Annem, Aşkım, Tanrım: Din Ve Tanrıya Bağlanma

Tarık Solmuş


Tek tanrılı dinlerin temel özelliği tanrıya ulaşılabileceği hissidir; tanrı, kişinin ona ihtiyaç duyduğu her an her yerdedir. Tanrı, inananı izler, onu korur, gözetler, istediği an onu sanki elleriyle tutabilir. Dualar da tanrı kul arasındaki yakınlığı kurmanın en önemli araçlarıdır. Dualar, tanrıyla bütünleştiricidir; kişiyi ona daha yakınlaştırmakla birlikte genellikle onunla kurduğu ilişkiye yöneliktir.

Bağlanma, Din ve Tanrıya Bağlanma

Klasik psikanalizde din, düşmanca algılanan ve kontrol edilemeyen dış dünyanın yarattığı çaresizliğe karşı bir tepkidir. Freud, dini ya da bir dine inanmayı çocukça (immatür) ve sağlıksız olarak değerlendirirken bağlanma kuramına göre; kişinin kendisini bir tehdit, çaresizlik ya da saldırı altında hissettiği bir anda onu koruyacak ve bakım alabileceği bir bağlanma figürü arayışına girmesi doğal ve sağlıklı bir davranıştır, tanrı da bu bağlanma figürlerinden biridir. Bağlanma sisteminin harekete geçmesi, yani kişinin kendisini koruma isteği nevrotik korkulara karşı regresil ya da çocukça bir tepki olmaktan ziyade doğal korkulara karşı doğal bir tepkidir. Bu noktada, bağlanma kuramının özellikle dindar olmayı ya da tanrının varlığını kabul etmeyi savunmadığını; bireyi tanrı inancına, tanrıya inanmaya götüren sürecin bir analizi yaptığını; “durumun fotoğrafını çektiğini” önemle vurgulamak gerekmektedir.

Temel bağlanma süreci ile din, dini inanç ve tanrıya bağlanma arasındaki ilişkiler 4 noktada özetlenebilir;

•        Tanrıyla kurulan, yaşanan ya da yaşandığı sanılan, algılanan ilişki ya da yakınlık kişinin dini inançlarının merkezini oluşturur. Örneğin, dua etmek bu yakınlık ihtiyacının en önemli iletişim aracıdır. Araştırmalar, insanların özellikle,

a)       bir hastalık, sakatlık ya da benzer bir olumsuz durumda,

b)      aileden, yakın arkadaşlardan ya da tanıdıklardan birinin ölmesi ya da böyle bir olasılığın belirmesi durumlarında ve

c)       hiç beklenmedik, stres yaratan olaylarla başa çıkarken dua ettiklerini göstermektedir. Bu her üç durum da bireyin çaresizlik eksenli korunma, bakım ve destek görme ihtiyaçlarının belirdiği anları ifade etmektedir.

•        Tanrıyla kurulan / kurulduğuna inanılan ilişkideki duygusal bağ, anne-bebek ilişkisine benzer bir sevgi, iletişim ve yakınlık biçimini oluşturur. Örneğin, ellerini havaya kaldırıp tanrının hissiyatla da olsa onu kucaklamasını, ona dokunmasını, ona sarılmasını beklemek bir bebeğin annesi tarafından sarılmayı istemesinden farksızdır. Hıristiyanlıktaki “Kutsal Meryem Ana” figürü bunun en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilebilir.

•        Tanrıyla ilgili algılar, ona atfedilen anlamlar bir güvenli bağlanma figürünün özelliklerini taşır. Bilindiği gibi, bağlanma ihtiyacı / süreci bebeğin örneğin bir alarm durumu (acı, açlık ya da tanımadık bir kişinin ona doğru yaklaşması) yaşamasıyla ve annesine yardım çağrısından bulunmasıyla harekete geçer. Anne bebeğin bu çağrısına, onun ihtiyaç duyduğu her anda ve tutarlı bir biçimde cevap verdiğinde, bebekle arasında olması gereken temel yakınlık ve güven duygusu sağlanmış olur. Bebek bu yakınlık aracılığıyla ihtiyaç duyduğu herhangi bir zamanda annesinin onun yanında olacağına ve onun ihtiyaçlarıyla ilgileneceğine, onu tatmin etmeye çalışacağına inanır, böylelikle de kendisini güvende hisseder. Kendisini değerli, korunacak, özen gösterilecek bir varlık olarak algılar. Yakınlık, bebeğin çevresini keşfetmede kullanabileceği “güvenli bir temel” ve tehlike anında korunabileceği “sağlam bir sığınak” işlevi görür. Bu temel yakınlığın sağlanamadığı durumda ise, bebek ayrılık kaygısı ve bu kaygıya bağlı olarak da ayrılığı protesto tepkileri gösterir ancak bu kaygıyı azaltamadığında da anneden uzaklaşmaya ve “kendi kendine yeterli olmaya” başlar. Örneğin, bu dünyada tek başına olduğuna ve kendi ihtiyaçlarını yine kendisinin karşılaması gerektiğine inanır, “kendi kabuğuna çekilir”, yalnızlaşır, terk edilme ve reddedilme kaygıları nedeniyle de artık tüm sosyal ilişkilerden olabildiğince uzak durmaya çalışır. Bebeklikten itibaren başlayan bu yaşam yönelimi insanın tüm yaşamı boyunca devam eder. İşte tanrı da bu noktada, temel bağlanma figürü olan anneyle kurulamayan bağlanma ilişkisinin kurulabileceği, onun sayesinde çevrenin keşfedilebileceği, hayatın anlamlandırılabileceği ve bir tehdit, tehlike anında sığınılabilecek bir sağlam sığınak olarak anlam kazanır.

Benzerlik ve Tamamlama Varsayımları / Düşünceleri: “Benzerlik varsayımı”, tanrının ebeveyn gibi algılandığını, yaşantılandığım dolayısıyla da örneğin kaçman bağlanma stiline sahip bireyler için reddedici ve cezalandırıcı annenin yerine konulup reddedildiğini öne sürer. Kaçınan bağlanma stiline sahip bireylerin çoğunun tanrının varlığından şüphe duymaları, tanrının gerçekten var olup olmadığının hiç kimse tarafından bilinemeyeceğine inanmaları (agnostisizm) ya da ateist olmaları bu düşünceyi destekler niteliktedir. Ancak, sayıları az da olsa tanrı inancı olan kaçman bağlanma stiline sahip bireylerin ve inanmayan birçok güvenli bağlanma stiline sahip bireyin varlığı bu varsayımın pek de geçerli olamayacağının birer göstergeleridir. Bu noktada, bilimsel çalışmalarca da daha sıklıkla ve belirgin bir biçimde desteklenen, kabul gören “tamamlama varsayımı’ndan bahsedilebilir. Bu varsayıma göre; birey, erken çocukluk döneminde tamamlayamadığı, yarım kalan bakım alma, bağlanma sürecini tanrıyla tamamlar. Tanrı, bireyin gerçek yaşamında sağlıklı bir bağlanma figürünün bulunmadığı, var edilemediği bir anda / dönemde terk etmeyecek ya da reddetmeyecek ideal bir bağlanma figürü olur. Örneğin, tanrı terk etmez, reddetmez, aniden çekip çıkıp gitmez, ölmez, aldatmaz, gidip gitmeyeceğine dair uçsuz bucaksız kaygılara neden olmaz, çatışma yaratmaz, şiddet uygulamaz, koşulsuz bir güven, sevgi, ait olma ve yakınlık kaynağıdır, kişinin kendisini değerli, korunacak, sevilecek bir birey olarak algılamasını sağlar. Halen bir ilişkisi olmayan, boşanmış ya da dul kalmış insanlarda tanrı inancının daha baskın, güçlü olduğu görülmüştür. Bu durumda tanrının, bazı insanlar için, yeni bir romantik bağlanma süreci gerçekleştirene kadar “aracı” bir bağlanma figürü olduğu, böyle işlev gördüğü söylenebilir. Benzer bir biçimde, romantik ilişkisinden mutsuz ve doyumsuz olan kişilerin de dini inançlarının daha belirgin bir hale geldiği; örneğin namaz kılmak gibi dinsel görevleri / ritüelleri daha sıklıkla gerçekleştirdikleri görülmüştür.

Çocuklar, ebeveynlerinin / büyüklerinin her şeye gücü yeten insanlar olduklarına; dolayısıyla da her şeyin üstesinden gelebileceklerine; kendilerini koruyabileceklerine inanırlar. Ancak, en güvenli bağlanma stiline sahip bir yetişkin bile ebeveynlerinin ya da romantik bağlanma figürleri olan eşlerinin belirli alanlarda sınırlı kapasiteye, desteğe sahip olduklarının, onu korumakta ve bakım vermekte sorun yaşayacaklarının farkındadır. İşte tanrı bu noktada devreye girer; her şeyi gören, her şeyi kontrol edebilen, her şeye gücü yeten tek varlık olan tanrı, insanların sahip olduğu bu sınırlılığı aşabilecek tek çaredir. Tanrı, bireyin ihtiyaç duyduğu, duyacağı her an onun yanında olup ona rahatlık ve güvenlik sağlayan, koruyucu, kollayıcı bir ebeveyn olarak yaşanır. Birçok çalışmada, kendilerini aniden dine adayan, “yeniden doğan”, “hak yolunu bulan” kişilerin de erken çocukluk dönemlerinde ebeveynleriyle sağlıklı ve güvenli bir ilişki kuramadıkları görülmüştür. Araştırmalar, bu “yeniden doğma”nın ya da “hak yolunu bulmanın” belirli aşamalardan geçerek geliştiğini göstermektedir. Temelde süreç; kişinin sağlıklı ve güvenli bir bağlanma figüründen yoksun olmasının getirdiği çaresizlik ya da kronik yalnızlık gibi örüntülerin doruk noktasına ulaşmasıyla başlar. Bu süreçte kişi aşırı kaygı, gerginlik ve depresyon yaşar. Örneğin, sorunlarını nasıl çözeceğini bilmemektedir. “Yeniden doğma’nın genellikle bir kayıp; yani ayrılık, ölüm ya da ölüm ihtimali gibi bir durumdan sonra belirmesi de bu durumu destekler niteliktedir. Kişi, hak yolunu bularak, sorunlarının çözümünü ve kendi geleceğini tanrının ellerine bırakmış olur. Çok sayıda araştırmanın da gösterdiği ve desteklediği gibi, ani / köklü dinsel dönüşümler; “kendini dine adamalar”, güvenli olmayan yani kaçman ya da kaygılı / kararsız bağlanma stillerine sahip bireylerce yaşanır. Bir araştırmada kaygılı / kararsız kadınlar hem güvenli hem de kaçınan kadınlardan daha fazla oranda dönüşüm yaşadıklarını belirtmişler; 4 yıl içerisinde “tanrıyla yeni bir ilişki kurduklarını” ve “yeniden doğduklarını” öne sürmüşlerdir. Bir başka çalışmada da, kaçman bağlananların % 25’i ergenlik dönemlerinde, % 44’ü de hayatlarının bir anında dinsel dönüşüm yaşadıklarını belirtmişlerdir.

Bağlanma Stilleri ve Tanrıya Bağlanma

Yukarıda da belirtildiği gibi, bebeklik döneminde anneyle kurulan yakınlık duygusu bebeğin (bireyin) kendini değerli, sevilebilir bir varlık olarak algılamasında, başkalarına güven duyabilmesinde, çevreyi keşfedebilmesinde ve kendisini bir tehlike anında başkalarınca korunacak, destek görecek bir varlık olarak algılamasında son derece önemlidir. Bu temel yakınlığın kurulamadığı durumlarda da birey kaygılı / kararsız ya da kaçman olmak üzere ikiye ayrılan güvenli olmayan bağlanma stillerinden birine sahip olur. Bu örüntüler de, bireyin tüm yaşamını belirler. Örneğin, kaçınan birey bir ilişkide olduğunda eşinin onunla ilgilenmeyeceğine, ona ihtiyaç duyduğunda yanında olmayacağına, onu gerektiğinde korumayacağına, sevmeyeceğine inanır, bu nedenle de ilişkilerden uzak durur ve bunu da örneğin herkese sanki kendi tercihiymiş gibi sunar. Ya da örneğin iş yaşamında bir grup insanla ortak bir projede görev almaktan kaçınır, çünkü bu proje onun o şirkete bağlanması demektir ki bu bağlanma da bebeklik döneminde annesi tarafından reddedilmiş olmasını hatırlatması nedeniyle kişiyi korkutur, ayrıca ekip arkadaşlarından hangisine güven duyabileceği konusunda da kararsızdır; çünkü “hiçbir zaman hiç kimse onun ihtiyaçlarıyla ilgilenmemiştir ve ilgilenmeyecektir de”.

a)       Güvenli Bağlanma: Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, tanrıyı sevgi dolu ama aynı zamanda kontrol edici ve kendilerinden uzak olarak değerlendirmektedirler. Yukarıda belirtilen “tamamlama varsayımı” açısından bakıldığında, güvenli bireylerin ilk bakışta zaten ebeveynleriyle ya da yakın çevreleriyle güvenli, sağlıklı, koruyucu ve destekleyici ilişkiler kurmaları nedeniyle tanrıya ihtiyaç duymayacakları söylenebilir. Ancak, araştırma lar, güvenlilerin kaçınanlar kadar da reddedici olmayan bir tanrı inançlarının olduğunu göstermektedir. Tabi bu inancın kaygılı / kararsızlardaki kadar derin ve onlarınki kadar yaygın olmadığı da söylenmelidir.

b)      Kaygılı / Kararsız Bağlanma: Kaygılı / kararsız bağlanma stiline sahip bireyler, tanrıyla çok derin bir duygusal bağ kurmakta, kurmaya çabalamakta; hatta “yapışmaktadırlar”. Tanrısız bir hayat “hiçlik”tir. Kaygılı / kararsızların yaşamlarındaki bağlanma nesnelerini idealize etmeleri kendisini tanrıya inanma konusunda da göstermektedir.

Bir kaygılı / kararsız için tanrı inancının son derece işlevsel ve koruyucu, güvenlikli bir alan olduğu söylenebilir. Tanrı, kulunun istediği, ona ihtiyaç duyduğu her an onun yanında olacak; onu reddetmeyecek ya da terk etmeyecektir. Eşle kurulan ilişkiden farklı olarak tanrıyla kurulan ilişki / bağ, tamamen bireyin kontrolü altında olacaktır, ilişki “eşin” davranışlarına bağlı olmayacaktır, birey hem “ilişkiyi” hem de “eşini” isteklerine ve ideallerine göre dilediği gibi biçimlendirebilecek, “kontrol” edebilecektir. Tanrı onunla, onun istediği anda, onun istediği kadar ve istediği yerde olacaktır. Çoğunluğu hüsranla, acıyla biten kısa süreli ilişkilerin yerine tanrıyla sonsuz ve koruyucu bir ilişki kurulacaktır. Romantik ilişkilerde yaşanan beklentilerin karşılanması gibi bir durum bu ilişkide söz konusu olmayacaktır. Yalnızlığına iyi gelecek, sık sık aşık olmanın getirdiği hayal kırıklığı yaşama olasılığı da ortadan kalkacaktır. Bireyi kaygı ve gerginlikten uzak tutup, kişisel yeterlik ve seviliyor olma, kendine duyduğu güveni arttırma gibi olumlu sonuçlar da yaratacaktır. Sevgi, ilgi ya da bakım alabilmesi için özel bir çaba harcamasına da gerek yoktur; o, tanrının kurallarına uyduğu sürece tanrı da ona koşulsuz sevgisini verecek, esirgemeyecektir. Ayrılık ve ölüm korkuları etkisini olabildiğince kaybedecektir. İlişkinin güvenliği konusunda kaygı duyulmasına gerek yoktur; bu ilişki dünyanın en güvenli ilişkisidir. Artık, zorba ve adaletsiz ebeveyn yerini adil ve şefkatli bir “ebeveyne” bırakır. Ancak, kaygılı / kararsızların daha önce de belirtilen “bazen / bazen” ya da “hem siyah, hem beyaz” yaşam yönelimlerinin din ve tanrı inancı için de geçerli olduğunu söylemek gerekmektedir. Araştırmalar, kaygılı / kararsızların tanrının kendilerine hem uzak hem yakın olduğuna ve bazen kendilerinin yanında olup bazen de onları hiç umursamadığına inandıklarını göstermektedir. Kaygılı / kararsız bireyler, tanrının başkalarıyla kendileriyle olduklarından daha yakın olduğunu düşünmekte, tanrının kendilerini sevmediği, yanlarında olmadığı ve terk edeceğine inanmaktadırlar.

“Tanrımla kurduğum ilişki kaygılandırıyor beni.”

“Tanrının yanımda olmadığını görsem üzüntü ve öfke duyardım.”

“Bazen tanrının başkalarını benden daha çok sevdiğini düşünüyorum.”

“İnsanlar benden daha yakınlar sanki.”

“Acaba hep yanımda olacak mı? diye düşünmeden edemiyorum.”

“Ona her gün biraz daha yakınlaştığımı hissediyorum.”

“Bir yanlış yaptığımda artık beni sevmeyeceğini / korumayacağını düşünüyorum.”

“Onsuz hiçbir şeyim / hiçbir şey yapamam.”

“Bazen istediğim anda yanımda olmadığı için kızıyorum ona.”

“Bazen beni sevdiğini bir şekilde belli etmesini istiyorum.” “Onunla her gün konuşurum / dertlerimi paylaşırım.” “Başkaları onun varlığını hissedip de ben hissetmediğimde onları kıskanıyorum.”

“Başkalarına yardım edip de bana etmediğinde / benim dualarımı kabul etmediğinde çok üzülüyorum.”

“Hayatımdaki birçok kararı ona olan inancıma göre veririm.”

c)       Kaçınan Bağlanma: Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler ise, tanrıyı kendilerine uzak ya da ulaşılmaz olarak değerlendirmektedirler. Tanrının gerçekten var olup olmadığının bilinemeyeceğine inanmaktadırlar; var olabileceğine inananlar da tanrıyı reddedici, uzak, soğuk olarak değerlendirmektedirler. Tanrıya, varlığına güvenmekte zorlanmakta ve onunla yakınlaşmaktan kaçınmaktadırlar, çünkü eninde sonunda tanrının da herkes gibi onları reddedeceğine inanmaktadırlar. Yukarıda belirtilen “tamamlama varsayımı” açısından bakıldığında, tanrı, örneğin sürekli yineleyen yakınlık taleplerinde bulunmayacağı ve kişinin kontrolü elinden kaçırmayacağı duygularını uyandırması gibi nedenlerle “güvenli bir limandır”. Sayıları en azından diğer bağlanma stillerine oranla çok daha az olmakla birlikte tanrıya inanan kaçınanların temel hareket noktaları bunlardır. Ancak, bir bütün olarak bakıldığında, kaçınanların, temel güven sorunu, ait olma, bağlı olma ya da yakınlık duygusunun kaygı uyandırması, reddedilme kaygısı, ebeveynlerini (dış dünyayı; tanrıyı) azarlayıcı ve reddedici olarak görme, stres altındayken yalnız kalmayı tercih etme ve her türlü ilişkiyi sıkıcı, gereksiz görme gibi dinamiklerle tanrı inançlarının hem sayıca daha az hem de derinlik açısından daha yüzeysel olacağı söylenebilir.

“Tanrıya inanmak, çok yakın olmak gibi bir ihtiyacım yok.” “Tanrıya karşı hiçbir duygusal bağ ya da yakınlık duymuyorum.”

“Güvenmiyorum, çok da inanmıyorum zaten.”

“Çok da itikatlı bir insan olmadım hiçbir zaman.”

“Kişisel / kendi adıma hiçbir şey istemiyorum ondan.” “Tanrının hayatımı kontrol etmesine izin veremem / vermem.”

 

Kaynaklar

•        Beck, R. & McDonald, A. (2004). Attachment to God: The Attachment to God Inventory, tests of vvorking model correspondence, and an exploration of faith group differences, Journal of Psychology and Theology, 32 (2), 92-103.

•        Beck, R. (2006). God as a secure base: Attachment to God and theological exploration, Journal of Psychology and Theology, 34 (2), 125-132.

•        Birgegard, A. & Granqvist, P. (2004). The correspondence betvveen attachment to parents and God: Three experiments using subliminal separation cues, Personality and Social Psychology Bulletin, 30 (9)
•        Bontekoe, E. H. M„ VanSteeg, J. & Verschuur, M. J. (2005). The association betvveen personality, attachment, psychological distress, churc domination and the God concept among a nonclinical sample, Mental Health, Religion & Culture, 8 (2), 141-154.

•        Byrd, K. R. & Boe, A. (2001). The correspondence betvveen attachment dimensions and prayer in college students, International Journal For the Psychology of Religion, 11 (1), 9-24.

•        Cicirelli, V. G. (2004). God is the ultimate attachment figüre for older adults, Attachment & Human Development, 6 (4), 371-388.

•        Cooper, L. B., Bruce, A. J., Harman, M. J. & Boccaccini, M. T. (2009). Differentiated styles of attachment to God and varying religious coping efforts, Journal of Psychology and Theology, 37 (2), 134-141.

•        Granqvist, P. & Hagekull, B. (2000). Religiosity, adult attachment, and vvhy “singles” are more religious, International Journal For the Psychology of Religion, 10 (2), 111-123.

Granqvist, P. & Hagekull, B. (2003). Longitudional predictions dİ religious change in adolescence: Contributions from the internet iou ofattachment and relationship status, Journal of Social and Persoual Relationships, 20 (6)

Granqvist, P. & Kirkpatrick, L. A. (2004). Religious conversion anıl perceived childhood attachment: A metaanalysis, International Journal For the Psychology of Religion, 14 (4), 223-250.

Granqvist, P. (2002). Attachment and religiosity in adolescence: Crosssectional and longitudional evaluations, Personality and Social Psychology Bulletin, 28 (2), 260-270.

Granqvist, P. (2003). Attachment theory and religious conversions: A review and a resolution of the classic and contemporary paradigm chasm, Revievv of Religious Research, 45 (2), 172-187.

Granqvist, P. (2005). Building a bridge between attachment and religious coping: Tests of moderators and mediators, Mental Health, Religion 8c Culture, 8 (1), 35-47.

Kelley, M. M. (2009). Loss through the lens of attachment to God, Journal of Spirituality in Mental Health, 11, 88-106.

Kirkpatrick, L. A. & Shaver, P. R. (1990). Attachment theory and religion: Childhood attachments, religious beliefs, and conversion, Journal for the Scientifıc Study of Religion, 29 (3), 315-334.

Kirkpatrick, L. A. (1992). An attachmenttheory approach to the psychology of religion, The International Journal For the Psychology of Religion, 2(1), 328.

Kirkpatrick, L. A. (1997). A longitudional study of changes in religious belief and behavior as a function of individual differences in adult attachment style, Journal for the Scientific Study of Religion, 36 (2), 207-217.

Kirkpatrick, L. A. (1999). Attachment and religious representations and behavior, In. J. Cassidy & P. R. Shaver (Eds.), Handbook of Attachment: Theory, Research, and Clinical Applications, pp. 803-822, USA: The Guilford Pres.

•        McDonald, A., Beck, R., Allison, S. & Norsvvorthy, L. (2005). Attachment to God and parents: Testing the correspondence vs. compensation hypotheses, Journal of Psychology and Christianity, 24 (1), 21-28.

•        Miner, M. (2009). The impact of childparent attachment, attachment to God and religious orientation on psychological adjustment, Journal of Psychology and Theology, 37 (2), 114-124.

•        Moriarty, G. L., Hoffman, L. & Grimes, C. (2006). Understanding the God image through attachment theory, research and practice, Journal of Spirituality and Mental Health, 9 (2), 43-56.

•        Roos, S. (2006). Young children’s God conceptions: Influences of attachment and religious socialization in a family and school concext, Religious Education, 101 (1), 84-102.

•        Roos, S., Miedema, M. & Iedema, J. (2001). Attachment, working models of self and others, and God concept in Kindergarten, Journal for the Scientifıc Study of Religion, 40 (4), 607-618.

•        Ross, T. (2007). Attachment and religious beliefs: Attachment styles in Evangelical Christians, Journal of Religion and Health, 46 (1), 75-84.

•        Rowatt, W. C. & Kirkpatrick, L. A. (2002). Two dimensions of attachment to God and their relation to affect, religiosity, and personality constructs, Journal for the Scientifıc Study of Religion, 41 (1), 637-651.

•        Sim, T. N. & Bernice, S. M. (2003). Attachment to God: Measurement and dynamics, Journal of Social and Personal Relationships, 20 (3), 373-389.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült