Aile Tedavisi Ve Danışmanlığı

H. E. Richter


Gelişimi, Görevleri ve Düzenlemesi:

Tıbbın her dalında olduğu gibi, psikoterapi de oldukça uzun bir süre yalnız teker teker hastalarla ilgilenmiştir. Ailede, ailenin bir kaç üyesinin birden aynı anda içine katıldığı bir ruhsal problem ortaya çıktığında ise, aile ya kendi kendine, ya da hekimin yardımıyla, burada asıl hastanın kim olduğunu ve kimin tedaviye alınması gerektiğini saptamaya uğraşmıştır. Bu sorunla ilgili çatışmanın içindeki bir kaç kişinin hepsi de tedavi olmayı istediklerinde ise, her birinin ayrı bir terapiste gitmesine özen gösterilmiştir. Zira, geleneksel hekimliğimizin bütün çeşitlemeleri salt ikili bir hekim-hasta ilişkisi modeline sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ailenin bu üyesi hasta olarak görüldüğünde, geri kalan tüm aile grubu otomatik olarak "hasta yakını" statüsüne girerler.

Alışılmış hekimlik modelinde, hasta yakınlarının hekimle ilişkileri hastadan çok değişiktir. Onlardan beklenen, hastanın hastalığının doğru olarak tanınmasında ve başarıyla tedavisinde hekime destek olmalarıdır. Gereğinde onlardan hastalığın geçmişi hakkında bilgi istenmiş, gereğinde de hastaya anlayışlı bir bakım sağlamaları için hekim tarafından önerilerde bulunulmuştur. Yani bu durumda hasta yakınlarının hekim karşısındaki rolleri, yardım alan kişiler olmaktan çok tedavi yardımcısı niteliğindedir. Onlardan, kendilerine herhangi bir istekle bulunmaksızın hastanın iyiliği için hizmet etmeleri ve bu yolda da plan uyarınca, mantıklı bir biçimde, kendilerini yöneten hekimin emirlerini yerine getirmeleri beklenmektedir. Bu emirler çoğunlukla pragmatik türde şeylerdir. Böylece, hasta yakınları bir yerde, konu hakkında kendilerine yeterince bilgi verilmeden işleri yerine getiren yamaklar haline düşürülmüşlerdir. Zira, hekim, sır saklama görevine bağlılığı içinde hasta hakkında bildiklerinin pek azını onlara açıklar. Bu durumda, hekim ile hasta yakınları arasındaki işbirliği ilişkisi tümüyle asimetrik yapıdadır.

Hasta-Hekim-Hasta Yakını arasındaki rol ilişkisi üçgenini, bizim kültürümüzde kurumlaşmış olduğu bu biçimde gözönüne aldığımızda, bu modelin organik hastalıklarda genellikle geçerli olan fakat ruh hastalıklarında her zaman geçerli olamayacak bir varsayım olduğunu anlarız. Ruh hastalıklarındaki varsayım, hasta yakınının her zaman sağlıklı olup, hastanın hastalığı ile hiç bir nedensel ilişkisi bulunmadığıdır. Ancak bu koşulla hekimin emirlerine uyup onun, yardımcısı olmaya ve bu görevi doğru yerine getirmeye razı olur.

Oysa, daha önceki bölümlerde ayrıntılarıyla gösterildiği gibi, bu varsayım, ruh hekimliğinde pek gerçekleşememektedir. Çoğu halde, ruhsal bozukluğu olan bir kişinin yakınları da ruhsal bakımdan sağlıklı değildirler ve kendi ruhsal sorunlan, karşımıza "hasta" olarak çıkan kişinin problemiyle nedensel bir ilişki içinde içiçe geçip örülmüştür.

Bu gibi vakalarda, geleneksel rol üçgenini kurabilmek için güçlü bir zorlama gerekir. Eğer "hasta yakınları" kendileri nevrotikseler ve "hasta"nın nevrozunu en azından bilinçdışı olarak birlikte sürdürüyorlarsa, o zaman, ahlaksal açıdan gerekli olduğunu bilseler bile, tedavide uysal bir yardımcı olma rolüne kolay kolay giremezler. Daha çok, bilinçdışı zorlamalardan ötürü, tedaviye sadece kısmen destek olmaya eğilimlidirler. Ancak, bu da kendi nevrotik gereksinmelerini bu sırada engellemeye uğratmayacak derecede olur.

Sadece hekim ve hastadan kurulu ikili tedavi düzenlemesini ille de inatla sürdürmek isteyen psikoterapistlerin içinde bulundukları çıkmaz o kadar açıktır ki, insan ister istemez ruh hekimliğindeki tedavi modelini organikçi hekimlikteki rol modeline uydurma çabalarının nasıl olup ta bu kadar uzun zamandır hiç esnetmeden sürdürülmek istendiğine şaşırır. Hasta yakınlarının, nevroza karşı terapistle işbirliği yapacaklarına, terapiste karşı hasta üyelerinin nevrozuyla, gizliden gizliye işbirliği yapmalarından ötürü, tedavi girişimleri başarısızlığa uğramış psikoterapist sayısı sanıldığından da çok fazladır. Eğitim dayanışmalarına ve çocuk psikoterapistlerine gönderilen çocuklarına, oralarda yapılan pedagojik uyanlara rağmen yine de bozuk eğitimleriyle zarar veren annelerin sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Bu annelerin tedaviyi böylesine bozmasını hiç bir çocuk psikoterapisti de engelleyememişti.

Öyleyse, bu iki kişilik tedavi düzenlemesine bu kadar uzun zamandır böylesine katı bir ilke olarak sımsıkı bağlı kalınması niyedir?

Bunun nedenlerinden biri, daha önce üçüncü bölümde de söylediği gibi, psikanalizin, Ödipus kompleksi kuramına rağmen, her şeyden önce salt bireye ait bir psikoloji olmasıdır. Bu yüzden, uzun süre sadece bireylerin iç çatışmalarında kullanılmıştır. Buna, ayrıca, hem hekim hem de hasta açısından değişik başka şeyler de eklenir. Pek çok vakada, nevrotik hastaların öncelikle istedikleri, terapistlerinin sadece kendilerine ait olmasıdır. Evde, ya da işyerinde içine düşmüş bulundukları kıskançlık çatışmalarından hiç olmazsa psikoterapide kurtulmak isterler. Sevgisi ya da yakınlığı konusunda başkalarıyla yarışmaya girmek zorunda olmayacakları bir terapisti ikircilliğe düşmeden kabul edebilirler.Beri yandan, psikoterapistler de bilirler ki, tek tek hastaların tedavisi, bütün bir ailenin birbirine bağlanıp demet haline gelmiş problemiyle uğraşmaktan daha az yorucudur. Tek bir hastanın sorunları hakkında bir görüşe sahip olmak, çok sayıdaki aile üyelerinin birbiriyle yumak haline geçmiş etkileşim çatışmaları hakkında bir görüşe sahip olmaktan daha kolaydır. Ayrıca, tek bir hastanın duygu aktarmalarına dayanmak ve bunları işlemek, nevrotik gerilimlerle huzursuzluk içindeki bütün bir grubun karmaşık duygu yığını ile uğraşmaktan daha hafif bir iştir. Bireysel tedavide, aile üyelerinin birbirleriyle çekişmeleri ya da bütün bir aile grubunun yoğun dayanışma içindeki direnciye uğraşma tehlikesi yoktur. Gerçi, bireysel tedavide de, ailenin geri kalan bölümünün sayısız tepkileri hissedilir[*] ve bu tepkiler sonucu bazı hallerde tedavi başarısızlığa uğrayabilir ama hiç olmazsa bunlar çoğunlukla tedavi odasına giremeyen can sıkıcı hasta yakınları olarak kalırlar. Gereğinde bunları hekimin sır saklama görevini öne sürerek uzakta tutmak ta mümkün olur.

Her hal ve durumda, bütünüyle haklı olmasa bile, yine de bu iki kişilik tedavi düzenlemesine uzun süre bağlı kalınmasını açıklayacak bir çok neden vardır. Ruh hekimliğinde ilk kez 3540 yıl önce, psikanalitik tedavi alanının sosyal psikolojik yönde yaygınlaştırılması yolunda yoğun bir ilgi uyanmıştır. O zaman, bazı analistler sadece tek tek psikiyatrik hastaların sorunlarıyla uğraşmayı ilke olarak yetersiz görmüşlerdir.

Burlinghami3 ve Bomstein9 annelerin çocuklan üzerindeki bilinçdışı etkilerle ilk uğraşan kişiler arasındadırlar ve 1932'de Burlingham, gözlemlerine dayanarak, annelerin de çocuklarının analizine katılmasını önermiştir. Böyle birleştirilmiş bir tedavinin zorluklarını, ama beri yandan ilke olarak büyük yararlarını da etraflıca anlatmıştır. Oberndorf65,66 ve daha sonra Mittelmarın64 nevrotik evlilik sorunlarının araştırılması ve tedavisi alanındaki öncülerdir.

Evli çiftleri kurallara uygun olarak psikanaliz yoluyla tedavi eden ilk kişi Oberndorf tur. Bu konudaki ilk raporunu 1933'de sunmuştur. 1936'da Nyon'daki Psikanaliz

Kongresinde kongrenin ana konusu "Aile Nevrozları ve Nevrotik Aile"dir. Laforgue, Leuba ve Aichhorn evli çiftler ve ana-babalarla çocuklar arasındaki patojen (hastalık doğurucu) ilişkileri tartışmışlardır.

Ailedeki hasta grup süreçlerinin araştırma ve tedavisindeki uğraşların güçlenmesi için niçin o günden bu yana bir iki yıldan fazla zaman geçmesi gerektiğini söylemek kolay değildir. Yine de bugün görüyoruz ki, adı geçen bu öncüler, psikanalizin en önemli yayılma alanlarından birinin kapısını ilk açanlardır. Son yıllarda aile dinamizması ve aile tedavisi üzerindeki yayınlar o denli hızlı bir artış göstermiştir ki, bunlar hakkında genel bir bilgi sahibi olmak daha şimdiden giderek zorlaşmaktadır. Çocuk ve genç psikopatolojisi alanındaki çoğu durumlar aile tedavisini şimdiden vazgeçilemez bir gereklilik haline getirmiştir. Lidz ve Fleck'in60,62,63 çalışma grubuyla, Bosmorzenyi Nagyio, Jackson52,53, 84 Wyrıne86, 95 ve diğerlerinin zorlu çabalan sayesinde, özellikle genç şizofrenlerin ailelerinin tedavisi kısa sürede şaşırtıcı bir gelişme göstermiş, geniş çapta anlam kazanmıştır. Ana-Baba-Çocuk sorunları yanısıra evlilik sorunlarının tedavisi için de ilginç modem yöntemler geliştirilmiştir. Bu konuda Obemdorf ve Mittelmarın'dan sonra özellikle Dicksi9,20 Ackermani,2, Breene43, Brodyi2, Watson 92 ve Dodgersso yeni yollar açmışlardır. Yalnız bu özel alandaki yayınlar bile son zamanlarda korkunç artış göstermektedirler. Sager'in82 tarama çalışmasında şu anda uygulanmakta olan analitik yönelimli evli çift tedavisi yöntemlerinin yeniden az olmadığı bildirilmektedir. Bu yeni yöntemlerin hangilerinin kalıcı olup değerlerini saklayacaklarını, hangilerinin ise sadece geçici bir deneme yolu sayılacaklarını şu anda söyleyemeyiz.

Evlilik sorunlarının tedavisiyle genç şizofrenlerin ailelerinin tedavisinden bir solukta, aynı paragraf içinde söz etmemiz, aile tedavisi kavramının ne denli heterojen bir alanı kapsadığını göstermeye yeter. Aile tedavisi yoluyla tedavi edilebilecek durumlar çok çeşitlidir. Bunlar arasında evli çiftler, anababa ile tek çocuk, anababa ile çocuklar ve büyük anababalarla birlikte aileler sayılabilir. Evli çiftler teker teker tedaviye alınabilecekleri gibi, üç ila beş çifte kadar gruplar halinde de alınabilirle,69,70. Çocukların ayrı tedavisi yanısıra buna paralel olarak yürütülen anababa grup tedavileri aynı zamanda evlilik ve çocuk eğitimindeki sorunların da anlaşılmasına yarar, Bir, iki, ya da üç terapistle sürdürülen aile tedavileri de vardır. Bundan başka, değişik aile üyelerine ortak tedavi («conjoint therapy») uygulanabildiği gibi, bunlar aynı terapist tarafından ayrı ayrı seanslar halinde («concurrent therapy» eşzaman tedavi) veya değişik, ama birbirleriyle işbirliği içinde çalışan terapistler tarafından («collaborative therapy» = işbirliği halinde tedavi) da tedavi edilebilirler. ayrıca, değişik terapistlerle ayrı ayrı seanslar yapan aile üyelerinin, kendi terapistleriyle birlikte katıldıkları ortak seansları birbiriyle dönüşümlü olarak sürdürme denemeleri de yapılmaktadır. Son zamanlarda, bazı yerlerde, ailelerin hep birlikte psikiyatri kliniklerine yatırılarak orada bir topluluk halinde tedavi edildikleri de görülmektedir.55 Tedavi gruplarının yapılarındaki ve teknik düzenlemelerdeki bu çeşitlilikten olduğu kadar, yeni geliştirilmekte olan bu yöntemlerin daha henüz deneme niteliğinde olmalarından ötürü, genelinde aile tedavisi konusunda fazla aydınlatıcı açıklamalar yapmak kolay değildir.

Yine de şurası belirgindir: Aile tedavisi deyimi ile kesinlikle belli bir tedavi tekniği düzenlemesi değil, birbirinden oldukça farklı bir çok yöntem anlaşılmaktadır. Bütün bu yöntemlerin sadece nesneleri (malzemesi) ve amaçlan ortaktır. Nesneleri, her hal ve durumda salt bireylerarası bir ilişki çatışmasından değişik olarak, bir aile çatışmasıdır. Amaçlan ise, bu çatışmanın elden geldiğince bütünüyle, ya da en azından kısmen giderilmesidir. Bu konuda Haley ve Hoffmarın46 şöyle derler: "Aile tedavisindeki yöntemlerin çeşitliliği yüzünden aile tedavisi sadece yeni bir iyileştirme yöntemi olarak tanımlanamaz. Bu daha çok psikiyatrik sorunların nedenlerini ve tedavisini kavramlaştırmada yeni bir yoldur."

Burada söz konusu olan, tanımlamadaki bir ayrıntıcılık değil, bu tedavinin bireysel tedaviden ciddi bir değişiklik göstermesidir ki, aradaki bu farkı anlamak çoğu aile tedavicisi ve aile danışmanı için bile oldukça zordur. Aradaki fark, tedavicinin düşüncesinde kökten bir değişiklik yapmasını zorunlu kılar. Bu değişiklik, tek hasta yerine bütün aile üyelerini aynı zamanda ortaklaşa onunla birlikte tedavi etmeleri gibi sadece biçimsel bir durum değişikliğinden çok daha önemli bir şeydir. Bu düşünce değişikliğindeki en önemli adım, herhangi bir korku, depressif duygulanım ya da başka bir belirtiyi sadece onları gösteren tek bir kişinin özelliği olarak almayıp, bütün aile grubunun özelliği olarak alıp işlemektir. Aile bu bozukluğa neden gereksinim duyar? Gurupta ne olmuştur ve şimdi bu sorunla nasıl başedilmektedir? Aile çatışmayı içinde bölünmeyle mi yok edecektir? Yoksa dayanışmaya geçip, bunu yadsıyarak bastıracak ve belki de dışa mı yansıtacaktır? Yoksa dayanışmaya geçip, bunu yadsıyarak bastıracak ve belki de dışa mı yansıtacaktır? Kendi kendini tedavi denemesine mi hazırlanmaktadır? Belirti taşıyan bir üyesini bu yükten kurtarmak için yapısını mı değiştirmektedir? Aile, çaresizlik duygusundan ötürü, kendiliğinden, dışardan bir yardım mı ayarlamaktadır? Başvurduğu terapistten, onun bir baba gibi düzeni sağlamasını mı, bir anne gibi engellenmiş pasif istekleri yerine getirmesini mi, yoksa hakem olarak başarısızlığa uğramasını ve böylece onu şamar oğlanı gibi dışlayabilmeyi mi beklemektedir. Ya da terapistten başka bir şeyler mi istemektedir?

Aile içindeki bozuk konuşmaya en iyi şekilde nasıl katılabileceğini ve, her şeyden önce, tek yanlılığa düşmeksizin, aile grubunun tümüne yararlı olabilmek için yardımlarını ne türde yönetmesi gerektiğini anlayabilmek için, aile tedavicisi bütün bunları açıklığa kavuşturmaya çalışmak zorundadır. Hastalığın tanısı, doğuş nedenleri, gidişi ve tedavide terapisti ne gibi görevlerin beklediği yolunda böylesine sosyal psikolojik bir düşünme, aile tedavisinin söz konusu olup olmayacağına karar vermede en önemli ölçüttür. Tedavide ne gibi bir teknik düzenleme yapılacağı konusu bundan sonra gelir. Seçilecek tedavi düzenlemesi, her ailenin kendine has probleminin işlenmesi ve çözümlenmesine en uygun düşecek düzenleme olmalıdır. Amerikanın aile tedavisi alanındaki en önemli öncülerinden olan N.W. Ackerman şöyle der: "Tedavi teknik yönteme değil, soruna yönelik olmalıdır" (Treatment must be problem oriented, not technique oriented)2

Esnek biçimde kullanılan teknik düzenlemeler aile tedavisi çatışmalarını olanaklı kılmağa yararlar ama bunlar ille de aile tedavisi demek değildirler. Bir evli çifti, evü çift gruplan! a ya da anababa ile çocuklan bir arada tedaviye alan herkes kendisinin aile tedavicisi olduğunu iddia edemez. Aile tedavicisi sayılabilmeleri için evlilik veya ana baba çocuk problemini bir bütün olarak kavrayıp tedavi edebildiklerini kanıtlamaları gerekir. Aile tedavisi, aile üyelerini hep bir arada karşısına oturtmakla kendiliğinden oluşmaz. Böyle bir sosyal psikolojik deney kolaylıkla yanlış yola sapabilir ve deneyimsiz ya da beceriksiz bir terapist bir de bakar ki karşısında birbiriyle yarışma içinde çekişen tek tek hastalardan kurulu bir grup oluşuvermiş, ya da grup eski geleneğe uyan biçimde" Hasta cephesi" ile "Hasta aile cephesi" olmak üzere ikiye bölünüvermiştir. Başlangıçta bu gibi aktarma sorunlarının ortaya çıkması doğaldır, ancak böylesine bölünmelerin gözden kaçıp kalıcı bir hal almaması için hemen farkedilerek üzerinde çalışılması ve giderilmesi gerekir. Aksi halde, aile tedavisi düzenlemesi görüntüsü ardında yapılan yine bireysel tedavi olur. Ya ailenin direnci, ya da terapistin yetersizliği, tedavide ailenin sorununun ana tema olarak ele alınıp işlenmesini engellemiştir.

Doğru yürütülen bir aile tedavisinde hasta, ailenin kendisidir. Bu tedavide bireylerin kendi dertleri, bireysel psikanalizde, analiz olmakta olan hastanın bedenindeki yerel bir belirtiden daha fazla önem taşımaz. Ailenin derdinin fizyopatolojik temeli grubun konuşma bozukluğuna bağlı iletişim bozukluğunda yatmaktadır. Konuşma, ya aile içindeki bir yarılmadan ötürü (semptom ailesi) kesilmiş, gevşemiş, ya da aile üyelerinin karşılıklı anlaşmasıyla konusu daraltılmış, sanrılarla "deli"leştirilmiş veya histerik biçimde içeriksizleştirilmiştir (karakter nevrozlu aile). Dolayısıyla, aile tedavisi sadece bu konuşma bozukluğuyla uğraşmalıdır.

Ailenin psikanalitik incelenmesi sırasında, aile üyelerinin birinin, psikolojik açıdan aileden uzakta yaşadığı haller de olabilir. Bu durum 13. bölümdeki hasta öyküsünde görülecektir. Ailenin bir üyesinin kişisel bağlılıklarını ailenin dışına kaydırmış olmasının farkedilmemesi, bu gibi aile nevrozlarının özelliğidir. Böyle "kenarda kalmış" (marjinal) bir kişinin aile tedavisine aktif olarak katılması her zaman kolay sağlanmayabilir. O zaman sadece "geri kalan grup" tedavi edilecektir. Ayrıca, başka geçerli nedenlerle ailenin tüm üyeleri değil de, sadece ortak özel sorunlara olan iki veya üç üyesi aile tedavisini gereksinirler. Bu, genellikle, çocukların olaya ikincil olarak katıldıkları, ana-babaların evlilik çatışmalarıdır. Böyle durumlarda çocukları katmadan sadece karıkocanın tedavisi yetebilir. Anababaları kendi evlilik çatışmalarıyla daha iyi baş edebilmeyi öğrendiklerinde, çocukların zaten otomatik olarak rahatlaması beklenir.

Babanın tam katılmasını gerektirmeden de tedavi edilebilen oldukça sınırlı Ana-Çocuk çatışmalarına sık rastlanmaktadır. Burada, ana-çocuk nevrozunda babanın kendisinin aktif bir etkisi olmamıştır. Ancak, tanı koymada ve tedavi planını düzenlemede, "Ana-Baba-Nevrozu"nda çocuğun, "Ana-Çocuk-Nevrozu"nda babanın ve "Baba-Çocuk-Nevrozu"nda ise annenin de birlikte ele alınması gereği kuşku götürmez. Bu gibi, işe daha az karışmış aile üyeleriyle hiç olmazsa bir kez konuşmak ve gereğinde onlara öğütler vermek yararlıdır. Ancak, bunların ille de birlikte tedaviye alınmaları zorunlu olmayabilir. Ne var ki, ailenin bir üyesinin böyle kenarda kalmış gibi gözükmesinin ailenin dışlama taktiğinin bir sonucu olduğu da bazan ortaya çıkabilir. O yüzden, halen bölünmüş ve aileden yan kopmuş gibi gözüken bu aile üyelerini de tedaviye katmakta yine de yarar vardır. Aksi halde, bu kişiyi dışarda bırakan tedavi düzenlemesiyle, farkında olmadan ailenin dışlama taktiğine katılma ve böylece durumu daha da hasta hale sokma tehlikesi başgösterebilir.

Mesleki zorunluklar, ertelenemeyen ev işleri ve benzeri diğer engeller gibi dış nedenler, ara sıra bazı aile üyelerinin tedaviye katılmalarını önleyebilir. Tedavi düzenlemesinde, her zaman, gözönüne alınması gereken böyle zorunlu dış nedenler bulunabilir ve bazı üyelerin tedaviye katılmasından vazgeçilebilir. Ama böyle durumların her birinde bu gibi dış nedenlerin gerçekten mi bulunduğu, yoksa kişilerin iç dirençlerine bir bahane olarak mı kullanıldığı iyice araştırılmalıdır. Zira, tedaviye gerçekten katılmak isteyen kişilerin bunu yapabilmek için ne büyük çaba gösterip, ne gibi olanaksızlıkların üstesinden gelebildikleri bilinir. Dolayısıyla, belli bir aile üyesinin o tedaviye katılmasının mutlaka gerekli olduğuna inanan bir terapist, dışa bağlı olarak belirtilen özürlere hemen kanıp boyun eğmemelidir. Bir kaç görüşmeden sonra, o kişiyle terapist arasında güvenli bir ilişki kurulduğunda, istenilen tedavi düzeni çoğunlukla kolayca sağlanabilir.

Bir tedavinin aile tedavisi sayılabilmesi için tedaviye kaç kişinin katılması gerektiği üzerinde uzmanlar henüz görüş birliğine varmamışlardır. Bazıları, tedavide ana konu bütün ailenin sorunu olduğu sürece, tek bir aile üyesiyle bile yapılsa, buna "Aile Tedavisi" adının verilebileceğini öne sürerlerken, buna karşılık, örneğin Sager, aile tedavisi sayılabilmesi için grubun en az üç aile üyesinden kurulu olması görüşündedir. Çoğu zamanlar ise, çocuksuz evli çiftlerin tedavisinin de aile tedavisi kavramı içinde anılması görüşünde birliktirler. İster iki, ister üç, isterse daha fazla aile üyesiyle olsun, grup sorunlarına yönelik bütün tedaviler birbirleriyle yakından ilişkilidirler. Onların aralarındaki farklar, klasik bireysel tedaviye göre gösterdikleri ortak farklılıktan çok daha azdır. Asıl önemli ölçü budur.

Aile tedavisinde tanımlama sorunları da epey, güçlük yaratır. Psikanalist olarak akla en son gelecek bir takım karanlık noktalar belirir. Örneğin, aile tedavisinin sadece, katı sınırlarıyla yasal açıdan aile sayılan gruplarda mı kullanılacağı gibi bir soru ortaya çıkar. Karşımıza gelen çift resmen evli değilse ne olacaktır?

Terapist, bir yandan yasal açıdan birbirleriyle bir aile kurdukları halde, aralarında koskoca bir dünya varmış gibi birbirinden uzakta, ilgisiz yaşayan ve asla bir aile tedavisinde işbirliğine girmeyecek kişilerle karşılaştığı gibi, öte yandan da, yasal açıdan aile statüsüne girmedikleri halde, gerçekten bir aile gibi bir arada yaşayan ve aralarında çıkan çatışmaların da tıpkı bir ailede olduğu gibi düzeltilmesi gereken kişilerle karşılaşabilir. Öyleyse, terapist için kararlaştırıcı ölçü, bu kimselere aile tedavisi modelindeki tanı ve tedavinin uygulanabilir olup olmamasıdır. Başka bir deyişle: Önemli olan grubun yasal biçimi değil, psikososyal yapısıdır. Sager'in Newyork'taki Aile Tedavisi Araştırma Grubu bunu şöyle tanımlar: "Bizim aile tanımlamamız (evli, ayrılmış, evliliğe benzer bir ortaklık içinde yaşayan veya birlikte yaşamayı planlayan) çocuklu veya çocuksuz bir çifti, ya da en az üç kişiden kurulu olup, bir aile tedavisi seansına sözel katılımda bulunabilecek herhangi bir yakın akraba grubunu içerir...""Bu kişilerin ille de aynı dam altında yaşamaları gerekmez. Buradaki ölçüt, karşılıklı duygusal içerilmedir."Bu pragmatik yönelimin genellikle yararlı olduğu görülmüştür, çünkü aile tedavisinin amacı, ailenin bir kurum olarak tedavisi değil, birbirleriyle ortak sorunları olan özel bir insan grubunun tedavisidir.

Doğal olarak, aile tedavisi de sıklıkla bir takım yasal gerçeklerle yüzyüze gelir. Aile yasasındaki karışıklıklarla, psikososyal çatışmalar arasında çoğu kez yakın karşılıklı ilişkiler vardır. Bunlar, evlilik dışı gebeliklerde, kan veya kocanın birbirini aldatmalarında, boşanma durumları ile boşanmadan sonra çocukların vesayeti v.b. durumlarda görülür. Yasal alanda, ruhsal süreçlerin nedeni, belirtileri ve sonuçları olarak bazı kararlara varılabilir. Bunlar aile tedavisi çabalarının gidişi üzerinde öylesine etkili olurlar ki, terapistin bu yasal durumları çok ciddi olarak gözönünde bulundurması gerekir. Gözönünde bulundurmak ille de bunlara bağımlı bir tutuma girmek demek değildir. Analitik aile tedavicisi kurumların koruyucusu, yasal ya da ahlak normlarının temsilcisi değildir. O bakımdan[†] daha önce de belirttiğimiz geniş kapsamlı aile kavramını ele alırken, psikolojik kategorileri bilinçli olarak hukuk kategorilerinin üstünde tutarak, daha özgürce çalışır.

Tanımlamadaki son bir soru da aile danışmanlığı ve aile danışmanlığının asıl aile tedavisinden nasıl ayırt edildiğidir.

Bundan kısa süre önce yer alan bir uzmanlar kongresinde bu soruya kesin bir yanıt verilememiştir. Hastalıkları iyileştirme anlamındaki tedavi (terapi) kavramı Almanya'da belli bir yasal korunma altındadır. Tedavi sadece hekimler ve yardımcı sağlık personeli tarafından uygulanabilir. Dolayısıyla, yasa gözünde, eğitim danışmanları, evlilik danışmanları, sosyal hizmet uzmanları, psikagoglar* ailelere sadece danışmanlık yapabilir, fakat aile tedavisi uygulayamazlar.

Oysa durum, yasal düzenlemelerin tahmin edebileceğinden daha karışıktır. Tıp uzun süredir sadece organ hastalıklarıyla uğraşıp, duygusal rahatsızlıkları ihmal ettiğinden, diğer bazı meslek gruplan bu boşluğa girip yayılmışlardır. Böylece, psikanaliz eğitiminden geçtikten sonra psikanalist olarak çalışan ve pek çok ta iyi iş çıkaran psikologların sayısı gittikçe artmaktadır. Özellikle aile tedavisi alanında, bol sayıda eğitim danışmanları, sosyal hizmet uzmanları ve psikagogların, iyi bir eğitim görmüş olup, meslekleri konusundaki yayınlan dikkatle izlemeleri ve özel yetenekleri sayesinde, titizliği ve etkililiği bakımından "tedavi" adını almaya çoğu hekimin ailelerle ilişkilerindeki, kavramlara dayanmayan, tümüyle pragmatik yaklaşımlarından çok daha fazla hak kazanmış bir aile danışmanlığı şeklini oluşturdukları görülmektedir. Buna karşılık hekimler, hiç bir bilimsel tedavi kriterine uymayan, amatörce "cesaret verici konuşma"larına, kendileri diledikleri için yine de "Aile Tedavisi" adını verebilmektedirler. Oysa, "vaka çalışmalarında titiz bir eğitimden geçmiş bir sosyal hizmet uzmanı, problemli bir aileyle, psikolojik açıdan ayrıntılı ve dikkatle düşünerek yürüttüğü, aylarca süren çalışmasına "terapi" etiketini koyacak olursa, yasal açıdan suçlu sayılıp cezayı hak eder.

Yasal düzenin gerçeğe yönelmede yeterli bir yardımda bulunamadığı ve üstelik gelecek için de uygun bir yol gösterici olmadığı burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bugün bir şeyi açıkça görebilmekteyiz ki, o da, önemli bir gelişimin başlangıcında olan aile tedavisi alanı kendisine yeni kuşaklar getirmede, "tedavi"yi tekelinde tutan meslek grubundan, yani hekimlerden, pek yardım alamayacaktır. Bu yüzden, klinik ve sosyal psikolojik görevleri üstlenmiş yetenekli psikologlarla sosyal pedagogların bu yolda daha iyi bir eğitimle yetiştirilmeleri ve yasa yetkilerinin de buna göre genişletilmesi düşünülmelidir. İşte burada bir yenileşme hareketi, bir reform gereklidir. Kuşkusuz ki, psikanalistler, bu reform hareketi kararlı bir biçimde ele alınmadığında, yürürlükteki düşünceyi değiştirmenin o kadar kolay olmayacağının farkındadırlar.

Toplum ruhsal bozuklukların düzeltilmesinde hem nicelik hem de nitelik bakımından yeterli yardım olanaklarını düzenlerken, aynı zamanda ruh hastalıklarına karşı önyargısını da azaltmalı, bunların bir "kusur"dan çok bir hastalık olduğunu kabul etmeyi öğrenmelidir. Nitelikli psikolojik ve sosyal psikolojik tedavi ölçülerinin de doğru adlarla anılıp, uygun biçimde değerlendirilmesi bu önyargının alt edilmesine bağlıdır.

Böyle bir gelişmenin umudu içinde, burada, "aile tedavisi" sözcükleri, sistematik aile dinamizması kavramından yola çıkan ve ailedeki bozuklukları düzeltmeye yönelik bütün çalışmaları içeren bir genel deyim olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla, bugün sadece "danışman" olarak nitelenen kişiler, "aile tedavisi" konusundaki deneyimlerinden ötürü, bu kitabı, sadece doğa bilimsel temele dayalı tedaviye yönelmiş hekimlerden daha kolay anlayacaklardır.

Tedavi tekniği açısından, "danışma" ile "tedavi" arasında o kadar da büyük bir fark yoktur, çünkü derinliğine inen titiz bir psikolojik danışmanlık aslında "küçük çapta tedavi"den pek başka bir şey değildir. 15. bölümde sergilenen örnek, tedavi ile danışma'nın birbiriyle nasıl içiçe ve yakın ilişkili olduğunu ve o kadar sistematik olmayan, daha gevşek ve kısa süreli bir danışmanlık çalışmasının da bir aile çatışmasını çözümlemede katı sınırlarıyla belirlenen tedavi kadar yararlı olabileceğini gösterir.


 

[*] Freud, hasta yakınlarının, hastanın psikanalizi sırasında herhangi bir dönemde teda­viye karşı koymalarını "doğal" ve "kaçınılmaz” bulur.

[†] psikagog: psikolog olmayan, fakat ruh hastalıklarının çeşitli tedavi yöntemlerinde eğitim görmüş olan kişiler. Bunlar arasında ruh hastalarına konuşma, iş, uğraş, jimnas­tik, oyun tedavileri vb. konusundaki uygulamalarda çalışanlar vardır (Çev.N.)

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült