Hikaye

 

 

Zen Hikayeleri 1


ÇAY FİNCANI

Meiji döneminde (18681912) Japon usta Nanin, Zen incelemeleri yapmaya gelen bir üniversite profesörünü karşılar.

Nanin, konuğuna çay sunar. Profesörün fincanını doldurur, ama durmaz. Çayı fincana döker de döker.

Konuk profesör taşan çaylara bakadurmaktadır. Bir süre sonra, kendini tutamayıp, boşalır: «Taştı! Artık almaz ki!»

«Bu fincan gibi» der Nanin, «sen de kendi düşüncelerin, kurgularınla dolusun. Önce fincanını boşaltmazsan, sana Zen’i nasıl gösterebilirim ki?»

 

ÇAMURLU YOLDA BULUNAN İNCİ

Gudo, zamanın imparatoruna öğretmenlik yapıyordur. Ne var, sık sık alır başını gider, gezgin dilencilik de yapar. Bir gün Shogun hanedanının kültürel, siyasal odağı Edo’ ya giderken Takenaka adlı küçük bir köye düşer yolu. Akşam bastırmaktadır. Yağmur hızlanmıştır. Gudo sırılsıklamdır. Çarıkları paramparça olmuştur. Köye yakın bir çiftlik evinin penceresinde birkaç çift çarık görünce, çarık almak için kapıyı çalar.

Gudo’yu öyle ıpıslak gören çarıkçı kadın, evlerinde gecelemesini söyler ona. Gudo, «Sağ ol!» deyip, öneriyi kabuleder. İçeri girer, evin sinliğine? dönüp bir sutra8 okur. Kadının anasıyla, çocuklarıyla tanışır. Evdekileri üzüntülü görünce, nedenini sorar.

«Kocam kumar düşkünü sarhoşun biridir.» diye anlatır kadın. «Ütünce, içer ve kötüleşir. Ütülünce, gider borç para alır. Ara sıra, kör kütük sarhoş olunca, eve uğramaz olur. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız.»

«Ona yardım edeceğim.» der Gudo. «Al şu parayı. Bol şarapla iyi yiyecekler al. Sonra git yat. Ben de başımı dinleyeyim şurada.»

Gece yarısı evin erkeği, iyice sarhoş, döner ve böğürür: «Hey hanım; geldim. Ne yemek var?»

Gudo, «Var bişeylerim.» der. «Yağmura tutulmuştum. Karınız geceyi geçireyim diye buyur etti. Ben de şarapla balık aldırdım. İstersen ye.»

Adam sevinir. Onca şarabı dikiverip yere serilir. Gudo da başucuna oturur, meditasyona başlar.

Sabahleyin adam uyandığında, gece olanları unutmuştur. «Kimsin? Nerden çıktın?» diye sorar dalgın oturan Gudo’ya.

«Kyotolu Gudo’yum. Edo’ya gidiyorum.» yanıtını verir Zen ustası.

Adam, yerin dibine geçer. İmparatorun öğretmeninden bin bir özür diler.

Gudo gülümser. «Yaşam geçicidir.» diye açıklar. «Yaşam çok kısadır. Kumara içkiye düşersen, zamanın kalmaz başka iş görmeye. Acısını çoluğun çocuğun çeker.»

Düşten uyanırcasına gözleri açılır kocanın. «Sözlerin doğru.» der. «Bu şaşırtıcı öğretinize karşılık ne yapabilirim? Sizi geçireyim. Neyiniz varsa taşıyıvereyim biraz.»

«Sen bilirsin.» diyerek kabul eder Gudo.

İkisi yola düşerler. Üç kilometre gittikten sonra Gudo, dönmesini söyler. «N’olur biraz daha...» diye yanıtlar yoldaşı.

On kilometre de yürününce Gudo, «Şimdi dön!» der.

«Bütün yaşamımca seni izleyeceğim!» diye kararını açıklar öteki.

Japonya’daki çağdaş Zen öğretmenleri, Gudo’nun ardılı bir ünlü ustanın artçılarından gelmişlerdir. Adı Munan’dı o ardılın: Geri dönmeyen kişi...

 

ÖYLE Mİ?

Komşuları, Zen ustası Hakuin’i sade bir yaşam sürdüğü için severler, överlermiş.

Ustanın yakınlarında, anası ve babası bakkal dükkanı işleten güzel bir Japon kızı oturmaktadır. Bir gün, ana ve babası, kızın gebe olduğunu öğrenirler.

Öfkelenirler. Kız bir türlü erkeğin kimliğini açığa vurmaz. Ama epey sıkıştırmadan sonra, Hakuin’in yaptığını söyler.

Küplere binen ana ve baba, ustaya koşarlar. Hakuin, onları dinledikten sonra, «Öyle mi?» der, başka bir şey demez.

Çocuk doğunca Hakuin’e götürülür. Saygın Zen ustası artık ününü yitirmiştir. Aldırış ettiği yoktur. Çocuğu çok iyi yetiştirir. Komşularından süt ile küçüğün gereksindiği her şeyi sağlar.

Ertesi yıl genç ana dayanamaz. Ana ve babasına gerçeği, küçüğün babasının balık pazarında çalışan bir delikanlı olduğunu anlatır.

Kızın ana ve babası Hakuin’e koşarlar, uzun uzadıya özür dilerler; bağışlanmalarım ve çocuğu geri vermesini isterler.

Hakuin ses çıkarmaz. Çocuğu uzatırken, «Öyle mi?» der, başka bir şey demez.

 

BOYUN EĞME

Usta Bankei’nin konuşmalarına yalnız Zen öğrencileri değil, toplumun her kesiminden ve her mezhepten insanlar da katılırmış. Bankei’nin sutralar aktardığı, bilgiççe söylevler verdiği görülmezmiş. Aksine, sözleri doğruca yüreğinden dökülür, dinleyenlerin yüreklerine akarmış.

Dinleyenlerin çokluğu, Nichiren» mezhebinden bir rahibi babalandırır; çünkü bu rahibin çömezleri kaçıyor, gidip Zen anlatıları dinliyorlardır. Bencil Nichiren rahibi tapınağa gider; Bankei’yle tartışmayı aklına koymuştur.

«Hey, Zen ustası!» diye ürür. «Baksana! Seni sayanlar, tüm buyruklarına boyun eğerlermiş. Bana da boyun eğdir de bir görelim!»

«Gel yanıma göstereyim.» der Bankei.

Rahip kurum sata sata kalabalığı yarıp öğretmene yanaşır.

Bankei gülümser, «Şöyle soluma geç.» der.

Rahip boyun eğip öbür yana geçer.

«Olmadı,» der Bankei, «sağımda durursan daha kolay konuşabiliriz. Geç şuraya!»

Rahip çalımla o yana gider.

«Gördün mü!» diye takılır Bankei, «Boyun eğmektesin buyruklarıma. Çünkü çok iyi bir kimsesin. Şimdi otur da dinle.»

» Nichiren: Nichiren’in (12221282) Japonya’da kurduğu bir Budacıtık kolu. Sağlam bir temele oturtulmasına karşın bu mezhep. Nichiren’ İn zorlu yöntemleri yüzünden başarı olanaklarını yitirmiştir.

 


 

SEVERSEN AÇIKÇA SEV

Yirmi erkek keşişle Eshun adlı bir kadın keşiş, bir Zen ustasından meditasyon öğrenirlermiş.

Eshun’un saçları kökünden kazınmış, giysileri özentisizmiş, ama kendisi güzeller güzeliymiş. Kimi keşişler gizlice abayı yakmışlarmış kıza. Bir gün içlerinden biri ona bir aşk mektubu yazar, «Karanlıkta buluşalım,» diye balta olur.

Eshun yanıtlamaz. Ertesi gün ustaları hepsine dersini verir. Ders bitince, Eshun kalkar, mektubu gönderen keşişe seslenir: «Beni çok seviyorsan gel şimdi sarıl bana.»

 

İÇİ SIZLAMAMIŞ

Çin’de bir yaşlı kadın varmış, bir keşişi kayırır, yirmi yıldan fazladır ona bakarmış. Keşişe bir kulübe yaptırmış. Biri meditasyon yapar, öbürü de onu beslermiş. Bir gün kadın, keşişin bunca zamandır ne kadar ilerlediğini öğrenmek ister.

Gider, ellenmiş dillenmiş bir haspayla anlaşır. «Git,» der, «sarıl şuna biraz. Sonra da birden soruver: ‘Ee, şimdi n’olucak?’ diye.»

Kız varır keşişe, başlar oynaşmaya. Okşar eri, sorar *Ee, şimdi n’olucak?» diye.

Keşiş yanıtlar duyarlılıkla: «Kış ortasında soğuk kaya, kaya üstünde uzar yaşlı bir ağaç. Üşüyoruz, yok mu bizi ısıtacak?»

Kız döner, anlatır kadına keşişin dediğini.

«Yirmi yıldır boşuna beslemişim softayı!» diye haykırır kadın hınçla. «Sana saygısızca davranmış, seni anlamamış. Sorunlarım çözmeye hiç yanaşmamış, isteksizliğini anla* dik, ama birazıcık olsun içi de mi sızlamamış!»

Kadın sonra gider. Keşişin evceğizini yerle bir eder.

 

SON SÖZ

Tanzan yaşamının son gününde altmış kişiye yazdığı mektupları, postalaması için, uşağına verir. Sonra da göçer gider.

Bakın yazdığına:

Bu yerden ayrılıyorum.

Son sözüm budur.

Tanzan

27 Temmuz 1892

 

KOCA DALGALAR

Meiji döneminin başlarında Onami (Koca Dalgalar) adlı ünlü bir güreşçi yaşamıştır.

Bu çok güçlü Onami’nin şaşırtıcı bir güreş yeteneği varmış. Özel karşılaşmalarda, kendi ustasını bile yenermiş. Ama izleyiciler varken öyle utangaçmış ki, kendi öğrencileri bile onu yıkıverirlermiş.

Bir gün Onami, bir Zen ustasından yardım istemeyi tasarlar. Gezici öğretmen Hakuju’nun yakınlardaki küçük bir tapmakta kaldığını öğrenir. Onami ona görünür sıkıntısını anlatır.

«Senin adın Koca Dalgalar,» diye öğüt verir öğretmen» «onun için geceyi tapınakta geçireceksin. Dağ gibi dalgaların yerine koyacaksın kendini. Artık eski kaygılı güreşçi değilsin sen. Önüne çıkanı sürükleyen koca dalgalarsın; yutarsın hepsini. Dediğimi yap da gör, nasıl ülkenin başpehlivanı olacaksın.»

Öğretmen yatınca Onami meditasyona oturur, kendini dalgaların yerine koymaya çalışır. Türlü düşüncelere dalar. Gittikçe artar kendini dalgalara eş görmesi. Gece ilerledikçe dalgalar irileşir de irileşir, saksı vazo ne varsa süpürür. Sinlikteki Buda’yı bile seller götürür. Gün ağarmadan önce tüm tapmak dalgalı denizlere döner.

Sabahleyin, öğretmeni Onami’yi, yüzünde belirsiz bir gülümseme, meditasyon yaparken bulur. Güreşçinin sırtım sıvazlar. «Artık kimse seni tedirgin edemez,» der, «o koca dalgalar sensin. Ne çıkarsa önüne, devireceksin.»

O gün güreşler vardır. Onami hepsini kazanır. Ondan sonra da Japonya’da kimse onun sırtını yere getiremez.

 

AY ÇALINMAZ

Zen ustası Ryokan bir dağ eteğindeki küçücük barınağında tek başına yaşamaktadır. Bir gece evceğizine hırsız girer; ne ki, hırsız ortalıkta çalacak bir şey bulamaz.

Ryokan evine dönünce hırsızı orada görür. «Uzun yoldan gelmişsindir buralara,» der hırsıza, «eli boş dönmek olmaz. Giysilerimi al, sevinirim. Armağanım olsun sana.»

Hırsızın tersi döner. Giysileri aldığı gibi sıvışır.

Ryokan çırçıplak oturur, aya bakar. «Yazık garibe,» der dalınç içinde, «ne olurdu şu güzel ayı verebilseydim ona!»

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült