Hikaye

 

 

Zen Hikayeleri 4


SUTRA YAYIMLAMAK

Japonya’da, Tetsugen adlı bir Zen tutkunu o günlerde salt Çincesi bulunan sutraları yayımlamayı aklına kor. Kitapların, tahta basma kalıplarla, yedi binlik bir baskısı yapılacaktır. Bu da büyük bir girişimdir.

Tetsugen bu amaçla gezilere çıkıp bağış toplamaya başlar. Birkaç duygudaş, çıkarıp yüzer altını basarlar; ama çoğu kimse bir iki yenle20 geçiştirir. O da hepsine eşit duygularla teşekkür eder. On yıl sonra Tetsugen yeterli parayı denkleştirip işe koyulur.

Ne var ki, o sıralarda Uji ırmağı taşar. Kıtlık olur. Tetsugen kitap için topladığı parayı harcayıp açları doyurur. Sonra gene para toplama işine başlar.

Aradan yıllar geçer, ülkede tifo salgını çıkar. Tetsugen. nesi var nesi yoksa yurttaşlarına yardım için dağıtır.

Üçüncü kez işe koyulur; yirmi yıl sonra ereğine ulaşır. Sutraların ilk baskısında kullanılan tahta kalıplar bugün Obaku manastırında görülebilir.

Japonlar çocuklarına Tetsugen’in, sutraları üç takım olarak ürettiğini, ilk iki görünmez takımın sonuncusundan çok daha üstün olduğunu anlatırlar.

 

GİSHO’NUN UĞRAŞI

Bayan Gisho on yaşındayken keşişliğe atanır. Yaşıtı erkek çocuklara verilen eğitimin aynısını görür. On altısına basınca bir Zen ustasından öbürüne giderek hepsiyle çalışır.

yen: Japon para birimi. (1 yen = 100 sen).

Unzan’la üç yıl, Gukei’yle altı yıl kalır. Ne var ki, belirgin bir görüşe varamaz. Sonunda İnzan Usta’ya gider.

İnzan, cinsiyetinden ötürü farklı davranmaz ona. Öz yaradılışını uyandırmak için tokadı yapıştırır, tepesinde gürler.

Gisho, İnzan’la on üç yıl çalıştıktan sonra aradığını bulur.

İnzan, onun onuruna bakın ne yazmış:
 

Bayan Gisho, on üç yıl çalıştı, yol gösterdim,

Akşamları en çetin koanlarla uğraştı,

Sabahları bir başka koan onu sarardı.

Çinli bayan Tetsuma öncekileri geçti,

Mujaku gibi, o en içtenliklisi çıktı!

Gene de çok geçitten daha geçmesi gerek.

Demir yumruğum daha başına çok inecek.

 
Gisho aydınlanmaya eriştikten sonra, Banchu iline gider, kendi Zen tapınağını kurar. Bir ağustos ayında ölene dek iki yüz kadın keşişe öğrenim verir.

 

GÜNDÜZ UYKUSU

Soyen Shaku Usta, yeryüzünden ayrıldığında altmış bir yaşındaydı. Yaşam görevini tamamladığında çoğu Zen ustalarınınkinden daha bereketli bir öğreti bırakmıştır. Öğrencileri, sıcak yaz günlerinde yatıp kestirirlermiş. Soyen buna aldırmaz ama kendisi bir saniyesini bile boş geçirmezmiş.

Daha on iki yaşındayken Tendai felsefi kurgusunu öğrenmişti. Boğucu bir yaz günü küçük Soyen, öğretmeni dışarı çıkınca, uzatır ayaklarım, uykuya dalar.

Üç saat sonra birden uyanır. Öğretmeni içeri girmektedir. Çok geç! Öğretmen onu, kapının ağzında yere uzanmış, görür.

Alçak sesle, «Özür dilerim, özür dilerim...» diyerek, adımlarını Soyen’in üzerinden özenle aşırtır. Sanki önemli bir konuktur yatan! Soyen öğleden sonraları uyumaz bir daha.

 

DÜŞ ÜLKESİNDE

Soyen Shaku’nun öğrencilerinden biri şöyle anlatır: «Başöğretmenimizin öğle sonraları uykuya yatmadığı gün yoktu. Biz çocuklar neden böyle hep uyuduğunu sorduk. O da, ‘Konfüçyüs gibi düş ülkesine gidiyor, yaşlı bilgelerle buluşuyorum.’ dedi. Konfüçyüs düşünde eski bilgeleri görür, uyanınca bunları izdeşlerine anlatırmış.

«Sıcağın sıcağı bir gün idi. Kimilerimiz öğle uykusuna yattık. Başöğretmen bir azarladı!.. Biz de, ‘Konfüçyüs gibi düşler ülkesine eski bilgelerle buluşmaya gittik öğretmenim.’ diye attık. Başöğretmen, ‘Peki! Ne diyor bakalım bilgeler?’ diye sormasın mı? İçimizden biri kıvırdı: 'Düşler ülkesine gittik. Bilgelerle görüştük. Başöğretmenimiz öğleden sonraları oraya geliyor mu diye sorduk. Ne ki, öyle birini tanımadıklarını söylediler.'»

 

JOSHU’NUN ZEN’İ

Joshu, altmış yaşında başladığı Zen çalışmalarını seksenine kadar sürdürdükten sonra Zen’de olgunluğa ermiştir.

Seksen yaşından yüz yirmi yaşına kadar da öğretisini yaymıştır.

Öğrencilerinden biri Joshu’ya sorar: «Kafamda bir şey yoksa, ne yapayım?»

Joshu yanıtlar: «At onu.»

«Ama nasıl atarım olmayan bir şeyi?» diye sürdürünce öğrencisi:

«Öyleyse,» der Joshu, «taşı onul»

 

ÖLÜNÜN YANITI

Sonraları ünlü bir öğütçü olan Mamiya, öğretmene gider, kişisel yol gösterim ister. O da, «Bir elin sesini bul!» der.

Mamiya, bir elin sesinin nasıl olabileceğini düşünür durur. Öğretmeni, «Yeterince çalışmıyorsun! Aklın hep yemekte, parada, nesnelerde bir de o seste. Ölsen daha iyi... Sorun kalmaz ölünce.» der.

Öğretmenin karşısına bir sonraki çıkışında Mamiya’ya bir elin sesi konusunda bir diyeceği olup olmadığı sorulur. Mamiya ölü taklidi yapıp yere yıkılır.

Öğretmen, «Tamam! Öldün ama, ses nerede?» diye sorar.

Mamiya gözlerini tavana dikerek, «Daha bulamadım.» yanıtını verir.

Öğretmen de, «Ölüler konuşmaz ki! Haydi evine!» diyerek kovar onu.

 

DİLENCİ YAŞANTISINDA ZEN

Tosui, zamanının en ünlü bir Zen öğretmenidir. Birçok tapmakta bulunmuş, çeşitli illerde öğretim vermiştir.

Son gittiği tapmakta izdeşlerinin sayısı öyle çoğalmıştır ki, Tosui artık bu ders verme işini hepten bırakacağını açıklar. Öğrencilerine dağılmalarım, nereye isterlerse gitmelerini söyler. Ondan sonra da kimse izini bulamaz.

Üç yıl geçer, izdeşlerinden biri onu Kyoto’da bir köprü altında dilencilerle yaşarken görür. «Bana Zen öğretsene!* diye asılır.

Tosui, «Çok değil, iki güncük benim yaşantımı sürdürebilirsen, düşünürüm öğretmeyi.» der.

Böylece eski öğrenci, dilenci gibi giyinir, Toshui’yle bir gün geçirir. Ertesi gün dilencilerden biri ölür. Toshui’yle izdeşi gece yarısı ölüyü taşıyıp bir dağ eteğine gömerler. Sonra köprü altı barınağına dönerler.

Tosui deliksiz bir uyku çeker, ama izdeşi bir türlü uyuyamıyordur. Sabahleyin Tosui, «Bugün dilenmemiz gerekmeyecek, ölen yoldaşımızdan biraz yiyecek kalmış.» der. Ne var, izdeşi bir lokma bile koymaz ağzına.

«Benim yaşantıma katlanamayacağını söylemiştim.» der Tosui, «Çek arabanı! Bir daha da karşıma çıkma!»

 

IZDEŞ OLAN HIRSIZ

Bir akşam Shichiri Kojun, sutra okurken bir hırsız, elinde keskin bir kılıç, içeri girer, ya parasını ya da canını alacağını söyler.

Shichiri, «Beni tedirgin etme. Çekmecede para var, sen alıver.» diyerek okumasını sürdürür.

Az sonra başını kaldırıp, «Hepsini alma haa! Yarın vergi ödemem gerek.» diye ekler.

Çağrısız konuk paranın çoğunu toparlayıp gitmek üzereyken, Shichiri, «Armağan verene teşekkür etmek yok mu?» der. Hırsız, «Sağ ol!» deyip sıvışır.

Birkaç gün sonra hırsız yakayı ele verir. Başka suçlarla birlikte, Shichiri’yi soyduğunu da doğrular. Shichiri tanıklığa çağrıldığında: «Bu kimse hırsız değildir. Başka ne yapmıştır? Bilmem. Ama benden bir şey çalmamıştır. Ona parayı ben verdim. O da teşekkür etti.» der.

Cezaevindeki süresi dolunca, eski hırsız Shichiri’ye giderek izdeşi olur.

 

DOĞRUYLA YANLIŞ

Bankei, birkaç hafta süren meditasyon çekilgisi dönemine girerken, Japonya’nın dört bir yanından öğrenciler akın ederlermiş.

Bu birleşimlerden birinde bir öğrencinin orada hırsızlık yaptığı görülür. Sorun Bankei’ye götürülür, suçlunun kovulması istenir. Bankei duymamazlıktan gelir.

Sonraları bu öğrencinin benzer bir eylemi daha görülür, ama Bankei gene ilgilenmez. Öğrenciler içerleyip, hırsızın atılması için bir dilekçe düzenlerler; yoksa toptan çekileceklerini bildirirler.

Bankei dilekçeyi okuyunca öğrencileri toplayıp şunları söyler: «Sizler aydın kişilersiniz. Doğru nedir, ne değildir bilirsiniz. İsterseniz uğraşınızı başka yerde sürdürebilirsiniz. Ama bu mutsuz kardeşimiz doğruyu yanlıştan ayıramıyor. Ben ona öğretmezsem, kim öğretecek? Hepiniz gitseniz de, o burda kalacaktır.»

Hırsızlık yapan yandaşın yüzü göz yaşı seliyle arınırken tüm çalma tutkuları da akar gider.

Kamakura döneminde, Shinkan, altı yıllık Tendai, yedi yıllık da Zen uğraşlarından sonra Çin’e geçip bir on üç yılını da yoğun meditasyona adamıştır.

Japonya’ya dönüşünde birçokları ona koşar, ipe sapa

 

OTLARIN, AĞAÇLARIN AYDINLANMASI

Kamakura döneminde, Shinkan, altı yıllık Tendai, yedi yıllık da Zen uğraşlarından sonra Çin’e geçip bir on üç yılını da yoğun meditasyona adamıştır.

Japonya’ya dönüşünde birçokları ona koşar, ipe sapa gelmez sorular sorarlar. Nedir, Shinkan kimseyi yanma sokmaz; içeriye sızan olsa bile, zor yanıt alır sorusuna.

Bir gün ellilik bir aydınlanma tutkunu, Shinkan’a: «Çocukluğumdan beri Tendai felsefi okulunu incelemişimdir, ama anlayamadığım bir şey var. Tendai’ye göre ağaçlar, otlar bile aydınlanırmış. Bu çok şaşırtıcı geliyor bana.» der.

«Ağaçların, otların nasıl aydınlandıklarını tartışmanın yaran nedir ki!» diye karşılık verir Shinkan, «‘Ben kendim nasıl aydınlanırım?’ diye sorsana!»

«Bak! Bunu hiç düşünmemiştim.» diye şaşkınlığını belirtir ellilik.

«Öyleyse git evine, düşün!» diye konuşmayı keser Shinkan.

 

PARAGÖZ SANATÇI

Gessen bir sanatçı keşiştir. Bir çizime ya da tabloya başlamadan önce, peşin ödeme yapılmasında diretir. Ücreti de yüksek mi yüksektir. «Paragöz Sanatçı» diye anılması bundandır.

Bir gün bir geyşa bir tablo ısmarlar. Gessen, «Ne kadar ödeyebilirsiniz?» diye sorar.

«Ne kadar istersen,» yanıtını verir kadın, «ama tabloyu evimde yapacaksın.»

Geyşa gün verir. Gessen, kadının evine gider. Geyşa sofra kurmuş, bir erkek konuğunu ağırlamaktadır.

Gessen, ustaca fırça vuruşlarıyla yapıtını bitirir. O gün için en yüksek ücreti ister.

Parayı veren geyşa, konuğuna dönerek, «İşte paragöz sanatçımız budur. Yapıtlan güzel, ama kendisi Allah’ın cezası. Paradan başka bir şey gördüğü yok. Böyle yüzsüz birinin yaptığı resimleri kimseye göstermemeli. Jüponuma yaraşır bu resimler anca!» der.

Geyşa iç etekliğini çıkarıp, Gessen’e uzatır, «Al, bunun kıçına da bir resim yap.» der.

«Ne kadar verirsin?» diye sorar Gessen.

«Ne istersen!» der kadın.

Gessen yüksek bir fiyat biçerek istenen resmi yapar; işi bitince gider.

Gessen’in para düşkünlüğünün nedenleri sonradan öğrenilmiştir.

Yurdunda sık sık açlık olur. Varsıl, yoksula el uzatmaz. Gessen de gizli bir yere tahıl yığar, kıtlığa karşı hazır tutar.

Köyünden Ulusal Sinliğe giden yol çok kötü durumdadır. Yolculuklar sıkıntıyla yapılır. Gessen bu yolu onarmayı tasarlar.

Öğretmeni, bir tapmak kurma düşünü gerçekleştiremeden ölmüştür. Gessen onun bu dileğini yerine getirmek ister.

Gessen üç tasarıyı da gerçekleştirdikten sonra fırçalarını, resim gereçlerini fırlatıp atar; dağlara çekilir. Bir daha resim yapmaz.

 

TAM YERİ

Çay ustası Sen no Rikyu bir direğe çiçek sepeti asmak ister. Bu iş için bir marangoz çağırır. Marangoz çalışırken, çay ustası da aşağıdan onu, «Biraz aşağı, biraz yukarı, sağa olmadı sola...» diye istediği yeri bulana dek yöneltir. Sonunda tam aradığı noktayı bulup, «Hah! Orası!» der Sen no Rikyu.

Marangoz o noktayı işaretler ama ustayı sınamak için unutmuş görünür. Direğin değişik yerlerini göstererek, «Burası mı? Şurası mı?» diye oyalanıp durur.

Ne var, çay ustasının dengeleme duygusu keskin mi keskindir. Marangoz ilk imlediği yeri tutturana dek Sen no Rikyu başka bir noktayı taş çatlasa onamaz.


 

KARA BURUNLU BUDA

Aydınlanmayı arayan bir kadın keşiş, Buda’nın bir heykelini yapar, altın varakla kaplar. Nereye gitse, altın Buda’ sını da götürür.

Yıllar geçer. Kadın, Buda’sıyla ufak bir tapınağa yerleşir. Tapmağın sinlikleri Buda heykelleriyle doludur.

Kadın, altın Buda’sı önünde günlük yakmak ister. Tütsü öbür Budalara gitmesin diye dumanı salt kendi heykeline çıkaracak bir baca düzeni kurar. Böylece altın Buda, kapkara burnuyla bir güzel çirkinleşir.

 

RYONEN’İN AÇIKÇA KAVRAYIŞI

Ryonen adlı Budacı kadın keşiş 1797’de doğmuştur. Ünlü Japon savaşçısı Shingen’in torunudur. Ozansı dehası, alımlı güzelliği dillere destan olur da, on yedisinde saraydaki kadınlar arasına alınıp imparatoriçeye nedime atanır. Daha bu gencecik yaşında yıldızı parlayıverir.

Ne var, sevgili imparatoriçesi ölüverir; Ryonen’in umut yüklü düşleri uçar gider. Yeryüzü yaşantısının geçiciliğini acı biçimde algılar. Ondan sonradır Zen uğraşını seçmesi...

Ama yakınları karşı çıkarlar, evlenmeye zorlarlar. Üç çocuk doğurduktan sonra ancak, keşişliğe başlamasına izin verebileceklerini söylerler. Ryonen, yirmi beşine varmadan bu koşulları yerine getirir. Artık, kocası, yakınları, tutkusundan caydıramazlar onu. Saçlarını kazıtır, Ryonen adını alır bu da açıkça kavrayış demektir ve kutsal yolculuğuna başlar.

Edo kentine gelir. Tetsugu’nun izdeşi olmak ister. Usta, bir bakış atıp, çok güzeldir diye, başından savar.

Ryonen sonra bir başka ustaya, Hakuo’ya gider. Hakuo da, kadının güzelliğinin, başına iş açacağından korkmaktadır onu kapı dışarı eder.

Ryonen bir demiri kızdırıp yüzünü dağlar. Güzelliği yok olmuştur.

Öyle olunca, Hakuo izdeşliğe kabul eder onu.

Bu olayı Ryonen bir aynanın arkasına şu şiiri yazarak anıyor:

Ecemin hizmetinde yakı yaktım güzel koksun giysilerim diye.

Şimdi gör evsiz barksız bir dilenciyim yüzümü yaktım girmek için Zen evine.

Ryonen ölümüne yakın, bir şiir daha yazmıştır:

Altmış altı kez baktı bu gözler değişen güz manzarasına.

Ay ışığı dersen gördüm yeterince.

Artık istemem.

Tek dileğim dinlemek çamların, sedirlerin sesini, kıpırdamazlarken yel esmeyince.

 

EKŞİ MİSO

Bankei’nin bulunduğu manastır aşçısı keşiş Dairyo, yaşlı öğretmenin sağlığını korumayı aklına koymuştur. Salt taze misoyla besler onu. Al buğdayı, mayayı, soya fasulyesiyle bir güzel karıp ez! Olsun sana miso!.. Bankei bakar ki misonun iyisi getirilmektedir önüne; öğrencilere kötüsü... Sorar: «Bugün aşçı kim?»

Dairyo’yu getirirler. Bankei, yaşma başına yaraşanın yalnız ve yalnız taze miso yemek olduğunu öğrenir böylece. Aşçıya: «Demek aç kalayım istersin.» der. Sonra hemen odasına girer, kapısını ardından sürmeler.

Dairyo kapıda dinelir, bağışlanmasını diler. Bankei çıt çıkarmaz. Yedi gün Dairyo dışarda, Bankei içerde, oturuşurlar.

Bir yandaşları dayanamaz, Bankei’ye seslenir: «Haklısın koca öğretmen, ama bu genç yandaş aç duramaz. Acından ölecek!» der. O zaman Bankei açar kapışım. Gülmektedir. Dairyo’ya şunu der: «En alt yandaş ne yerse ben de onu yerim. Sen de usta olunca bunu unutma emi!»

Bir Budacı felsefe okulu olan Tendai çalışmış bir öğrenci, Gasan’dan Zen öğrenmeye gelir. Birkaç yıl sonra ayrılırken, Gasan onu uyarır: «Gerçekliğin kurgusal yönüyle uğraşmak, Zen konusunda öğütsel gereçler biriktirme açısından yararlı olabilir. Ama unutma ki, sürekli meditasyon yapmazsan, ‘gerçeklik ışığın’ kısa zamanda sönebilir.»

 

VEREN ETSİN TEŞEKKÜR

Seisetsu, Kamakura'daki Engaku’nun başıyken, daha büyük yapıları gereksinmektedir. Çünkü derslikleri hıncahınç doludur. Edolu tüccar Umezu Şeibei, okulun genişletilmesinde kullanılmak üzere beş yüz ryo altını bağışlamayı önerip, parayı öğretmene getirir.

Seisetsu, «Peki, alıyorum.» der.

Umezu altın torbasını Seisetsu’ya verir ya, öğretmenin davranışım beğenmez. Üç ryo ile bir yıl yaşanır; oysa beş yüz altın veriyor, bir «Teşekkür ederim.» bile denilmiyor.

«O torbada beş yüz ryo var.» diye anımsatır Umezu.

«Söylemiştin.» der Seisetsu.

«Varlıklı bir tüccar da olsam, beş yüz ryo dile kolay...» der Umezu.

 

SON DİLEK

Ashikaga döneminin ünlü Zen öğretmeni Ikkyu, imparatorun oğludur. Çok gençken anası sarayı boşlamış, Zen öğrenmek için bir tapmağa girmiştir. Ikkyu da onu izler. Zen öğrencisi olur. Anası, ölürken, şu yazıyı gönderir oğluna:

İkkyu'ya:

Bu yaşamda işim bitti, şimdi Sonsuzluğa dönüyorum. İyi bir öğrenci olmanı, özündeki Buda yaradılışına erişmeni dilerim. Cehennemde miyim yoksa hep seninle birlikte miyim?.. O zaman bileceksin.

Büyüyüp de Buda ile izdeşi Bodhidharma’nın senin öz yardımcıların olduğunu kavrayan bir insan olduğunda, çalışmalarını bırakıp özgecil ol! Buda, kırk dokuz yıl ağzım açıp tek söz etmeden vermişti öğüdünü. Bunun nedenini bilmen gerek. Ama bilmiyorsan, öğrenmek istiyorsan, verimsizce düşünmekten kaçın!

Doğmamış, ölmemiş

Anan,

1 Eylül 

Son söz: Buda öğretisinin ana gayesi halkın aydınlatılma siydi. Bu öğretinin yöntemlerinden birine bel bağlarsan bilisiz bir sinek derim sana. Seksen bin Budacılık kitabı var; hepsini okusan, ama kendi yaradılışını görmesen, bu yazdıklarımı anlamamışsın demektir. Son sözüm budur.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült