Hikaye

 

 

Zen Hikayeleri 8


TOZAN’IN ÜÇ KİLOSU

Tozan kimi kavanozları tartarken, keşişin biri sorar: «Buda nedir?»

Tozan yanıtlar: «Bu kavanozun ağırlığı üç kilo.»

Mumon'un yorumu: Yaşlı Tozan’ın Zen’i tıpkı bir istiridye gibi. Kabuğu açılır açılmaz, ne varsa içinde, görürsünüz. Ama, sorarım size: Gerçek Tozan’ı görür müsünüz?

Burnunuzun dibinde üç kiloluk kavanoz.

Ve size ondan çok daha yakındır zihniniz.

Her kim doğrulama-yadsıma diye gevelerse,
Yaşıyordur doğrular-yanlışlar ülkesinde.

GÜNDELİK YAŞAMDIR YOL

Joshu Nansen’e sorar. «Nedir yol, yol dediğin şey?»

Nansen yanıtlar: «Gündelik yaşamındır yol.»

Joshu sorar: «İnceleyebilir miyiz onu?»

Nansen yanıtlar: «İnceleyim dersen, ondan uzaklaşırsın.»

Joshu sorar: «E, inceleyemezsem, nasıl anlarım onun yol olup olmadığını?»

Nansen yanıtlar «Yol, sezgi alanımızda değildir; ama sezgisiz de kavranamaz. İdrak etmek aldatıcı, idraksizlik ise anlamsızdır. Gerçek yola kuşku götürmez bir biçimde varmak istersen, gökler gibi özgür kıl kendini. İyi ya da iyi değil deme ona.»

Bu sözler üzerine Joshu aydınlanıverir.

Mumon’un yorumu: Joshu sorusunu sorar sormaz, Nansen onun donmuş kuşkularını eritebilmişti. Ama, Joshu’nun, Nansen’in ulaştığı noktaya ulaşabildiğini hiç sanmam. Otuz yıl daha inceleme yapması gerekmişti.

İlkbaharda çiçeğin yüzlercesi; sonbaharda dolunay; Yazın taptaze bir meltem; kışın yoldaşın kar. Olmayınca zihninde gereksiz düşünceler,

Mevsimlerin her biri sana yarar.

AYDINLANMIŞ KİMSE

Shogen sorar: «Aydınlanmış kimse ne diye ayağa kalkıp anlatmaz kendisini?» Bir de şöyle der: «Konuşmak için ille da dil gerekmez.»

Mumon’un yorumu: Shogen çok açıkça anlatmış, ama kaçınız anladı dediğini? Her kim anladığını sanırsa, gelsin yanıma, indireyim koca sopamı başına. Tabii, altın gerçek mİ değil mi, ateşten geçirerek anlaşılır.

Aydınlanma bir ayak kımıldatsa, taşardı koca derya;

Ve başını bir eğse, görürdü tüm evreni.

Nasıl dursun bir yerde böyle kimse...

Başkası tamamlasın bu şiiri.

KURU TEZEK

Bir keşiş Ummon’a sorar: «Nedir Buda?» Ummon yanıtlar: «Kuru tezek.»

Mumon’un yorumu: Bana öyle gelir ki, bu Ummon öyle yoksuldur ki, yemeklerin tatlarını bile anımsamıyor. Ola ki

okumaya değer mektuplar yazamayacak denil meşgul adam! Ne yapsın, o da okulunu tezekle pekiştirmeye çabalamış, yıkılmasın diye. Öğretisi de pek yararlı sayılmaz. Şimşek çakar.

Kıvılcımlar saçılır.

Gözlerini bir kırpmışsın,

Bir şey görememişsin.

KASHAPA’NIN ÖĞÜT VERME İŞARETİ

Ananda, Kashapa’ya sorar: «Buda sana altın sırmalı ardıllık cüppesini vermiş. Daha başka ne verdi?»

Kashapa: «Ananda.» der.

Ananda yanıtlar: «Evet, ağacığım.»

Kashapa sürdürür: «Artık benim öğüt verme işaretimi indirebilir, kendininkini koyabilirsin.»

Mumon’un yorumu: Bunu anlayabilirseniz, kardeşliği gene bulmuş olursunuz. Ama anlayamazsanız, Budaların on katı çalışsanız da, gerçeği görüp aydınlanmaya erişemezsiniz.

Soru biraz aptalca, ama yanıt pek içten.

Kaçının gözü açılacak, onu işiten? Ağabey seslenir ve kardeş yanıtlar, Alelade bir mevsim değil ki bahar.

İYİ DÜŞÜNME, KÖTÜ DÜŞÜNME

Altıncı Zen piri özgürlüğe eriştiğinde, beşinci pir ona Buda’nın ardılına verip de kuşaktan kuşağa aktarılagelen tasını ve cüppesini sunar.

Emyo adlı bir keşiş, hasedinden çatlar ve bu ulu emanetleri çalmak için pirin peşine takılır. Altıncı pir tası ve cüppeyi yoldaki bir taşın üzerine koyar ve Emyo’ya şöyle der; «Bu nesneler inancımızın simgeleridir. Kavga mı edeceğiz bunlar yüzünden? İstersen alabilirsin; haydi al.»

Emyo eğilip tasla cüppeyi almak ister. Ne var, dağlar denli ağır gelir emanetler de, kaldıramaz onları yerlerinden bile kımıldatamaz. Emyo utançla:  «Öğretinizi istiyorum ben, maddi hazineleri değil.» der titreyen sesiyle, «Lütfen öğretin bana.»

Altıncı pir der ki: «İyiyi düşünmezken, kötüyü düşünmezken, nedir senin gerçek benliğin?»

Bu sözleri işiten Emyo aydınlanır. Ter basar tüm gövdesini. Ağlayarak eğilir ve şöyle der: «Gizli sözler ve anlamlar bahşettiniz bana. Acaba bunlardan daha da derin bir yanı var mıdır öğretinizin?»

Altıncı pir yanıtlar: «Sana söylediklerimde gizli bir taraf yok ki! Kendi gerçek benliğini kavradığın zaman, orda bulursun gizi.»

Emyo der ki: «Beşinci pirin yanında uzun yıllar kalmıştım, ama şu ana dek gerçek benliğimi bulamamıştım. Öğretin sayesinde kaynağı buldum şimdi. Suyu içen bir insan o suyun soğuk mu ılık mı olduğunu kendisi bilir. Siz benim öğretmenim olur musunuz?»

Altıncı pir yanıtlar: «İkimiz de beşinci pirin yanında yetiştik. Senin öğretmenin odur; ama şu anda eriştiğini de iyi koru.»

Mumon'un yorumu: Altıncı pir böyle sıkışık bir durumda sevecence davranmış. Sanki meyvenin kabuğunu soyup çekirdeklerini çıkarmış da, açıp öğrencisinin ağzını, yesin diye içine koyuvermiş.

Tanımlayamazsınız, hayal edemezsiniz,

Ona hayran olamaz, duyumsayamazsınız.

Gerçek benliğindir o, saklanacak yeri yok.

Bu dünya batsa bile, bir o sürüp gidecek.

SÖZCÜK YOK, SESSİZLİK YOK

Bir keşiş, Fuketsu’ya sorar: «Konuşmadan ve sessiz de durmadan, gerçeği nasıl ifade edebilirsiniz?»

Fuketsu yanıtlar: «Güney Çin’deki baharları anımsarım hep. Binlerce hoş kokulu çiçekler arasında kuşların ötüşünü...»

Mumon’un yorumu: Fuketsu’nun Zen’i şimşek mi şimşek! Çıkmaya görsün bir fırsat, çakıverir şimşek gibi. Ama bu kez becerememiş, tutmuş eski bir Çin şiirine sığınmış. Ama bakmayın siz Fuketsu’nun Zen’ine. Gerçeği ifade etmek için, sözcüklerinizi bir yana bırakın, sezgilerinizi öbür yana... Ve kendi Zen’inizi anlatın şimdi bana.

Kendi anlayışını ortaya çıkarmadan,

Sığınmış başkasının, izinsiz, sözlerine.

Ya bir de sürdürseydi,

Sıkıntı basacaktı dinleyenlere bile.

ÜÇÜNCÜ SIRADAN ÖĞÜT VERME

Kyozan bir düş görür. Düşünde Maitreya’nın Arı Ülke’sine gitmiştir. Maitreya’nın barınağındaki üçüncü sıraya oturmakta olduğunu görür. Birisi der ki: «Bugün üçüncü sırada oturan verecek öğüdü.»

Kyozan kalkar ve masayı tokmaklayıp oturumu şu sözlerle açar: «Mahayana öğretisindeki gerçek, sözcüklerin ve düşüncelerin ötesinde, üstte bir yerdedir. Anlaşıldı mı?»

Mumon’un yorumu: Siz keşişlere şunu sormak isterim: Kyozan öğüt vermiş oldu mu, olmadı mı?

Ağzını açar açmaz, kaybetmişti. Dilini tutmuş olsaydı da hiçbir şey demeseydi, bu kez de gerçekten 103.000 mil uzakta olacaktı.

Gün ışığında,

Ama düş görürken düşünü anlatıyor.

Böylesi canavarlıktan da beter.

Herkesi aldatacağını sanıyor.

İKİ KEŞİŞ PERDEYİ KALDIRIYOR

Seiryo manastırındaki Hogen, akşam yemeğinden önceki konuşmasını yaparken, meditasyon sırasında indirilen kamış perdenin yukarı çekilmemiş olduğunu görüverir. Keşişlere bakar. Durumu farkeden iki keşiş kalkarak perdeyi kaldırırlar.

Hogen onların hareketlerine bakarak şöyle der: «Birinci keşişin duruşu iyi de, öbürünün ki pek öyle değil.»

Mumon’un yorumu.Sorarım şimdi size: O iki keşişten hangisi kazanır, hangisi kaybeder, diye? Tek gözlü olsanız bile, öğretmenin yanıldığını hemen anlarsınız. Gene de, kazanmaktan, kaybetmekten söz edecek değilim.

Perde kaldırılınca, ulu gökler açılır,

Ama gök de Zen e uygun değildir.

En iyisi göğü möğü unutmak.

Tüm yellerden kaçınmak.

Bir keşiş, Nansen’e sorar: «Şu ana dek hiçbir ustanın öğretmemiş olduğu bir öğreti var mıdır?»

Nansen yanıtlar: «Evet, vardır.»

«Nedir acaba?» diye sorar keşiş.

Nansen yanıtlar: «Zihin değil,  Buda  değil,  hiçbir  şey değil.»

Mumon’un yorumu.Zavallı Nansen hazine sözcüklerini verivermiş. Herhalde buna çok üzülmüş olsa gerek.

Yufka yürekli Nansen hazineyi yitirmiş.

Ama sözcüklerde güç, aslında bulunmaz ki.

Dağın, denize dönüştüğünü varsaysak da. Sözcüklerle açılmaz bir başkasının zihni!

ÜFLE MUMU, SÖNSÜN

Tokuşan, Ryutan’dan Zen öğrenmektedir. Bir gece Ryutan’a giderek onu soru yağmuruna tutar. Öğretmeni şöyle der: «Gece epey yaşlandı, gidip uyuşana!»

Tokuşan da, çaresiz, saygıyla eğilerek, dışarıya yönelir. Giderken: «Dışarısı çok karanlık.» der.

Ryutan, yolunu görsün diye Tokusan’a yanan mumlardan birisini uzatır. Ama Tokuşan mumu tam alırken, Ryutan üfleyerek mumu söndürür. Tam o anda da Tokusan’ın zihni açılmıştır.

«Neye ulaştın şimdi?» diye sorar Ryutan.

«Bundan sonra,» der Tokuşan, «öğretmenin sözlerinden kuşkulanmayacağım.»

Ertesi gün Ryutan ders verirken keşişlere şöyle den «İçinizde bir keşiş var. O keşişin dişleri kılıç gibi, ağzı ise kan tası gibi. Ona bir sopayla vurursanız, dönüp de bakmaz bile size. Gün gelecek, en yüksek doruklara tırmanacak, ve öğretimi orada sürdürecek.»

Aynı gün Tokuşan dershanenin önünde bütün sutra yorumlarını yakıp kül eder. Ve şöyle den «Bütün bu çetrefilli öğretiler, bu aydınlanmanın yanında, ulu evrenin yanındaki tek bir kıl gibi kalır. Dünyevi bilgiler ne denli derin ve ne denli karmaşık olsalar da, bu aydınlanmaya oranla, yüce okyanusun yanındaki bir tek damla su gibidir.» Ve ardından, manastırdan çıkar, gider.

Mumon'un yorumu: Tokuşan kendi memleketindeyken, Zen’e değgin bir şeyler işitmiş ama bunları yeterli bulmamış. Şöyle düşünmüş: «Bu güneyli keşişler, Dharma’yı, sutralar olmadan da öğretebileceklerini söylüyorlar. Oysa yanılıyorlar. Gidip, ben öğreteyim onlara.» Ve yola çıkıp güneye gitmiş. Bir yudum su içmek için, Ryutan’ın manastırına yakın bir yerde duraklamış. Orda bulunan yaşlı bir kadın ona sormuş: «Yükün ağıra benzer, ne taşıyorsun?»

Tokuşan yanıtlamış: «Elmas Sutra üzerinde yaptığım yorumlar, açımlamalar... Nice yıllar uğraşarak yazdım onları.»

Yaşlı kadın şöyle demiş: Bilirsin o sutrayı, hani: ‘Geçmişteki zihnini tutamazsan; şimdiki zihnini tutamazsın.’ diye yazılı. Okumuştum bir zamanlar. Çay demleyim sana, gel bir şeyler ye. Hangi zihnini kullanacaksın onları yerken? De bakayım bir, hele.»

Tokuşan afallamış. Düşünmüş, düşünmüş; sonunda kadına sormuş: «Tanıdığın iyi bir öğretmen var mı buralarda?»

Yaşlı kadın o yörede oturan Ryutan’ı salık vermiş. Tokusan da Ryutan’a varmış, ama artık, yola çıktığı zamankinden çok daha farklı bir biçimde, alçakgönüllülükle... Onun bu hali, Ryutan’ı öyle duygulandırmış ki, adamcağız bulunduğu mevkii falan unutup bir sevecence davranmış Tokusan’a, sormayın! Tıpkı sarhoş bir adamın üzerine çamurlu su döker gibi... E, dedik ya, gereksiz bir güldürüdür bu, diye!

Bir kez görmek, yüz kez işitmekten evladır,

Ama öğretmeni gördükten sonra, o tek bakış yüz defa işittiğini aratır.

Pek havalardaydı burnu,

Ama adam amaydı.

YEL DEĞİL. BAYRAK DEĞİL

İki keşiş bir bayrağa bakıp tartışmaktadırlar. Birisi: «Bayrak dalgalanıyor.» der.

Öteki: «Yel esiyor.» der.

Altıncı pir oradan geçmektedir. Ve onlara şöyle der: «Yel değil, bayrak değil, zihnindir dalgalanıp esen.»

Mumon'un yorumu: Altıncı pir ne demiş: «Yel esmiyor, bayrak dalgalanmıyor. Zihnin dalgalanıyor, esiyor.» demiş. Ne demek istemiş acaba? Bunun özüne varabilirseniz, oracıkta demir almaya çalışırken altınlara konan o iki keşişi görürsünüz. Altıncı pir o iki kaz kafayı görmeye katlananlamış da zengin edivermiş onları.

Yel, bayrak, zihin eser.

Bunların anlamı bir.

Açılınca ağzımız;

Yanlışlık başlayıverir.

BU ZİHİN BUDA’DIR

Daibai, Baso’ya sorar: «Nedir Buda?» Baso yanıtlar: «Buda, bu zihindir.»

Mumon'un yorumu: Bunu tam olarak anlayan kimse, Buda’nın giysilerini giyiyor, Buda’nın yemeğini yiyor, Buda’ nın sözlerini söylüyor, Buda gibi duruyor demektir. Yani Buda’dır.

Ne yazık ki bu öykü, birçok öğrenciyi biçimsellik hastası etmiştir. Bunu tam olarak anlayan kimseler ise, Buda sözcüğünü der demez, üç gün boyunca ağızlarım yıkarlar; «Bu zihin Buda’dır.» lafını işitir işitmez de kulaklarını tıkayıp hemen ordan kaçarlar.

Mavi göğün altında, güneş pırıl pırılken.

Aranacak ne var kil

Buda nedir sorusu

Ganimeti cebine indirip de suçu

inkar etmektir, sanki.

JOSHU ARAŞTIRIYOR

Bir gezici keşiş, yaşlı bir kadına, Taizan’a nasıl gidileceğini sorar. Taizan, ziyaretçilerini bilgeliğe ulaştırmakla ün kazanmış bir tapmaktır. Yaşlı kadın anlatır: «Dosdoğru ilerleyin.» Keşiş bir iki adım gider gitmez, kendi kendine söylenir kadın: «Kilise müdavimi sıradan birisi bu adam.» diye.

Birisi bu olayı Joshu’ya anlatınca, Joshu der ki: «Bir de ben araştırayım, bekle biraz.» Ertesi gün gider, yaşlı kadına aynı soruyu sorar ve kadın da aynı yanıtı verir.

Joshu: «O yaşlı kadını araştırdım.» der.

Mumon’un yorumu: Bu yaşlı kadın savaşların nasıl planlandığını pekala çakıyorsa da, casusların nasıl gizlice sızdıklarını bilmiyor. Bizim Joshu casusluk yapıp kadının oyununu bozuvermiş; ama gene de iyi bir general sayılmaz. İkisinin de zayıf yanları var. Şimdi sorayım size: Joshu o yaşlı kadını ne amaçla araştırmıştır?

Soru aleladeyse,

Yanıt da olur öyle.

Kum doluysa pilavının içinde Çubukların çamura batıverir senin de.

BİR FİLOZOF BUDA’YA SORUYOR

Bir filozof Buda’ya sorar: «Sözcüksüz, sözcüksüzsüz, bana gerçeği söyle.»

Buda sessiz durur.

Filozof saygıyla eğilir, Buda’ya teşekkür eder ve der ki: «Sevecen davranışınızla yanılgılarım yitti de gerçek yola girmiş oldum.»

Filozof gittikten sonra, Ananda, Buda’ya filozofun hangi aşamaya eriştiğini sorar.

Buda yanıtlar: «Atın iyisi kırbacın gölgesinde de koşar.»

Mumon’un yorumu: Ananda, Buda’nın izdeşidir. Ama dışardakilerden daha üstün bir düşüncesi yoktu onun. Siz keşişlere sormak isterim: İzdeşlerle dışardakiler arasındaki fark ne kadardır?

Basmak için bir kılıcın keskin yanma. Koşmak için kaygan buzun üstünde, Aranmaz ki izlenecek ayak izleri. Yarların kıyısında ellerin özgür, yürü.

BU ZİHİN BUDA DEĞİLDİR

Bir keşiş Baso’ya sorar: «Buda nedir?»

Baso yanıtlar: «Bu zihin Buda değildir.»

Mumon’un yorumu: Her kim bunu anlarsa, Zen mezunu sayılır.

Bir kılıç ustasına rastlarsan yolda, tutar verirsin kılıcını ona.

Bir şaire rastgelsen, şiirini sunarsın ona,

Ama başkalarına, yalnızca bir kısmını söylersin içinden geçenin.

Her şeyi birden verme, asla.

ÖĞRENME, YOL DEĞİLDİR

Nansen şöyle der: «Zihin, Buda değildir; öğrenme, yol değildir.»

Mumon’un yorumu: Nansen öyle yaşlanmış ki, utanmayı unutmuş. Konuşurken nefesi kokar, kendi ailesiyle ilgili kirli çamaşırları sergilemekten çekinmez olmuş. Ama onun sevecenliğini takdir edenler de yok değilmiş.

Mumon’un yorumu: Joshu’nun yanıtıını anlayabilirseniz»

Joshu’dan önce Shakyamuni Buda diye birisi gelmemiştir ve gelecekte de öyle biri çıkmayacaktır.

Sözcükler her bir şeyi anlatabilir mi ki!

Sözcükler belirtemez yüreğindeki sesi.

Sözcüğün anlamını sözlükten arıyorsan,

Ve meramını sözcüklerle anlatmaya çabalıyorsan, aydınlanmaya bu yaşamda kavuşamazsın.

UMMON’UN SADEDE GELMESİ

Bir Zen öğrencisi Ummon’a anlatır: «Buda’nın ışığı tüm evreni aydınlatır.»

Adamcağız sözünü bitirmeden, Ummon soran «Başka birisinin şiirini okumaktasın, öyle değil mi?»

«Evet.» der öğrencisi.

«Aklın karışmış senin, sadede gel.» der Ummon. Sonraları, bir başka öğretmen, Sushin, öğrencilerine sorar: «O öğrenci hangi noktada konuyu değiştirmişti?»

Mumon’un yorumu: Her kim Ummon’un ustalıklı uyarışım sezebilirse, öğrencisinin hangi noktada konudan ayrıldığını anlayacak, ve insanlığın ve Devaların öğretmeni olacaktır. Yoksa, kendisini bile sezememiş sayılır.

Zokayla karşılaşan balık,

Açgözlüyse, zokayı yutar.

Ağzını açar açmaz,

Artık yaşamı yiter.

SÜRAHİYİ DEVİRMEK

Hyakujo, yeni kurulan bir manastırın başına getirmek için keşişlerden birini seçmek ister. izdeşlerine soracağı soruya en uygun yanıtı verecek olan keşişi yeni manastıra atayacağım söyler. Yere bir sürahi yerleştirip, sorar: «Bunun, adım söylemeden, ne olduğunu kim söyleyebilir?»

Başkeşiş atılın «Kimse takunya diyemez ona.»

Aşçı keşiş İsan, ayağıyla sürahiyi tepiverir, ve gider.

Hyakujo gülümser ve şöyle der: «Başkeşiş kaybetti.» Ve yeni manastırın başkeşişliğine, İsan atanır.

Mumon’un yorumu: Yeterince yürekliymiş isan; ama gene de Hyakujo’nun oyununa gelmiş. Kolay bir işi bırakıp ağır bir sorumluluk yüklenmiş: Kolay mıdır, mutfaktaki rahat yaşamı bırakıp, keşişlerle cebelleşmeye gitmek!

Bırakıp mutfaktaki kabı kaçağı,

Yeğliyor bir sürü keşişle çene yarıştırmayı. Koymuşken öğretmeni önüne bir de engel,

Buda dahil her şeyi tepecek dangıl dungul.

BODHİDHARMA ZİHİN YATIŞTIRIYOR

Bodhidharma duvarın karşısında oturmuş durur. Gelecekteki ardılı, yağan karın altında, incinmiş olan kolunu gösterir Bodhidharma’ya. Ve ağlayarak: «Zihnim bir türlü yatışmıyor, sen yatıştırıver bari zihnimi.» der.

Bodhidharma: «Ver şu zihnini de, yatıştırıvereyim.»der. Ardılı sürdürür: «Vereyim, vereyim ama, ne kadar uğraşsam da tutulmuyor ki zihin.»

Bodhidharma yanıtlar: «O halde zihnin artık yatışmıştır.»

Mumon’un yorumu: Bizim kırık dişli ihtiyar Hintli Bodhidharma binlerce mil teperek dağlar denizler aşmış ta Hindistan’dan kalkmış Çin’e gelmiş, sanki fevkalade bir şeyi varmış gibi. Rüzgarsız denizde dalga çıkartır gibi... Çin’de yıllarca kaldıktan sonra topu topu bir tek izdeş edinebilmiş, o da tek kollu sakat biri. Gördünüz mü, artık ondan sonra da beyinsiz izdeşler sökün etmiş ardından bugüne dek.

Niye gelmiş ta Hint’ten bu Bodhidharma Çin’e?

Bunu sorar olmuşlar keşişler birbirine.

O günden bu yana hep başımıza gelenler

O öğretmenle izdeşlerinin marifetidirler.

KIZCAĞIZ MEDİTASYONUNDAN SIYRILIYOR

Buda Shakyamuni zamanında, Manjusri, Buda’nın bir toplantısına gider. Ne var, adamcağız toplantı yerine vardığında, toplantı bitmiş ve Budaların her birisi kendi Budaülkesine dönmüştür bile. Yanlızca bir kız kalmıştır orda derin bir meditasyona dalıp hareketsiz duran.

Manjusri, Buda’ya soran «Nasıl olur da bu kızcağız böyle bir duruma gelir? Sen bile zor girersin böylesi bir duruma.»

Buda yanıtlar: «Sars kızı, ayır Samadhi’sinden de kendin sor.»

Manjusri kızın çevresinde şöyle bir dolaşır ve üç kez el çırpar. Ne var, kızın kılını bile kıpırdatamamıştır. Bu koz, mucize gücünü kullanarak kızı yedi kat göğe aşırtır ve kıza seslenmek için yırtınır; ama boşuna...

Buda Shakyamuni der ki: «Senin gibi yüz bin Manjusri gelse de uyandıramazsınız o kızı. Ama bu yerden bin iki yüz milyon ülke ötede Momyo yanılgı tohumu adlı bir Bodhisattva var, o gelsin de bak, nasıl uyanıverir kız.»

Buda bu sözleri söyler söylemez, o Bodhisattva yerden bitercesine fırlayıverir ve Buda’nın önünde eğilerek saygısını sunar. Buda, ona, kızı uyandırmasını söyler. Bodhisattva da kızın önüne geçer ve elini çırpıverir, o anda kız derin meditasyonundan sıyrılır.

Mumon’un yorumu: İhtiyar Shakyamuni iyi bir rejisör değilmiş. Siz keşişlere soruyorum: Yedi Buda’nın öğretmeni olan o koca Manjusri, o kızı meditasyonundan ayıramıyor da* nasıl oluyor da acemi bir Bodhisattva başarabiliyor bunu?

Bunu iyice anlarsanız, siz kendiniz de bu yanılgılar dünyasında yaşarken bile ulu bir meditasyona girebilirsiniz.

Birisi kızı uyandıramaz, öteki uyandırır.

İkisi de iyi oyuncu değildir.

Birisinde tanrı maskesi, ötekinde şeytan.

İkisi de başaramasaydı, komediye dönerdi dram.

SHUZAN’IN KISA ASASI

Shuzan kısacık asasını kaldırarak şunları der: «Eğer buna kısa bir asa derseniz, gerçekliğe ters düşersiniz. Ama, buna kısa bir asa demezseniz, bir olguyu yadsımış olursunuz. O halde, ne dersiniz buna siz?»

Mumon’un yorumu: Buna kısa bir asa diyorsanız gerçekliğe ters düşersiniz, ama, kısa bir asa demezseniz, bir olguyu yadsımış olursunuz. Bu, hem sözcüklerle ifade edilemez, hem de sözcükler olmadan... Hemen söyleyin bunun ne olduğunu.

Kısacık asasını kaldırmış,

Soruyor ölümkalım sorusunu.

Evet ile hayır birbirine girmiş,

Buda da pirleri de kaçamaz bu durumdan.

BASHO’NUN ASASI

Basho izdeşlerine şöyle der: «Asanız varsa, veririm onu size; asanız yoksa, alırım onu sizden.»

Mumon’un yorumu: Çayda köprü yoksa, asa işine yarayabilir. Aysız bir gecede evine dönünce, yanında durur asa. Ama, asa derseniz ona, ok gibi gidersiniz cehennemin dibine.

Elimde bu asayla

Ölçerim derinliğini sığlığını dünyanın.

Gökleri taşır asa, yerleri pekleştirir.

Nereye gitse, gerçek öğretiyi yayar.

Hoen der ki: «Gelmiş Budalar, gelecek Budalar, hepsi onun uşağıdırlar. Kimdir o?»

Mumon’un yorumu: Onun kim olduğunu açıkça bilirseniz, kalabalık bir caddede kendi babanıza rastlamış gibi tanıyıverirsiniz. Doğru bildim mi diye ona buna sormaya hiç gerek kalmaz.

Başkasının okuyla yayıyla savaşa gitme.

Başkasının atına binme.

Başkasının hatasından söz etme.

Başkasının işine burnunu sokma.

DİREĞİN TEPESİNDEN İLERİYE

Sekiso soran «Otuz metrelik bir direğin tepesindesiniz. Ö noktadan itibaren nasıl ilerlersiniz?» Bir başka Zen öğretmeni şöyle yanıtlar. «Otuz metrelik bir direğin tepesinde oturan bir kimse epey yükselmiş sayılırsa da, Zen’i özgürce uygulayamaz. Bu kimsenin, o noktadan yola çıkarak tüm gövdesiyle dünyanın on ayrı bucağında ispatı vücut etmesi gerekir.»

Mumon’un yorumu: Bir direğin tepesinde duran insan, yürümesini sürdürebilir ya da gövdesini özgürce çevirebilir. Her iki durumda da o kimseye saygı gösteriniz. Gene de sorarım siz keşişlere: O direğin tepesinden itibaren nasıl ilerlersiniz? Aman, dikkat!

Üçüncü gözü olmayan sezgisiz kişi,

Otuz metrelik ölçüsüne yapışır kalır.

Öylesi, atlar aşağı da ölüverir,

Peşinde körler, uçuruma giden bir kör gibi.

TOSOTSU’NUN ÜÇ GEÇİDİ

Tosotsu üç engel kurmuş ve keşişlerini bu engellerden geçirtmiştir. Birinci engel Zen çalışmalarıdır. Zen çalışmalarının amacı, kişiye kendi gerçek yaradılışını göstermektir. Pekala, nerdedir acaba gerçek yaradılışınız?

İkinci aşamada, kendi gerçek yaradılışını kavradıktan sonra, o kimse doğum-ölüm döngüsünden kurtulur. Pekala, gözlerinizi ışığa kapayıp da cesede dönüştüğünüzde, nasıl kurtulabilirsiniz?

Üçüncü aşamada, doğum-ölüm döngüsünden kurtulunca, nerde bulunduğunuzu bilirsiniz. Pekala, gövdeniz dört öğeye ayrılınca, nerede olursunuz?

Mumon’un yorumu: Bu üç engeli kim aşarsa, nerde bulunursa bulunsun, duruma hakim olur. Çevresinde olup bitenleri Zen’e çeviriverir.

Aksi takdirde, ne bulursa onunla yetinecek, aç yaşayıp aç ölecektir.

Bir anlık bir sezişle sonsuz zaman görülür. Sonsuz zaman, bir an gibi görünür.

Sonsuz anı sezince de.

Sezen insan kimdir, görülür.

KEMBO’NUN TEK YOLU

Bir Zen öğrencisi Kembo'ya sorar: «Evrenin on bucağındaki tüm Budalar bir tek yola Nirvana'ya girerler. Pekala, nerdedir bu yolun başlangıcı?*

Kembo, bastonunu kaldırarak havada bir rakamını çizer, «İşte,» der, «burdadır.»

Bu öğrenci Ummon’a giderek ona da aynı soruyu sorar. Ummon'un elinde bir yelpaze bulunmaktadır; ve şu yanıtı verir: «Bu yelpaze göğün otuz üçüncü katma ulaşarak ordaki mabutun burnuna çarpacak. Doğu Denizlerindeki Ejderha’nın kuyruğunun yağmur bulutlarına çarpıvermesi gibi.»

Mumon’un yorumu: Bir öğretmen çıkıyor, derin denizlere girip dibini tırmalıyor, tozu dumana katıyor. Bir başka öğretmen de, dağların tepesine tırmanıp çıkardığı dalgalarla gökleri yıkamakta... Biri tutar, biri verir. İkisi de tek elleriyle engin öğretiyi taşımaktalar. Yetkin insanı bulmak ne zor! Kanımca ikisi de, yol nerden başlar, bilmiyorlar.

Daha atılmadan ilk adım, erişilir hedefe.

Daha kıpırdamadan dil, bitivermiştir cümle.

Gerekir, pasparlak esinlerin ötesinde,

Bulmak, yolun başlangıcını.

AMBAN’IN EKİ

Amban keşiş falan değildir, ama Zen’e ilgi duymaktadır. Bir gün şunları söyler: «Mumon’un, kırk sekiz koanı bir araya getirip Geçitsiz Geçit adını verdiği kitap çıktı. Okudum. Mumon, bu kitabında, eski pirlerin sözlerine, edimlerine verip veriştirmekte. Akimca muziplik yapıyor. Hani köşebaşlarında yaşlı lokmacılar vardır, lokma satacağım diye gelip geçenleri yakalayıp ağızlarına tıkarlar lokmaları! Tıpkı onların gibi... Müşteriler, lokmaları yutsalar bir türlü, tükürüp çıkarsalar bir başka türlü... Azap verici bir durum! Yeterince tedirgin etmiş herkesi Mumon. O nedenle, bir de ben tıkayım bir şeyler onun ağzına diye düşündüm

Yenilir yutulur şeyler midir bunlar, bir görelim. Yutabiliyorsa, bir de sindirebiliyorsa, o zaman mesele yok. Ama, alisi takdirde, bunu da öbür kırk sekiziyle birlikte kızgın tavaya atıp önüne süreriz. ‘Ye bakalım Mumon!’ deriz, 'Herkesten önce kendin bir tat bakalım:

«Bir sutraya göre, Buda bir zamanlar şöyle demiş: ‘Sus. sus! Konuşma! En ulu gerçeği düşünmek bile abestir!’»

Amban’ın yormu: Bu sözümona öğreti de nereden çıkmış ki? Ne diye abes oluyormuş bunu düşünmek? Birisi kalksa da konuşup dursa bu konuyu, ne olur yani? Buda’dan ala çenebaz bulunur mu? Oysa bu sutrada tam tersini yapıyor. Onun yüzünden değil midir ki yüzyıllar sonra bile Çin’de Mumon gibileri çıkıp da bayat lokmaları milletin ağzına tıkıştırmaktalar? O halde ne yapmalı? Ben deyivereyim size.

Amban, ardından, avuçlarını kavuşturur ve şöyle der: «Sus, sus! Konuşma! En ulu gerçeği düşünmek bile abestir. İşte şimdi de parmağımla bu sutranın etrafına bir daire çiziyorum ve beş bin sutrayı daha ilave edip, Vimalakirti’nin geçitsiz geçi tini falan da buraya koyuyorum!

Ateş ışıktır derlerse sana,

Aldırma geç.

Tanıştırılmaz birbirine iki hırsız:

Bilir onlar birbirini sorgu sualsiz.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült