Aşk Ruhsal Sağlıktır

Peter Lauster


Ruhsal sağlık nedir? Psikanalist Sigmund Freud 'a göre sağlıklı kimse sorunsuz olarak çalışabilir ve sevebilir, konsantrasyon zorluğu çekmeden çalışabilecek yeteneğe sahip olduğu gibi sevme yeteneğine de sahiptir; aynı anda ikisidir de; yani canla başla çalışır ve sever. Her iki alanda da kesinlikle kendini engellenmiş ya da sınırlanmış hissetmez. Ruhsal sağlıklığın bu temel önkoşulunda şimdiye kadar değişen bir şey olmadı.

Ruh sağlığı ve sevme yeteneği sıkı sıkıya birbirleriyle bağlantılı olduğundan dolayı bu ruh sağlığı sorununu biraz daha ayrıntılı anlatmak istiyorum. Psikolojik olarak sağlığı yerinde olan insan açıktır, her anı tüm uyanıklığı ve değişikliği ile yaşar. Gerçekliği algılayışı bulanık ve güdük değildir. Çünkü hiçbir şeyi kendinden uzaklaştırmaz, tam tersine o anda olan ve rastladığı her şeyin olmasına izin verir. Savunma mekanizmaları yoluyla gerçeklikleri tersyüz etmez biçimde ele alır. Bu yüzden burada onları yinelemek istemiyorum ve konuyla çok ilgilenen okuyuculara bu iki kitabı ve savunma mekanizmaları üzerine genel ve toplu bilgiler içeren bir çizelgenin yer aldığı arka sayfayı işaret etmekle yetiniyorum.

Ruh sağlığı yerinde olan kimse, her anı tüm yoğunluğu ve uyanıklılığı ile yaşar. Gerçeklerden duyduğu korkuyu zihninde ters yüz etmez. İşlenmemiş anı yada duygu kalıntısı yoktur ruhunda. Çünkü bunları her an hemen işlemektedir. Derdi varsa, birine veya bir şeye kızmışsa hemen dışa vurur kızgınlığını, bilinçaltına atmaz. Üzgünse, o andadır üzgünlüğü, üzüntüsünü geçiştirmez, o anda yaşar. Korkmuşsa, ileri kaçıp örneğin saldırganlığa başvurmaz ya da geri kaçıp örneğin kendini koşullara uydurmaya kalkmaz. Bunun yerine korkuya karşı bir tutum takınır, korktuğunu hem başkalarına hem de kendine açıklamaktan çekinmez ve korkusunu duyarak yaşar, korkmaktan korkmaz, tüm dikkatiyle korkuyu hisseder. Çünkü ancak bu şekilde sırtındaki yükten, aslında yaşayabileceğinden daha kısa bir sürede kurtulmuş olur. Ondan sonraki günler ve haftalar için artık böyle bir sorun kalmamış demektir. Ne uyurken ne de uyanıkken artık onun peşini bırakır korku. Gelecekte karşısına çıkacak her bir korku yeni bir korkudur. Bu yeni korku ile eski, etkisi yok olmuş korkunun bir kırıntısı bile karışmaz birbirine, çünkü her bir korkuyu iliğine kadar duyarak yaşamış ve bitirmiştir.

Bu durum pek çok insan için pek de kolay anlaşılabilecek bir durum değildir. Çünkü ruhları, yeniden ve yeniden alt edilmesi gereken, günlük yaşamda çeşitli durumlarda sinsice ortaya çıkabilen ve sürekli olarak savunma mekanizmalarının devreye girmesine yol açan eski korkularla doludur.

Ruhsal olarak rahatsız ve sıkıntılı olan kimse için o andaki korkuya karşı tavır koymanın nasıl olacağını, o korkunun nasıl yaşanıp tüketileceği, hiçbir kalıntısı olmadan sıkıntılarla nasıl başa çıkılabileceğini kavramak mümkün değildir. Bu sağlıklı ruhsal davranışa toplumumuzda [Almanya'da ç.n.] çok seyrek rastlanabilir. Çünkü insanların çoğu psikolojik olarak sağlıklı değildir, hastadır. Olması gereken, ruhsal sağlıklılıktır ama ruhsal rahatsızlık asıl, ruh sağlığı ikincil durumdadır.

Çok gelişmiş bir varlık olarak insan, ruhsal rahatsızlıklara kolayca düşebiliyor. İşte bundan dolayıdır ki psikolojik olarak nasıl sağlıklı kalabileceğini öğrenmesi insan için çok önemlidir. Ancak bu bilgi hiçbir yerde öğretilmez, ne ana baba evinde, ne okulda ne de halk eğitim merkezleri kurslarında, herkes kendi iç dünyasıyla nasıl baş edeceğini kendisi bilmek zorundadır. Çoğunlukla da arkadaşlarıyla olsun dostlarıyla olsun bu konuda konuşamaz. Çünkü kendisinin ya da başkasının iç dünyası gibi belirsiz, karanlık ve korkutucu bir şey üzerine konuşmak pek çok insan için hiç de hoş bir şey değildir. Başka alanlarda ilerici ve aydınlanmış olan çağımızda ruhsal yaşam, hala en büyük tabulardan biridir.

Sevme yeteneği, ruh sağlığı ile dolaysız bir ilişki içindedir. Sevgiyle dolu olarak kendini adama konusunun, çoğu insanda, ötelenmiş ruhsal acılarla karmaşık bir bağlantısı vardır.

Sevgisizliğin ve reddedilmenin yarattığı acılı anılar, eğer hemen işlenerek olumsuzluktan kurtarılmazlar ve savunma mekanizmaları yoluyla bir yana atılırlarsa ki pek çok insanda durum böyledir gelecekteki davranışları bozan ve yeni acılara yol açan aşağılık kompleksleri oluşur ve kalıcılaşırlar.

İnsanı hep katılığa, kendi içine kapanmaya ve duygularının kabuk bağlamasına götüren dipsiz kuyu oluşur. Kendi deneyimlerine dayanan kişisel değerlendirmelerine, insanların yüzde doksanında sevme yeteneği (kendini adayabilme) bu yolla karmaşık bir bozulmaya uğramıştır.

Sevme yeteneğimizin böylesi bozulmalarından kendimizi kurtarmayı öğrenmemiz gerekir. Çünkü ancak böyle özgürleşebilir, mutlu ve sağlıklı olabiliriz. Dürüstçe, korkusuzca, olanca açıklığımız ve tüm bilincimizle başkalarını sevebilirsek kendimizi iyi ve sağlıklı hissederiz ve sadece öyle hissetmekle kalmayız hem iyi hem de sağlıklı oluruz.

Sevme yeteneğinin önemi vardır. Bu yetenek, ruh sağlığı ve yaşama sevincinin bu önkoşulu nasıl elde edilir? Bunun bir kaç tane yolunu biraz önce anlattım. Bunlar kendini adama, alma peşinde koşmadan verme, içebakış, gerçeklikleri görmede dikkat ve netlik, aşırı ölçüde başkalarının etkisinde kalınmadan kendini olumlama, açıklık, o anda olup biten her şeyin hemen o anda ele alınarak işlenmesidir. Ancak bundan sonra netlik mümkündür ve ancak ondan sonra ben her an, korkmadan yeniden sevmeye açık duruma gelirim. Ancak ondan sonra ruh sağlığı tamamen bitmez tükenmez bir gelişim göstermeye başlar.

Sağlıklı oluş, artık hiç korkulmayacağı, hiç üzülünmeyeceği anlamına gelmez. Pek çok kişi bunu böyle istiyor olsa da ve savunma mekanizmaları yoluyla elde edeceğini sanıyorsa da, bundan kaçınmak mümkün değildir. Onlar aslında "yararlanmazlık" istiyorlar ama böyle bir şey yoktur. Yeryüzünde hiçbir sağlıklı varlık bedenen ya da ruhen, yaralanmaz değildir; hiçbir makine de, hiçbir robot da, hiçbir ruhsuz madde de değildir. Yaralanması olanaksız hiçbir şey yoktur.

Bu yüzdendir ki sağlıklı olmak, yaralanılabileceğinin bilicinde olmak, ancak ve yalnızca bu şekilde yaratıcı bir yaşam geliştirmek mümkün olacağı için tam bir açıklıkla ve yarınlardan korkmadan onu kabullenmek demektir. Kendini sevgiden korumak isteyen, karşı koyuyor demektir. Ve bunun sonucu ıstıraptır, körleşmedir, kıskançlıktır, nevrozdur ve yavaş yavaş ölüp gitmektir.

Aşk, hayattır

Sevme yeteneği, kendini dışa açmak, insanın yüzünü dışarıya doğru çevirmesidir; sevme yeteneği, içime dolanları, bana gelenleri sevmektir. Sevmekten başka ne var ki yapabileceğim? Taraf tutmadan duygulanabilirim ya da nefret edebilirim elbette. Pek çok insan başka insanlardan duydukları korku yüzünden tarafsız davranmak istiyor. Ne var ki fazlaca işe yaramayan bir hiledir bu.

Nedir yaşanacak? Tüm canlılar, varlıklarını geliştirme çabası içindedirler. İçin için kurumak ve körelmek istemiyorlarsa yaşamı ve yaşamayı sevmek zorundadırlar. Hayvanlar için daha kolaydır yaşıyor olmak; hiçbir şeye kafa yormazlar, neyseler odurlar ama insan, aklının yardımıyla yaşamı ve yaşamayı yönetip yönlendirebileceğini sanır. Eğer bunu denemeye kalkışırsa aklın, yönlendirme teknikleriyle dolu hile kuyusuna düşer, anında ve yerinde davranış gösterebilme yeteneğinden olur, canlılığını yitirir, ölüme doğru gider, kaçıp kurtulduğunu sandığı ama bir duruma hem de canlılığını düzenlemeye çalıştığı aynı ölçülerde kendine yaklaşan bir duruma doğru ilerler.

Hiç kimse savunma mekanizmalarıyla ve öteleme numaralarıyla sevgiye oyun oynayamaz. Sevgi: Koşar adım ölüme gitmek ve kendi ellerimizle yavaş yavaş kendimizi mahvederek ölümümüzü hızlandırmak yerine hayatta kalmamız ve mutlu olmamız için tek şansımızdır. Sevgiyi seçmeyen kimse yaşama karşı bir seçim yapmış demektir, yaşamı o andan itibaren bir tür "yavaş ölüm"e dönüşmüştür. Seven kimse ise yaşamı kazanmış demektir.

Ne demek acaba bu?

Yaşamak, o anda çok dikkatli olmaktır, o andaki duruma ve ortama tamamen kendini vermektir. Burada ve bu anda tümüyle ve derinliğine yaşanan o güncelliği ne dün gölgeleyebilir ne de yarın.

Bu katışıksız algının önemini, içebakış bölümünde bilince çıkarmaya çalıştım. Tüm duyularımızla bu kendini veriş, duyarlılıktır. Uyanık duyular, yaşamanın önkoşuludur. Pek çok insan duyarsız olduğu için, körelmiş ve duygusuzlaşmış olduğu için ruhsal canlılığı yaşayamazlar ve bu yüzden yaşam onlar için sevinçten çok bir yüktür artık.

Bazen teleferiğe binildiğinde, karda ilk kez kayak kayıldığında, küçük bir yamacı inerken ya da aşık olunca; sevinçsiz, körelmiş yaşama bir mutluluk ışığı ve "duruma kendini verme" ışığı düşer.

Yaşanan böylesi olaylar; körelmişlik halkasını kırarlar ve körelmişlik dumanını dağıtırlar ve bilinci, dolu dolu yaşama duygusunu çepeçevre saran sizi silip süpürürler. Neden sürekli olmaz bu güzellikler?

Evet ya, neden olmasın? Her zaman böyle dikkatli, açık ve uyanık olmaya hazır olduğumda, ruhumu saran zırhı açıp, hayatı içeri bıraktığımda ve kendimi yaşama cesaretinin kucağına attığımda hep böyle olabilir.

Sevgi, hayatın genel bir ilkesidir. Herkes yüreğini sevgiye açmalıdır. Kendimi dışarıya kapatırsam ve dışıma bir zırh örersem, gerçeklikler ancak süzgeçten geçip girebilir içeriye ve, her şey boş ve sıkıcı olarak kalır. Sevme yeteneği, sevmeye hazırlıklı olmaktır. Hazırlıklı olmalıyım. Ancak o zaman sevgi gelişip boy verebilir. Hiçbir şey istemeden verebilmeliyim. Ancak o zaman yeterince almanız mümkün olacaktır. Ama eğer bir şeylerin peşinde koşar, almak istersem aşırı bir ruhsal gerilimden kurtulmam olanaksızdır.

Duyuların uyanıklığını ve açıklığını geliştirebilirsem, sevgi de gelişebilir. İşte o zaman sevmek yaşamaktır, yaşamak sevmektir. O zaman insanların arasına girerim tüm uyanıklığımla tüm önyargılardan arınmış olarak; çevremde olan her şeyi görürüm, duyarım, koklarım, dokunurum ve tadarım. Zihin devreden çıkmaz ama ben de devreye sokmam onu. Önyargılara gerek. sinim duymam artık, her şey kendiliğinden olur kendiliğinden gelişir ve boy verir. Bunu yaşamak güzeldir ve içinde mutluluğun gizini saklar. Bu mutluluk, para gerektirmez, ayrı bir eğitim gerektirmez, sınav ve araştırma gerektirmez. Bu sevginin pazar değeri yoktur. Hiçbir yerde satın alamam bu sevgiyi ve kimse de benden satın alamaz. Bu anda her tür pazarlama düşüncesinin sonu gelmiştir. Sevgi midir, onu anlatacak söz gerekmez, kendiliğinden yaşar ve yaşamım onun içinde gelişip filiz verir, içine yabancı bir şey girmesi gerekmez ve peşinde koşulacak başka bir şey de yoktur artık.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült