Hikaye

 

 

Zen Hikayeleri 2


HOSHİN’İN SON ŞİİRİ

Zen ustası Hoshin, Çin’de uzun yıllar bulunmuş, sonra Japonya’nın kuzeydoğusuna dönmüş, orada yandaşlarına öğretisini vermiş. Çok yaşlanınca, Çin’de duyduğu bir öyküyü anlatmış onlara. Öykü şöyledir:

Yılın birinde aralığın on ikinci günü, artık yaşlanmış bulunan Tokufu çömezlerine der ki: «Önümüzdeki yıla çıkmam. Onun için bu yıl iyi davranın bana.»

Öğrencileri Tokufu’nun dalga geçtiğini sanırlar. Ama öğretmenlerini öyle severler ki, o yılın geri kalan her günü sırayla ona şölen verirler.

Yılın son gecesinde Tokufu: «Bana iyi davrandınız. Yarın öğleden sonra kar yağışı durunca sizlerden ayrılacağım.» der ve susar.

Gülüşür çömezleri, «Yaşlandı artık, saçmalıyor.» diye düşünerek... Ama gece yarısından sonra kar yağmaya başlar. Ertesi gün bir türlü bulamazlar öğretmenlerini. Meditasyon odasına giderler. Oradadır. Ölmüştür.

Bu öyküyü anlatan Hoshin öğrencilerine der ki: «Zen ustaları öleceklerini bilirler diye bir yasa yok ama gerçekten isterlerse bilebilirler.»

«Sen bilir misin?» diye sorar biri.

«Bilirim», diye yanıtlar Hoshin, «yedi gün sonra söylerim size.»

Kimse inanmaz. Hoshin onları bir sonraki toplantıya çağırdığında çoğu, konuşulanları unutmuştur bile.

«Yedi gün önce,» der Hoshin, «sizlerden ayrılacağımı söylemiştim. Bir ayrılık şiiri yazma göreneğimiz vardır. Ne var, ozan değilim, hattat değilim. Yazsın biriniz son sözlerimi.»

Öğrencileri onun şaka yaptığını sanırlar. Biri yazmaya davranır.


 

«Hazır mısın?» der Hoshin.

Hazırım ustacığım.» der yazacak olan. Hoshin de yazdırır :

Şiir, geleneksel dört dizeden bir eksik kalınca, yazıcısı atılır: «Usta, son dizesi yok!»

Hoshin, yengin aslan kükreyişiyle, «Haa!» diye haykırır; göçer gider.

Öbür adı Suzu olan güzeller güzeli Shunkai’yi. gencecikken, zorla evlendirmişler. Sonraları bu evlilik bozulmuş, o da üniversiteye girmiş, felsefe öğrenmeye başlamış.

Sunkai’yi gören ona vurulurmuş. Üstelik kendisi de başkalarına tutulur dururmuş. Üniversitedeyken de, daha sonraları da aşksız kaldığı olmamış. Felsefe onu tatmin etmeyince gitmiş, bir tapınakta Zen öğrenmeye başlamış. Oradaki Zen öğrencileri de abayı yakmışlar ona. Shunkai’nin tüm yaşamı sevmek, sevilmekle dopdoluymuş.

Gün gelmiş, Shunkai gerçek bir Zen öğrencisi olup çıkmış Kyoto’da. Kerınin tapmağındaki erkek keşişler onun içtenliğini övüp dururlarmış. İçlerinden biri ona çok yakınlık göstermiş; Zen uğraşında ona epey yardım etmiş.

Kerınin başkeşişi Mokurai (Sessiz Gök Gürültüsü) acımasız biriymiş. Kurallara uyar, keşişlerinin de uymalarım istermiş. Çağdaş Japonya’da bu keşişler yitirdikleri Budacılık tutkusunun yerine kadına düşkünlüğü koymuşa benzerler Mokurai süpürgesini kapar, tapmaklarında bulduğu kadınları kovarmış. Ne var ki, karılar kovuldukça, daha fazlası türermiş.

Aydınlıklardan geldim.
Aydınlıklara dönüyorum.
Nedir bu?

 

SHUNKAİ’NİN ÖYKÜSÜ

İşte gene bu tapmaktaki bir başkeşişin karısı Shunkai' nin içtenliğini, güzelliğini kıskanır. Öğrenciler genç kızın Zen’deki ilerlemelerini övdükçe, bu karı hasedinden çatlamaktadır. Bir gün dayanamaz. Shunkai’yle yeni gönüldeşi bir delikanlıya ilişkin dedikodular yayar. Sonunda oğlanı sürerler, Shunkai’yi de tapmaktan atarlar.

Shunkai, «Sevmekle yanlış bir iş yapmış olabilirim, ama arkadaşıma yapılanlardan sonra o moruğun karısı da bu tapmakta barınamaz.» diye düşünmektedir.

Shunkai o gece bir teneke gazla beş yüz yıllık tapmağı tutuşturur, yakıp kül eder. Sabahleyin bekçiler yakalar onu.

Genç bir avukat, kadına ilgi duyar, cezasını hafifleştirmeye çalışır. «Yardım etme bana,» der Shunkai, «bakarsın başka işler karıştırmaya kalkar, gene kodesi boylarım.»

Yedi yıl cezaevinde yattıktan sonra salıverirler Shunkai’yi. İçerdeyken altmış üçündeki gardiyanın da gönlünü çalmaz mı?

Artık adı «dam kuşu» olmuştur. Kimse yanaşmaz ona. Bu yaşamda bu bedenle aydınlanmaya inanmış olmaları gereken Zen inanırları bile kaçar ondan. Shunkai Zen'le Zen izdeşlerinin bambaşka şeyler olduğunu öğrenir. Akrabaları onu tanımazlıktan gelirler. Hasta, yoksul, bitkin bir kadın olup çıkar.

Günün birinde bir Shinshu10 rahibi çıkıp ona Sevgi Budası’ndan söz eder de kadıncağız biraz olsun avunup esenliğe kavuşur. Otuzuna basmadan, güzelliği daha solmadan ölür.

Başından geçenleri yazarak geçimini sağlamaya çabalamış boş yere; bir bölümünü de bir kadın yazara anlatmış. Böylece Japon okuruna ulaşmış. Shunkai’yi yadsıyanlar, ona kara çalıp aşağılayanlar, şimdi gözlerinde yaşlar, vicdan azabıyla okuyorlar onun yaşam öyküsünü,

 

* Shlnsu; Budacılığın Mahayana kanadına bağlı bir okul. Japonya’da on üç milyon yandaşı vardır.

 

MUTLU ÇİNLİ

ABD’deki Çinkentlerde11 dolaşanlar, sırtında torbasıyla tombul bir adam heykeli görmüşlerdir. Çinliler, Mutlu Çin

ya da Gülen Buda derler ona.

Hotei, T’ang hanedanlığı döneminde yaşamıştır. Kendisine Zen ustası denmesini, çevresine bir sürü hayranlar toplanmasını istemezmiş. Çağrılı olduğu evlerde sunulan tatlıları, yemişleri, çörekleri kocaman torbasına tıkıştırıp o yol senin bu yol benim gezmekmiş onu açan. Başına üşüşüp oynaşan çocuklara dağıtırmış torbasındakileri. Yol üstünde çocuk yuvası kuruverirmiş sanki.

Nerde bir Zen tutkunu görse, avuç açıp, «Ver bir paracık.» dermiş. Birisi çıkıp da bir tapmağa dönmesini, öğretmenlik yapmasını söylese, yinelermiş o: «Ver bi paracık.»

Bir gün gene oynaya çalışa giderken bir başka Zen ustası gelir, «Zen’in anlamı nedir?» diye sorar.

Hotei’nin sessiz yanıtı, torbasını pattadak yere bırakıvermek olur.

Öbürü, «Zen’in gerçekleşmesi nedir?» diye uzatır.

Mutlu Çinli de torbasını sırtladığı gibi yola koyulur.

 

BİR BUDA

Tokyo’da Meiji döneminde ad yapmış, özellikleri karşıt iki öğretmen varmış. Unsho adlısı Shingon'’ öğretir, Buda’nın buyruklarını titizlikle uygularmış. İçki içmez, sabah on birden sonra yemek bile yemezmiş. Öbürü, Tanzan, imparator uk Üniversitesinde felsefe profesörüymüş; buyruk muyruk dinlemezmiş. İstediği zaman yermiş; gündüz uyku bastırsa yatar uyurmuş.

Bir gün Tanzan oturmuş şarap içerken Unsho çıkagelir. Şarabın damlasını bile ağızlarına koymamaları gerekir Budacıların, ama, Tanzan: «Buyur arkadaş, otur sen de iç biraz.» der.

Unsho kaşlarını çatarak, «İçtiğim görülmüş müdür benim?» diye homurdanır.

Tanzan, «İçmeyen kişiye insan demem ben.» diye karşılık verir.

Unsho öfkelenir: «Demek ki ben bu zıkkımın tutsağı değilim diye insan sayılmıyorum, öyle mi? İnsan değilsem ya neyim?»

«Bir Buda’sın.» der Tanzan.

 

ÇAMURLU YOL

Tanzan ile Ekido çamurlu bir yolda ilerliyorlardır. Yağmur ha bire yağmaktadır.

Bir dönemeçte ipek kimonolu, beli kuşaklı bir Japon güzeli çıkar karşılarına. Kızcağız çamur dolu bir hendekten karşıya geçmeye çabalamaktadır.

Tanzan düşünmeden, «Gel kız!» der, kızı kucaklayıp kaldırır, çamurdan aşırtır.

Geceye dek Ekido’nun ağzını bıçak açmaz. Geceleyecekleri tapmağa varınca artık dayanamaz: «Hani biz keşişler kadınlara yaklaşmazdık! Hele öyle güzel kızlara!.. Sakıncalı buluyorum. Neden yaptın o işi?» diye vırlar.

«Vay, sen hala taşımakta mısın kızı?» der Tanzan, «Ben onu orda bırakmıştım.»

 

12      Shingon: Budacılığın Japonya’daki en yaygın kollarından İkincisi. Kurucusu Kobo Daishi'dir. Bazen Gizemci Okul diye de anılır. Bir Zen okulu değildir. Çin Budacılığının biçimlenmesinde etki yapmış bu Budacılık mezhebine «Mantrayana»da deniyor. Mantralarla mudralar (seslerle davranışlar) bu Jnanç kolunun temel yöntemleridir. 


 

SHOUN İLE ANASI

Shoun, Soto Zen» öğretmeni olmuştur. Daha öğrenciyken babası öldüğünden, yaşlı anasına o bakarmış.

Meditasyon yerine giderken anasını da yanında götürürmüş. Manastırlarda kalırken, anası var diye, öbür keşişlerle birlikte oturamazmış. Bir kulübe yapar, anasıyla orada yaşarmış. Sutraları, Budacı deyişleri yazıp çoğaltır, böylelikle geçimlerini sağlarmış.

Shoun anasına balık aldığında, keşişlerin balık yememeleri gerektiğinden, onunla alay ederlermiş. Shoun aldırmazmış. Ama anası oğluyla dalga geçmelerine üzülürmüş. Bir gün dayanamamış, Shoun’a: «Ben de kadın keşiş olacağım. Etyemezliğe alışabilirim.» demiş. Dediğini de yapmış. Artık birlikte çalışırlarmış.

Shoun müzikten çok hoşlanırmış; anasının da çaldığı harpta ustaymış. Mehtaplı gecelerde birlikte çalarlarmış.

Bir gece genç bir kadın evlerinin önünden geçerken, harp sesini işitir. Müzik onu öylesine duygulandırır ki... Gider, Shoun’u evine çağırır ertesi akşam orada harp çalmasını ister. Shoun kadının evine gider, çalgısını çalar. Bir kaç gün sonra o genç kadını yolda görüp yanma gider, konukseverliği için ona teşekkür eder. Shoun’un bu konuşmasını işitenler, bir sokak kadınının evine gittiği için onunla alay ederler.

Bir gün Shoun uzak bir tapmağa, ders vermeye gider. Birkaç ay sonra döndüğünde, anasının cenazesini kaldırdıklarını görür. Arkadaşları, Shoun’un gittiği yeri bilemediklerinden, ona haber ulaştıramamışlardır.

Shoun gider, asasıyla tabuta vurur ve seslenir: «Ana, ana! Oğlun döndü, bak!»

Sonra da, «Ne iyi ettin de döndün, oğul!» diye anası konuşuyormuşçasına yanıt verir kendine.

Shoun, «İyi ettim ya!» diyerek çevresindekilere döner ve «Tören bitti. Artık gömün.» der.

Shoun yaşlanınca ölümünün yaklaştığını anlar. Bir sabah izdeşlerini toplar, öğleyin göçeceğini söyler. Anasıyla eski öğretmeninin resimleri önünde günlük yakarak şu dizeleri yazar:
 

Elli altı yıldır elimden geldiğince en iyi

Yaşamı sürmeye çabaladım, ilerledim bu yolda.

Şimdi yağmur dinmiş, bulutlar kaçışıyor.

Gökten bakıyor dolunay.
 

Öğrencileri çevresini sarıp bir sutra okurlarken, Shoun göçer.

 

* Soto Zen: Bu inanç kolunu Tsao Shan ile öğretmeni Tung Shan kurmuşlardır. Öğretiyi Japonya’ya Dogen götürmüştür (1227). Günümüzde Japonya'da 15.000’den fazla Soto Zen tapınağı vardır. Koanlar yoluyla didinerek gerçekliğe ulaşmayı öneren Rinzai mezhebinin tersine, Soto Zen, kişinin zaten aydınlanmanın içinde olduğunu görmesinin, kavramasının yeterli olduğuna inanır. Aydınlanma ya da aranan şey dışta orada değil, içte buradadır. Zazen denilen bağdaş kurup oturarak yapılan meditasyonu uygular Soto Zen.

  

BUDAUKTAN UZAK DEĞİL

Bir üniversite öğrencisi Gasan’a: «Incil'i okudunuz mu?» diye sorar.

Gasan, «Hayır, ne diyormuş?» diye karşılık verir. Öğrenci İncil’i açıp Eren Matta’dan şunu okur: «Ve niçin esvaptan ötürü kaygı çekiyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüklerine iyi bakın; ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler; size derim: Süleyman bile, bütün izzetinde bunlardan biri gibi giyinmiş değildi... Bundan dolayı, yarın için kaygı çekmeyin; zira yarınki’ gün kendisi için kaygı çekecektir.» i*

Gasan: «Kim demişse bu sözleri, aydınlanmış kişi olsa gerektir.» der.

Öğrenci okumasını sürdürür: «Dileyin, size verilecektir; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, ve kapıyı çalana açılır.»1®

Gasan: «Çok güzel!» der, «Bunları diyen kimse Budalıktan uzak sayılmaz.

Tokyo’da Kusuda adlı bir genç hekim, Zen çalışan bir okul arkadaşına rastlar. Genç hekim, «Nedir Zen?» diye sorar.

Arkadaşı, «Ne olduğunu anlatamam, ama şurası kesin: Zen’i anlarsan ölümden korkmazsın.» yanıtım verir.

«Güzel,» der Kusuda, «öğrenmek isterim. Bildiğin bir öğretmen var mı?»

«Var! Nanin Usta!» diye salık verir arkadaşı.

Kusuda Nanin’e gider. Öğretmenin ölümden korkup korkmadığını sınamak için yirmi beş santimetrelik bir hançer almıştır yanma.

Nanin, Kusuda’yı görünce, birdenbire der ki: «Hoş geldin arkadaş! Nasılsın? Özlemişim seni!

Kusuda, şaşkın, «Tanışmıyoruz ki!» deyince: «Özün dilerim, burada öğrenim gören başka bir hekime benzettim seni.» diye düzeltir Nanin.

Başlangıç böyle olunca, Kusuda, ustayı sınama olasılığını yitirir. Zoraki, Zen öğrenmek istediğini söyler.

15,16 «Kitabı Mukaddes Eski ve Yeni Ahit» adlı kitabın İstanbul, 1976 baskısından olduğu gibi alınmıştır.

 

ÖĞRETİDE ELİSIKI


Nanin, «Güç iş değildir Zen. Mademki hekimsin, hastalarına sevecenlikle bak. Zen, odur.»

Kusuda üç kez gider Nanin’e. Üçünde de Nanin yineler durur: «Bir hekimin buralarda harcayacak zaman: yoktur. İşine dön; hastalarına bak.»

Bu öğretinin ölüm korkusunu nasıl yok edeceğini daha anlamış değildir Kusuda. Dördüncü gidişinde yakınır: «Arkadaşım, Zen öğrenen kişi ölüm korkusunu yitirir demişti. Buraya ne zaman gelsem, hastalarıma bakmamı söylüyorsun. O kadarım ben de bilirim. Zen dedikleri buysa, artık gelmem.»

Nanin gülümseyerek hekimin sırtını sıvazlar. «Sana çok sıkı davrandım. Bir koan vereyim sana.» der. Kusuda' ya Joshu’nun Mu’sunu verir biraz kafa patlatması için. Geçitsiz Geçit adlı kitaptaki, tinsel aydınlanmaya götüren ilk bilmecedir bu.

Kusuda bu Mu(Yokluk) bilmecesiyle iki yıl uğraşır. Sonunda tinsel kesinliğe vardığını sanır. Ne var ki, öğretmeni, «Daha olmamış.» der.

Kusuda bir buçuk yıl daha sürdürür konsantrasyonunu. Tinsel dinginliğe kavuşur. Sorunları çözülür. Yokluk, gerçekliğe dönüşür. Hastalarına verir kendisini; yaşam ölüm kaygılarından arınır.

Sonra kalkıp Nanin’e gittiğinde, yaşlı öğretmen gülümser, bir şey demeden.

 

ÖRNEK ÖYKÜ

Buda bir sutrasında şu örnek öyküyü anlatıyor:

«Kırda giden birisi bir kaplanla karşılaşır. O kaçar, kaplan kovalar. Bir uçurumun kıyısına gelince bir yabani asmanın köküne yapışıp kendini aşağı sarkıtıverir. Kaplan, tepesinden uzanmakta, koklayıp durmaktadır. Adamcağız tir tir titreyerek aşağı bakar. Orada bir başka kaplanı, onu yemek için bekler görür. Onu tutan tek şey asmadır.

Biri ak biri kara iki sıçan asmayı kemirmeye koyulurlar usul usul. Adamcağız az ötede iri bir çilek görür. Sarmaşığı tek elle kavrayıp öbür eliyle çileği koparır. Öyle tatlı gelir ki çilek ona!»

 

BİRİNCİ İLKE

Kyoto’daki Obaku tapınağına gidenler yapının alnacında «Birinci İlke» yazısını görürler. Harfleri büyük mü büyüktür. Güzel yazı sanatından anlayanlar bu başyapıta hayran olurlar.

Usta, çizimini önce kağıda döktürmüş; işçiler, büyülterek ağaç oymasına geçirmişler. Kösen, harfleri çizerken, bir afacan öğrencisi yanı başında durur. Bu öğrenci çizim için kovalar dolusu mürekkep hazırlamıştır; ustasının işini eleştirmekten sakındığı da yoktur.

«İyi olmadı.» deyiverir Kosen’e, usta ilk vuruşları bitirince.

«Bu nasıl?»

«Kötü. İlki daha iyiydi.» der öğrenci.

Kösen sabırla art arda seksen dört Birinci İlke çizer, gene de öğrencisine beğendiremez.

Sonra delikanlı bir an dışarı çıkar. Kösen, «Şunun keskin gözünden kurtulmuşken...» diye geçirerek, kafası çelmelerden arınmış, bir çırpıda çizer: «Birinci İlke».

«Başyapıt olmuş!» der öğrencisi, dönünce.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült