Hikaye

 

 

Yaşasın Demokrasi

Haldun Taner


Demokratlar hoparlörlü bir kamyon bulmuşlar, meydanı dolduran kasaba halkına “Reyinizi bize verin. Bizden gayrisi derdinize merhem bulamaz!" diye bağırıyorlar.

Göğsündeki altı oklu parti rozetini saklamaya lüzum görmeyen nahiye müdürü, lacivertler giyinmiş seçim heyeti reisi, dazlak başlı Halk Partisi başkanı ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir oraya bir buraya koşuşuyor, hoparlörlü kamyonun etrafını saran seçmenleri bayraklarla süslü kahveye çekmeye uğraşıyorlar.

Kahvede bir kürsü kurulmuş. Kürsüye de ilkokul müdürü çıkmış, “Türk köylüsü memleketin efendisidir” diye bir şeyler söylüyor. Fakat zavallıyı dinleyen kim?

Nahiye müdürü işin sarpa sardığım görünce, kalabalığı jandarma kuvveti ile dağıtmak istedi. Fakat söktüremedi. Demokratların mümessili dişli bir adam... Yüzü kızarmış, boynunun damarları fırlamış;

“Jandarma kullanamazsınız. Kanuna karşı gelen yok... Biz burda usulü dairesinde porpuganda yapıyoruz!” diye haykırıyor. Adamın hakkı da yok değil.

Nahiye müdürüyle parti başkanı, böyle aşağı tükürsem sakalım, yukarı tükürsem bıyığım misali çaresizlik içinde kıvranıp dururken, uzaktaki yoldan açık bir otomobilin tozu dumana katarak kasabaya geldiği görüldü.

Otomobilin içinden kolları pazıbentli iki Halk Partili ile köylü kılıklı tıknaz bir adam çıktı. Adamın sırtında yakasız bir mintan, bacaklarında da dolaksız bir külot vardı.

Elinde uzun saplı bir saz tutuyordu. Pazıbentli particilerden biri;

“İşte size tebliğde bahsettiğimiz saz şairi Aşık Mehmet” diye tıknaz adamı takdim etti. Parti başkanı takma dişlerinin en azdan yirmi dördünü gösteren bir gülüşle;

“Varol aslanım. Hadi göster bakalım kendini” dedi, adamın sırtını okşayıp kahveye doğru götürdü.

Aşık Mehmet çardakların gölgesinde kendine uygun bir köşe bulduktan sonra, sağ ayağını altına alıp yere oturdu. Ve hiç vakit geçirmeden bir türküye başladı.

Dolgun, sıcak, içten bir sesi vardı. Bütün saz şairleri gibi duyarak, kendini güfteye vererek söylüyordu. Hoparlörlü kamyonun etrafındaki köylülerden birkaçı, sesin geldiği tarafa kulak kabarttılar. Sonra birer ikişer o yana doğru seğirttiler.

Etrafına toplananların gitgide çoğaldığını gören Mehmet büsbütün aşka geldi. O civar halkınca pek sevilen bir başka şarkıya geçti. Kahvenin bahçesi artık adamakıllı dolmuştu. İçerde yer bulamayanlar çitlerin dışına sıralanıyor, kahvenin yıkık duvarına tırmanıyorlardı. Hepsi de kasabalarına ilk defa gelen bu saz şairinin sesine hayran olmuşlardı.

Aşık Mehmet bir yandan şarkısını okuyor, bir yandan da gözlerini kapayıp hafifçe boyun kırmak suretiyle etraftan savrulan iltifatlara mukabele ediyordu. Bu türkü de bitince;

“Şimdi size yeni düzdüğüm bir şarkıyı okuyacağım” dedi.

Herkes kulak kesilmişti. Aşık Mehmet toprak renkli ellerini tellerin üzerinde kaydırırken şarkıya başladı:

Atatürk güneşimiz

İnönü’dür şefimiz

Dünyada yok eşimiz

Biz cumhuriyetçiyiz.

Beste, marş temposunu hatırlatıyor. Fakat Mehmet’in yanık sesi ona tatlı bir halk türküsü edası vermekte çok mahir...

Ulu başbuğumuz var Bizlere eyi bakar Odur bize ancak yar Biz Türkler hep halkçıyız.

El ele veririz biz Çalışırız hepimiz Gür sesimizle diriz: Bizler milliyetçiyiz.

Pazıbentli adamlardan biri parti başkanının kulağına eğilmiş; “Dikkat buyurursanız her kıtanın son beyti umdelerimizden birini belirtiyor” diye izahat vermekte... Yarım saat evvel şaşkınlıktan iki kere dilini ısıran parti başkanı şimdi dört yapraklı gül olmuş, Mehmet’i can kulağı ile dinleyen köylülere bakıp tombul ellerini ovuşturuyor.

Türk savaştan yorulmaz Çelik golü gırılmaz Halk hökümattan ayrılmaz Dünya işinde layığız.

“Halk hükümetten ayrılır mı imiş, elbet ayrılmaz. Var ol pehlivan...” Böyle dedi aşka gelen ilkokul müdürü. Mehmet’in erkek sesi kahveyi çınlatmakta berdevam:

Ülküsüne ereniz Sözünde direneniz Gür sesimizle diriz: Bizler hökümatçıyız.

Beylerin sırasından aksi seda gibi, “Elbette hökümetçiyiz” sesleri...

Aşık Mehmet’in sesine

Kulak verin sözüne

Gidek Halk Partisi izine

Bizler inkılapçıyız.

Şarkı biter bitmez ön sıradaki beyler var kuvvetleri ile alkışlamaya başladılar. Bunu çorap söküğü gibi başkaları takip etti. Hatta öyle ki köylüler bile şarkıyı hararetle alkışladıklarına bakarak bir anda Halk Partili oluverişlerine şaştılar.

Mehmet müsait durumdan faydalanmayı bildi. Bu sefer bambaşka bir beste ile yeni bir şarkıya geçti:

Demokrata yazılmam

Doğru yoldan ayrılmam

Ne derlerse desinler

Ben onlara gatılmam.

Hoparlörlü kamyonun etrafı şimdi bomboş kalmıştı. Ateşli demokrat mümessili adeta ağlamaklı olmuş, yanındaki arkadaşlarına çıkışıyor, beraberinde getirdiği plaklardan birini çalıp meydanı gürültüye boğmaya çalışıyordu. Nihayet dayanamadı. Kahvedeki kalabalığa dalıp;

“Dinlemeyin onu... Sırtında gömleği yok giyecek, iktidardakilere yardakçılık ediyor” diye halkı Mehmet’ten ayırmaya savaştı. Fakat yedi-sekiz koyu demokrattan gayrısına söz geçiremedi. Ekseriyet hala saz şairinin başında duruyor, kendilerine dağıtılan matbu Halk Partisi listelerini zarflayıp sandığa atmaya hazırlanıyorlardı.

Demokrat mümessili ne yaptı ise kar etmedi. Mehmet orada yarım saatin içinde demokratlara rey vermeye yeltenen beş yüze yakın köylüyü caydırıp yeniden Halk Partisi’ne kazandırdı. Seçimin lehlerine döndüğünü görünce pazıbentli particiler saz şairini tekrar otomobile koyup alelacele civardaki diğer seçim yerlerine doğru yollandılar.

Mehmet her gittiği sandık başında halkı kolayca kazanıyordu. Demokratlar neye uğradıklarını anlayamıyor, en muhalif sandıkları köylülerin dahi bu tatlı sesli aşığı dinler dinlemez fikir değiştirmesine şaşıp şaşıp kalıyorlardı.

O sırada tesadüfen vilayet merkezinde bulunan Demokrat Parti ileri gelenlerinden biri, iş böyle devam edecek olursa Mehmet’in akşama kadar daha dört-beş köyde seçimi kendilerine kaybettireceğini anladı. Ve bizzat bir otomobile atlayıp saz şairinin ilk uğrayacağı köye ondan evvel yetişti. Mehmet, orada bir biçimine getirilip bu zatı muhteremin yanma çıkarıldı. O zatı muhterem Mehmet’in elini sıktı, ona kahve, lokum ısmarladı. Sonra gayet tatlı bir sesle;

“Demokratlardan ne fenalık gördün ki bizim aleyhimize çalışıyorsun?” diye sordu.

Mehmet Demokratlardan hiçbir fenalık görmemişti. Fakat Halk Partisi'nden iki yüz elli lira kadar bir iyilik görmüştü. Bunu açıkça söyledi. Muhterem zat bunun üzerine güldü:

“Bunu daha evvel söyleseydin ya dostum” dedi. Ve o gün seçim bitene kadar şarkı söylememek ricasıyla ellişer liralık yedi kaimeyi kibarca Mehmet’in eline sıkıştırdı.

Mehmet dışarı çıktığında artık otomobile binmedi. Bu ani değişikliğin sebebini izah için de;

“Sabah beri durmadan şarkı söylettiniz. Dolaşmaktan yoruldum gayrı... Hem ben saz şairiyim. İçimden gelirse şarkı söylerim. Politika benim neme gerek” deyip işin içinden sıyrılıverdi. Rica, niyaz, tehdit hiçbiri para etmedi. Hatta yeniden teklif edilen bir iki yüz elli lira dahi Mehmet'i bu kararından caydıramadı. Halk Particiler ondan ümidi kesince çengilerle zurnacılardan medet umdular. Fakat öğleden sonra Mehmet’in gitmediği beş köyde seçimi kahir ekseriyetle kaybettiler.

Mehmet o günkü budalalığının farkına ancak sonradan vardı. O gün tekrar şarkı söylemesi için kendisine teklif edilen iki yüz elli lirayı alsaydı Demokratlar ona susması için yeniden bir üç yüz elli lira verirler ve Mehmet böylece iki tarafı çok daha fazla yolabilirdi.

Adamcağız düşündü taşındı. Kaybını telafi etmek için bir sene sonra yapılan ara seçimlerde bu açık artırma taktiğine baş vurup kesesini hayli doldurdu.

Şimdi artık harıl harıl yeni seçimlere hazırlanıyor. Dört tane Halk Partisi için, dört tane de Demokratlar için yepyeni sekiz şarkı düzmüş. Bir de "Yörür millet yolunda bizim Millet Partisi” diye başlayan enfes bir türküsü var. Artık kim daha çok verirse onun üstünde kalacakmış. Hayırlısı...

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült