Baba Olmak...

Erdal Atabek


Biyolojik Kültürel Babalık

Baba olmanın biyolojik yanı annenin ağırlığını taşımaz. Çocuğun oluşumunda babanın rolü cinsel ilişkinin keyfiyle sınırlıdır. Bunun için de anneler sonradan 'senin bir dakikalık keyfindi ama benim hayat boyu yüküm oldu' diye yakınacaklardır. 'Baba olmak' kültürel yanı ağırlıklı bir kimliktir. 'Bir çocuğun babası' olmak, genç (ya da yaşlı) erkeğin hayatını, sosyal konumunu, sorumluluğunu, güvenilirliğini artarak değiştirir. Artık ev içinde de, ev dışında da farklı bir yerdedir. Erkek çocuk babası olmak toplumumuzda bugün bile özel bir önem taşır. Bunu baba olan erkekler çevrelerindeki prestijli tutumla anlarlar, kızları doğan erkekler de 'erkek adamın erkek damadı olur' diyerek bir tür teselliye başvururlar.

'Baba' sembolü binlerce yılın toplumsal birikimini yansıtır, 'güç' ile, 'otorite olmak'la, 'yetkili olmak'la özdeştir, bunun karşılığında da 'ailesini, çocuklarını, yuvasını tehditlere, tehlikelere karşı korumak'la yükümlenir. Onun için de geleneksel kültürümüzde 'baba' figürü yüzü gülmeyen, az konuşan, mesafeli, duygularını hele de sevgisini belli etmeyen, söyledikleri emir sayılan bir 'otorite'yi simgeler. 'Güçlü olma'nın dışavurumu için de ağlaması bağışlanmaz, yakınması hoş karşılanmaz. Çocuklarıyla yüz göz olması büyük bir yanlış sayıldığı için de onların üzüntülerine, sıkıntılarına ortak olması söz konusu değildir. Bunlar 'şefkat'i simgeleyen 'anne'nin görevleridir. Bunlar anneyle çözümlenir ve babaya yansıtılmaz. 'Baba' bu gibi konuların dışındadır ve ancak 'son sözü söyler'.

Bu 'geleneksel baba' tipinin geçmişte kaldığım sananlar yanılırlar. Çünkü aslında tarım toplumunun gereklerinin yarattığı bu baba tipi bugün de kentlerimizde, endüstri bölgelerimizde sık sık rastladığımız bir baba kimliğidir. B.U tutumların kimileri değişmişse de 'baba olma'nın getirdiği kültürel kimlik gerek babanın duygu alanındaki davranışlarında gerekse çocuklarla ilişkilerinde kendini gösterir. Burada 'baba'nın katılığı ya da anlayışsızlığı değil, 'kültürel baba kimliği'nin erkeklere yansıma biçimi söz konusudur. Onun için de özellikle genç erkeklerimizin ama genelde bütün 'baba'ların 'bilinçli baba' olma konusunda çaba harcamaları güncel bir zorunluluktur.

 

Bilinçli Babalık

'Bilinçli baba olmak', geleneksel 'güçlü ve otoriter baba' rolünden çıkarak 'paylaşımcı ve arkadaş baba' olmak demektir. Burada önemli olan gerek anneyle gerekse çocuklarla iletişimin 'sevgi ve saygı temelinde paylaşımcı ve arkadaşça' olabilmesidir. 'Baba', çocukların sahibi olmaktan vazgeçerek onların 'hayatı paylaştığı insanlar' olduğunu kabul edecektir. Bu da onlara 'eşitlik temelinde bir bakış açısı'yla bakabilmeyi gerektirir. Gerek aile içi sorunlarda, gerekse hayatın her konusunda 'onların görüşlerinin, düşüncelerinin, duygularının önemi vardır'. Aile kendi içinde 'iletişimi sürdürür'. 'Baba', aile içinde herkesin 'kişiliğine değer verir'. Kendi dışında yaşayanların 'ortak hayatı paylaşan bireyler' olduğu bilinciyle hareket eder. Bu da onlara değer vermek, onların yaşadıklarını paylaşmak, sevinçlerine ortak olmak, üzüntülerini paylaşmak demektir. Onlara saygı duymak, onların hayatına değer vermekten geçer. Burada önemli olan 'baba'nın geleneksel otorite olmaktan vazgeçebilmesidir. Onun 'her dediği' değil, 'doğru bulunan istekleri' yapılacaktır. Bu da aile içinde düşünce özgürlüğünü, konuşma özgürlüğünü, düşündüğünü açıklayabilme özgürlüğünü gerektirir. Aile içinde bunu yapamayan toplumların genel hayat içinde de yapamayacakları bilinmelidir. Onun için de bizim demokrasimiz köksüz, temelsiz ve dayanaksızdır. Çünkü, demokrasinin dayanması gereken 'birey temeli', aile içinde kurulamamıştır. 'Bilinçli baba', tutumuyla gerek eşini, gerek çocuklarını 'geliştirici, kişilik kazandırıcı, kendi güvenlerini arttırıcı, hayata karşı donanımlı yetiştiren' babadır. Eşine verdiği destek de eleştirici, hırpalayıcı değil, anlayan, dinleyen, araştıran, sonra da konuşarak kendi düşüncelerini anlatan biçimdedir. O zaman eşler de, çocuklar da sorunlarını, üzüntülerini, sıkıntılarını 'baba'ya açabilirler. Onlardan görecekleri desteğin kendileri için yararlı olacağını anlamışlardır.

'Bilinçli baba'da 'bilinçli anne' gibi çocuklarının iyiliğini onlara hazır kolaylıklar sağlayarak değil, onların tüketici isteklerini her zaman sınırsız karşılayarak değil, 'onları yapıcı, üretici, yaratıcı bir kişilikle yetiştirmek' olarak kabul ederler. Tutumları, davranışları, ilişkileri böyle bir amaca yönelik olarak biçimlenir. Bu da 'çocuklarını tanımak, özelliklerini , fark etmek, güçlü ve zayıf yanlarını görebilmek, onları istekli ve yetenekli oldukları alanda desteklemeyi bilmekle olur. Çocuklarıyla iletişimi sürdürmek, onlara kendi isteklerini empoze etmek yerine onların ne düşündüklerini anlamaya çalışmakla olur. 'Bilinçli baba' 'Çocuklarıyla ilgili olmak', onları kendi isteğini yapmaları yönünde zorlamak değil, onları denetlemek değil, çocukları 'doğruları ve yanlışları ayırabilecek, kendi kararlarını verebilecek, bu kararların sorumluluğunu alabilecek' biçimde yetiştirmek anlamındadır.

'Bilinçli baba', onun için geliştiren, destekleyen, paylaşımcı, arkadaş babadır.

Toplumumuzun çağdaşlaşmasında babalara düşen rol de çok önemlidir. Eşiyle arkadaş olmayı başaran bir erkek, çocuklarıyla paylaşımcı, arkadaş baba olmayı da başaracak, böylece hem kendi ailesini, hem kendi çocuklarının hem de toplumun gelişmesine en büyük katkılardan birisini gerçekleştirecektir.

 

Eski Kuşaklar...

'Çocuklar hayatın sermayesi, torunlar faizidir', (özdeyiş)

Çocuklarımızın anneanne, babaanne, büyükbaba'ları hiçbir zaman 'yaşlı' kuşaklar olmadı. Daha önceleri, kadınlarımız erken evleniyorlardı, büyükanneler kırk yaşın altındaydı, büyükbabalar da kırk yaşın üstünde. Bugün 'genç' saydığımız yaşlardır bunlar. Günümüzde ise genç büyükanneler, genç büyükbabalar aramızda yaşıyor. Çünkü, toplumun yaşla ilgili bakış açısı iyi kideğişti. İnsanlar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, yaş konusuna kronolojik açıdan bakmıyorlar, artık insanların yaşlarını nüfus cüzdanları belirlemiyor. Bugün, daha doğru bir tanımlamayla, düşüncelerinin, duygularının 'eskimiş ya da yenilenmiş' olup olmaması önemli.

Bu gerçeğin yanında başka bir gerçek de aramızda yaşıyor, o da bir önceki kuşağın 'kültürel annelik ve babalık' olgusunu biraz daha gerilerde yaşamasıdır. Torunlarına gerçekten içleri titreyen bir sevgiyle yönelen büyükanneler, çocukları olan anneye uyguladıkları oldukça disiplinli terbiyeyi unutmuş görünerek torunlarına sadece yumuşak bir sevgi vermekten çok hoşlanıyorlar. Bu da 'cin gibi' torunun ilişkilerdeki zayıf noktaları hemen farkedip ona göre bir strateji kurmasıyla sonuçlanıyor. Böylece, anneden istediğini elde edemeyen çocuk büyükannesine, büyükbabasına yöneliyor. Hem istediğini kolayca elde ediyor, hem de anne disiplininin oldukça gevşemesine yol açıyor.

Burada annelerin güç durumu, çocuk yetiştirmede deneyimsiz olmaları. Bu deneyimsizlik onların 'daha kendisi çocuk, nerden bilecekmiş çocuk yetiştirmeyi' sözleriyle ikinci plana atılmak istenmesine yol açıyor. Aslında gerçekten de annelerin kendi annesinin de, eşinin annesinin de yardımına, desteğine büyük gereksinmesi var. Bu destek bugün de toplumumuzun önemli bir aile dayanışması. Ancak bir süre sonra, çocuğun yetişmesinde asıl söz sahibi olanın 'kim olduğu?' sorusuna yol açan bir işbölümü oluşuyor. Anneanne, çocuğun yetişmesinde yön veren, yol gösteren, işi yöneten 'karar merkezi' oluyor, anne ise daha çok 'uygulayıcı, söylenenleri yapıcı' bir görev üstleniyor. Burada annenin toplumsal bir kurumun desteğinden yoksun kalışı da önemli bir rol oynamaktadır. Yeni doğmuş bebeğiyle baş başa kalan anne, bir yandan bebeğin yoğun bir uğraş isteyen gereksinmeleri, öte yandan gene kendisinin yapması gereken ev işleri, bir de eşine destek olma zorunluluğu karşısında bunalınca aile jçinde destek araması kaçınılmaz oluyor. Burada, genç annelere gerek 'eve gelerek ona yardımcı olan', gerekse 'çocuğunun bakımına ve yetişmesine destek olan' çağdaş kurumsal bir hizmet çok önemli. Böyle yaygın bir kreş sisteminin bulunmaması, çocukların yetişmesinde geleneksel tutumların kuşaklar boyunca sürüp gitmesinde önemli bir etken oluyor.

Birinci kuşakta, torununun bakımına yakın destek olma görevi 'anneanne'nindir. 'Anneanne', kız anası olarak daha baştan birçok görevi üstlenmiş durumdadır. Erkek egemen bir toplumda 'anneanne' olmanın sosyolojisi de çok incelenmiş bir konu değildir. Ama 'anneanne'nin daha kızı evlenirken başlamış olan görevleri, torunla birlikte daha da ağırlaşır, daha belirginleşir. Artık torun birlikte büyütülecektir. Bunlar hesaplanarak 'kızına yakın oturmak için' ev değiştirmek, kızına kolay gelip gidecek koşulları hazırlamak bile zamanında düşünülen önlemlerdir. 'Anneanne' bir yandan kızına ev içi desteği verirken aynı zamanda bebeğin büyütülmesinde de büyük bir rol oynayacaktır. Bunun yalnız zorunluluk olarak yapılmadığını, hem toplumsal kimliğin, hem de anneanne'nin aldığı 'işe yarama hazzı'nın önemli bir yeri olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Ancak bu durum, çoğu zaman anneanne ile anne arasında görüş ayrılıklarına, uygulama farklılıklarına yol açacaktır. Genç anne, çocuk yetişmesine ilişkin okuduklarıyla, öğrendikleriyle annesinin uygulamak istedikleri arasındaki farkları görecek, geleneksel olan'la 'doğru olan' arasındaki ayrımları dikkate almak isteyecektir. Buradaki sessiz çatışma çoğu zaman karşılıklar ödünlerle geçiştirilir ama kimi zaman da önemli görüş farklılıkları ortaya çıkar. Anneanne 'desteğini çekme kırgınlığı'nı öne sürerken, anne de 'çocuğunu yetiştirme hakkı'nı savunur. Ama çoğu zaman yaşanan bir 'uzlaşma'dır. Kendi annesini de kırmak istemeyen, onun gerçekten çok önemli olan deneyimlerinden yoksun kalmamak da isteyen anne, yumuşak bir uzlaşmayla orta yolu bulur. Anneanne de kızına anlayış gösterirse 'artık zamanların değiştiğini, gençlerin yeni şeyler yapmak istediklerini' kabul eder.

Bu konuda 'geleneksel kuşak'ların anlayışlı bir dille ikna edilmelerinin büyük bir önemi vardır. Eğer anneler sabırsızlanmadan, okuduklarını, öğrendiklerini büyüklerine anlatmayı denerse çok olumlu sonuçlar alınacağı kuşkusuzdur. Elbette kuşaklar arası farklar çocuğun yetişmesinde de kendini gösterecektir ama bu konuda da anlayışlı bir tutum, kırıcı olmayan yaklaşım biçimi pek çok sorunu çözücü niteliktedir.

Daha yaşlı insanların hele de kendi çocukları tarafından eleştirilmeleri onlar için katlanması güç bir üzüntü kaynağı olur. Buna da yol açmadan ortak bir tutumun benimsenmesi onlar için de, yeni doğan bebek için de önemlidir.

Genç anneye yardım isteğinde olan büyüklerin büyük bir iyi niyet taşıdığı unutulmamalıdır. Onların bildiklerini uygulamak istemeleri de doğal karşılanmalıdır. Ancak bu uygulamaların gerçekten değişmesi gereken yanları da 'sessiz bir çatışmayı sürdürmek' yerine, açık ve yumuşak bir dille konuşulmalıdır.

Anlayışlı bir diyalog her zaman sorun çözücüdür. 'Babaanne'lerin toplumsal konumu daha farklıdır. Onlar 'erkek anası' olarak, biraz daha dışarıdadır ve oğlunun hayatına ev içinde ortak olma istekleri kısıtlanmıştır.' Anneanne'nin aktif durumu karşısında 'babaanne' daha pasif konumdadır, bu onları daha 'eleştirel' bir tutum almaya yöneltir. Bu tutum çoğu kez 'babaanne'nin üstü örtülü eleştirilerine yol açar: 'Gençleri biraz kendi hallerine bırakmak gerekir. Onların hayatına fazla karışmak doğru değildir'. Torunlarına karşı duydukları şefkat, yakın bir hizmet desteği yerine armağanlar yoluyla karşılanmaya çalışılır. Onlar da anneanneler gibi kendilerinin devamı olarak gördükleri torunlarıyla ilgilerini sürdürecek, onların başarılarıyla kıvanç duyacak, başarısızlıklarına üzüleceklerdir.

Daha önceki kuşaklarla ilişkiler her zaman çok dikkat isteyen bir konu olarak anne-babaların önünde duran bir konudur. Hem ilişkileri iyi sürdürmek, hem de istenmeyen müdahaleleri göğüslemek konusunda belki de özel bir eğitime gerek vardır. Burada anlayışlı, sevecen, yumuşak bir tutumla durumu açıklamak, yapılmak istenenleri anlatmak, onların desteğine her zaman açık olduklarını, bunu istediklerini, buna gereksinmeleri olduğunu belirtirken kendi düşüncelerini de anlatmak gerekecektir. Böyle bir tutum, ilişkilere açıklık getirerek aile içindeki anlaşmaya yardımcı olacaktır.

 

Yakın Akrabalar...

Yeni doğan bebek, 'amca'lar, 'dayı'lar, 'teyze'ler, 'hala'lar gibi yeni toplumsal kimlikler yaratmıştır. Bu kimliklerin de kendine özgü nitelikleri, görevleri ve sorumlulukları vardır.

Toplumumuzda 'amca', babanın yakını, bir anlamda 'baba' simgesinin biraz uzakta duran temsilcisidir. 'Amca' da babasının otoritesini çoğu zaman daha yumuşak biçimde taşır. Babayla doğrudan konuşulamayan konular 'amca'ya aktarılabilir ve yardımı istenir. Amcalar da bu yardımı yapmaya isteklidir, aile içi iletişimde özel bir yerleri olur.

'Dayı', annenin erkek kardeşi olarak duygu planında daha yakın bir yerde durur. 'Dayı', hayatın öğretilmesinde kızkardeşinin çocuğu olan 'yeğeni'ne karşı daha özel görevler üstlenir. 'Dayı' figüründe otorite temsili değil, 'anlayışlı bir güç kaynağı' temsil edilmektedir. Dayılar çocuklara biraz daha yakındır, onların dert ortağı olurlar. Dilimizde de toplumsal destek anlamında kullanılan deyim 'dayısı olmak'tır. Dikkat edilirse 'dayısı olmak' bir konuda 'arkası olmak' anlamında kullanılır. 'Dayılanmak'da benzer biçimde 'güç alarak meydan okumak' anlamına gelir. Bunun yerine 'amcası olmak' daha az kullanılır, 'amcalanmak' sözcüğüne ise dilimizde yer verilmemiştir.

'Teyze' rolü, anneanne gibi anneye yardımcı toplumsal bir göreve işaret eder. Sevecen, yardımcı, anne otoritesini yumuşatıcı bir konumdur. 'Hala' ise daha çok babanın temsilcisidir, onun toplumsal simgesini daha yumuşak olarak taşır.

Bu genellemeler elbette kişisel örneklerde çok değişik olacaktır. Burada açıklamak istediğimiz, bu niteliklerin 'toplumsal rol'leridir. Elbette kişiliklerin farklı oluşu, ilişkilerin değişik nitelikleri, sosyal konumların farklılıkları bu rolleri önemli ölçüde değiştirebilir. Bu tanımlamalar da her genelleme gibi bire bir doğrular değildir. Ama toplumsal kimliklerin yükümlülükleri, beklentileri öylesine belirleyicidir ki, bunları görmezden gelemeyiz. Çoğu davranışımızın kişisel seçimlerimiz değil, toplumsal kimliklerimizin sonucu olduğunu bilirsek birbirimizi daha iyi anlarız.

Birbirimizi daha iyi anlamak da toplumsal ilişkilerimizin daha doğru kurulmasına yardımcı olacaktır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült