Hikaye

 

 

Zen Hikayeleri

 

BİRİNCİ İLKE

Kyoto’daki Obaku tapmağına gidenler yapının alnacında «Birinci İlke» yazısını görürler. Harfleri büyük mü büyüktür. Güzel yazı sanatından anlayanlar bu başyapıta hayran olurlar.

Usta, çizimini önce kağıda döktürmüş; işçiler, büyülterek ağaç oymasına geçirmişler. Kösen, harfleri çizerken, bir afacan öğrencisi yanı başında durur. Bu öğrenci çizim için kovalar dolusu mürekkep hazırlamıştır; ustasının işini eleştirmekten sakındığı da yoktur.

«iyi olmadı.» deyiverir Kosen’e, usta ilk vuruşları bitirince.

«Bu nasıl?»

«Kötü. İlki daha iyiydi.» der öğrenci.

Kösen sabırla art arda seksen dört Birinci İlke çizer; gene de öğrencisine beğendiremez.

Sonra delikanlı bir an dışarı çıkar. Kösen, «Şunun keskin gözünden kurtulmuşken...» diye geçirerek, kafası çelmelerden arınmış, bir çırpıda çizer: «Birinci İlke».

«Başyapıt olmuş!» der öğrencisi, dönünce.

 

ANA ÖĞÜDÜ

Shingon ustası Jiun, Tokugavm döneminin ünlü bir Sanskritçe bilginidir. Gençliğinde okul arkadaşlarına ders vermiştir.

Anası bunu duyunca yazmış ona:

«Oğul, başkalarına ayaklı sözlük olasın diye mi adardın kendini Budaya? Bilginin, açımlamaların, ünle onurun sonu yoktur. Bıraksaydın şu ders verme işini! Uzak bir dağ başında ufak bir tapmağa kapansaydın: Zamanını meditasyona verseydin. Gerçek yetkinlik yolu budur.»

 

BİR ELİN SESİ

Kennin tapınağının başında Mokurai (Sessiz Gök Gürültü’sü) adlı bir usta vardır. Yanında, on ikisindeki Toyo adlı bir çocuğu yetiştirmektedir. Toyo, yetişkin çömezlerin sabah akşam ustanın odasına girip sanzen17 yaptıklarını ya da düşünsel başıboşluğun önlenmesi için koanların verildiği kişisel yol gösterimlerden yararlandıklarını görür.

Toyo da sanzen yapmak ister.

«Biraz bekle,» der Mokurai, «daha küçüksün.»

Ama çocuk üsteler; öğretmen de sonunda razı olur.

O akşam küçük Toyo, zamanı gelince, Mokurai’nin sanzen odasının önüne gider. Gonga üç kez vurup geldiğini bildirir. Kapının dışında üç kez saygıyla eğilip içeri girer, ustasının önünde sessizce oturur.

Mokurai, «Ellerimi çırparsam iki elin sesini duyarsın.» der, «Bir elin sesi nasıl olur? Onu bul bakalım.»

Toyo eğilir, bilmeceyi çözmek için odasına çekilir. Pencereden geyşaların1 ezgilerini işitir. «Hah buldum!» diye sevinir.

17 sanzen: Zen ustalarıyla öğrencileri arasında geçen öze! görüşme. »
18 geyşa: (Geisha). Japonya'da özellikle haika açık restoranlarda yapılan işadamlarının toplantılarında, erkekleri ağırlamayı uğraş edinmiş profesyonel kadınların adı. Geyşa sözcüğü, «sanat ve kişi».

Ertesi akşam öğretmeni bir elin sesini sorunca Toyo geyşalardan işittiği ezgileri mırıldanır.

«Yoo!» der Mokurai, «Olmaz! Bir elin sesi değil ki bu! Bilemedin.»

Geyşaların ezgileri düşüncelerini dağıtmasın diye Toyo sessiz bir yere taşınır. Yeniden başlar meditasyonuna. «Bir elin sesi nasıl olurmuş ki?» Odasına yakın bir yerde su damlarmış. Toyo, «işte bu!» diye kurar.

Yine gittiğinde öğretmenine, damlayan su seslerini taklit eder Toyo.

«O da ne?» diye sorar Mokurai, «Damlayan su sesi bu; ama bir elin sesi değil. Git daha çalış.»

Toyo bir elin sesini duymak için boşuna sürdürür meditasyonunu. Yel uğultusunu işitir. Olmaz.

Baykuş çığlığını işitir. O da olmaz.

Çekirgelerle de ilgisi yoktur bir elin sesinin.

Toyo, onu aşkın farklı sesle çıkar Mokurai’nin karşısına. Hepsi de yanlıştır. Bir yıla yakın kafa patlatır bir elin sesi nedir diye.

En sonunda küçük Toyo gerçek meditasyona geçer, tüm sesleri aşar. «Derlenecek ses kalmadı. Ben de sessiz sese vardım.» diye anlatır sonraları.

Toyo bir elin sesini işte böyle kavramış.

 

İÇİM YANIYOR ATEŞ GİBI

ABD’ye giden ilk Zen öğretmeni Soyen Shaku şöyle der: «Yüreğim ateş gibi yanıyor, ama gözlerim ölü, kül gibi.» Yaşamının her gününde uyguladığı şu kurallar onundur:

sözcüklerinden oluşmuştur. Bu kadınlardan bazıları şarkı söyler, dans eder ya da çalgı çalar; ama çoğunluğu söyleşi sanatında uzmandır.

Sabahlan giyinmeden önce günlük yakıp meditasyon yap.

Belli bir saatte yat. Belli aralıklarla ye. Tıka basa yeme, tam doymadan kalk.

Yalnızken davranışın neyse, bir konuk varken de öyle olsun. Konuk ağırlarken nasıl davranıyorsan, yalnızken de öyle ol.

Söylediklerine dikkat et; söylediklerini uygula.

Koşullar elverişliyse, bu durumdan yararlan; ama eyleme geçmeden önce iki kez düşün hep.

Geçmişe yakınma. Geleceğe bak.

Yiğit gibi korkusuz ol; yüreğini bir çocuğunki gibi sevgi dolu tut.

Yatınca, son uykuna yatmışçasına uyu. Uyanınca, iğneli fıçıdan kaçar gibi, yatağından fırla.

 

ESHUN’UN GİDİŞİ

Kadın keşiş Eshun altmışına ulaşıp yeryüzünden ayrılacağını anlayınca birkaç keşişe, avluya odun yığmalarını buyurur. Odunların ortasına iyice yerleştikten sonra, odunları kıyılarından tutuşturtur.

«Oy bacım!» diye seslenir keşişlerden biri; «Sıcak mı orası?»

«Böyle bir sorun senin gibi avali ırgalar anca.» diye yanıtlar Eshun.

Alevler yükselir; kadın yiter gider.


 

SUTRA OKUMAK

Çiftçinin birisi ölen karısı için bir Tendai19 rahibinden sutra okumasını ister. Sutra okunduktan sonra, çiftçi sorar: «Bunun karıma bir yararı olur mu dersin?»

«Yalnız karın değil, tüm ölümlü varlıklar yararlanır sutra okunmasından.» diye yanıtlar rahip.

«Tüm ölümlü varlıklar çıkarma diyorsun,» der çiftçi, «ama ya karım güçsüz düşer de başkaları onun payını kaparlarsa?.. Karıma kalmazsa?.. Salt karım için okusana.»

Rahip, Buda’nın amacının tüm canlılara kayra, yarar sağlamak olduğunu anlatır.

«Çok iyi bir öğretiymiş.» diye sabırsızlanır çiftçi, «Ama ne olur? Bir istisna yapıver. Kaba bir komşum var, bana hep kötü davranır. Onu tüm ölümlü varlıklar arasından çıkarıver.»

 

ÜÇ GÜN DAHA

Hakuin’in yandaşı Suiwo iyi bir öğretmendir. Bir yaz çekilgisi (inzivası) döneminde Japonya'nın güneyindeki bir adadan bir öğrenci gelir.

Suiwo bilmeceyi dayar: «Bir elin sesini duy.»

Öğrenci üç yıl kalır, gene de geçemez bu sınavı. Bir gece ağlayarak Suiwo’ya gelir. Utana sıkıla, «Güneye döneceğim.» der. «Çünkü bilmecemi çözemedim.»

19 Tendai: ChihI'nin Çin'de kurduğu mezhep. Çin'de çok yandaşı olan bu öğretiyi Dengyo Daishi Japonya’ya getirmiştir (804). Doğaötesi yönü dışında Zen’e benzer. Zen'in pratikliğine karşın, Tendai'de doğaötesi yöne ağırlık verilir.

«Bir hafta daha kal. Durmadan meditasyon yap.» diye öğütler Suivvo. Aydınlanma bir türlü gelmez oğlana. «Bir hafta daha...» der Suivvo. Çocuk baş eğer, ama boşuna...

«Haydi bir hafta daha,..» Ne var ki, bu da yaramaz işe. Delikanlı, umutsuz, bırakılması için yalvarır. Ama, Suiwo bir beş günlük meditasyon daha ister. Sonuç alınmaz. Sonra Suivvo der ki: «Üç gün daha meditasyon yap; aydınlanmaya erişemezsen denize at kendini.

İkinci günü öğrenci aydınlanır.

 

TARTIŞIYI KAZAN TAPINAKTA KONUK OL

Bir Zen tapınağındakilerle Budacılık üzerinde tartışmaya girip de kazanabilen gezici keşişler, orada yerleşebilirler, yenilirlerse, çekip gitmek zorundadırlar.

Kuzey Japonya’daki bir tapınakta iki erkek kardeş keşiş yaşamaktadır. Büyüğü bir bilgin, küçüğüyse bir gözü kör bir aptaldır.

Bir gezgin keşiş gelip kalacak yer ister; göreneğe uyarak yüce öğretiye ilişkin tartışma isteğiyle kabarmayı da unutmaz. Büyüğü o gün çok okuduğundan yorgundur; «Git konuş, ama alçak sesle...» diye uyararak kardeşine yıkar işi.

Kardeşiyle yabancı, sinliğe gidip otururlar. Çok geçmez. Gezgin kalkar, büyüğüne gider: «Kardeşin olağanüstü bir kimse... Beni yendi.» der.

«Tartışmayı anlatsana!» der öbürü.

«Peki!» der gezgin, «Önce, bir parmağımı kaldırarak o aydınlanmış kişiyi, Buda’yı simgeledim. Kardeşin iki parmak gösterip Buda ile öğretisini simgeledi. Üç parmağımı kaldırdım; Buda’yı, öğretisini bir de uyumlu yaşam sürdüren izdeşlerini belirttim. O da yumruğunu sıkıp yüzüme doğru salladı; üçünün de aynı ergi (mazhariyet) olduğunu anlatmak istedi. Böylece tartışmayı kazandı. Artık burada kalmaya hakkım yok.» Konuşmasını bitiren gezgin çeker gider.

«Nerde o domuz?» diye dalar ağasının odasına küçüğü.

«Tartışmayı kazanmışsın.»

«Ne kazanması! Geberteceğim onu.»

«Anlatsana şu tartışmanızı. Konu neydi?» diye sorar büyüğü.

«Ne olacak! Beni görür görmez bir parmağını kaldırıp tek gözlü olduğumu anıştırdı. Hadi, konuktur, hoşgöreyim dedim, iki gözün var, kutlarım anlamında iki parmağımı yüzüne tuttum. Utanmaz alçak, ikimizin üç gözü var demeye üç parmak kaldırmasın mı? Tepem attı. Vurmaya başladım. Ama kaçtı. Tartışma bitti.»

 

MUTLULUĞUN SESİ

Zen ustası Bankei ölünce, tapmağa komşu bir görmez, bir arkadaşına: «Kör olduğumdan kimsenin yüzünü göremem; insanın karakterini sesinden çıkarırım. Genellikle birisi bir başkasının mutluluğunu, başarısını kutlarken, sesinde gizli kıskançlık titreşimleri de işitirim. Başkasının felaketinde, ne denli üzülündüğü dile getirilirken, yüreklerinin yağ bağladığını da sezerim. Sanki başsağlığı dileyenin dünyası daha bir zenginleşmiştir.

«Yıllardır dinlerim Bankei’yi. Onun sesi hep içten olmuştur. Mutluluğunu söylediğinde mutluluktan başka bir şey işitmedim; üzüntüsünü belirttiğinde de işittiğim salt üzüntüydü.»

 

KENDİ HAZİNENİ AÇ

Daiju, Çin’de Baso Usta’ya gider. Baso sorar: «Aradığın nedir?»

«Aydınlanma!» diye yanıtlar Daiju.

Baso sürdürür: «Kendi hazinen varken neden dışta ararsın onu?»

Bu kez Daiju sorar: «Nerdeymiş benim hazinem?» Baso yanıtlar: «Sormandadır senin hazinen.»

Daiju aydınlanmıştır. Ondan sonra arkadaşlarına hep, «Kendi hazinenizi açın, kullanın hazinelerinizi.» diye öğüt

 

SU OLMAYINCA AY OLMAZ

Kadın keşiş Chiyono, Engaku’lu Bukko’dan Zen öğrenirken, hayli zaman meditasyondan yarar sağlayamaz.

Sonunda, bir gece ay ışığında kamış çemberli külüstür kovasıyla su taşırken kamış kırılıverir. Kovanın dibi düşer. Chiyono o anda özgürleşir.

Anısına bir şiir yazar:

Uğraşırdım, kırılıp dağılmasın diye şu eski kovam

Onu saran yıpranmış kamışı ha düştü ha düşecek

En sonunda dibi çıkana dek.

Kovada su yok artık.

Suda ay yok artık!

 

KARTVİZİT

Meiji döneminin büyük Zen öğretmeni Keichu, Kyoto’daki Tofuku baştapmağmı yönetmektedir. Bir gün Kyoto Valisi onunla ilk kez görüşmeye gelir.

Uşağı, valinin kartvizitini Keichu’ya uzatır. Kartta şunlar yazılıdır: Kitagaki, Kyoto Valisi.

Keichu, uşağına, «Böyle biriyle işim yok benim.» der, «Söyle ona gitsin burdan.» verir.

Uşak kartı geri verip özür diler.

«Suç bende...» der vali; kalemiyle Kyoto Valisi sözcüklerini karalar, «Git, şimdi göster!»

Karta bakan öğretmen, «Oo! Kitagaki mi?» diye şaşkınlıkla bağırır, «Görüşmek isterim o adamla.»

 

HEPSİ EN İYİSİ

Banzan pazarda dolaşırken bir kasapla, et alan birisinin konuşmalarını işitir:

Alıcı, «Etin en iyi tarafından isterim.» der.

Kasap, «Bizdeki etlerin hepsi en iyisindendir.» diye yanıtlar, «Burda en iyisinden olmayan et bulamazsın.»

Bu sözler Banzan’ı aydınlanmaya erdirir.

 

ZAMAN MİSKALLE, ALTIN KANTARLA

Zenginin biri, Zen öğretmeni Takuan’a, «Zamanımı nasıl geçireyim?» diye danışır. Her gün işyerinde çalışmaktan, saygı sunmaya gelen ziyaretçileri ağırlamaktan bıkmıştır. Takuan sekiz Çin hecesi yazıp verir parababasma:

İki olmaz bugün

Altın kantarla, miskalle zaman.

Gelmez ki artık geriye bugün.

Bir anı bile eder binlerce altın.


 

MOKUSEN’İN ELİ

Mokusen, Tamba ilindeki bir tapmakta yaşamaktadır. Bir izdeşi, karısının cimriliğinden yakınır. Mokusen izdeşinin karısıyla görüşür; yumruğunu kadının yüzüne doğru tutar.

«O da ne demek oluyor?» diye kadın, şaşkın, sorar.

Soruyla yanıtlar Mokusen: «Yumruğumu hep böyle tutsaydım ne düşünürdün?»

«Elin sakat derdim.» diye yanıtlar kadın.

Sonra «nah sana» dercesine apaçık elini gösterir, «Ya hep böyle dursa elim, ne derdin?» diye sorar.

«Bu da başka bir sakatlık.» der kadın.

«Bu kadarını anladığına göre iyi bir eş olursun sen.» diye konuşmasına son verir Mokusen.

Bu görüşmeden sonra kadın tutumlulukta kocasına yardımcı olur. Geliri de gideri de hesaba katar.

 

YAŞAMIN TEK GÜLÜCÜĞÜ

Son gününe dek Mokusen’in güldüğü görülmemiştir. Ayrılık vakti gelip çatınca sevenlerine: «On yıldır birlikte çalışıyoruz. Gösterin bakalım gerçek Zen’i nasıl yorumladığınızı! En açık biçimde kim belirtirse bunu, ardılım olsun. Alsın cüppemi, tasımı.» der.

Hepsi Mokusen’in asık yüzüne bakar; kimse yanıt vermez.

Yıllardır öğretmenin yanında bulunmuş olan Encho yatağa yaklaşır. İlaç fincanını biraz öne iter. Yanıtı budur.

Öğretmenin yüzü daha da asılır. «Bunu mu anlarsın sen?» diye sorar.

Encho uzanıp fincanı geri çeker.

Mokusen gülümser; yüzünde güller açar. «Seni gidi soytarı seni!..» der Encho’ya, «On yıldır benimlesin. Vücudumu tam görmüş değilsin. Al cüppemi tasımı. Artık onlar senin

Zen öğrencileri öğretmenleriyle en azından on yıl çalışırlar. Ondan sonra başkalarına öğretme sorumluluğunu yüklenirler. Tenno, çıraklığını tamamlayıp öğretmen olunca, Nanin’e gider. Yağmur yağdığından Tenno’nun ayağında nalınlar, elinde şemsiye vardır. Esenleştikten sonra Nanin, «Nalınlarını girişte çıkarmışsındır. Şemsiyeni nalınların sağma mı, soluna mı koydun? Söyle bakalım!» der.

Terıno apışır, birden yanıtlayamaz. Zen’i, yaşamının her anında diri tutamadığını görür. Nanin'in öğrencisi olur. Zen sürekliliğini elde edene dek altı yıl daha çalışır.

 

ÇİÇEK YAĞMURU

Subhuti, Buda'nın öğrencisidir. Öznellikle nesnelliğe ilintisi dışında hiçbir şeyin varolmadığı görüşü demek olan boşluğun gizilgücünü kavrayabilmiştir.

Subhuti bir gün bir ağaç altında oturmuş boşluğun ululuğunu duyumsamaktadır. Çevresine çiçek yağmaya başlar.

«Boşluk üzerine söyleşini övmekteyiz.» diye fısıldar Tanrılar.

«Ama boşluğun sözünü bile etmedim ki ben...» der Subhuti.

Tanrılar yanıt verirler: 

-Boşluğun sözünü etmedin, boşluğu işitmedin. İşte gerçek boşluk budur.» Subhuti'nin üstüne çiçekler yağar, yağar...

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült