Baskıcı Kültürün Etkileri

Nevzat Tarhan


Bireysel olarak hepimizde baskıcı karakter olabilir; her şey bizim şartlarımıza uygun olsun ve her şeyi yönetelim isteyebiliriz. Ancak bu durumda farkında olmadan sevdiklerimize acı da çektirebiliriz. Bu yüzden senin de böyle bir zaafın varsa farkına varmalı ve bunu gidermenin yollarını bulmalısın.

Ergenlik kendi kimliğini bulma, kafa tutma, otoriteye başkaldırma ve direnme dönemidir. “Kendisi” olabilmesi için bu özellik her insana genetik olarak kodlanmıştır. Hatta ergenlik dönemi için “normal şizofren durum” tabiri de kullanılır. Bu dönem, şizofrenler gibi anlamsız davranışlarda bulunduğumuz bir dönemdir ve kimliğimizi bulma noktasında önemlidir. Dolayısıyla ortada “kuzu gibi” diye tabir edilen şekilde bir ergen varsa bir problem de var demektir; çocuk ya baskı altındadır, ya da sosyal fobisi vardır.

Özellikle evde bir ergenin olduğu dönemde aile içinde baskıcı davranışlar artabilir; ancak bu durum çoğu zaman sevgi fazlalığından kaynaklanır. Örnek olarak her şeyi kontrol eden anne tipini ele alalım. Annen bu yaşa gelmene rağmen halen ekmeğinin üstüne ne süreceğini dahi kontrol etmek isteyebilir; hem ısrarcı, hem de takipçi bir tutum sergileyebilir. Gerçekte annen bunları iyi niyetle hareket ederek yapar, ama zamanla bu tür davranışları sende olumsuz duyguların doğmasına sebep olur; kendini yetersiz hissetmeye, özgüvenini yitirmeye başlarsın.

Ergenlik kişilik sınırlarının çizildiği dönemdir. Bu dönemde annenin, babanın ve senin sınırlarınız doğru şekilde çizilirse hepiniz mutlu olursunuz. Eve biraz geç kaldığında karşında sana olan sevgisinden dolayı bu duruma hüngür hüngür ağlayan bir anne gördüğün zaman bu “duygusal baskıcı tutum” karşısında bir şey diyemeyecek hale gelebilirsin. Bu tutum bir aşamadan sonra seni mutsuz da yapar. Burada anne babanın yapması gereken şey baskıcı tutum yerine tatlı bir otorite kurmak, makul nedenleri olan kurallar koymaktır. Elbette anne baban seni başıboş bırakmamalıdır; ama gereksiz, mantığa aykırı kurallar koyarak baskı altına da almamalıdır. Sabunu fazla sıktığında da, gevşek bıraktığında da elinden nasıl kayıp giderse, aile içi disiplinde de durum böyledir. Eve dönüş saatin belirlenirken sana makul nedenler göstermelidirler. Hatta bu konuda hep birlikte karar almalısınız. Ayrıca anne baban doğru ile yanlışın ne olduğu sana göstermeli, seni ilgilendiren önemli kararları kendi kendine almana da özen göstermelidirler. Onların sergileyecekleri bu tutumlar senin iç disiplin kurmanı ve kendini daha özgür hissetmeni sağlayacaktır.

İnisiyatif Kullanmak, Yetenekleri Geliştirir

Doğulu ve Batılı öğrencilerin okuduğu bir okulda yapılan bir araştırmada ailelere şu soru soruldu: “Çocuğunuzun sadık mı, itaatkar mı, özgüven sahibi mi, yoksa girişimci mi olmasını istersiniz?” Doğulu aileler çocuklarının itaatkar olmasını isterken Batılı aileler çocuklarının girişimci ve özgüven sahibi olmasını istedikleri cevabını verdiler.

Doğu kültürünün bir parçası olan toplumumuzda da itaat yüceltilen ve olması istenen bir duygudur. İtaat güzeldir, devlete itaat yasalara saygıdır; ancak dozunu kaçırmak bazı sorunları da beraberinde getirir. Örneğin ailede bütün kararları baba verir, kimseye inisiyatif kullandırmaz ve her şeyin sorumluluğunu kendisi yüklenirse çocuklar bir şeyleri deneme fırsatı bulamayacağı için yeteneklerini geliştiremezler.

Bir sorunla karşılaştıklarında “Ben yapamam.” deyip işi başkasına havale ederler. Özgüvenleri eksik kalır.

Yine içinde bulunduğumuz Doğu kültüründe bir çocuk koltuğa çıkmak isterken anne, düşüp yaralanmasın diye çocuğunu alıp koltuğa çıkarır. Bu durumda çocuk kendi kendine başarma duygusunu hissedemeden koltuğa çıkmış olur. Yanında sürekli ona yardımcı olacak birilerini aramaya alışır. 53 Batı’da yaygın olan anlayışa sahip bir anne ise çocuğun koltuğa kendi kendine çıkmayı başarması için yardım etmez. Çocuk düşerek de olsa koltuğa çıkmayı başarır, ancak bu sefer de kendisini yalnız hisseder. İdeal olan ikisi de değildir; ideal olan annenin çocuğunun arkasında durup ona hem yalnızlık duygusunu hissettirmemesi, hem de bu işi çocuğun kendisinin başarmış olduğu hissini verebilmesidir. Böylelikle anne çocuğunda hem özgüven, hem de girişimcilik ruhunun oluşmasına yardımcı olacaktır.

                                     

Sabunu fazla sıktığında da, gevşek bıraktığında da elinden nasıl kayıp giderse, aile içi disiplinde de durum böyledir.

                                              

Devletlerde Baskıcılık

Baskıcı tutum karşısında aşırı itaat, devlet yönetimi söz konusu olduğunda problemlerin çıkmasına sebep olabilir. Baskı ve tehdide dayalı itaat duygusunun uyandığı toplumlarda devlet yönetimindeki meydana gelecek bir zayıflama, bölünme ve dağılmayla sonuçlanacaktır. Orta Çağda kilise baskısıyla karşılaşan ve bu duruma dayanamayan özgürlüğüne düşkün bireyler Amerika’ya göç etmişlerdi. Bugün Amerikalıların girişimci, özgüven sahibi bireylerden oluşmasının altında yatan şey de, genetik olarak özgürlüğüne düşkün atalarının bu göçleridir.
 

Devletlerin uzun ömürlü olması, kendisine gönüllü itaat eden bir topluma sahip olup olmadığına bağlıdır. Bunun en iyi örneğini varlığını 600 yıl boyunca devam ettirebilmiş Osmanlı İmparatorluğunda görebiliriz. Farklı kültürlerin barış içerisinde yaşadığı, baskının uygulanmadığı Osmanlı’da devletin zayıfladığı, sarayın karıştığı dönemler yaşanmış, ancak yüzyıllarca bölünmeler olmamış ve devlet dağılmamıştır.

Özgürlük Ama Nereye Kadar?

Peki ama özgürleşmenin sınırları ne olmalı? Bir başkasına kötülük yapma özgürlüğü olmalı mı? Kırmızı ışıkta geçmek bir özgürlük müdür? Bu ve benzeri soru ve sorunlara karşı hem devletler, hem de toplumlar çeşitli kurallar koymuşlardır. Örneğin yasası olmayan bir toplum kuralına göre pijamayla sokak ortasında dolaşılmaz, dolaşıldığı takdirde kişi komik duruma düşer. Gelenekten gelen bu tür kurallara veya toplum düzenini sağlamak amacıyla konulmuş kanunlara uymamak özgürlük olarak algılanmamalıdır. Özgürlük, bu temel kuralların dışında kural koymaya çalışan kişilere “Ben böyle düşünmüyorum.” diyebilmektir.

Baskı göreceli bir kavramdır. Bireyin içinde baskıcı faaliyetlerde bulunma arzusu varsa, özgürlük adına bu arzularının esiri olmalı mıdır? Psikolojideki yeni yaklaşım kişinin arzularından da özgür olmasıdır. Buna göre şayet arzuların seni yanlışa yöneltiyorsa bu arzularından özgür olmalı, kurtulmalısın. Beyninin bir tarafında mantık ve kurallar, diğer tarafında istek ve arzular yer alır. Mantık ve kurallar seni bir tarafa çekerken, arzu ve istekler de başka tarafa çeker tıpkı arabanın direksiyonu gibi... Bu ikisi arasında denge kurmaya çalışmalısın. Yoksa arzular, dürtüler hedeflerine ulaşma yolunda engel olarak karşına çıkacaktır. Kısa süreli mutluluklar vaat eden arzu ve isteklerin dayatmasına karşı durabilir, bunlardan özgür olabilirsen uzun vadeli mutluluğu seçmiş olursun. İşte bunu yapabilmek de zaten özgürlüğün ta kendisidir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült