Aileniz Ve Toplum Sizi Nasıl Şekillendirdi?

Dr. John Preston


Hayatta kalma güdüsü insanlığın temel özelliklerinden biridir. Çocukların, doğdukları çevre üzerinde hiçbir etkilerinin olamayacağı kesindir. İlk aile çevresi büyümeyi desteklese de, duygusal olarak yıpratsa da ayakta kalma güdüsü çocuğun biyolojisine ve ruhuna işlemiştir. Adaptasyon hayatta kalmanın aracı iki güçlü etkinin karışımıdır: kendini ifade etmek ve kendini uydurmak.

Kendini İfade Etmek

Kendini ifade etmek, kendin gibi olmaktır: Hisleri, ihtiyaçları, düşünceleri ve davranışları dışavurmaktır. Kendini ifade etme, “gerçek benlik”ten kim olduğunuzun gerçek, doğal ifadesi olarak kendiliğinden çıkar. Kendini ifade edebilmenin adaptasyon sağlamaya yardımı büyük olur. Örneğin, acıkan bir bebek ağlamaya başlar. Ağlamak, içten gelen bir ihtiyacın doğal tepkisidir. Ağlamak çoğu zaman işe yarar; bebeğin yaptığı, cevap getiren bir davranıştır. Ebeveyninden gelen cevap onu beslemek olur ve beslenmek bebeğin hayatta kalmasını sağlar. Erişkinlik döneminde de kendini ifade edebilmenin adaptasyon sağlamaya yardımı olur. Eğer kötü bir tavırla karşı karşıyaysanız, canınız yanıyor ya da kullanılıyorsanız, “Bana böyle davranmayı kes artık,” veya “Duygularımı dikkate almanı istiyorum,” demek, durumun üstesinden gelmek için önemli bir taktik olabilir ve süregelen ilişkinin düzelmesinde çarpıcı bir etki yaratabilir.

Ayrıca kendini ifade edebilmek, canlılık hissinin temel kaynaklarından biridir. Ömrümüz boyunca, hayattan zevk aldığımız, yaşama arzusu duyduğumuz ve gelecek için ümit dolu olduğumuz zamanlar yaşarız. Her şeyin yolunda gittiği dönemlerde bu duygu doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkar. Gerçek kişiliğimizi (kendimize özel duygular, düşünceler ve inançlar) dışa vuran hareketler yapabildiğimiz zamanlarda da bu duygular gelişir.

Kendini Uydurmak

Adapte olmanın ikinci etkeni kendini uydurmak; ihtiyacın karşılanması (sevilmek, güven hissetmek, vb.) için kendinle ilgili bir şeyi değiştirmektir.

Şekil 7A’ya bakarak, uyum sağlama süreci üzerinde düşünelim. “A” bir bebeğin doğal, anında yapılan, gelişigüzel davranışlarını (ağlamak, gülmek, uyumak, kusmak, kahkaha atmak, annesinin tabak çanaklarını kırmak, vb.) temsil ediyor.

Bu gelişigüzel davranışlar gerçek kimliği, doğal olarak kimseniz o kişiyi ifade ediyor. Zamanla, ebeveynlerin beğenip göz yummayacağı bazı davranışlar ortaya çıkabilir. Örneğin, diyagram “B”’de çocuk kızgınlığını ve annesinin yakınında olma isteğini bastırmayı öğrenmiştir. Örnekte, çocuğun ailesi bu tür davranışları onaylamamaktadır. Aileler onayları olmadığını pek çok şekilde belli edebilirler. Bazen bu oldukça açıktır: çocuğu azarlayarak, poposuna bir şaplak atarak, onu odasına göndererek... Kınama genellikle daha belirsiz, fakat oldukça güçlü sözsüz mesajlarla çocuğa iletilir: çocuk yasaklanan bir davranışta bulunduğu zaman “kendinden utanmalısın” diyen bir yüz mimiği...

Utanç: Önemli Kısıtlayıcı Duygu

Toplumsal adetler tüm kültürlerde, çocuklara, örnek gösterme, cesaretlendirme ve cezalandırma gibi yöntemlerle öğretilir. Bu deneyimleri yaşamadan gençler, toplumsal değerleri içlerine sindiremezler. Bu mesajlar zamanla çocuğun davranışlarını yönlendiren, vicdanının sesi haline gelir. Farklı kültürlerde ortak olarak görülen cezalandırma şekillerinden biri, utandırmadır (küçük düşürmek, alay etmek, mahcup etmek gibi). Utandırma, normal “yapmalı” ve “yapmamalı” mesajlarının biraz ötesine gider. Aşırıya kaçıldığı zamanlarda çocuğa sert mesajlar verir: “Senin mayan bozuk...Senden iğreniyorum.” Bu mesajın duygusal özünde iki kritik unsur vardır: 1) Çocuğun değerine yapılan saldırı ve 2) İmalı bir yaklaşım: “Kendine çekidüzen ver ya da gözüme gözükme.” Çocuğun yalnız bırakılacağına dair imalı bir tehdit söz konusudur.

Utandırılmak, çocuğun gelişmekte olan kişiliğini şekillendirip yoğuran, dürüstçe kendini ifade etmesini engelleyen güçlü duygusal bir deneyimdir. Devamlı bir umutsuzluk kaynağı olabilir.

Ailenin, yapılanı tasvip etmediklerine dair verdiği açık ya da üstü kapalı mesajlar, çocuğun sevilme ve güven duyma ihtiyaçlarına dokunur. Çocuk, davranışlarını değiştirerek duruma ayak uydurur. Bu uyum sağlamanın etkileri pek çok ebeveynin doğrulayacağı gibi, geçici ya da oldukça uzun süreli olabilir. Durum böyle olduğu zaman çocuğun kendi görüşlerini yansıtması tamamen engellenebilir. (Şekil 7A’da 1. ve 2. davranışlar bastırılmış ve engellenmiştir.) Bu tip uyarlamalar genellikle ömür boyu kalıcılık gösterir.

Sharon

“Bazen gidip babamın dizinin dibine oturur ve kafamı kaldırıp ona bakardım. Gazetesini okuyor olurdu ve sonra yüzünde, “Eee, ne istiyorsun?” diyen bir ifadeyle bana bakardı. Sıkıntılı ve sabırsız görünürdü. O zaman yürüyüp giderdim... Sanırım bir süre sonra onun yanına gitmeyi bıraktım.”

Cari, ömür boyu süren bir “kendini uydurmaya” verilebilecek güzel bir örnek. O, kızgınlığını ifade etmesine, hatta fikirlerini yüksek sesle söylemesine bile acımasız tepkiler gösteren bir babayla büyümüş. Cari, tüm çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca bu yönünü (örneğin, kızgınlık duyma, bunu gösterme ve düşüncelerini ifade etme gibi insanlara özgü ani istekleri) bir yerlere kilitlemiş. Kızgınlığını göstermemenin ötesinde onu artık hissetmiyordu bile. Kendi kişiliğine ait bir parçayı kesmiş ve kilitlemişti.

Kendini uydurmanın bu türü genellikle çok küçük yaşlarda başlar. Genellikle bilinçli olarak yapılan bir seçim değildir. Hemen hemen her zaman kişi, duygusal ve fiziksel acıyı önlemek için gerçek kişiliğinin öne çıkmasını engeller. Aslında yapılan, ev ortamında sevgi ve güven hissi yaratabilmek için girişilen ümitsiz bir çabadır. Ancak Cari, kendini uydurmanın bedelini ödedi; oldukça pasif ve iddiasız bir kişiliğe büründü. İnsanlar onu kullanmaya başladılar. Kendisini nasıl koruyacağını bilmiyordu. Aşırı pasifliği “nevrotik” olarak tanımlamak doğru olabilir, ancak sebebini bildiğimiz zaman, bu pasifliği, ayakta kalmayı sağlamak için başvurulan bir yöntem olarak değerlendirebiliriz. Küçük Cari’ın içinde bir kılavuz veya şefkatli bir koruyucubeyninin bir bölümünde tek bir hedef vardı: “Her ne olursa olsun bu çocuğu korumak için burada bulunuyorum.” Bu kılavuz, Cari için güven ortamı yaratıp onu korumaya devam ediyor. Uygulanan bu yöntemi uyumsuzluk ya da nevrotik davranış olarak damgalamaktansa, kendini koruyucu ve uyarlayıcı bir çözüm olarak görmeniz daha faydalı olacaktır. Ancak duygusal etkiler yaratabileceğini de aklınızdan çıkartmayın. Hatırlarsanız geçen bölümde, intibak sağlamak için kişilerle arasına mesafe koyan Jill’den bahsetmiştik. Bu seçimin bedeli yalnızlık olmuştu.

Kendini koşullara uydurma yöntemi, büyümenin oldukça önemli bir bölümünü meydana getirir. Kişilerin, sosyal ve medeni insanlar olmayı öğrenmelerinin yoludur. Ancak, uyum sağlama derecesi farklılık gösterir. Bu süreç kendi içinde uyumsuz değildir. Ancak sosyalleşmenin bedeli gerçek kişiliği engellemektir. Psikoterapist Jim Doak, “Çevremizdeki sosyal düzenin hatırına kendi doğallığımızı bir kenara iteriz,” demektedir.

Adapte olma ve sosyalleşme, Şekil 7B’de görebileceğiniz aşama ve derecelerden meydana gelir.

Davranışlarında değişiklik yapma zorunluluğunu nadiren hissetmiş olan insanlar, hareketlerini kontrol etmeyi öğrenemeden hayata atılma riski ile karşı karşıyadırlar. Tüm duygu ve isteklerini özgürce yansıtırlar. (Psikoloji dilinde onlar “sosyalleşmemiş” veya “istekleri doğrultusunda hareket eden” insanlardır.) Bu insanlar diğerlerini açıkça hiçe sayarlar ve sosyal değerleri sürekli ihlal ederler. Sosyalleşme aşamasının çok altında seyreden insanlara “psikopat” denir ve onlar hayatlarını çoğunlukla hapishane veya hastanelerde geçirirler. Diğer uca göz attığımızda, pek çok insanın da gereğinden fazla sosyalleşmeye maruz kaldığını görürüz. Kişilik üzerindeki kısıtlama yayılıp şiddetlendikçe (Şekil 7A’da A’dan D’ye doğru hareket edildikçe) insan gerçek benliğini kaybetmeye başlar. İnsanların yaşaması ve dünyanın görmesi için açıkta duran kişilik, diğer insanların istekleri doğrultusunda yeniden şekillenmiştir. Çocuk itaat etmek ve uyum sağlamak için öyle büyük değişikliklerden geçer ki kendisinin olarak kabul ettiği “kişiliğin” büyük bölümü gerçek kişiliğinden oldukça farklı olabilir. Bu itaatkar kişiliğe “sahte kişilik” demek uygun olur.

İnsanlar yaşayabileceklerinin çoğunu bilinçsizce engelleyebilirler. Temel ihtiyaçların tümü inkar edilebilir. Gözüpek kişi, “Kendimi güvende hissetmeye ihtiyacım yok; tehlikeye gülüp geçerim,” diye düşünür. Soğuk ve kendi kabuğuna çekilmiş kişi şuna inanır: “Sevgiye ihtiyacım yok... Başka insanlara ihtiyacım yok.” Anoreksik kişi, “Yemek yemeye ihtiyacım yok,” diyebilir. İnsanlar kızgınlık, cinsellik, yaratıcılık, bağımlı olma ve yetiştirilme, ilgi odağı olma, samimiyet kurma ya da üzülme ihtiyaçları ile ilişkilerini keserler.

Çoğumuz kendimizle ilgili gerçek dışavurumları dizginleriz. Örneğin, Sean, çalışma saatlerinde oldukça pasif ve yumuşak başlıyken, tenis sahasında hırslı olup güç gösterisi yapabilir. Fiona, insanlara uzak ve ağzı sıkıdır, ancak çok güvendiği özel bir arkadaşı bu duruma istisna olabilir. Çoğu insan, içinde, sadece duygu ve ihtiyaçlarını içten içe fark ettiren bir fısıltı duyarken (üzüntü ve aşk gibi), aşırıya kaçanlar gerçek kişiliklerini engellemek zorunda kalmışlardır. Bu insanlar gerçek kişiliklerini yüzeysel ve sahte bulurlar. Çocukken son derece sarsıcı olaylarla karşılaşmış olan insanlar genelde böyle hissederler.

Gerçek kişiliği baskı altına almak, üzücü olaylardan sonra yaraları sarma yeteneğini zayıflatır. İnsan vücuduyla kurulacak paralelliğin konuyu anlatmada yardımı dokunabilir. Bazı önemli bedensel sistemler, hayatta kalmayı sağlamak ve hastalık ya da sarsıntıları atlatma sürecine yardımcı olmak için çalışır. Sinir sistemi tehlikeyi anında fark edip “savaş ya da kaç” denen tepkiyi yaratır. Bu tepki, bedeni harekete geçiren hormonal ve sinirsel bir kimyevi reaksiyon karmaşasıdır. Bu hareket, sizi olay yerinden uzaklaştırmak (kaçmak) olabileceği gibi, doğrudan müdahaleye yönelik de (örneğin, yangını söndürmek, saldırgan bir ayıyı öldürmek veya eşinize sizi eleştirmeye bir son vermesini söylemek gibi) olabilir.

Farklı bir boyutta, vücutta bakteriler gibi yabancı ya da mutasyona uğramış (kanserli) organizmaları tarayan kompleks mekanizma bağışıklık sistemi gelişir. Saldırgan organizmaların farkına vardıktan sonra, bağışıklık sisteminin hücreleri, enfeksiyon yayan bu organizmaları yok edecek çok yönlü bir saldırı düzenler. Vücudun diğer işlevleri de (kan pıhtılaşması, kabuk bağlama gibi) iyileşmeye yardımcı olur. Hastalıkla savaşmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak için farklı biyolojik sistemler bir arada çalışırlar. Bağışıklık sisteminin işlevini yitirdiği ya da tamamen ortadan kalktığı zamanlarda (AIDS veya diğer bağışıklık bozukluklarında) vücudun kendini onarma olasılığı ciddi şekilde, zayıflar. Benzer şekilde insan ruhunda duygusal yaralan sarmaya yarayan bazı doğal süreç ve mekanizmalar vardır. Bu tedavi sistemleri doğal olarak duygusal gelişmenin yaşandığı çağlarda oluşur. Onlar, bir insanın karakterini belirler. Bu tür özellikler; olumlu, destek görülen çevrelerde kendiliğinden ortaya çıkar. Ancak, kötü hayat şartları duygusal işlevlerin gelişmesini engelleyebilir. Büyüme aşamasındaki pek çok insan kişiliklerine ait bazı parçaların önünü kaparlar. Bu durum çoğu zaman problemlere yol açar. Gerçek kişiliğe ait bazı yönlerin amacı, özellikle duygusal iyileşmeyi desteklemektir. Eğer kişiliğe ait bu bölümler kullanılmaz durumdaysa, üzücü olaylarla karşı karşıya kalan kişi belirli zorluklar yaşayacaktır. Sonuç, iyileşememe olabilir.

Örnek vermek gerekirse, sevilen birinin ölümü ya da boşanma gibi büyük kayıpların ardından yaşanan doğal tepki, büyük üzüntülerdir. Acı çekmenin temelinde, kaybedilen kişi hakkında konuşabilmek, üzülmek ve ağlamak vardır. Bu tip duygusal dışavurumlar dünya üzerindeki pek çok kültürde ortaktır. Ağlamanın içinde gizli olan bir şey iyileşmeyi hızlandırır. Buna rağmen insanların çoğuna küçükken ağlamamaları gerektiği öğretilmiştir. Onlar için ağlamak, zayıflık ve yetersizlik belirtisidir. Gözyaşlarının akmasına izin vermek utanç ve mahcubiyeti beraberinde getirebilir. Bazı insanlar için ağlamak, saldırıya maruz kalmayı (kişisel güvenliği tehdidi) temsil eder, üzülmek ise endişe ve korku uyandırır. Böyle durumlarda insanlar dişlerini sıkıp duygularına gem vurmaya çalışırlar. Daha belirgin vakalarda, üzüntü karşısında gösterilecek doğal tepkiler o kadar baskı altına alınmıştır ki, kişi üzücü duygulardan tamamen habersizdir. Hissettiği tek şey uyuşukluktur. Bu tür durumlarda kabullenilecek bir duygusal acı yoktur ve iyileşmeyen her yara gibi, gelecek senelerde büyük (psikolojik) acı kaynağı olmaya devam edecektir.

Dale

“Son zamanlarda erkeklerde duygusallığın popüler olduğunu biliyorum... şimdiki ‘erkeklik akımı.’ Gerçek olan şu ki benim, tanıdığım erkekler duygusal değil! İşleri oldukça iyi idare ediyorlar. Babamın ağladığına hiç şahit olmadım, tabii annemin» cenaze töreni haricinde... Son günlerde devamlı olarak ağlıyorum. Hatta bir kere işyerinde bile kendimi tutamadım. Tanrım, çok utanç vericiydi. Bende bir gariplik olduğunu düşünmeye başlıyorum. Bazen ağladığım sırada karıma sarıldığımı düşlüyorum. Yastığımı kucaklayıp, onu hayal ediyorum. Çok acı veriyor, fakat bazen kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Onu çok özlüyorum ve onu çok sevdiğimi biliyorum. Ağlamayı kestiğim zaman kendimi çok yorgun ve garip bir şekilde rahatlamış hissediyorum. Bu kadar çok acı çekmemeyi isterdim.”

Pasif ve gösterişsiz Cari (daha önce söz etmiştik), iyileşmenin önüne konulan engellere ikinci bir örnek oluşturur. Bazı insanlar onu incitmeye ve kullanmaya devam ettiği sürece, ilişkilerinde problemlerle karşılaşmayı sürdürecektir. Kişiliğinin baskı altında tuttuğu kısmı, incitildiği zaman kızmak ve itirazını dile getirmek ister. Ancak Cari kendini ifade etmekte çektiği güçlük yüzünden ömrü boyunca diğer insanların kurbanı olmaya devam edecektir.

Her insan diğerleri tarafından kabul görüp değer verilmek ister. Bu ihtiyacı karşılamak için pek çoğumuz gerçek kişiliğimizin bazı yönlerinin öne çıkmasını engelleriz. Fazla ileri gidildiği zaman, duygusal açıdan iyileşme ve büyüme yeteneğimizi, hatta tüm canlılığımızı kaybederiz. Ancak, kişiliğimizin duygusal sağlığına kavuşmasını sağlayacak bazı etkenler vardır. Bir sonraki bölümde bu konuda yardımı dokunabilecek ortamlardan söz edeceğiz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült