Hikaye

 

 

İyi Kalpli Volkan Kayası

Kenci Miyazava


Sönmüş bir volkanın eteklerindeki düzlükte, meşe ağaçlarının gölgesinde ‘Bego’ denilen kocaman siyah bir kaya uzun zamandır suskun suskun oturuyordu.

‘Bego’ adını ona, oralarda otların arasına dağılmış, sivri köşeli, pek de büyük olmayan öteki siyah kayalar takmışlardı. Bunun dışında, ‘kitap’ gibi güzel bir adı da vardı ama, Bego’nun bundan haberi yoktu.

Kaya Bego’nun sivri köşeleri yoktu, iki ucu yuvarlak, yumurta gibi bir şekli vardı. Çaprazlamasına, iki sıra taştan bir kuşak da tüm gövdesini sarıyordu. Son derece görgülüydü, asla kimseye kızmazdı.

Belki de o yüzden, ortalığı derin bir sis kaplayıp da, gökyüzünün, dağların ve ilerideki ovanın görünmez olduğu can sıkıcı günlerde, sivri köşeli kayalar Bego ile dalga geçip eğlenirlerdi.

Hey, Bego! Bugün karnının ağrısı geçti mi?

Karnım ağrımıyor, diye Bego sakince yanıtlardı.

Hah hah haa... Hah hah haa...

Hey, Bego! Dün gece, baykuş sana kırmızı biber getirdi mi?

Hayır. Baykuş, dün gece buraya uğramadı.

Hah hah haa ... Hah hah haa...

Hey, Bego! Dün gece, yabani atlar üstüne çİş yaptı mı? Vah zavallı!

Başıma öyle bir şey gelmedi.

Hah hah haa... Hah hah haa...

Hep bir ağızdan gülüşüyorlardı.

Hey, Bego! Yeni bir yasa çıkmış, yuvarlak ya da yuvarlağa benzeyen her şey, yumurta gibi çatırt diye kırılacakmış. Sen de, vakit varken kaç istersen.

Teşekkür ederim. Ben de yusyuvarlak güneş efendimizle birlikte, çatır diye kırılırım artık.

Hah hah haa... Hah hah haa... Öyle şapşalsın ki, seninle uğraşılmaz.

Tam o sırada, sis dağılıp, güneş kurşuni ışınlarıyla masmavi gökyüzünü aydınlatmaya başlayınca, sivri köşeli kayalar yağmurdan yapılan içkileri, kardan yapılan mezeleri düşünmeye başladılar. Bego da, sessizce yusyuvarlak güneşi ve masmavi gökyüzünü izlemeye başladı.

Ertesi gün, yine sis çökünce, sivri köşeli kayalar tekrar Bego’yla alay etmeye başladılar.

Hey, Bego! Bizim sipsivri köşelerimiz var ama, sen niye öyle yusyuvarlaksın? Halbuki volkandan aynı zamanda fırlatılmıştık.

Ben doğduğumda, henüz alev alev yanarak gökyüzüne yükseldiğimde fırıl fırıl dönmüştüm, o yüzden.

Haa... Biz havaya yükselirken de, iyice yükselip bir an durduğumuzda da, hatta yere düşerken de hiç kıpırdamadık. Sen niye öyle fırıl fırıl dönüp durdun ki?

Bilmem. Ben dönmeyi düşünmemiştim. Benim vücudum havada dönüp durdu, elimden bir şey gelmedi.

Haa, elbette. Korkunç bir şeyle karşılaşınca, vücut titrer tabii. Sen de korkaksın demek.

Olabilir. Aslında, o sıradaki sesler ve ışık müthişti.

Öyle elbette. Korkaksın. Hah hah haa. ..Hah hah haa...

Sivri köşeli taşlar, hep bir ağızdan yüksek sesle gülüştüler. Sis dağılınca, sivri köşeli taşların her biri başka bir şey düşünmeye başladı.

Kaya Bego da, suskunca meşe yapraklarının ışıltılarını izlemeye başladı.

Ondan sonra birçok kez, karlar yağdı, sonrasında otlar bitti yeniden. Meşe ağaçları defalarca eski yapraklarını döküp, yeni yapraklar çıkarttılar.

Günlerden bir gün meşe ağacı,

Bego, çok uzun zamandır seninle yan yanayız, dedi.

Evet, öyle. Sen de kocaman oldun.

Eskiden küçükken, senin zirvesi görünmeyen kocaman bir dağ olduğunu düşünürdüm.

Ama şimdi, senin boyun benimkinin beş katı vardır.

Eh, var tabii.

Meşe, dallarını kibirle salladı.

Kaya Bego çok iyi yürekli ve nazikti. Onun bu haliyle yalnız kaya arkadaşları değil herkes dalga geçmeye başlamıştı. Hanımeli şöyle dedi.

Hey, Bego. Sonunda benim başım altın taçla süslendi.

Tebrikler, hanımeli.

Sen ne zaman taç takacaksın?

Bilmem, ama sonbaharda takmam herhalde.

Öyle mi? Çok yazık. Fakat... Senin zaten tacın yok mu?

Hanımeli bunları söylerken kaya Bego’nun üzerini kaplayan yosunlara bakıyordu.

Kaya Bego gülerek,

Hayır, bunlar yosun, dedi.

Öyle mi? Pek gördüğüm bir §ey değil de...

Bu konuşmanın üzerinden on gün geçmişti. Hanımeli şaşkınlıkla haykırdı.

Hey, Bego! Sonunda senin de tacın oldu! Bak, üzerindeki yosunların hepsi kızıla çalmış. Tebrikler!

Kaya Bego, acı bir gülümsemeyle öylesine yanıtladı.

Teşekkür ederim. Ne var ki, o kızıllıklar yosunların taçları. Benim değil. Benim tacım, kısa bir süre sonra tüm ovayı gümüş rengine boyayarak gelir.

Bu sözler, hanımelinin yüreğini hoplatmıştı.

Karı kastediyorsun. Eyvahlar olsun! Eyvah!

Kaya Bego pot kırdığının farkına varıp, hanımelini yatıştırmaya çalıştı.

Kusura bakma hanımeli. Karın yağması senin için iyi olmayabilir ama, her yıl kar yağar, elimizden bir şey gelmez. Ama, gelecek yıl kar kalktığında, mutlaka yine gel.

Hanımeli cevap vermedi. Ertesi günü, sivrisinek vızıldayarak yanına yaklaştı.

Yahu, bu ovada amma da çok gereksiz şey var. Sözgelişi, bu Kaya Bego gibi. Kaya Bego gibi bir şey hiçbir işe yaramaz. Köstebek gibi toprağı oyup, havalandırmak gibi işler yapamaz. Otlar gibi çiyleri biriktirip, bize göz ziyafeti de çekemez. Vızz, vızz...

Sonra uzaklaşıp gitmişti.

Kaya Bego’nun üzerindeki yosunlar, önceden beri birçok kez böylesi kötü sözler işitmişlerdi ama, özellikle sivrisineğin sözlerinden sonra, onlar da Bego ile alay etmeye başladılar.

 

Kapkara Bego, kapkara

Kara, hem de ne kara!

Güneş vursa bile kapkara.

Kapkara Bego, kapkara

Kara, hem de ne kara!

Bin yıl geçse de kapkara,

On bin yıl geçse de kapkara.

Kaycı Bego gülerek,

 

Çok ustaca. Fevkalade. Fakat, bu şarkınız benim için değil ama, sizin için pek iyi olmayabilir. Bir tane de ben söyleyeyim. Bundan sonra onu söylersiniz. işte.

Gökyüzü, gökyüzü.

Gökyüzünün sütü,

Soğuk yağmur şakır şakır,

Meşelerden damlalar tıpır tıpır,

Bembeyaz sis her yana yayılır.

Gökyüzü, gökyüzü.

Gökyüzünün ışığı,

Güneş efendimiz ışıl ışıl,

Ayın ışığı pırıl pırıl,

Yıldızlar ışıl ışıl.

 

Olmaz. Hiç de eğlenceli değil.

Öyle mi? Zaten ben bu işlerden pek anlamam.

O an ovadakiler, hep bir ağızdan kaya Bego’ya yüklendiler.

Ne o öyle? O ufacık kızıl saçlılardan azar mı işitiyorsun kaya Bego! Biz artık seninle dostluk etmeyiz. Zavallı. Kara şey! Kapkara. Kara Bego!

O sırada, ileriden gözlük takmış, uzun boylu, şık giyimli dört kişi, parıltılar saçan aletleriyle ovayı geçtiler. içlerinden biri, birden Bego’nun farkına vardı.

Aa, bulduk, bulduk. Harika. Gerçekten çok iyi bir örnek. Volkan kayalarının tipik örneği. Böyle düzgün bir tek parçayı ilk kez görüyorum. Kuşağı da mükemmel. Bu seferki yolculuğumuz için bu yeter de artar bile.

Hmm. Gerçekten çok düzgün. Böyle güzel bir volkan kayası, Büyük Britanya Müzesi’nde bile yok.

Adamlar aletlerini otların üzerine bırakıp, Bego’ nun çevresini dolaşıp elleriyle dokundular.

Bu kadar muazzam kuşaklı bir örnek hiçbir yerde yok. Ne dersiniz? Gökyüzünde uçarken nasıl döndüğü çok iyi anlaşılıyor. Harika, hemen alıp götürelim.

Adamlar geldikleri yöne gittiler. Sivri köşeli kayalar iç çekiyorlardı. iyi kalpli volkan kayası da içten içe gülüyordu.

Öğleden sonra, ovanın öte yanından az önceki dört bilim adamı ve köylüler yanlarında bir at arabasıyla gelip meşe ağacının altında durdular.

Haydi bakalım. Çok önemli bir örnek zarar vermeyin sakın. iyice saralım. Yosunlarını güzelce temizleyin.

Yosunlar süpürülürken ağlıyorlardı. İyi kalpli volkan kayası, vücudu temiz sazlarla titizlikle sarılırken,

Dostlarım. Uzun zaman benim için çok şey yaptınız. Yosunlar, elveda. Az önceki şarkıyı, daha sonra bir kez olsun söyleyin. Benim gideceğim yer kesinlikle burası gibi aydınlık ve eğlenceli bir yer değil. Ancak bizler yapmak zorunda olduğumuz işi yapmalıyız. Elveda dostlarım.

Üstüne, “Gideceği yer: Tokyo İmparatorluk Üniversitesi Jeoloji Laboratuarı” yazılı kocaman bir etiket yapıştırıldı.

Sonra hep birlikte koca kayayı yük arabasına koydular.

Tamam, haydi gidelim.

At kişneyerek yemyeşil ovada ilerlemeye başladı.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült