Hikaye

 

 

Zen Hikayeleri 7


JOSHU'NUN KÖPEĞİ

Bir keşiş, Çinli Zen ustası Joshu’ya sorar: «Köpekte Buda yaradılışı var mıdır, yok mudur?»

Joshu yanıtlar: «Mu.» (Mu, Çincede olumsuzluk bildirir; «Hayır» ya da «Hiçbir şey» anlamındadır.)

Mumon’un yorumu: Zen’e varmalı için pirlerin engelini aşmak gerektir. Aydınlanma hep düşünce yolu tıkandıktan sonra gelir. Pirlerin engelini geçmezseniz ya da düşünce yolunuz tıkanmamışsa, ne düşünseniz, he etseniz, ağzınızla kuş tutsanız bile, aydınlanmaya ulaşamazsınız.

«Pirlerin engeli de ne ola ki?» diye sorarsanız, bu tek sözcüğü derim size: Mu. Zen’in engeli işte budur. Bunu geçen, Joshu’yla yüz yüze gelir. O zaman tüm pirlerle el elesinizdir. Güzel bir şey değil midir bu?

Bu engelden geçmek isterseniz, gövdenizdeki tüm kemikler, derinizdeki tüm gözenekler «Mu nedir?» sorusuyla dolmalıdır hem de gece gündüz demeden. Onun, hayır anlamındaki alışılagelmiş olumsuzluk simgesi olduğunu sanmayın. Varlığın karşıt anlamı olan yokluk da değildir. Bu engeli gerçekten geçmeyi istiyorsanız; ağzınızda, yutamadığımız, tüküremediğiniz sıcak bir demir bilye varmış gibi kıvranacaksınız.

O zaman, eski yetersiz bilgileriniz yok olacaktır. Mevsiminde ermiş bir yemiş gibi öznelliğinizle nesnelliğiniz kendiliklerinden birleşiverecektir. Düş gören bir dilsize benzetirim bu hali. Ne gördüğünü bilir de, kimseye anlatamaz.

Bu duruma erişen bir kimsenin benlik kabuğu kırılıp dağılıverir; ve o kimse gökleri sarsıp yeri yerinden oynatabilir. Keskin kılıçlı yüce bir savaşçı olur çıkar. Yolunu keseni, Buda bile olsa, doğrayıverir; bir engel dikse önüne bir pir, onu da öldürür; ve doğum ölüm yolunda özgür, yürür. Hangi aleme girse kendi bahçesine girmiş gibi olur. Bunun nasıl yapılacağını şu koanla söyleyim size:

Tüm enerjinizi bu Mu’da toplaştırın, yeter; kesintisiz, aralık vermeden... Mu’ya girip de hiç ara vermezseniz, bu başarınız tüm evreni aydınlatan bir mum ışığına dönüşecektir.

Buda yaradılışı var mı bir köpekte?

En ciddi soru da budur işte.

Evet ya da hayır dersen,

Kendi Buda yaradılışını yitirirsin.

 

HYAKUJO’NUN TİLKİSİ

Bir zamanlar Hyakujo Zen dersleri verirken, onu dinleyen keşişlerin arasına yaşlı bir adam da sızıverir. Her dersin sonunda keşişler çıkarken, o da çıkar gider. Ne var, bir gün herkes çıkıp gidince, yaşlı adam içerde kalır. Hyakujo sorar adama: «Kimsin sen?»

Yanıtlar ihtiyar: «İnsan değilim ben, Kashapa Buda bu dünyada öğütlerini verirken bir insandım. Bir zen ustasıydım ve bu dağda yaşardım. O sıralar öğrencilerimden biri bana neden-sonuç ilkesi aydınlanmış kişileri de etkiler mi diye sormuştu. Yanıtım şöyle olmuştu: ‘Aydınlanmış kişiler neden-sonuç ilkesine tabi değildirler.’ Bu yanıtım, saltıkçılıktan, (absolutism) arınamadığımın bir kanıtı olarak değerlendirildiği için, beş yüz kez hep bir tilki olarak doğmuş ve yaşamış bulunuyorum. Şimdi de bir tilkiyim ben. Birkaç Zen sözcüğü söyleseniz de beni bu tilki gövdesinden kurtarsanız. Şimdi sorabilir miyim: Aydınlanmış kişi neden-sonuç ilişkisine tabi midir?»

Hyakujo yanıtlar: «Aydınlanmış kişi, neden-sonuç ilişkisiyle birdir.»

Hyakujo bu sözleri der demez, ihtiyar aydınlanıverir. Yerlere kadar eğilip «Artık özgürüm,» der, «artık tilki değilim; ama gövdemi götürüp bu dağın ardındaki yuvama bırakmam gerek. Lütfen cenaze törenimi bir keşişmişim gibi yapın.» Ve çeker gider.

Ertesi gün Hyakujo başkeşişe bir keşişin cenaze töreni için hazırlık yapmasını söyler. Başkeşiş, «Tapmakta kimse hasta falan değildi,» diye geçirir, «ne demek istiyor bu öğretmen acaba?»

Akşam yemeğinden sonra Hyakujo, keşişleri toplar ve dağın ardına götürür. Bir ine girerler; Hyakujo asasıyla yaşlı bir tilkinin ölüsünü dürtükler ve ölüyü törenle yakarlar.

O akşam Hyakujo keşişlerle konuşurken onlara bu neden-sonuç ilişkisi öyküsünü anlatır.

Obaku, öyküyü dinledikten sonra, Hyakujo’ya sora’': «Çok eskiden adamın birisi yanlış bir Zen yanıtı verdiği için beş yüz kez tilki olarak doğmuş diyorsunuz. Pekala, şimdi de ben size soruyorum: Bugün bir ustaya birkaç soru sorulsa, ve o da hepsine doğru yanıt verse, ne olur o usta?»

Hyakujo, «Gel şöyle yanıma da söyleyivereyim.»der.

Obaku, Hyakujo’ya yaklaşır ve öğretmenin suratına bir tokat atar, çünkü öğretmeninin yanıtının bu olacağını bilmektedir.

Hyakujo gülerek, Obaku’nun bu anlayışını alkışlar. Ve, «Ben de İranlıları kızıl sakallı olurlar diye düşünürdüm.» der. «Artık bilmekteyim İranlIların kızıl sakallı olduklarım.»

Mumon'un yorumu.«Aydınlanmış kişiler neden-sonuç ilişkisine tabi değildirler.» Bu yanıtı veren keşiş nasıl olur da bir tilkiye dönüşür?

«Aydınlanmış kişi, neden-sonuç ilişkisiyle birdir.» Bu yanıt, tilkiyi nasıl özgür kılar?

Bunu açıkça anlmak için, insanın yalnızca tek gözü olması bile yeter.

Denetlense de denetlenmese de,

Bir zar iki yüz gösterir.

Denetlenmiş ya da denetlenmemiş,

İkisi de bir büyük yanlış.

 

GUTEİ’NİN PARMAĞI

Zen konusunda kendisine bir soru sorulunca Gutei her zaman parmağını kaldırır. Tapmakta görevli bir oğlan da bunu göre göre ustayı taklide başlar. Sormasın .artık ona biri, ustan ne öğretti bugün diye; oğlan hemen kaldırıverir parmağını.

Gutei oğlanın bu yaramazlığını işitir. Keratayı yakaladığı gibi parmağını kesiverir. Oğlan ağlar ve kaçar. Gutei koşar yakalar çocuğu. Çocuk, başını Gutei’ye çevirir çevirmez, Gutei kendi parmağını kaldırır. O anda aydınlanıverir çocuk.

Gutei, bu dünyadan göçmesine yakın, keşişleri çevresine toplar. «Ben parmak-Zen’i,» der, «öğretmenim Tenryu’dan almıştım ve tüm yaşamım boyunca tüketemedim onu.» Sonra da ölür.

Mumon'un yorumu: Gutei’yle o çocuğun eriştiği aydınlığın parmakla bir ilintisi yoktur. İnsan bir parmağa tutulur durursa, Tenryu pek içerler ve Gutei'yi de, oğlanı da, o tutulanı da alimallah yok eder.

Tenryu'nun öğretisini yozlaştırıp, Cutei, Bir çakıyla oğlancağızı özgürleştirmiş. Bir eliyle bir dağı bir yana itiveren Çin tanrısına kıyasla Yaşlı Gutei olmuş zavallı bir taklitçi.

 

SAKALSIZ YABANCI

Wakuan, sakallı Bodhidharma’nın bir resmini görünce, yalanır: «Neden yok sakalı bu adamın?»

Mumon’un yorumu: Zen öğrenmek istersen, yüreğinle giriş bu uğraşa. Ve kavrayışların, gerçek kavrayışlar olsun. Ulu Bodhidharma’nın yüzünü görmek için, kendi yüzün de onunki gibi olmalıdır. O zaman, işte böyle bir göz atıvermek yeter de artar bile. Ama. ona rastladığını söylersen, onu hiç görmediğin çıkıverir ortaya.

Gördüğün düşü sakın Anlatma bir ahmağa.

Ne diye sakalsızmış Bodhidharma?

Ne saçma soru ama!

 

KYOGEN AĞACA TIRMANIYOR

Kyogen der: «Uçurum kıyısındaki bir ağacın dalını dişleriyle tutarak uçuruma sarkan bir adama benzer Zen. Elleriyle dallara tutunmadan, ayaklarıyla bir yere basmadan... Ve ağacın yanmda duran birisi sorar ona: «Bodhidharma Hindistan’dan Çin’e ne diye gelmiştir?»

Mumon’un yorumu: Böyle kötü bir durumdayken, ne denli güzel konuşan bir kimse olsanız, bir işe yaramaz bu. Tüm sutraları ezberlemiş olsanız, ağzınızdan bir sözcük bile çıkaramazsınız. Geçmişte tuttuğunuz yol ölüm yolu olsa bile, doğru bir yanıt verirseniz, yepyeni bir yaşam yolu açılır önünüzde. Ama yanıtlayamazsanız, daha binlerce yıl hep geleceğin Budası Maitraya’ya sorar da sorarsınız.

Kyogen deli mi, ne!

O benlik öldürücü zehrini saçarak Öğrencilerinin ağzını tıkıyor Ve ölgün gözlerinden yaşlar akıtıyor.

 

BUDA ÇİÇEK ÇEVİRİYOR

Buda Grdhrakuta dağındayken elinde tuttuğu bir çiçeği çevirir çevirir ve izdeşlerine doğru tutar. Herkes, suskun, çiçeğe bakmaktadır. İçlerinden, bir, Maha-Kashapa bu esinleme karşısında, yüz çizgilerini ne kadar denetlemeye çalışmışsa da, gülümser.

Buda der ki: «Gerçek öğretinin gözü, Nirvana’nın yüreği, biçim-yokluğunun gerçek görünümü, Dharma’nın o kutsal yürüyüşü bendedir. Sözcüklerle anlatılamaz bu, ve öğretilerle de aktarılamaz. İşte bu öğretiyi Maha-Kashapa’ ya vermiş bulunuyorum.»

Mumon’un yorumu: Işıkyüzlü Gautama herkesi kandırabileceğini sanmış. İyi izdeşlerini kötüleriyle karıştırmış. Kuzu etidir diyerek köpek eti sokuşturmuş. Ve kendisi de pek görkemli bulmuş bu yöntemi. Ya hep birlikte gülüverselerdi izdeşleri? Nasıl verirdi öğretisini o vakit? Ya gülümsememiş olsaydı Maha-Kashapa, verebilir miydi öğretisini o zaman? Kendi kavrayışının başkalarına aktarılabileceğini ileri sürüyorsa, köylüleri aldatan kentlinin düzenbazlığına benzemez mi bu? Eğer aktarılamayacağını söylüyorsa, ne diye beğeniyor Maha-Kashapa’yı?

Çiçeği çevirişi Maskesini düşürdü.

Ne yerde ne de gökte kimse aşamaz ki Maha-Kashapa’nın kırışık yüzünü.

 

JOSHU TASI YIKATIYOR

Bir keşiş Joshu’ya der ki: «Tapmağa henüz girdim. Lütfen öğretin bana.»

Joshu sorar: «Lapanı yedin mi?»

Keşiş yanıtlar: «Yedim.»

Joshu der: «O halde git tasını yıka.»

Keşiş, o anda aydınlanır.

Mumon’un yorumu: Ağzını açınca yüreği görünen bir adamdır Joshu. Ama sanmam ki yeni keşiş, Joshu’nun yüreğini görmüş olsun. Umarım tapmağın çanına bakıp da kova falan sanmamıştır.

Öylesine açık ki, ve o denli zor görmek,

Derler ki, elinde fener, ateş ararmış bir ahmak.

Bilseydi o, ateşin ne olduğunu.

Lapası çoktan pişmiş olurdu.

 

KEİCHU’NUN TEKERLEĞİ

Getsuan, öğrencilerine sorar: «Çin’de ilk tekerlek yapımcısı Keichu, her biri elli parmaklı iki tekerlek yapmış. Şimdi, tekerlek parmaklarını ortada birleştiren göbeği çıkarsak, ne olur tekerleğe? Ve Keichu böyle bir şey yapsaydı, şimdi biz ona tekerlek yapım ustası der miydik?»

Mumon'un yorumu: Her kim bu soruyu hemen yanıtlayabilirse, gözleri yıldız gibi parlayacak, zihni şimşek gibi çatacaktır.

Göbeksiz dönünce teker,

Usta da durduramaz onu, muşta da;

Gökten üstte yerden altta döner döner,

Güney ve kuzeyde, doğu ve batıda.

 

TARİH ÖNCESİNDE BİR BUDA

Keşişin biri Seijo’ya sorar: «Tarihten önce yaşamış bir Buda’nın on varoluş dönemi boyunca meditasyona oturduğunu ve en ulu gerçeği kavrayamadığını, ve sonuç olarak tam özgürlüğe kavuşamadığını söylerler. Neden acaba?»

Seijo yanıtlar: «Yanıtı içinde saklı sorunun.»

Keşiş sorar: «Buda, meditasyon yaptığına göre, ne diye Budalığa erişememiş acaba?»

Seijo yanıtlar: «Buda olmadığından.»

Mumon'un yorumu: Kavrayışına bir diyeceğim yok da, anlayışını kabul edemeyeceğim. Bilisiz biri kavrayışa ulaşırsa, bir ermiş olur; bir ermiş anlamaya başlarsa, cahilin tekidir.

Zihnin kavranılması, gövdeninkinden yeğdir.

Zihni kavrayan kimse gövdeyi halletmiştir.

Bir olunca zihnimizle gövdemiz,

Özgürüz demektir. Övgü, sena istemeyiz.

 

SEİZEİ TEK BAŞINA VE YOKSUL

Seizei adlı bir keşiş Sozan’a seslenil*: «Bu yalnız ve yoksul Seizei’ye biraz yardım etseniz?*

Sozan sorar: «Seizei mi?»

Seizei yanıtlar: «Evet efendim.»

Sozan sorar: «Zen’in var, Çin’in en iyi şarabından da üç kadeh içtin, hala dudaklarının bile ıslanmadığını söylüyorsun.»

Mumon’un yorumu: Seizei elindeki kartlara göre abartılı oynamış. Neden öyle yapmış? Bilmez mi ki Sozan’ın keskin gözleri kimle ne oynandığını çakıverir! Gene de, sormak isterdim: Ne vakit içmiş şarabı Seizei acaba?

Çin'in en yoksul adamı,

Çin'in en yürekli adamı,

Ayranı yok içmeye,

Kalkışır en varsılla aşık atmaya.

 

JOSHU MEDİTASYON YAPAN BİR KEŞİŞİ SINIYOR

Joshu bir yere gider ve bir köşeye çekilmiş meditasyon yapan bir keşişle karşılaşır. Joshu sorar: «Nedir, ne?»

Keşiş yumruğunu kaldırır.

Joshu sürdürür: «Suyun çok sığ olduğu yerde gemiler barınamaz.» der, ve gider.

Birkaç gün sonra Joshu gene o keşişe gider ve aynı soruyu sorar.

Keşiş de aynı yanıtı verir.

Joshu der ki: «İyi verildi, iyi alındı, iyi öldürüldü, iyi kurtarıldı.» Ve eğilip selamlar keşişi.

Mumon'un yorumu Keşiş iki kez de yumruğunu aynı biçimde kaldırmıştı. Joshu ne diye birincisini beğenmedi de İkincisini kabul etti dersiniz? Yanılgısı nerededir?

Her kim bunu bilirse, Joshu’nun dilinde kemik bulunmadığını ve bu nedenle dilini özgürce kullanabildiğini kavramış olur. Ama yanılmış da olabilir Joshu. Ola ki, o keşiş sayesinde hatasını anlamıştır.

Birinin kavrayışının öbürününkinden daha çok olduğunu sananlar, görmemiş sayılırlar.

Yıldıza eştir gözlerin ışığı,

Şimşeğe benzer Zen’in işleri.

İnsanı öldüren kılıç,

İnsanı kurtaran da aynı kılıç.

 

ZUİGAN KENDİ USTASINI ÇAĞIRIYOR

Zuigan her Allahın günü kendi kendisine çağırır: «Usta!» Ardından da kendisini yanıtlar: «Evet efendim.»

Ve ekler: «Ayık ol.»

Ve gene yanıtlar: «Evet efendim.»

Ve, «Aman kimse aldatmasın seni, dikkatli ol.» diye sürdürür.

Ve gene, «Evet efendim; evet efendim,» diye yanıtlar.

Mumon’un yorumu : Yaşlı Zuigan kendi sattığını kendisi almakta. Kukla oynatıyor sanki! «Usta»yı çağırırken maskelerin birini takıyor, yanıtlarken de bir ötekini... Bir başka maske «Ayık ol.» diyor; bir başkası da: «Aman kimse aldatmasın seni!» İnsan, maskelerden birine takılıp kalırsa elbette hata eder; ama, Zuigan’a öykününce de tilkiye dönmüş olur.

Kimi Zen öğrencileri maskenin altındaki gerçek insanı görmezler,

Çünkü benlik-ruhunu tanırlar yalnız. Benlik-ruhu, doğumla ölümün tohumudur, Ahmaklar da onu gerçek insan sanır.

 

TOKUŞAN TASINI TUTUYOR

Tokuşan, elinde tas, meditasyon salonundan yemekhaneye gider. Aşçılık sırası Seppo’dadır. Tokusan’ı görünce:     

«Yemek zili daha çalmadı ki!» der, «Tasını almış nereye gidiyorsun öyle?»

Tokuşan da odasına döner.

Seppo, olanları Ganto’ya anlatır. Ganto: «Yaşlı Tokuşan son gerçeği daha görememiş.» der.

Tokuşan bu sözleri işitmiştir. Ganto’yu çağırır. «İşittiğime göre,» der, «Zen’imi beğenmezmişsin.» Ganto dolambaçlı bir yanıtla aynı görüşü belirtir. Tokuşan bir şey demez.

Ertesi gün Tokuşan keşişlere her zamankinden çok değişik bir ders verir. Ganto, gülerek alkış tutar ve: «Bizim ihtiyar, son gerçeği anlamış besbelli.» der. «Ondan üstünü yoktur Çin’de.»

Mumon’un yorumu.Son gerçek dedik de, ne Ganto ne de Tokuşan, düşlerinde bile görmemişlerdir onu. Kukladan başka nedir ki onlar!

İlk gerçeği anlayan, Son gerçeği de anlar. Sonuncusu ve ilki Hepsi aynı değil mi?

 

NANSEN KEDİYİ İKİYE DOĞRUYOR

Nansen, biri doğu koğuşundan öteki batı koğuşundan, iki keşişin bir kedi yüzünden dalaştıklarını görür. Kediyi yakalayıp keşişlere sorar: «İçinizden biri güzel bir söz söylerse, kedinin hayatını kurtarırsınız.»

Keşişlerden çıt çıkmaz. Nansen tmmaz, kediyi kesip İlciye ayırır.

O akşam Joshu dönmüştür; Nansen. olanları ona anlatır. Joshu çarıklarını çıkarıp başına yerleştirir ve dışarı çıkar.

Nansen:

«Orda sen olsaydın, kedi kurtulmuş olurdu belki.» der.

Mumon’un yorumu: Joshu çarıklarım başının üzerine neden koydu dersiniz? Kim yanıtlarsa bu soruyu, Nansen’in nasıl olup da bu işi yaptığını tam olarak anlamış sayılır, Yanıtlayamazsa, kendi başını korumaya baksın.

Joshu orda olsaydı,

Tam tersini yapardı.

Joshu kapardı kılıcını,

Nansen derdi: «Kıyma bana, acı!»

 

TOZAN'İN ÜÇ SOPASI

Tozan, Ummon’a gider. Ummon, Tozan'a nerden geldiğini sorar.

Tozan yanıtlar: «Sato köyünden.»

Ummon sorar: «Yazı hangi tapmakta geçirmiştin?»

Tozan yanıtlar: «Gölün güneyindeki Hoji tapmağında.»

Ummon, Tozan’ın bu türden doğru yanıtlar vermeyi daha ne kadar sürdürebileceğini merak ederek, «Ne vakit ayrıldın ordan?» diye sorar.

«Ağustosun yirmi beşinde.» der Tozan.

Ummon: «Şimdi sopamla üç kez vurmam gerek sana,» der, «ama bugün affediyorum seni.»

Ertesi gün Tozan, Ummon’un önünde eğilir ve sorar: «Dün bana sopayla üç kez vurmayıp affetmiştiniz. Ne yanlışlık yapmıştım ki?»

Ummon, Tozan'ı, bu aptalca sorusundan ötürü paylar: «Ne ahmak harifsin sen! Bir tapmaktan öbürüne mekik dokumaktan başka bildiğin bir şey yok.»

Daha Ummon sözünü bitirmeden, Tozan aydmlanıverir.

Muman'un yorumu.Ummon, Tozan'ı iyi Zen’le beslemiş. Tozan sürdürebilirse, Ummon yeni bir üye kazanmış olacak ailesine.

Geceleyin Tozan, iyi-kötü denizinde ha bire yüzüp durmuş; ama, şafak sökerken Ummon kırıvermiş onun kabuğunu. Pek o kadar zeki değilmiş.

Şimdi sorarım size: Tozan o üç sopayı hak etmiş miydi? Yanıtınız evet ise, yalnızca Tozan’a değil, size de bir sopa çekmeli. Yanıtınız hayır ise, demek Ummon yalan konuşuyor. Bu soruyu yanıtlayabilirseniz, siz de Tozan’a sunulan yemekten yemiş olursunuz.

Dişi aslan yavrularına öğretirken, hırpalar;

Yavrular sıçradıkça, onları yere çalar.

Tozan’ın ilk oku Ummon'a hafif değmiş; İkincisi, ta ciğerine saplanmış.

 

ÇANLAR VE CÜPPELER

Ummon sorar: Bu dünya öyle geniş ki, ne diye çanlar çalınca, koşuşuyor, törensel cüppeler giyiniyorsunuz?

Mumon'un yorumu: Zen uğraşındayken, sesler, renkler, biçimler peşinde koşmak gerekmez. Bir ses işiterek, bir renk ya da. bir biçim görerek kavrayışlarını artıranlar yok değildir sık sık olur bu tür şeyler. Ne var ki, gerçek Zen değildir bu. Gerçek Zen öğrencisi sesleri, renkleri ve biçimleri denetiminde tutar ve gündelik yaşamındaki gerçekliği gerçekleştirir.

Ses, kulağa gelir; kulak, sese gider. Sese de duyulara da tıkarsanız kendinizi, anlaşılacak ne kalır ki? Kulaklarla dinlerken, hiçbir şey anlayamayız. Bir şeyin özünü anlamak için, sesi, görmek gerekir.

Anladığınız zaman, aile üyesisiniz, Anlamadığınızda, salt bir yabancısınız. Anlamayanlar ise aileden sayılırlar,

Anladıklarında da birer yabancıdırlar.

 

İMPARATORUN ÖĞRETMENİNDEN ÜÇ SESLENİŞ

Kokushi diye de bilinen Chu, imparatora öğretmenlik yapmaktadır. Bir gün yardımcısına seslenir: «Oshin.»

Oshin yanıtlar: «Buyurun.»

Chu, öğrenciyi sınamak için, yineler: «Oshin.»

Oshin gene yanıtlar: «Buyurun.»

Chu seslenir: «Oshin.»

Oshin yanıtlar: «Buyurun.»

Chu der ki: «Bütün bu seslenişlerden ötürü senden özür dilemem gerek; ama aslında sen özür dilemelisin benden.»

Mumorı'un yorumu: Yaşlı Chu, Oshin’e üç kez seslendiği zaman dili paslanmışti; ama Oshin üç kez yanıt verdiğinde, sözcükleri dipdiriydi. Chu’nun eli ayağı tutmaz olmuş yapayalnız kalmıştı; öğretim yöntemi ise, yonca yedirmek için ineğin başını tutmaya benziyordu.

Oshin de Zen’ini göstermeye yeltenmemişti. Tok karnına, şöleni ne yapsındı. Bir ülke bolluk içindeyse, herkes üşengeçleşir. Varlıklı evlerde yetişen çocuklar, şımarık olurlar.

Şimdi sorarım size: Hangisi özür dilemeli?

Hapishanede demir parmaklıktan başka bir de insanca davranılmıyorsa mahkûmların çifte derdi var demektir. Bugünkü insanların başında Zen’e yer yoksa, başları belada demektir.

Yıkılmakta olan bir evin kapısını tavanını tutmaya çabalıyorsanız,

Sizin de başınız belada demektir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült