Hikaye

 

 

Wilhelm Tell

Fredrick Schiller


Avusturya imparatoru, zorla ele geçirdiği isviçre topraklarında yerli halkı sindirmek için kantonların basma zâlim valiler tayin etmişti. Gressler adındaki vali, diğerlerinden daha zalim ve daha kötü bir adamdı. Akla, hayale gelmedik işkencelerle halkı canından bezdirmişti. Valinin emrindeki Avusturyalı komutanlar bile onun yaptıkları karşısında vicdan azabı çekiyordu.

içlerinde asilzadelerin de bulunduğu kalabalık bir "hürriyet ve vatan aşığı grubu" toplanmış; "kraldan daha kralcı" bu adamdan kurtulmanın çarelerini araştırıyorlardı. Kahramanlığı, cesareti ve nişancılığı ile tanınan "Wilhelm Tell", çağırıldığı halde toplantıya gelmemiş; "ben felsefeden anlamam, silaha sarılmaya karar verdiğiniz gün size katılmaya ve vatanım için canımı feda etmeye hazırım" cevabını göndermişti.

Teli, avcılıkla geçinen, ailesini ve namusunu silahı ile koruyan, güçlü, kuvvetli bir dağ adamı idi. Şehir kalabalığını sevmez sadece avladığı hayvanlann derisini satmak ve kazandığı para ile ailesinin ihtiyaçlarını almak için şehre inerdi. Bir gün, alış veriş yapmış eve dönerken, Avusturyalı askerlerin zavallı bir adamı kovaladıklarını gördü. Müthiş fırtınaya rağmen adamı gölün karşı tarafına geçirip askerlerin elinden kurtardı. Askerler, Gressler'in huzuruna çıkıp durumu olduğu gibi anlattılar. Zâlim vali, Tell'i pusuya düşürmek ve böylece halka gözdağı vermek için sinsi planlar kurmaya başladı.

Dağ adamı Teli, valinin gizli planlarından habersiz, küçük oğlu Walter ile şehre inmiş, avladığı hayvanların postlannı satacağı dükkana doğru yürüyordu. Küçük Walter, meraklı gözlerle etrafı süzerken, insanların, tepesine general şapkası geçirilmiş bir smğa selâm verip geçtiklerini gördü:

—Baksana baba, dedi, insanlar şapkalı bir sırığa selâm veriyorlar; ne kadar komik?..

—Yürü! dedi babası, o tarafa bakmadan, bize ne "şapkalı sı-nk"tan!...

Şerefli ve dindar bir dağlı olan Teli, bu şapkalı sırığı şehir meydanına valinin diktirdiğini; çıkardığı bir kanunla halkı ona selâm vermeye mecbur ettiğini biliyor, şapkalı bir oduna selâm vermemek için meydanın kenarından dolaşarak kürkçü dükkânına gidiyordu. Çocuk, işin ciddiyetinden habersiz olduğu için, köle ruhlu insanların şapkalı sırığa selâm verişlerine kahkaha ile gülüyordu. Ne varki, gülmesi uzun sürmedi. Sırık nöbetçisi mızrağını çocuğun göğsüne dayayarak onları durdurdu:

—imparator adına! Kımıldamayın!

Teli, nöbetçinin mızrağını tutup oğlunun göğsünden uzaklaştırarak:

—Ne istiyorsun bizden? dedi, bırak da yolumuza gidelim!

Nöbetçi, bütün gücü ile yüklendiği halde, mızrağını dağ adamının elinden çekip alamıyor; avazının çıktığı kadar bağırarak diğer nöbetçileri yardıma çağırıyordu:

—Yetişin askerler, bu adam imparatorumuza hakaret etti! ikinci bir mızraklı koşarak geldi: —Ne var, ne oluyor? Birinci mızraklı:

—Bu adam hainin biridir! imparatorumuzu temsil eden şapkaya selâm vermedi...

Dağ adamı Teli:

—Ne imparatoru be .adam! Şapkalı bir sırıkla imparatorun ne alakası var?

ikinci Mızraklı:

—Kanuna karşı geldin, imparatorumuza hakaret ettin, yürü! Bunun cezası hapistir!...

Walter, titrek bir sesle yalvarır:

—Babam hain değildir! O şerefli bir insandır... Ne olur babamı hapse götürmeyin!

Rahip Rösselman, yardımcısı Peterman kilise muhafızı ve yanlarında üç adam daha koşarak olay yerine doğru gelirler. Onları gören çocuk bağırmaya başlar:

—Yetişin erkekler! Soylu, şerefli insanlar, yetişin! Babamın bir suçu olmadığı halde hapse götürüyorlar...

Kilise muhafızı: —Ne var burada, ne oluyor? Rahip Rösselman: —Bu adamı niçin tutuyorsunuz? Birinci Mızraklı:

—O bir imparator düşmanıdır! Şapkanın önünde eğilmedi... Kanuna karşı geldi... Rösselman:

—Yanılıyorsun arkadaş! Bu adam kimseye hakaret etmez. Onun adı Tell'dir ve şerefli bir insandır. Bırakın gitsin...

Rahiple birlikte gelen ve adı Arnold olan adam: —Yalan söylüyorsun valinin uşağı! O kimseye hakaret etmedi.

Kilise muhafızı:

—Arkadaşlar! diye bağırdı etrafındakilere, şerefli bir din kardeşimizi valinin köpeklerine ezdirecek miyiz?

Teli:

—Benim için başınızı belâya sokmayın ey soylu insanlar! Siz zanneder misiniz ki iki kölenin hakkından gelemeyeceğim?., istersem ikisini de gebertirim.

Uzaktan boru sesleri duyulur. Seyre gelen kadınlar bağrışırlar:

—Vali geliyor! Vali geliyor!

Birinci Mızraklı, valinin geldiğini duyunca gırtlağının var gücüyle bağırır:

—isyan var! ihtilâl var!

Vali Gressler, etrafında muhafızları, kolunda şahini, at üzerinde, değnek yutmuş gibi kasılarak kalabalığa doğru ilerler. Birinci Mızraklı koşarak valiyi karşılar ve önünde eğilir. Bire bin ekleyerek olayı rapor eder.

Gressler:

—Demek imparatorumuzu temsil eden şapkaya selam vermedin, önünde eğilmedin, öyle mi Teli?

Dağ adamı:

—Affedin efendim? Ben şapkayı görmedim bile... Kimseye de hakaret etmiş değilim...

Gressler sinsi bir gülüşle:

—Senin için çok usta bir nişancı diyorlar... Değme nişancılar seninle boy ölçüşemezmiş... Doğru mu!, Teli?

Walter:

—Doğrudur efendim! Babam, yüz adımdan daldaki elmayı vurur.

Gressler, bir an sustuktan sonra: —Bu çocuk, senin oğlun mu Teli? —Evet, efendim.

—Pekâlâ Teli, madem yüz adımdan daldaki elmayı vurabiliyorsun, burada, benim karşımda ve herkesin gözü önünde nişancılığını göstermelisin. Okunu al, oğlunun başına koyduracağım elmayı vurmaya hazır ol. Fakat, seni uyarıyorum, iyi nişan al ki ilk çekişte elmaya isabet ettiresin. Bunu yapamadığın taktirde kelleni uçmuş bil!... \

Orada toplanan meraklılar ve görevliler arasında bir korku ve heyecan dalgası yayıldı. Herkes ne olacağını ve işin nereye varacağını merak ediyordu.

Tell'in yüz adaleleri gerildi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Kartal bakışlarını valinin gözlerine dikti:

—Ciddi olamazsınız efendim, dedi. Çocuğumun başı üzerindeki bir elmayı... Hayır, hayır, sevgili efendim... Bunu benden isteyemezsiniz! Bir babadan çocuğunun başına nişan almasını istemek Allah'ı denemektir!...

Tell'in bakışları valinin içine korku saldı. Ne yapıp etmeli, bu (.ağ adamından kurtulmalıydı. Yoksa, artık gözlerine uyku girmezdi...

Gressler hiddetle bağırdı:

—Çok ciddiyim, Teli! Ya dediğimi yaparsın, yahut oğlunla beraber ölürsün!..

Kalabalık içinden bir uğultu yükseldi. Bir asilzade genç, atını ileri sürerek, valinin önünde durdu:

—Sevgili efendim, şehir muaşeretinden habersiz bu zavallı adamla şaka yapmayınız... Baksanıza, yüzü bembeyaz kesildi.

Gressler, cesur genci azarlar gibi cevap verdi:

—Şaka yaptığımı da kim söyledi? îşte elma, işte çocuk ve işte usta nişancı! Her şey hazır. Yer açın! Yüz adımdan daldaki elmayı vurabiliyormuş; benden seksen adım... Ne eksik, ne fazla; seksen adımdan elmayı vurmasını istiyorum. (Tell'e dönerek) Haydi nişancı, okunu hazırla! Vur ve hedefim şaşırma... Hedef değerli, mükâfat büyüktür... Nişan tahtasının siyah noktasına herkes isabet ettirebilir. Üstat odur ki, her yerde sanatından emin; yüreğine, bileğine ve gözüne hâkimdir. (Çocuğu göstererek) Onu şuradaki ıhlamur ağacına bağlayın!

Walter, bir çocuktan beklenmeyen cesaretle, haykırdı:

—Hayır! Beni bağlamayın! Söz veriyorum, bir kuzu gibi uslu duracağım; nefes bile almayacağım. Ancak korkaklar bağlanır... Ben korkak değilim. Cesur ve şerefli bir babanın oğluyum!..

Zâlim valinin taşlaşmış kalbi, bu sözler karşısında bile, biraz olsun yumuşamadı... Gressler'in duyup duymadığını bilmiyoruz ama Rahip Rösselman şöyle mırıldandı: "Aslandan aslan doğar, çakaldan da çakal..."

Rudolf (bir asilzade):

—Oğlum, izin ver, hiç olmazsa gözlerini bağlasınlar.

Walter:

—Niçin gözlerimi bağlayacaklarmış! Babamın atacağı oktan korkar mıyım sanıyorsunuz? Hayır efendim, değil korkmak, gözlerimi bile kırpmayacağım; cesaretle bekleyeceğim. (Babasına dönerek) Haydi baba, göster nişancılığını! Bu zâlimin keyfini kaçırmak için okunu at hedefini vur... Korkma, Allah bizimle beraberdir.

Teli:

—Evet oğlum, öyle olması lâzım!...

Walter koşup ıhlamur ağacının yanına dikildi. Teli, seksen adım sayıp valinin istediği mesafede durdu. Okunu çıkardı. Nişan almaya hazırlanırken imparatora bağlı bir komutan olan

Rudnez daha fazla dayanamayarak bağırdı:

—Vali efendi, bu oyunu daha ileri götürmeyiniz! Bu sadece bir deneme idi ve görüyorsunuz ki baba da oğul da cesur ve şerefli kimseler olduklarını isbatladllar. Maksadınıza ulaştığınıza göre oyunu sona erdiriniz. Haddi aşan davranışlar, gayesindeki hikmeti kaybeder ve eğer yay lüzumundan fazla gerilirse kırılır...

Gressler:

—Siz bu işe karışmayınız komutan! Susunuz ve ben izin verinceye kadar da konuşmayınız!

Rudnez:

—Hayır, susmayacağım ve konuşacağım! Buna hakkım var. imparatorun şerefi benim için mukaddestir. Böyle keyfi hareketleriniz halkın kinini artınr. Kini artmış, hükümete güveni kalmamış insanları idare etmek zordur. Selahiyet sınırlarınızı aşan zulümlerde bulunmaya hakkınız yoktur!

Gressler:

—Küstah! Efendine karşı bu dili kullanmaya nasıl cesaret ediyorsun?

—Benim efendim imparatordur, siz değilsiniz! Ben de sizin gibi bir asilzadeyim. Hür doğdum ve asilzadeliğin bütün faziletlerinde sizinle boy ölçüşebilirim. Eğer saygı duyduğum bir imparatoru temsil etmeseydiniz, eldivenimi önünüze atardım. Siz de asilzadelik kaidelerine göre buna cevap vermek zorunda kalırdınız. Evet, istiyorsanız adamlarınıza işaret ediniz, (halkı göstererek) ben şu zavallılar gibi silahsız değilim; bir kılıcım var ve kim bana yaklaşırsa...

Birinci Mızraklı haykırır: —Elma düştü! Herkes o tarafa bakar. Teli, oku atmış, oğlunun başına konan elmayı vurmuştur. Rahip Rösselman:

—Allah'a şükürler olsun! Çocuk yaşıyor... Etraftan birçok sesler: —Yaşasın cesur nişancı, elmayı vurdu! Gressler, hayretle: —Nasıl? Oku attı mı? Hay çılgın dağlı!

Walter, elinde parçalanmış elma ve babasının attığı ok olduğu halde, koşarak gelir:

—Babacığım! diye bağırır, işte elma ve işte ok... Ben zaten biliyordum ki sen oğlunu vurmazsın!...

Rudolf (valiye itiraz eden ilk asilzade), elmayı Gressler'e uzatırken:

—Bakınız, Allah aşkına, elma tam ortasından yarılmış! Gressler:

—Ustaca bir atış doğrusu. Avcının hakkını teslim etmek zorundayım...

Rahip Rösselman:

—Avcıya ne mutlu! Fakat Allah'ı deneyen için ne felâket!...

Bir asilzade:

—Teli imtihanı kazandı, artık evine serbestçe dönebilmeli!

Gressler:

—Teli, cesur ve şerefli bir avcı olduğunu isbatladın. Şimdi soracağım soruya dürüstçe cevap ver: Ceketinin altına ikinci bir ok daha sakladığını gördüm... Söyler misin, bu ikinci ok ne içindi?

Teli:

—Bu atışta âdettir, efendim...

Gressler:

—Hayır, Tell! Bu cevap yeterli değil... Söz veriyorum, cevabın ne olursa olsun, canını bağışlayacağım.

Teli:

—Peki efendim, madem canımın emniyette olacağına söz veriyorsunuz; o halde ben de doğruyu söyleyeceğim: (Oku ceketinin altından çıkarıp valiye gösterirken) Eğer birinci ok hedefini bulamayıp oğluma bir şey olsaydı; bu ikinci oku size çekecektim ve şüphesiz ki isabet ettirecektim!...

Gressler, adamlarına işaret vererek:

—Bağlayın şu adamı! işte, hepiniz duydunuz, bana olan düşmanlığını kendi ağzı ile itiraf etti.

Adamlar, çakallar gibi avcının üzerine hücum ederler. Onu kıskıvrak bağlayıp valinin önüne getirirler. Gressler, Tell'den kurtulmak için, bir kayık hazırlanmasını emreder. Niyeti avcıyı "Küssenah" adındaki ıssız zindana kapatmaktır. Adamlarıyla birlikte kendisi de kayığa biner. Fakat gölün ortasına geldikleri zaman müthiş bir fırtına kopar. Teli dümene geçmezse onları batmaktan kimse kurtaramayacaktır. Vali, avcının bağlarını çözdürür. Dümene geçen Teli, kayığı sahile kadar getirir. Uygun bir yerde karaya atlar. Okunu ve yayını da yanına almıştır. Kayığa güçlü bir tekme vurarak oradan uzaklaşır. Teknedekiler kurtulmaya çalışırken o dağa tırmanır. Dağın tek geçidinde pusu kurar.

Vali Gressler, adamlarıyla birlikte Tell'i yakalamak için takibe başlamıştır. Avcı onları beklerken şöyle mırıldanmaktadır:

—Gel bakalım zâlim adam! Şehirde efendi sen isen, dağda da benim!.. Sakin ve şerefli bir hayat yaşıyordum. Silahımı sadece avlanmak ve namusumu korumak için kullanıyordum. Bundan sonra, mâsumlann hakkını korumak için, zâlimlere çevireceğim... O gün, titreyen ellerimle, okumu oğluma çevirdiğim zaman, beni mahcup etmemesi için nasıl Allah'a yalvardım ise, şimdi de yalvarıyorum. Gel, gel de işini bitireyim ve seni asıl yerin olan Cehenneme göndereyim!...

Gressler, adamlarıyla birlikte geçide yaklaşırken söyleniyordu:

—Onu mutlaka öldürmeliyiz! Bu memlekette vali mi yoksa bir dağlı mı daha güçlü imiş göstermeliyiz.... Hükümetimizin şerefini temsil eden aşapka"ya saygı duymayan biri mutlaka cezasını bulmalı.

Valinin adamlarıyla geldiğini gören perişan ve fakir bir köylü kadın, koşarak önlerine dikilir:

—Merhamet vali hazretleri, merhamet! Gressler

—Böyle ıssız bir dağ yolunda karşıma çıkmanın sebebi nedir be kadın?

Kadın, yalvaran ve merhamet dilenen bir sesle:

—Kocamı, şapkalı bir sırığa selâm vermedi diye, hapse attılar efendimiz. Bize bakacak başka kimsemiz olmadığı için çocuklarımla birlikte aç ve sefil kaldık... Yalvarırım, kocamı bana ve çocuklarıma bağışlayın!

—Kanunlara karşı gelen birini salıvermemi istiyorsun öyle mi?

—Kocam dürüst ve şerefli bir insandır. Bugüne kadar kimseyi incitmiş değildir. Alü aydır bir kuleye kapatılmış, mahkemenin önüne çıkacağı günü bekliyor... Yalvarırım size, çocuklarımın hatırı için, kocamı bağışlayın!

Çocuklar da annelerinin yanına gelmiş, onun eteklerine tutunarak ağlaşmaktadırlar.

Gressler:

—Çekil yolumdan be kadın! Sen nş laf anlamaz bir sefilsin?

Ya çocuklannı alır atımın önünden çekilirsin ya da sizi çiğneyip geçerim!

Kadın:

—Ya kocamı bize bağışlarsın ya da çocuklarımla birlikte ölmeye razıyım!

—Sen çıldırmışsın, kadın!

—Yazık ki, ben bir kadınım... Eğer erkek olsaydım ve elimde bir silahım olsaydı başka türlü hareket ederdim!

Gressler, adamlarına dönerek:

—Görüyorsunuz! Beni fazla sert bulanların nasıl yanıldıklarını görüyorsunuz... Bu küstah insanlara boyun eğmesini öğreteceğim! Çıkaracağım yeni bir kanunla...

Sözünü tamamlamaya fırsat kalmadan vücuduna bir ok saplanır. Acı ile bağırarak elini kalbine götürür. Attan düşmek üzeredir. Kısık bir sesle:

—Bu ok, Tell'in okudur! Yazıklar olsun, Allah bir efendinin değil de bir dağlının tarafim tuttu!...

Köylü kadın, yere düşen valinin vücudunu göstererek, çocuklarına şöyle seslenir:

—Bakın yavrularım! Bir zâlim nasıl ölüyor?..

Gressler'in adamları şaşkın ve korku dolu gözlerle etrafı ararken; Teli, yukarıda, kayaların üzerinde görünür:

—Ey zâlim, nişancıyı tanıdın! işte Allah'ı sınayanların âkibeti budur!... Senin ölümün, bütün zâlimlere ders olsun.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült