Hikaye

 

 

Turist Rehberi

Yaroslav Haşek


Tuna ırmağı üstündeki Neuburg şehrinde, Bay Jogelli Kloptcr, turist rehberliğini ancak şu şartla yapabileceğini söyledi:

— Dört mark alırım, yemem içmem de size ait.

Doğrusunu isterseniz, bu yeme içme sözü keyfimi kaçırdı biraz. Bay Jogelli Klopter’in göbeği, Bavaryalıların şişko olarak kabul ettikleri insanların göbeklerinden de kocamandı.

Bavaryalılara göre, doksan kilonun altındaki bir adam, adamdan sayılmazdı.

Turist dediğin, rehberlerle pazarlık etmeli. Ben de ayıbı filan bir yana attım.

— Anladığıma göre, iştahınız yerinde, dedim. Daha zayıf olsaydınız...

Bay Jogelli bir anda hüzünleniverdi.

— Daha zayıf olsaydım ha, diye içini çekti. Aman

Yarabbim! Siz bırakın dedemi, rahmetli babamı görecektiniz! Başkaları ikindi kahvaltısında çay içerken, o koca bir domuz budu, bir tencere erişte, bir, tabak da kuşkonmaz indirirdi mideye.

— Üç mark daha veririm, dedim. Günde yedi mark vereyim.

Alman aksanıyla:

— Herrgott, diye cevap verdi Bay Jogelli, sizin eliniz de amma sıkıymış ha! Gidin, kendiniz dolaşın her yeri! Bana ilişmeyin de ne yaparsanız yapın! Siz sanıyor musunuz ki, Jogelli Klopter yabancıları soyar? Bana bir bardak birayla bir kap yemek yeter de artar bile.

İşte, «yemek» sözünü ikinci kere duyuyordum onun, ağzından, tüylerim diken diken oldu. Kendi kendime:

— İnsan yolculuk sırasında düşman edinmemeli, dedim. Hele o düşman karşımdaki şu adam gibi şişkonun biri olursa...

Ne yapalım, anlaştık; Bay Jogelli dört markını aldı, sonra da aşağıdaki handa bana bir bardak bira ısmarladı.

Bavaryalı bütün rehberlerin adetiymiş bu. Dostluk şerefine bir bardak bira ısmarlıyorlar adama, karşılığında da günde en aşağı yirmi bardak içiyorlar.

Neuburg'a pek turist gelmezmiş. Herhalde Bay Jogelli Klopter’in yüzünden gelmiyorlar. Ama aslına bakarsanız, Schwabenland (ya da yerlilerin dediği gibi, Shcvobenland) yabancıların ilgisini çekmiyor.

Neuburg dolaylarında insanın ilgisini çeken bir şey yok. Bu bölgedeki her şehrin, her köyün özellikleri aşağı yukarı aynı. Arada bir, bazı şato yıkıntılarına raslıyor insan; o yıkıntıları da onarıp birahane yapmışlar. Bakın, yıkıntıları onarıp birahane yapmak konusunda Bavaryalılar pek çalışkan. Örnek mi istiyorsunuz? işte Genderkingen, Mertingen, Dürzlenkingen, Bersheimingen, lrgelsheimingen, sonra bir sürü «ingen» daha. Birbirine benziyor hepsi... tıpkı Bavarya gazeteleri gibi! Arada değişiklikler de var tabii. Bütün bu «ingen»lerdeki meyhanelerde çıkan kavgaların çapları değişik. Neuburg’daki kavgalar hep büyük çapta oluyor. Bay Jogelli Klopter de:bu kötü şartlar içinde büyümüş işte...

Bütün Bavarya şehirleri gibi, Neuburg da eski bit' şehir. Neuburg hakkında bir kitap yazsaydım, şehrin iki kapısı olduğunu belirtirdim mutlaka; ama sırası gelmişken söyleyeyim: bir akşam bu kapılardan birindendim, ertesi gün öğleden sonra da ötekinden çıkıp gittim. Böyle apar topar kaçmamın sebebi Bay Jogelli.Klopter’ dir...

Yüzyıllar önce, İsveçliler taş üstünde taş bırakmamışlar; Neuburglular da olduğu gibi bırakmışlar kaleyi. Zaten millet meclisine de hep tutucu üyeler yolluyorlar.

Bütün Bavarya şehirlerinin olduğu gibi, Neuburg'un da eski mi eski bir belediye binası var. Koca koca merdivenlerle çıkılıyor binaya. Bay Jogelli Klopter, belediye binası hakkında sadece bu kadar bilgi verdi» başka bir şey söylemedi. Tuna Irmağı, Neuburg’da ikiye ayrılıyor. Bay Jogelli, bu önemli noktaya dikkatimi çekti. Köprüyü geçerken de:

— Bakın, dedi, tahta bir köprüden geçiyoruz.

Köprünün bir başında üniformalı bir nöbetçi dun<yordu.

Bay Jogelli, nöbetçinin orada niye dikilip durduğunu bilmiyormuş; sorsak nöbetçi de söyleyemezdi niye durduğunu.

Karşı tarafa geçince, Bay Jogelli köprüyü geride bırakmış olduğumuzu söyledi. Bana sadece belediye binasıyla tahta köprüyü mü gösterdi sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Belediye binasıyla tahta köprü arasında tam beş birahaneyle sekiz han var... Son hanın arkasında da şehrin ikinci kapısı; işte o kapıdan çıkıp gittim, Neuburg’ un tarihini de, insanlarını da, her turiste büyük bir coşkunlukla salık verdiğim Bay Jogelli Klopter'i de geride. bıraktım...

Geceyi geçirdiğim handan ayrılıp köprüyü geçince, rehberim:

— Şimdi, dedi, size Kayık adlı eski meyhaneyi göstereceğim.

Meyhanenin görünüşü pek çekici değildi doğrusu.

— içeri girelim, dedi Bay Jogelli, biriyle buluşacağız.

Öylesine tatlı bir sesle söylemişti ki bunu, hiç kuşkulanmadım, canı bir bardak bira içmek istiyor sandım. Kimbilir, belki de yüzde alıyordu birahanelerden. Biriyle buluşmak bahanesiyle, anlaşmamızdaki şartı yerine getirecek, yiyip içecekti herhalde.

Bira getirttim. Bay Jogelli bir yudum aldıktan sonra:

— Edepsizin birini bekliyorum burada, dedi. Domuz suratlının, domuz oğlu domuzun biridir.

«Domuz»lu birkaç söz daha söyledi. Bir yudum daha içtikten sonra devam etti:

— O herifle görülecek bir hesabım var. Büyük bir hesap hem de. Dürzlenkingenlidir serseri; ben ise Bersheimingenliyim. Biz Bersheimingenliler zalimizdir, ama kalplerimiz yumuşaktır. Dürzlenkingenliler de zalimdir, ama kaya gibidir kalpleri. Dürzlenkingen’de her şey berbattır zaten, orada oturan herkes domuz suratlıdır.

Laf olsun diye:

— Domuz oğlu domuzdur hepsi, dedim.

— Evet, domuz oğlu domuzdur hepsi, diye tekrarladı Bay Jogelli. İçlerinde en kötüleri de Johannes Bewign’dir.

Birasını bitirdi, bir bira daha söyledi.

Gittikçe coşuyordu:

— Biz Bersheimingenliler, Dürzlenkingenli o serserilerle hiç anlaşamayız. Bilirsiniz, bizim ülkede her köyün kendine göre bir dili, bir konuşması vardır. Ama Dürzlenkingenlilerin dilleri öyle korkunç, öyle acayiptir ki, söylediklerinin tek kelimesini bile anlayamazsınız. Babam bir paa’ydı Bersheimingen’de; Johannes hep alay ederdi benimle... salak herif, bilmiyordu ne demek olduğunu paa’nın... domuz oğlu domuz.

— Özür düerim, Bay Jogelli, ne demektir paa?

— Paa, paa demektir, başka ne demek olabilir ki?

(Paa’nın ne demek olduğunu bugüne kadar anlamış değilim; Bay Jogelli’nin gözünde domuz oğlu domuzun biriyimdir herhalde.)

— Ha ha ha, Johannes serserisi kalkıp Neuburg'a gelmiş, boy ölçüşecekmiş benimle... Kalkmış, herkese benim ayyaş olduğumu söylemiş bir de. Johannes Bewign ne anlar rehberlikten? Onun gibi rehber mi olur? Bir turist bulmasın, hemen meyhaneye götürür onu, kafa çekmeye başlar. Alçak herif! Onun için, burada bekliyoruz işte. Gelsin de sizi göstereyim, «Bak domuz oğlu domuz, rehber nasıl olurmuş, gör. En iyi turistler beni buluyor, anladın mı, Dürzlenkingenli serseri!» diyeyim. Buraya gelmezse, bilin ki Burgsheim Birahanesi’ndedir; orada da yoksa, Büyük Pipo hanındadır; orada da yoksa, ya belediye binasının yanındaki meyhanelerden birinde, ya da kalenin yanındaki birahanededir; orada da yoksa, gider Son Kemer’de buluruz onu.

— Ya orada da yoksa, Bay Jogelli?

Rehber, yumruğuyla masaya vurdu:

— Orada da yoksa, kalkar Dürzlenkingen’e gideriz!

Görüyorsunuz ya, Jogelli Klopter ne tatlı bir adam!

Turistler için bulunmaz bir rehber! Her şeyi, en ince ayrıntısına kadar biliyordu. Çeşitli şeylere çekiyordu dikkatimi. Durmadan bilgi veriyordu. Kayık’tan çıkınca dar bir sokağa saptık. Köşeye varınca, Bay Jogelli eski bir binanın önünde durdu.

Parmağını uzatarak:

— Weidingenli kasabı geçen yıl burada öldürdüler işte, dedi. Burgsheim Birahanesi’dir burası.

— Kim öldürdü, Bay Jogelli?

— Dürzlenkingenli serseriler öldürdü. Burada kafayı çekerler. Rakibim Johannes Bewign de şimdi buradadır belki. Buyrun.

lri yarı birtakım adamlar, loş bir köşeye oturmuş tartışıyorlardı. Masalardan birine çöktük; Bay Jogelli bilgiç göz ucuyla onlara baktı.

Hayal kırıklığıyla:

— Burada yok, dedi. Sağdaki şu iki kişi Regensburg Sokağı’nda oturur; soldaki şu iki kişi de Augsburg Caddesi’nde oturur. Hep bağıra bağıra konuşurlar böyle; bir saate kalmaz, birbirlerine girerler. Pek ilgi çekici insanlar değillerdir. Yazık ki, Frederick Alanı’nda oturanlarla Pfalz Sokağı’nda oturanlar burada yok. Onlar olsaydı da, kavga görseydiniz siz. Lesheim’le Hein’de oturanlar da kavgacıdırlar. Ortalığın altını üstüne getirirler. Asıl onları göreceksiniz siz.

Öfkeyle yere tükürdü. Yüzünü buruşturarak:

— Şu serseriler, dedi, bıçak bile görmemişlerdir ömürlerinde. Dürzlenkingenliler bunlarla kolayca başa çıkarlar. Weidingenli kasabı paramparça ettiler. Sıkıysa bana çatsınlar. Yazık ki, Johannes Bewign burada yok, ama buluruz onu... ağzını açıp da tek kelime söylerse ikimiz bir olur, unutamayacağı bir ders veririz ona.

Bay Jogelli Klopter, işini bir an önce bitirmek içi!i adamı oradan oraya koşturan öteki rehberler kadar görgülü değildi anlaşılan.

Söylediğim gibi, eski bir şehir Neuburg. Cumbalı, damları kiremitli bir sürü eski bina var şehirde. Bu binalardan biri de Büyük Pipo meyhanesi. Büyük Pipo'da şu yazı göze çarpıyor: «Hesabımzı peşin ödemeniz rica olunur.» Karanlık, kasvetli bir meyhane. Tavanı çöktü çökecek. Çökmesin diye iki tane tahta sütunla desteklemişler. Ortaya Bersheimingenli bir tek Samson çıksa, o sütunları devirerek dünya kadar Dürzlenkingenlinin canına okuyabilir. Bay Jogelli’nin de derin bir «İncil kültürü» vardı.

Gözlerini kısarak:

— Eğer, dedi, Dürzlenkingenliler başa çıkamayacağım kadar çok olsalardı ben yapacağımı bilirdim. Samson ne yaptıysa ben de onu yapardım.

Bay Joh'nnes Bewign, Büyük Pipo’da yoktu. Onunla orada karşılaşmaktan da umudumuzu kesince kalkıp çıktık.

— Manastırdaki birahaneye gidelim, dedi rehberim. Manastırdaki birahanenin nesi ünlüdür, biliyor musunuz?

— Tamam, diye düşündüm, söylev başlıyor şimdi. Manastırın tarihçesini anlatmaya başlayacak...

— Neuburg’un sosisinden yediniz mi hiç? diye sordu Bay Jogelli.

— Geceyi geçirdiğim handa yemiştim dün akşam.

— Ona da sosis mi denir? Siz sosisi manastırdaki birahanede yiyeceksiniz asıl. Aziz Heliodor’un bir resmi vardır manastırda, o resmi görmek için Schvobenland’dan bir sürü insan gelir. Ama keşişlerin yaptığı sosisler yok mu, dünyanın dört bucağından ziyaretçi çeker buraya. Ziyaretçiler birbirlerine girerler bazen. Keşişler o zaman ne yaparlar, biliyor musunuz? Hemen kaldırdılar sosisleri. Kavganın da başlamasıyla bitmesi bir olur.

(Konuşmaya manastırdaki birahanenin duvarları arasında devam ediyoruz şimdi.)

— Niye kavga ederler, Bay Jogelli?

— Aziz Heliodor’un resmi yüzünden. Herkes bir an önce öpmek ister resmi; sosis kuyruğuna girmek için önce resmi öpmek gerekiyor. Resmi öpmeyen sosis yiyemez. Ah, ne nefis şeydir şu sosis... dünyada eşi yoktur.

Bay Jogelli, dünyada eşi olmayan o nefis şeyden iki kilo kadar yedi. iyi ki gelmişiz buraya. Bizden önce Johannes de buradaymış, bir de turist varmış yanında; harıl harıl Bay Jogelli’yi arıyormuş. Yarım saat önce kalkıp kalenin yanındaki birahanelerden birine gitmiş. Bay Jogelli’yi bulmak için.

Bay Jogelli, hüzünlü hüzünlü:

— Ah, şu serseri! diye bağırdı. Demek o da salak bir turist bulmuş. Ne yapalım, kalenin yanındaki birahaneye gidip enseleyeceğiz onları. Demek korkuyorlar bizden.

Bay Jogelli gittikçe daha içli dışlı oluyordu.

— Turistin icabına sen bakarsın, dedi. Göster gününü hergeleye.

Öyle kesin bir biçimde söyledi ki bunu, «Olur» demesem beni düşman belleyecekti. Kaleye doğru yürüdük.

Kalenin duvarları dibinde küçücük beş birahane var. Analarının kanadı altına sığınan civcivler gibi sokulmuşlar kaleye. Neuburglular, o kaleyi sevgili birahanelerini savunmak için yapmışlar sanki.

Otuz Yıl Savaşları sırasında birtakım İsveçliler kalenin avlusuna girip uzun bir çarpışmadan sonra ilk birahaneyi ele geçirmeyi başarmışlar. Zaferi kutlamak için de çekmişler kafayı. Kaledeki askerler, İsveçlilerin zilzurna sarhoş olduklarını görünce saldırmaya karar vermişler. Ama birinci birahanede bulunan İsveçlilerin yanına varmak için ikinci birahaneden geçmek gerekiyormuş. Dayanamamışlar, «biz içmezsek nasıl olsa İsveçliler içecek,» diye ikinci birahanedeki fıçılara saldırmışlar. Kazanmışlar saldırıyı. Fıçılar boşalmış. Bu arada, ayılan İsveçliler ikinci birahaneye girmişler. Bakmışlar ki, birahane çok kalabalık, üçüncüye geçmişler. Karşı koyan olmamış. Fıçıları son damlalarına kadar boşaltmışlar. Ölesiye içmişler. Derken kalenin askerleri gelmiş üçüncü birahaneye. Amaçları orayı savunmakmış. Ama iş işten geçmiş bir kere! Fıçıların dibinde sızıp kalmış İsveçlilere ilişmiş gözleri. Ortalıkta içki miçki kalmadığını görünce çılgına dönüp ne kadar İsveçli varsa hepsini öldürmüşler. Kalenin kapısındaki yazıda bu Neuburg Zaferi anlatılıyor.

Yazının yanından geçerken:

— Ölümü hak etmişler doğrusu, dedi Bay Jogelli. İsveçliler az mı zarar vermişler bize... Otuz Yıl Savaşlarımdan önce dünya kadar birahane varmış memlekette... tarih yazıyor.

Şimdi ise, yukarıda belirtildiği gibi, sadece beş tane var.

O tarihi birahanelerde Bay Jogelli, düşmanı olan rehberi bulamadı... ben de düşmanım olan turisti bulamadım.

Son birahaneden çıkarken:

— Benden sana bir öğüt, dedi Bay Jogelli... Kimseyle yakınlık kurmaya kalkma. Bira bardağını kaldır fırlat; iskemleni karşındakinin sırtına indir; masanın bacağını kopar, yanındakinin kafasında parçala. En doğrusu bu.

Kalenin kapısına yaklaşırken:

— Umut kalmadı artık, dedi. Tek umudum Son Kemer’de. Bizimle alay mı ediyorlar yoksa?

Umut kesilmez demişler. Son Kemer’ de bulduk onları. Düşmanım olan turist, korkuyla çevresine bakmaktaydı. Bay Johannes ise açıktan açığa meydan okuyordu.

Tam karşılarına oturduk. Öteki turistlerle Bay Johannes’in arasındaki dostluk, Bay Jogelli’yle benim aramdaki dostluktan daha sağlama benziyordu. Bay Johannes fısıltıyla öğüt veriyordu turiste:

— işte geldiler, Fritz! Sen şimdi şu yabancının yanına gidip suratına bir yumruk patlatırsın. Gerisini bana bırak.

Bay Jogelli bir anda ayağa kalkarak gürledi:

— Dürzlenkingenlilerin hepsi domuz suratlıdır!

Bay Johannes durur mu hiç? O da:

—Bersheimingenlilerin hepsi domuz oğlu domuzdur diye bağırdı.

Jogelli’yle Johannes aynı anda bira bardaklarını birbirlerine fırlattılar. Anlaşılan Lesheimli ve Heinli bir sürü insan vardı birahanede, kafa göz yarmak için ayaklarına gelen bu bulunmaz fırsatı kaçırmak istemediler.

Kavga daha yeni başlamıştı ki, oradan sıvıştım; kapıda öteki turiste rastladım.

— Şehirdeki bütün meyhanelerde, hanlarda sizi arıyorduk; dedi. Johannes’in görülecek bir hesabı varmış. Jogelli’yle. Birbirlerini çekemiyorlarmış.

Neuburg’un ikinci kapısından çıkıp gittik.

Fritz adındaki turist:

— Tatlı bir şehir şu Neuburg, dedi. Bizim orada, Würtemberg’de her şey o kadar boş, o kadar sıkıcıdır ki...

Buyrun bakalım! Almanlar böyledir işte Tuna Irmağı üstündeki Neuburg’da turist rehberliği de böyle yapılıyor...


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült