Hikaye

 

 

İnsanlar Çıplak Doğar Modaya Göre Giyinirler

Yalçın Pekşen


Tüm insan hakları bildirileri «insanlar hür doğar hür yaşar» gibi palavralar sıktıkları halde, hiçbirinde şu gerçeğe değinilmemiştir: «İnsanlar çıplak doğar, bazıları giyinik, bazıları yarı giyinik yaşarlar.»

İşte bu yüzden insanlık tarihinin en eski buluşlarından biri de moda olmuştur. İncir yaprağı ile başlayan bu öykü, birçok evrim geçirdikten sonra bugün yine «incir yaprağı» büyüklüğündeki giysilere ulaşmıştır. Yine de arada bazı farklar vardır. İlk insanların kullandıkları incir yaprakları parasız elde edildikleri halde, bugünkü incir yapraklarının fiyatları aşağı yukarı insanın ocağına incir ağacı dikecek ölçüdedir.

Modacılara göre insanlar moda olmadan yaşayamazlar. Bu sözler bir bakıma doğrudur. Moda olmazsa bazı insanlar (örneğin modacılar) biraz zor yaşarlar.

Kadınlarda modanın etkisini anlamak için şöyle bir deney yapılmıştır: 15 gün boyunca aç ve çıplak bırakılan bir kadın 16. gün, tavanında asılı iki ipten birinin ucunda jambon, diğerinde son moda giysi bulunan bir odaya sokulmuş, bu durumda kadının önce giysiye sonra jambona saldırdığı görülmüştür. Bunun nedeni sorulduğunda kadın şu yanıtı vermiştir: «Jambon bekleyebilirdi, fakat ben jambonu yiyene kadar giysinin modası geçebilirdi.»

Modanın yanı sıra makyaj da kadınlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bunun da nedeninin güzelleşmek olduğu söylenmektedir. Fakat bu yoldan, güzelleşme bazı aksaklıklara yol açmaktadır. Öykü şöyle:

Makyaj yoluyla güzelleşen bir hanım, yeni kocası ile balayım geçirecekleri otele gidiyor. Gelin makyajını silmek için banyoya girince, damat yatağa uzanarak ateşli bir durumda karısını bekliyor. Kadın banyodan çıkıp yatağa doğru ilerlerken, damat odanın kapısı açık kaldı da kat hizmetçisi içeri girdi sanıp, karısını odadan kovuyor. Bu olay üzerine boşanıyorlar.

Aynı erkek bir süre sonra yeniden evleniyor. Yine balayı için bir otele gidiyorlar. Kadın yine banyoya girip makyajını silmeye başlıyor. Erkek yine yatağa uzanıp ateşli bir durumda karısını bekliyor. Derken gelin banyodan çıkıp yatağa doğru ilerlerken, bir de bakıyor ki kocası başka bir kadınla yataktadır. Doğal olarak düşüp bayılıyor. Sonradan anlaşıldığına göre, kadın banyodayken bu kez içeriye gerçekten kat hizmetçisi giriyor. Fakat heyecanlı damat eski deneyimi yüzünden bu kadını karısı sanıp...

Kadın erkek ilişkilerini burada kesip, şimdi başka bir konuya geçelim ve insanlık tarihine devam edelim.

İnsanlar dünya işlerini çözümlemeden önce ahireti düşünmeye başladıklarından dinlerin doğuşu insanlık tarihinin hemen başlarında yer alır.

İlk insanlar başlarına bela olan her şeyi tanrı sanmışlar, bu yüzden önceleri çok çeşitli tanrılar bulmuşlardır. Örneğin İsa’dan önce 4812 yılında Ural dağlarının eteklerinde bir mağarada yaşayan ve adı olmadığı için arkadaşları tarafından «Ho» diye çağrılan bir adam o sıralarda yumurtalarını arakladığı bir kartalın sık sık mağaraya gelerek kendisini gagalamasını bir türlü yumurta hırsızlığına bağlayamamış ve kartalı tanrı sanarak ona tapmaya başlamıştır. Daha sonra ormanlardan birine yıldırım düşmesi sonucunda ateş ortaya çıkınca, bu kez insanlar, kendilerinin zar zor ele geçirdikleri vahşi hayvanları kolaylıkla «orman kebabı» haline dönüştüren bu güce tanrı gözüyle bakmışlardır.

Attan ineğe, kartaldan sineğe kadar yeryüzünde tanrılar çoğalırken Homeros adlı bir gezgin ozan tanrıları insanlara benzeterek, bunları İlyada ve Odisseia adlı destanlarında tek tek saymıştır. Fakat bu tanrıların da sık sık tuvalete gitmeleri, içki içip sarhoş olmaları, olur olmaz nedenlerle kavga çıkarmaları ve onun bunun karısını ayartarak zamparalık yapmaları işleri bozmuş, insanların bu uyduruk tanrılara olan güvenlerini yitirmelerine yol açmıştır.

En sonunda din işlerini yürütenler daha bir akıllanmışlar ve sonradan fos çıkması olası varlıklar yerine, tanrıları «Ne yerdedir, ne göktedir, ne şuradadır, ne buradadır» diye tanıtmaya başlanmışlardır. Bu yeni tanıtma yöntemine, «Sen şuna yok demek istiyorsun ama dilin varmıyor» diye karşı çıkan Bektaşi babasından başka aklı başında bir görüş ileri sürülmemiş ve bu yeni tanrı inancı insanlarda kökleşmiştir.

Modern dinlerden biri olan Hıristiyanlığın peygamberi Hazreti İsa ise yeni dini kurarken, aynı zamanda evli olmadığı halde kendisini doğuran, sevgili validesi Meryem’i, akrabaların hışmından ve komşuların dedikodularından korumuştur.

Kendisini «Tanrı’nın oğlu» olarak tanıtan Hazreti İsa’nın 0 (sıfır) tarihinde dünyaya gelirken, annesinin hala bakire olması (tıp bilimi henüz yeterince gelişmediği için) işini çok kolaylaştırmış ve bu sav epey yandaş toplamıştır.

O tarihten bu yana 2000 yıla yakın zaman geçmesine ve bu arada bakirelerin de Tanrı’nın yardımı olmadan (örneğin bir komşunun yardımıyla) çocuk sahibi olabileceklerinin anlaşılmasına karşı Hıristiyanlık giderek gelişmiştir. Fakat benim bildiğim kadarıyla son zamanlarda insanların büyük çoğunluğu Hazreti İsa’yı, Hazreti Musa’yı bir yana koyarak yeşil suratlı bir adam olan George Washington’a tapmaya başlamışlardır. Bilindiği gibi bu hazretin ABD dolarları üzerinde de resmi bulunmaktadır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült