Anne Kompleksi ve Babalık Görevi

James Hollis


Anne kompleksinin morfolojisini gözden geçirmek gerekiyor. Öz annenin çocuğun ruhunu biçimlendirici gücü çok büyüktür. Çocuğun annesiyle ilgili deneyimi egonun denetimi dışında, duygu yüklü enerji kümesinden oluşan bir kompleks biçiminde içselleştirilir. Anne doğanın ve bedenin dünyasına ve ilişkiye uzanan bir köprü olduğuna göre, erkek çocuğun annesiyle ilgili deneyimi kendi arketipsel derinliklerinde dalgalanır.

Başka bir deyişle, bir erkeğin kendisiyle, başkalarıyla ve kendi içinden gelen yaşam enerjisiyle ilişkisi önemli derecede anneyle yaşanan ilk deneyim tarafından yönlendirilir. Annenin çocuğun gereksinimlerini karşılayamayıp kendi kişisel komplekslerini ona yansıttığı ölçüde, çocuk terk edildiği ve ezildiği için yaralanır. Bunların ilkinden kendi değerine ve dünyanın güvenilirliğine kuşu duymayı öğrenir. İkincisi yüzünden nazik sınırlarını savunmaya gücü yetmediğini hisseder ve böylece genellikle yakınan, karşılıklı bağımlılık geliştiren ya da korku dolu, aşırı telafi edilmiş, gücün egemen olduğu bir kişilik geliştirir. Her iki durumda da, (,'ocuk kendisi değildir, ama doğal gerçekliğini ikinci plana indirgeyecek kadar güçlü bir deneyime tepki duyarak yaşamını sürdürür. Bu uzlaşma formasyonu çocukluk boyunca yinelenerek sahte bir kişilik doğurur ve o ilk ilişkiyi daha sonra, yetişkinlikteki ilişkilere yansıtmaya kadar götürür. Oğlan çocuk böylece yapay bir benlik yaşar.

Çocuk tamamen bağımlı olduğu için, muhtaç haline yönelik herhangi bir tehdit büyük bir korkuya yol açar.

Bütün erkekler içlerinde bu kırılganlığın benzer anısını taşırlar. İhtiyaçlarının karşılanmamasından ve muhtaç hallerinin bağımlılıklarını sürdüreceğinden çok korkarlar. Kaç yaşında olurlarsa olsunlar içinden çıkamadıkları bu sorunlu durum öfke ve üzüntü doğurur. Erkekler gereksinimleri karşılanmadığı için öfkelenirler ve kaybın yasını tutarlar. Yaşlandıkça ve yetişkinlik rollerince hırpalanıp darbe aldıkça bu duygular bilinç dışına kaymaya başlar. Ama bu gibi enerjiler yok olmayıp her zaman başka bir yere giderler. Öfkeleri ömür boyu süren bir depresyon olarak içe, çok derinlere döner, ya da bedene saldıran duygular haline gelir. Bu duyguyu kadınları döverek ve eşcinsellere vurarak, ya da, daha soyut bir biçimde, şirketlerde kafa kafaya toslaşarak eyleme dökerler. Annenin dünyasını anımsattığı için kuşku duydukları anımsamaları sindirilmiştir. İçerideki kadın, doğal olarak, kendini alınganlıkla ve genel bir şirretlikle ifade eder. Erkeğin üzüntüsü melankolide ve belirsiz bir biçimde anneye geri gitmesinde, ya da yaşamına girip onu iyileştirecek bir sevgiliye duyulan gizli bir özlemde kendini gösterir.

Bütün bu dinamiklerin altında, bir taraftan erkeklerin gelecekte kendilerine bakacak kimse olmayacağı korkusu, öbür taraftan da bağımlılıktan duyulan ezici dehşet vardır. Böylece erkekler, ensesi içeren huzur arayışlarından duydukları büyük ölçüde bilinçdışı korku sonucunda, hem içlerinde hem de dışarda, dişilikle savaşırlar.

Bütün erkekler anne imagosunu kişiye göre değişen derecelerde içlerinde taşıdıklarına göre, sahip oldukları kısıtlı bilinç ortaya kendini şiddetle savunan, dar bir erkeklik tanımı çıkarır. Erkekler, ataerkil düzeni, kuralları, hiyerarşik düşünce biçimi ve toplumsal yapılarıyla, ve kadınlığı ikinci dereceye indirgeyeni yanıyla, anne kompleksine karşı bir savunma olarak evrimleştirdiler. Babalar ve oğullar birbirleriyle neredeyse hiç konuşmazlar, çünkü Kronos-Satürn gibi, babaların iğdiş edilmiş olduklarına ve oğullarını iğdiş etmek istediklerine ilişkin utanç verici sırrı paylaşmak zorunda kalmaktan çekinirler. Demek ki bunu telafi etmek, kişinin kendini savunmasına neden olan sorun kadar öldürücüdür. Hem kompleksi bastırma korkusu, hem de ataerkil tepki erkekleri kendilerine yabancılaştırır.

Her yerde, erkekler çağdaş bir deneyim çerçevesinde çocukluğun dinamiklerini taşıyarak eşleriyle, kurumlarla ya da kimi benzer duygusal durumlarla yüzleşmeye mahkumdurlar. Geçmiş, gerçek anlamda geçmiş değildir. Anne ve baba her an içimizdedir içimizdekiler yalnızca öz ebeveynimiz değil, aynı zamanda ortak bir ana baba deneyimidir. Bu nedenle, bütün o eski gereksinimleri, o eski korkuyu, eski özlemi, eski öfkeyi, bilinçdışında olsa dahi, hisseden erkekler bu dinamikleri güncel Öteki’ne yansıtırlar. O halde, Öteki o ilk ebeveynin bir zamanlar yarattığı etkiye sahiptir ve erkekler çeşitli yollardan bunu denetlemeye, hafiflet meye, hatta tamamen görmezden gelmeye çabalayacaklardır.

Bu durum neden bunca erkeğin evde ve işyerinde kızgın ve kontrolcü göründüğünü açıklar. Pasif-agresif diye tanımlanan erkek sayısında neden artış olduğunu da açıklar. Bu erkekler kendilerini güçsüz hissederler, ama öfkelidirler ve öteki’ni baltalamanın ya da altüst etmenin bir yolunu bulurlar. (Güçsüzlükleri had safhaya ulaşır çünkü bu gibi büyük gereksinimlerle ve korkularla nasıl başa çıkıla.cağını gösterecek ve böylelikle başkaları üzerindeki yansıtmayı kaldıracak erkeklik yetkilendirilmesine ait o kadar az olumlu örnek vardır ki.

Erkekler eğer içlerinde dalgalanan anne kompleksinin etkisini sezemezlerse, asla gerçeklikte değillerdir; yani Öteki’ne samimiyetle farklıymış gibi davranamazlar. Evet, bu gibi malzemelerin bilincine varmak büyük cesaret, sezgi ve sabır olduğu kadar düzenli çalışma da gerektirir. Anne kompleksiyle uğraşmak özellikle erkekler açısından zordur çünkü bu kompleksin yaşamları üzerindeki gücünü ve etkisini ortaya çıkarmak erkeklik kimliklerini tutan zayıf bağı tehlikeye atar. Ama bu tehlikeyi göze alana dek, erkekler içsel bölünmeyi ve başkalarına duydukları yabancılaşmayı çoğaltmaktan başka işe yaramayan telafiye dayalı kimliklerinin içine sıkışmış kalacaklardır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült