Bastırılan Kişiliğimiz Ve Toplumsal Duyarsızlığımız

Dr. Nihat Kaya


iB astırılan kişilik, öz güven duyusu eksik birey, kendi yaradılışını ve var oluşunu yaşamayan insanımız...

Türkiye toplumunda kendine güvenen, haklarını sonuna kadar savunan, direngen insanlara pek itibar edilmez; fakat içten içe bir özenme, gıpta ve takdir hep olmuştur... İç alemimiz, vicdanımız doğrudan yana olsa da, bunu davranışlarımıza yansıtamıyoruz. Sanki bir güç bizi engelliyor, adım attırmıyor, dilimizi bağlıyor... Biz “biz” olamıyoruz; içimiz başka dışımız başka... Neden, niçin?...

Ülkemizde kökü çok derinlerde olan alışkanlıklar, düşünce biçimleri, davranış kalıpları vardır. Nesilden nesile sorgulanmadan, üzerinde durulmadan, düşünülmeden aktarılıp giden tutum ve davranışlar hayli fazla. Toplumun her kesiminde değişik derecelerde bunu görmek mümkündür.

Ataerkil, otoriter aile yapımızda belirleyici olan, aile büyükleridir. Erkeğin baskın olduğu ailede erkek, kadının baskın olduğu ailede kadın aileyi yönetir. Burada cinsiyet çok önemli değildir; her şartta büyüklerin haklı olduğu, doğru bildiği ve uyguladığıdır. Bu nedenle onlara karşı gelmek, farklı kulvarda koşmaya çalışmak, ailelerden dışlanma nedenidir.

Ailede böyle de, okulda, iş yerinde, kışlada, partilerde, sendikalarda, derneklerde, vakıflarda, sosyal kulüplerde, dini cemaat ve gruplarda faklı mı?


“Büyükler, yöneticiler her şeyi ve de doğru bir şekilde bilir” zihniyeti... Sağdan sola kadar bütün kesimleri içine almaktadır. Birinde sağcılık, birinde solculuk adına yapılmaktadır. İkisinin de ortak noktası, liderlere, yönetimlere sınırsız itaattir. Ve önlerine sunulan doğruları tartışmasız kabul etmek, iyi bir militanlığın ölçüsüdür.

Bundan dolayıdır ki, ülkemizde her konuda bir tıkanıklık, durgunluk yaşanmaktadır. Fikir üretilmemektedir... Çünkü düşüncenin önünde duvarlar vardır. Ülkemizde hala düşüncelerinden dolayı, “sağdan ve soldan” insanlar ceza evlerinde “sürünmektedir.”

Aileler çocukları çok kitap okuduklarında “Aman çocuğum, fazla okuma gözlerin bozulur, yorulursun, kafayı üşütürsün!” telkinini yapmaktadırlar. Resmi görüşlere ve genel kabullere aykırı düşünce ve davranışlar geliştirildiğinde buna en başta aileler karşı çıkmakta ve çocuklarını boyun eğmeye zorlamakta, “Aman evladım, bu ülkeyi sen mi kurtaracaksın; boşver, el aleme neyse, sana da odur!” şeklinde pasifleşme operasyonunu başlatmaktadırlar.

Böylece bireylerde sağlıklı kişilik, kendine güven duygusu olmamaktadır. Güveni eksik olan bireyler bu güveni sağlamak için değişik grupların içine girdikleri, o grupların en “gözde” elemanları oldukları, “kuraldan fazla kuralcı” kesildiklerinde bilinmektedir. Çünkü içindeki hastalıktan dolayı tutunacak bir dal ararlar, ait oldukları grubun değerleriyle kişilik ve kimlik kazanırlar. Her türlü telkine ve yönlendirmeye açık olurlar.

Ülkede hakim olan resmi ideoloji ve onun vasıtasıyla egemenliğini sürdüren hakim güçler de sürekli olarak vatandaşları itaate davet etmektedirler. Kendi belirlediği çerçeveyi aşanlar, “komünist, faşist, bölücü, dinci, irticacı” gibi sıfatlarla toplum dışına atmakta ve “şaibeli vatandaş” sınıfına sokmaktadır. Sosyal, siyasal, ekonomik abluka altına almaktadır. Oysa uzun vadede hakim güçlerin de bunda faydası yoktur.

Ülkemizde bunca haksızlığa, adaletsizliğe, zulme, dayağa, işkenceye, kötü muameleye karşı hepimizin sergilediği duyarsız tavır içler acısıdır. “Ateş düştüğü yeri yakmaktadır.” “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesi yaygındır.

Toplumsal olarak felç olmuş gibiyiz; her tarafımıza iğneler batırılmakta kesilmekte, fakat bizden hiçbir tepki çıkmamaktadır. Çünkü beynimize, düşüncemize prangalar vurulmuştur. Tepki verecek merkezler baskı altına alınmıştır. Kanatılmış, felç edilmiştir...

Ülkenin geniş sosyal, ekonomik, coğrafi kültürel hayatı maalesef çağa ayak uydurmamaktadır. Devlet, sivil/askeri bürokrasi de beton bir duvar gibi halkın önünde durmaktadır. “Utanç Duvarı gibi” bu “beton duvarı” balyozla vurduğumuz gün, kişiliğimizi, kendimizi bulduğumuz gün olacaktır.

Ülkemizde gerçek aydınlık ve barış olacaktır. Herkes çekinmeden kendini ortaya koyacak, tartışacak, ama kavga etmeyecek, bir başkasını zorlamayacaktır. Haklı bulunan fikirler alınıp istifade edilecektir.

Yanlışlıklar/haksızlıklar aza inecek, tepkilerden dolayı insanlar daha ölçülü ve insaflı davranacaktır. Yönetim açık ve şeffaf olacaktır. En önemlisi, devlet, milletin emrinde ve hizmetinde olacaktır. Millet sözde değil, özde efendi olacaktır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült