Hikaye

 

 

İyilik Perisi

Sulhi Dölek


Merhaba.”

Çocuk sese döndü. İlgisizce karşılık verdi. “Merhaba.”

“Benim kim olduğumu biliyor musun?”

“Yooo!”

“Ben senin iyilik perinim.”

“Aman ne iyi! Yeni mi aklına geldi beni aramak?”

“İşlerim çoktu. Senin sıran ancak geldi.”

“Sıram ancak mı geldi? Hani benim iyilik perimdin? Benden başkalarıyla da mı ilgileniyorsun?”

“Ne yazık ki öyle.”

“Ne dünya!” diye içini çekti çocuk. “Kişi başına bir iyilik perisi bile düşmüyor.”

“Öyle deme. İki üç perisi olan şanslılar da var.

“Buna şaşırdım diyemem,” dedi çocuk. Yerdeki taş parçasını tekmeledi. Kamı seslice guruldadı o sırada.

“Senin karnın aç galiba küçüğüm.”

Gülümsedi çocuk. “Kırk yılın biri geliyorsun ama, akıllısın hiç olmazsa. Nasıl anladın?”

“Benim işim bu.”

“Öyleyse ilk kez aç kalmadığımı da biliyorsundur.”

Bir süre konuşmadan yürüdüler.

“Belki zaten biliyorsundur ama, üşüyorum da ben.” dedi çocuk.

“Vah vah,” dedi iyilik perisi, sevecen bir sesle. Hazır giyecekler satan bir dükkanın önünde iki adam, birbirlerine çocuğu göstererek konuşuyorlardı. Yanılıyor muydu yoksa çocuk? Hayır, hayır. İşte, göbeklisi onu çağırıyordu.

“Hey küçük!”

Duymamış gibi yaptı.

“Gelsene buraya.”

“Beni mi çağırıyorsunuz?”

“Seni ya. Başka kim var burada?”

İstifini bozmadan, adımlarını hızlandırmadan gitti yanlarına.

“Tamam, bu iyi,” dedi göbekli adam. “Gel içeri oğlum.”

“Gördün mü?” diye çocuğun kulağına fısıldadı iyilik perisi. “Dükkan sımsıcak. Gir de ısın.”

İçeri girdi çocuk. Çini sobaya sokuldu.

“Yaklaş oğlum, çekinme.”

“Hadi, işin iş,” diye gülümsedi iyilik perisi.

“Sanırım yeni giysilere kavuşuyorsun.”

Gerçekten de dükkan sahibinin elinde gri, kırçıllı bir takım vardı. Göbekli adamsa ellerini arkasında kavuşturmuş, babacan babacan bakıyordu.

“Çıkar oğlum üstündekileri.”

İkiletmedi. Sonra satıcının uzattığı yeni pantolona soktu sıska bacaklarını. Doğrusu tam oturmuştu. Paçaları biraz uzundu ama...

“Paçaların zararı yok,” dedi göbekli adam. “Kıvrılabilir.”

“Elbette” dedi dükkancı. Ceketi de giydirdi. Ohhh! Ne de güzel ısıtıyordu insanı bu ceket! Üstelik çok alımlıydı.

Karnından gelen gurultuyu herkes duydu. Utancından kıpkırmızı kesildi çocuk. İki adam birbirlerine bakarak anlayışlı bir alaycılıkla dudak büktüler. Kahvecinin çırağı tam o sırada girdi içeri. Boş bardakları alacaktı.

“Hemen bir çayla bir sandviç yetiştir, olmaz mı?” dedi ona dükkancı.

“Yaşadın sevgili küçüğüm,” diyerek ellerini ovuşturdu iyilik perisi. “Karnına birkaç lokma girecek. Belki biraz da cep harçlığı verirler. Ne de olsa önümüz bayram.”

Sımsıcak çayla ne güzel yenirdi sandviç! neli sandviç gelecekti acaba? Adaam! Neli olursa olsun.

“Pantolon iyi de, ceketin omuzları oturmadı.” dedi şişman adam.

“Askıda ütüsü bozulmuştur.” diye bir şeyler geveledi satıcı. “Aslında tam küçüğe göre.”

Diretti şişman adam. “Yok, yok. beğenmedim.”

“Başkasını deneriz beyim. Bizde giysi çook!”

Ucu kancalı upuzun sırığıyla yukarıdaki demirden kahverengi bir takım indirdi. Griyi yerine astı.

“Kahverengi hoşuna gider mi?” diye sordu iyilik perisi.

“Deli misin?” dedi çocuk. “Renk mi düşüneceğim bir de?”

Kahverengileri giyinip ceketin önünü ilikledi.

Şişman adam bütün giysilere birer kusur buluyordu. Yok kolu kısaymış, beli oturmamış, kumaş iyi değilmiş, pantolon çok darmış... Çocuk görgüsüzlük etmekten çekinmese söze karışacaktı. “İyi, iyi,” diyecekti. “Vallahi çok iyi. Razıyım ben.” Giyecek olan kendisi değil miydi? İçi gidiyordu. Ya şişman adam, beğenisine uygun bir şey bulamaz da giysiyi almaktan cayarsa?

Korktuğuna uğramadı neyse ki. Sonunda göbekli adamın istediği gibi bir takım bulundu.

“Tamam. İşte bu çok güzel!”

Gerçekten de güzeldi. Aynada kendini tanıyamıyordu çocuk. Kılık nasıl da değiştiriyordu insanı! Bie iskemlenin üstünde yığılı duran eski giysilerine baktı. Ne zavallı görünüşleri vardı! Onları bunca zaman sırtında nasıl taşıdığına şaştı.

“Bir de palto gerek” dedi şişman, iyi yürekli adam.

Körün umduğu bir gözken... Çocuk sevinç delisi oldu. “Yaşa sen e mi!” dedi iyilik perisine.

Alçakgönüllülükle gülümsedi iyilik perisi. “Bana değil, şişman adama teşekkür edersin.”

Doğruydu. Para onun cebinden çıkmayacak mıydı?

Palto da seçildikten sonra sıra pazarlığa geldi. Pazarlık uzadıkça çocuğun ödü kopuyordu, ya adam almaktan vazgeçiverirse?

Sonra uyuştular.

“Ben kaçıyorum,” dedi iyilik perisi. “Sana daha fazla zaman ayıramam.”

“Güle güle,” dedi çocuk. “Seni bekleyen başkaları da vardır.”

“Çıkar da saralım oğlum,” dedi satıcı.

Demek ki giysileri hemen kirletip çamurlamasını istemiyorlardı. Bu kirli gövdeye yeni giysi giyilir mi hiç? İlkin bir yıkanması gerekirdi.

Soyunup partallarını giydi yine. Bekledi. O sırada kahveci çırağı, çayla sandviçi getirdi.

“Hay yaşayasın!” dedi dükkancı. “Açlıktan gözlerim kararıyor. Sabahtan beri tek lokma yemedim. Koyuver tezgahın üstüne. “Şişman adama döndü. “Size de bir tane getirtse miydim?”

“Teşekkür ederim. Birazdan yemek yiyeceğim zaten.”

Çocuk şaşırmıştı biraz. Demek çayla sandviç kendisine değildi. Adaam sen de! Yeni giysiler açlığını çoktan unutturmuştu ona.

Ceket, pantolon ve palto güzelce paketlendi. Şişman adam parayı ödedi.

“İyi günlerde giysin,” dedi satıcı. “Uymazsa getirin, değiştirelim.”

Uymazsa mı? Pek güzel uymuştu işte. Dahası neydi?

“Küçüğün kendisini getirseydiniz daha iyi olurdu.”

“Okulu var,” dedi şişman adam. “Zaten tam bunun iriliğinde işte. Yaşça bizimki daha küçüktür ama. boylan falan aynı. Buna olan ona da olur.”

Satıcı, çocuğa döndü. “Tamam, sen gidebilirsin artık.”

“Sana zahmet oldu oğlum,” dedi şişman adam.

Zahmet? Yok canım. Taş atmış da kolu mu yorulmuştu? Sıcak dükkan, çay, sandviç, ceket, sandviç, çay, palto, sıcak, soğuk, aç, tok...

“Gitsene oğlum, ne bekliyorsun?”

Ayakları birbirine dolaşarak kapıya yürüdü.

“Hasta mıdır nedir? Duymamış gibi bakıyor adamın yüzüne.”

“Keşke eline birkaç kuruş sıkıştırsaydım.” dedi şişman adam. “Belki bahşiş falan ummuştur.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült