamaktır. Fakat unutuluyor ki, gizil dönemdeki çocuk kaygı ya da hoşnutsuzluktan kaçınmaya dürtülerinin dolaylı ya da dolaysız olarak doyurulmasından daha fazla önem verebilir. Dışarıdan gelen yol göstermelerle yönlendirilmezse, uğraşlarını çoğu kez yeteneğine ve yüceltme olanaklarına göre değil de, kaygı ve hoşnutsuzluktan en kısa yoldan kaçınacak şekilde seçecektir. Bu özgür seçimlerin eğiticilerin şaşkınlıkla karşıladıkları sonucu, kişiliğin gelişmesi değil de benin yoksullaşması olmaktadır.

Nesnel hoşnutsuzluk ve nesnel tehlikenin önlenmesindeki savunma araçlarının üçünü burada ömek olarak gösterdim; bunların yardımıyla ve tehlikelerini göze alarak çocuk beni nevrozlardan korunur. Acılardan kaçınmak için ben kaygı gelişimini izleyerek kendisinde biçim bozuklukları yaratır. Üstelik, bedensel başarılardan kaçıp zihinsel başarılan amaçlamak, kadının erkeklerle eşitliğine saplanması, kişinin etkinliklerini güçsüzlerle olan ilişkilerine indirgemesi gibi önlemlerin hepsi, ilerki yaşamda her yönden saldırılarla karşılaşacaktır. Bir sevgi nesnesinin yitirilmesi, hastalık, yoksulluk ve savaş gibi yıkımların zorunlu kıldığı yaşam biçimi değişiklikleri, beni yeniden başlangıçtaki kaygı durumuyla karşı karşıya getirir. Alışılmış dürtü doyumunun engellenmesinde olduğu gibi, kaygıdan korumasına alışılmış bir etmenin yitimi nevroz oluşumu için güncel bir neden oluşturabilir.

Çocuğun bağımlı yaşamında böyle bir nevroz nedeni yetişkinlerin istemiyle oluşturulabilir ya da ortadan kaldırılabilir. Özgür eğilimli bir okulda ders çalışmayan, arkadaşlarını izleyip resim yapan çocuk, daha sıkı, sert bir okulun işleyişi içinde ise "ketlenecektir". Herhangi bir isteminde acımasızca direnen çevre, çocuğun hoşnutsuzluk veren uğraşa saplanmasına yol açabilir, ama çocuk hoşnutsuzluğun kaçınılmazlığı karşısında bunu yenecek yeni araçlara gerek duyar. Diğer yandan tam olarak gelişmiş bir ketleme ya da semptom bile dışarıdan gelen yardımdan etkilenebilir. Hasta çocuğunun anormalliğinden korkan ve gururu kırılan anne, onu koruması altına alır ve çevredeki hoşnutsuzluk veren durumlarla karşılaşmasını önler. Bu da bize annenin, çocuğunun semptomu karşısında, fobik hastanın kaygı nöbeti karşısında davrandığından başka türlü davranmadığını gösterir; çocuğun eylem özgürlüğünü yapay biçimde kısıtlayarak kaçmasına ve acılardan kaçınmasına olanak vermektedir. Kaygı ve hoşnutsuzluğun önlenmesi amacıyla anneyle çocuğun giriştiği bu işbirliği, sanırım çocuk nevrozlarında sıklıkla rastlanan semptomsuzluğun sorumlusudur. Semptomlarının boyutlarını nesnel olarak yargılayabilmek için çocuğu önce korunağından ayırmak gerekir.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült