Hikaye

 

 

Törenzede Tanrılar

Robert Shecklev


Akinobob, koşarak Şarkıcıbaşı'nın kulübesine geldi. Kuyruğunu tartımlı ölçülerle yere vurarak çıkardığı geleneksel seslerin eşliğinde "Çok Mühim Haber Dansı"nı icraya başladı. Şarkıcıbaşı kapıda gözüktü. Kollarını göğsüne kavuşturup, kuyruğunu arkadan omzuna atarak dinleme konumuna geçti.

"Tanrıların Arabası geldi!" haberini verdi Akinobob, gerekli figürleri sırayla uygulayarak.

"Doğru mu bu?" dedi Şarkıcıbaşı. Gözlerini kısarak Akinobob'un figürlerini inceliyor, gösterinin tadını çıkarıyordu. Evet, işte uyum diye buna denirdi! Son zamanlarda kimi gençlerin kapılmakta olduğu Alhona sapıklığının derme çatma düzensizliği yanında bambaşka bir ağırbaşlılığı vardı geleneksel dansların...

"Evet, doğru! Hem de kutsal metalden bir hava gemisiyle!" diye ekledi Akinobob.

"Tüm Tanrılara şükürler olsun," dedi Şarkıcıbaşı, inananların alışılmış deyimiyle... Sonunda! Tanrılar dönmüşlerdi işte dünyaya. "Hemen köylüleri topla!"

Akinobob durmaksızın köy meydanında koşturup, "Toplantı Dansını icraya başladı. Şarkıcıbaşı kulübesine girdi. Bir çimcik tütsü yakıp, kuyruğunu okunmuş kumla ovaladı. Kendisini böylece arındırdıktan sonra, "Hoşgeldiniz Dansları"nı yönetmek üzere zaman yitirmeksizin o da köy meydanına koşturdu.

Kararmış, yaralı bereli metalden kocaman bir silindir görünümündeki Tanrıların Arabası köyün yakınlarında küçük bir düzlüğe inmişti. Köylüler kutsal araçtan saygılı bir uzaklıkta durarak, "Bütün Tanrılara Genel Hoşgeldiniz" düzeninde dizildiler.

Aracın kapısı açıldı... ve içinden sendeleyerek iki Tanrı çıktı.

Başşarkıcı onları bakar bakmaz tanıdı. Beş bin yıllık Tanrılar Genel Kitabı'nda, olası bütün tanrı türleri anlatılmaktaydı. İriyarı tanrılar, ufak tefek tanrılar, kanatlı tanrılar, toynaklı tanrılar, tekkollu, çift kollu, üç kollu tanrılar, vantuzlu tanrılar, derisi pullu tanrılar... Kısacası tanrıların uygun görüp seçtikleri her boy ve kılıkta tanrılar vardı...

Tanrı çeşitlerinin herbirisi için ayrı bir Hoşgeldiniz töreni öngörülmüştü. Tanrılar Genel Kitabı bu törenleri bütün ayrıntılarıyla tasvir etmekteydi...

Şarkıcıbaşı şimdi gelenlerin iki kollu, iki bacaklı, kuyruksuz tanrılar türünden olduklarım görür görmez, köylüleri gerekli dans düzenine çabucak soktu.

Astşarkıcı unvanını taşıyan genç Glat bu sırada koşarak Başşarkıcı'nın yanma yaklaştı: "Hangisiyle başlatmayı düşünüyorsun töreni?" diye dikkatle öksürerek sordu.

Başşarkıcı bakışlarını ona dikti: "İniş Müsaadesi Dansı ile, doğaldır ki," dedi. Geçmiş çağlardan kalma bu anlamsız sözleri büyük bir saygıyla telaffuz ediyordu.

"Demek öyle?" dedi Glat. Seçimi pek beğenmediğini, kuyruğunu kıvırıp ensesine birkaç kez sürtüştürerek belli etti: "Biliyorsun. Alhona törenlere Büyük Ziyafet ile başlanmasını önerir..."

Şarkıcıbaşı bu görüşü kesinlikle reddettiğini belirten bir işaret yaptı ve yüzünü başka yöne döndürdü. Törenlerin yönetimi kendisinde olduğu sürece, geçmişi yalnızca üç bin yıl öncesine dayanan Alhona metinleriyle uzlaşmaya onu kimse razı edemezdi!...

Astşarkıcı Glat danstaki yerine döndü. Şimdiki Başşarkıcı gibi tutucu birisinin dansların planlanmasında karar yetkisini elinde tutması gülünç bir rezalet, tam bir saçmalıktı doğrusu! Oysa Alhona metinlerinde açıkça belirtilmiş olduğu gibi...

Tanrılar kutsal araçtan aşağıya inmiş, toprağa ayak basmışlardı! İncecik bacakları üzerinde yalpalayarak dengelerini buluyor; birisi öne doğru bir adım atıp, sendeleyerek düşüyor; ötekisi ona yardım etmeye çalışırken kendisi de yuvarlanıyordu. Az sonra ikisi birden yavaş yavaş yine doğrulmaya çalışıyordu...

Şaşdacak ölçüde uyumlu, son derece başardı bir taklitti bu! Gerçekçilikten yana, tam tanrılara yaraşır dahi bir temsil gücü...

"Sunmak üzere olduğumuz dansları kabul buyuracaklarını ifade ediyorlar!" diye sevinçle bağırdı Şarkıcıbaşı: "İniş Müsaadesi Dansı'nı hemen başlatın!"

Köylüler, bir yandan kuyruklarıyla yere vurup tempo tutarken, bir yandan da öksürük ve havlamalarıyla mutluluklarını dile getirerek toplu karşılama danslarını başlattılar. Tören gereği, kutsal ağaçlardan yapılma bir tahtırevana yatırdan tanrılar alayişle köy meydanındaki Mukaddes Kürsü'ye taşındılar.

"Bir şey söylemek istiyorum," diye Astşarkıcı, yine Şarkıcıbaşı'nın yanma sokuldu. "Binlerce yd var ki ilk kez tanrılar lütfedip bize geri geldiler. Durumdan emin olmak için Alhona törenlerini de esirgemesek yerinde olmaz mıydı?"

Altı ayağı üzerinde kortejin en başında coşkuyla yürümekte olan Başşarkıcı "Hayır," dedi. "Ne yapılması gerektiği, Davranışlar Kadim Kitabı'nda açıkça yazılıdır."

"Evet, biliyorum," dedi Glat, "Fakat işleri sağlama bağlamak bakımından... "

"Asla!" diye bağırdı Şarkıcıbaşı: "Bütün tanrılar için önce İniş Müsaadesi Dansı. Sonra Meydan Tasdik Dansı. Arkasından Gümrük Muayenesi Dansı, Yük Boşaltma Dansı, Tıbbi Denetim Dansı." Şarkıcıbaşı bütün bu gizemli sözleri gerekli kutsal işaretleriyle birlikte peşpeşe sıraladı: "Ancak bütün bunların tamamlanmasından sonradır ki Büyük Ziyafet bölümüne geçilebilir... "

Tanrılar şimdi Kürsü'nün üzerine yatırıldıkları yerde kol ve bacaklarını bitkinlik taklidiyle kıpırdatıyor, büyük acılar içindeymişçesine inliyorlardı. Herkes gibi Glat da, tanrıların bu ıstırap gösterileriyle kullarının acılarına ortak olduklarım, kullarına duydukları ilahi şefkati dile getirdiklerini biliyordu...

Aslında Tanrıların Son Gelişi Kitabı'nda da bunun böyle olacağı açıkça yazılmamış mıydı? Tanrıların, insanın acılarını bu denli canlı ve yürekten canlandırabilme yeteneğine hayranlık duymaktan kendini alamadı. Ustalıkla uygulamakta oldukları figürlere baktığınızda, sanki sahiden açlık ve susuzluktan ölmekte olduklarım sanabilirdiniz!

Bu düşüncesine kendisi de güldü. Tanrıların beşeri gereksinmelerin üstünde olduğunu herkes bilirdi.

"Duruma bir de şu açıdan bakalım," dedi, yine Şarkıcıbaşı'ya dönerek: "Bütün sorun atalarımızın Uzay Uçuşları Çağı'nda bir keresinde düştükleri büyük bir yanlışlığı bir daha yinelememek... Tamam mı?"

"Pek tabii," dedi Şarkıcıbaşı, geçmişin bu altın çağının adı anılınca gereken saygı gösterisiyle başını eğerek... Beş bin yıl önce ataları bolluk içinde mutlu bir yaşam sürüyorlarmış. O zamanlar tanrılar dünyaya sık sık gelir giderlermiş. Fakat dededen toruna kulaklara fısıldandığına göre, bir seferinde karşılama törenlerinde büyük bir yanlışlık yapılmış. O gündür bu gündür üzerlerindeki Büyük Lanet süregelmiş. Tanrıların ziyaretlerinin ardı arkası kesilmiş...

"Eğer bu kez törenlerimizi onaylayacak olurlarsa, sanırım Büyük Kaçınma'yı kaldıracaklar ve öteki tanrılar da ziyaretimize gelmeye başlayacaklardır," dedi Şarkıcıbaşı. Sonra özlemle ekledi: "Tıpkı eski zamanlardaki gibi... "

"Ancak unutmamamız gereken şey, ırkımızdan tamdan en son görenin Alhona olduğudur. Sanıyorum sorunu herkesten daha iyi anlamış olmalıydı. Öyle değil mi ama! Ne diyor Alhona? Önce Büyük Ziyafet, soma öteki törenler... "

"Ben de diyorum ki, Alhona’nın yazdan kutsal inançlarımızdan sapmışların malıdır!" diye bağırdı Başşarkıcı.

Ağız kavgasının bu noktasında Astşarkıcı belki de yüzüncü kezdir işleri kendi eline alma zamanının gelip gelmediğini düşündü. Belki de artık araya girip, köylüleri "Derhal Su Verme" ve "Büyük Ziyafet" törenlerine yöneltmeliydi. Aslında azımsanmayacak bir grup Alhona'ya gizlice kazanılmış durumdaydı.

Fakat şimdilik kaydıyla da olsa işlere elkoyma planını ertelemeye karar verdi. Şarkıcıbaşı hala çok güçlü bir yandaş kitlesine sahipti. Hiç olmazsa tanrılardan bir işaret gelinceye değin hareketi geciktirmek en doğru yol olacaktı.

Bütün bunlar olup biterken Tanrılar yattıkları yerden insancıkların açlık ve susuzluk acılarını canlandıran görkemli danslarını sürdürüyorlardı.

Tanrılar kendilerine sunulan dansları Mukaddes Kürsü'den böylece cevaplayadursunlar, Şarkıcıbaşı da köylülere "Meydan Tasdik Dansı"na geçmeleri işaretini verdi. Bir yandan da çevre köylere haberciler çıkartılmış, uzak yakın herkes törenlere katılmaya çağrılmıştı.

Büyük Ziyafet'in ön hazırlıklarına başlamış bulunan köy kadınları da aralıklarla danslara katılıyor, bu kutsal görevin yerine getirilmesinde erkeklerden geri kalmıyorlardı. Tanrılar bir gün geri dönünce Büyük Kaçınma'nın artık sona ereceği ve halkın tıpkı Uzay Uçuşları Çağı'ndaki o altın günlere, bolluk ve mutluluğa bir kez daha kavuşacağı kitaplarda açıkça yazılmamış mıydı?

Kürsü'nün üzerinde, tanrılardan birisi bitkin serilmiş yatıyor, ötekisi kendisini zorluyormuş gibi yaparak dirsekleri üzerinde doğruluyor, sonra ikisi birden sanatın doruğunda sayılabilecek gerçekçi davranışlarla parmaklarını ağızlarına götürerek işaretler yapıyorlardı.

"Bize karşı iyi niyetler beslediklerini belirtiyorlar!" diye yorumladı Şarkıcıbaşı.

Glat kafasını sallayarak, Şarkıcıbaşı'nın bu görüşüne katıldığını belirtti. Glat, dansın hızlı akışı içinde soluk soluğa ter döküyor, ter tanecikleri postunun kıvrımlarından boncuk boncuk süzülüyordu. Şarkıcıbaşı'nın tefsirden yana güçlü olduğunu kabul etmek zorunda olduğunu düşündü.

Tanrılar kendilerini zorluyormuş gibi yaparak dirsekleri üzerinde doğruluyor, bir elleriyle gırtlaklarım gösteriyor, öteki elleriyle türlü işaretler yapıyorlardı.

Tanrıların her davranımım büyük bir dikkatle izleyen Şarkıcıbaşı köylülere dönerek, "Daha hızlı! Daha hızlı!" uyarısında bulundu.

Şimdi tanrılardan birisi müthiş ve çatlak bir sesle bağırmaya başlamıştı. Bağırıyor, gırtlağını gösteriyor, sonra ıstırap çeken bir adamın taklidiyle yeniden bağırıyordu.

Olayların akışı, Tanrıların En Son Gelişi Kitabı'nda aynen yazıldığı gibiydi...

Komşu köyün gençleri bu arada yetişmiş, danstaki yerlerini almışlardı. Kendi yerini de onlardan birisine bırakan Astşarkıcı soluğu yeniden Başşarkıcı’nın yanında aldı:

"Bütün dansları icra ettirmeyi mi düşünüyorsun?" diye sordu Şarkıcıbaşı'ya.

"Pek tabii!" diye karşılık verdi Şarkıcıbaşı. Büyük bir dikkatle dansları izliyor, tanrıların gözünde kendilerini bağışlatabilmek için bu kez hiçbir yanlışlığa meydan verilmemesi gerektiğini bir an bile aklından çıkarmıyordu.

"Tören sekiz gün sekiz gece boyunca sürecek; bu arada bir yanlışlık yapılacak olursa, danslara en baştan yeniden başlanacak!" Olabildiğince sert bir ifadeyle söylemişti bunları.

"Alhona'ya göre, önce Su Verme Töreni ile başlanıp..."

"Gidip danstaki yerim al!" dedi Şarkıcıbaşı. Kesin Ret işaretini kuyruğunun bükülüşüyle havada çizerek: "Tanrıların sürekli öksürükleriyle töreni nasıl onayladıklarını kendi gözlerinle de görüyorsun. Büyük Kaçınma'yı kaldırtabilmemizin tek yolu budur."

Astşarkıcı yerine döndü. Ah, töreni kendisi yönetiyor olsaydı... Tanrıların sürekli gelip gittikleri eski altın çağlarda Şarkıcıbaşı'nın onayladığı yolun ne denli başardı olduğu herkesin bildiği şeydi. Fakat, Tanrıların En Son Gelişi Kitabı'nda anlatıldığına göre, bundan üç bin yıl kadar önce dünyayı son olarak iki tanrı birlikte ziyaret etmiş, sahnelenen ayinlere (o zamanlar dans sözcüğü henüz kutsal dile girmişti) insancıkların açlık ve susuzluk temsiliyle karşılık vermişlerdi.

Önce İniş Müsaadesi, ardından Meydan Tasdik Ayini icra edilmişti.

Tanrılar da tıpkı şimdi yaptıkları gibi, törenleri onayladıklarını belirtmişlerdi.

Ardından Gümrük Muayenesi, Yük Boşaltma, Tıbbi Denetim ayinleri yerine getirilmişti. Bütün bu süre içinde, törenlerin asıl gereği olarak, yiyecek içecek şeyler Tanrılardan uzak tutulmuştu.

Ayinlerin bitiminde, tam Büyük Ziyafet'e geçilecekken, tanrılardan birisi anlaşılamayan bir nedenden ötürü ölü adam taklidi yapmaya başlamış, ötekisi de onu kollama alarak içinde geldikleri araca götürmüş ve dünyadan uzaklaştıkları görülmüştü.

Tanrıların dünyaya karşı Büyük Kaçınma'yı işte o günden başlayarak yürürlüğe koymuş oldukları anlaşılıyordu.

Ancak eski metinlerde Büyük Kaçınma’nın nedenleri üzerinde farklı görüşler ileri sürülmekteydi Kimilerine göre törenler sırasında uygulanan dans figürlerinde bir yanlışlık yapılmıştı. Alhona gibi öteki bazı yorumculara göre ise, danslar n sırası yanlış düzenlenmişti. Büyük Ziyafet'in öteki bütün ödevlere göre öncelik taşıması ve diğerlerinin onu izlemesi gerektiği, Alhona metinlerinde açıkça yazılıydı.

Ama Alhona'nın görüşleri fazla yandaş toplamamıştı. Eh, ne de olsa herkesin bildiği gibi, Tanrılar acıkmaz, Tanrılar susamazlardı. Neden öyleyse törenlere önce Büyük Ziyafet'le başladındı ki?..

Oysa Glat Alhona'ya gizlice iman ediyor, Büyük Kaçınma'nın nedenlerinin bir gün apaçık ortaya .konulabileceğini bütün yüreğiyle ümit ediyordu...

Dans dizilerinde birden bir dalgalanma oldu. Glat olup bitenleri daha iyi görebilmek için hemen o tarafa koşturdu.

Düşüncesizin biri Kutsal Kürsü'nün yanıbaşında sıradan bir su testisi unutmuş, tanrılardan birisi sürünerek o yana yaklaşmıştı. Testiyi neredeyse ellerine almak üzereydi...

Neyse ki Başşarkıcı tam zamanında yetişerek testiyi yakaladı. Köylüler de derin bir nefes aldılar Tanrının yakınında sıradan, süslemesiz, kutsanmamış su testisi bulundurmak küfürle birdi. Eğer testiye dokunmuş olsaydı, gazaba gelerek bütün köyü bir anda yerle bir edeceğine hiç şüphe yoktu!...

Nitekim Tanrı'nın öfkesi her halinden belli oluyordu. Bağırabildiği kadar bağırıyor, elleriyle su testisini gösteriyordu. Kurumuş ağzını, çatlamış dudaklarım işaret ediyor, soma da dönüp ellerim estetik bir vecd görünümünde kendinden geçmiş sırtüstü yatan öteki Tanrı'ya doğru sallıyordu. Testiyi kapıp uzaklaştırmakta olan köylünün ardından bir iki adım atmaya çalıştı. Soma dengesini yitiriyormuş gibi yaparak yere kapaklandı. Şimdi de inleyerek hıçkırmaya başlamıştı.

"Çabuk!" diye bağırdı Astşarkıcı: "Hemen, Karşılıklı Ticaret Antlaşması Dansı'nı başlatalım!"

Astşarkıcı işe tam zamanında karışarak durumu şimdilik kurtarmıştı... Dansçılar kutsal tütsüleri tutuşturarak dumanlarım tanrıların yüzüne doğru üflemeye başladılar. Tanrılar da öksürük ve aksırıklarıyla bu gelişmeden hoşnut olduklarım belirtmekte gecikmediler..

"Yerinde bir müdahale," dedi Şarkıcıbaşı, kıskançlıkla dişlerini gıcırtadarak: "Nasıl da akıl ettin?"

"Çok çarpıcı bir adı var bu dansın," dedi Glat: "Zaman yitirmeksizin bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündüm.de... "

"Evet, evet, aferin," dedi Şarkıcıbaşı ve yine dansçılara döndü.

Glat kendi kendine gülümsedi. Kuyruğunu, sevincini saklamaya çalışmayan bir hareketle beline doladı. Bu beklenmedik gelişme kendisi için deriye dönük önemli bir adım oluşturuyordu.

Şu andan başlayarak Alhona törenlerinin gözardı edilmesini önlemek amacıyla sağlam bir plan geliştirmesi gerekecekti.

Tanrılar şimdilik yerde kıvranıyor, bol bol öksürerek havasız kalmış insan taklidi yapıyorlardı. Astşarkıcı harekete geçmek için daha uygun bir zaman kollamaya karar verdi.

Bütün gün boyunca Karşılıklı Ticaret Antlaşması Dansı sürdürüldü. Tanrılar da bu arada kendi paylarına düşen bölümleri eksiksiz yerine getirdiler. Çevre köylerde yaşayanlar kalabalık gruplar halinde gelmeye devam ediyor, hepsi birden ellerindeki kutsal tütsüleri tanrıların yüzlerine üflüyorlardı. Tanrılar ise bu durumu ne denli yürekten onayladıklarını hırıltılı bozulma sesleriyle sürekli belirtmekten geri kalmıyorlardı.

Dansın sonlarına doğru, tanrılardan birisi yavaş yavaş yerinden doğrulduysa da hemen ardından son derece zayıf düşmüş bir adam taklidi yaparak abartmalı davranışlarla dizleri üzerine çöktü.

"Hepiniz susun!" diye bağırdı Şarkıcıbaşı ve çevre derin bir sessizliğe gömüldü.

Tanrı kollarım havaya kaldırdı. Başşarkıcı yorumladı: "İyi haberler! Bu yıl iyi ürün alacağımızı müjdeliyor," dedi sevinçle.

Tamı ellerini yumruk yaptı, ancak az soma bir öksürük nöbetiyle yere yıkıldı.

"Fakir olmamızdan büyük üzüntü duyduğunu söylüyor," diye Şarkıcıbaşı yorumunu sürdürdü.

Şimdi Tanrı öyle acıklı bir canlandırmayla ağzını açıyor, eliyle ağzını gösterirken öyle gerçekçi bir görünüm çiziyordu ki, köylülerin pek çoğu bu duygusal sahneye daha fazla dayanamayarak ağlamaya başladılar.

"Danslara en baştan başlamamızı emrediyor," diyerek yorumunu tamamladı Şarkıcıbaşı: "Haydi, hep birlikte danslara başlangıç durumu alacağız... "

Beklediği anın geldiğine hükmeden Glat tam bu sırada ileri atıldı: "Bence tanrılar başka bir istekte bulunuyorlar. Bundan eminim!"

Köylüler şaşkınlık içinde öylece kalakaldılar.

"Tanrılar Kendilerine Su Verilmesi Törenine geçmemezi emrediyordu, " diye sözünün sonunu getirdi Glat.

Köylülerin korkudan yürekleri ağızlarına geldi. Sulama Töreni, Şarkıcıbaşı' nın kendilerini her zaman uyardığı Alhona sapkınlığının bir gereği olmuyor muydu?... Fakat aslına bakılırsa, Başşarkıcı da artık kocamıştı. Astşarkıcı ise... Kimbilir, belki de... Köylüler ne yapacaklarını bilemez durumda bekleşiyorlardı.

"Böyle bir şeye asla izin veremem!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı Şarkıcıbaşı: "Sulama Töreni, Büyük Ziyafet'ten sonra gelir. Büyük Ziyafet ise ancak bütün dansların bitiminde başlatılabilir. Kaçınma'yı kaldırtabilmenin tek yolu budur!"

"Ben de diyorum ki tanrılara yiyecek, içecek sunulması ilk gerekliliktir!" Bu kez Astşarkıcı avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Bütün gözler tanrılara döndü. Bu anlaşmazlık anında en doğrusu onlardan bir işaret beklemek olacaktı. Oysa tanrılar tam bir sessizlik içinde, yorgun ve kançanağına dönmüş gözleriyle olanları seyrediyordu.

Tanrılardan birisi bir öksürük nöbetine yakalandı az sonra.

"İşaret! İşaret!" diye, Başşarkıcı'dan önce davrandı Astşarkıcı...

Başşarkıcı bir şeyler söylemek istediyse de sesini duyurmaya fırsat bulamadı. Köylüler kendilerini bütünüyle genç Astşarkıcı'ya kaptırmışlardı.

Hemen, süslü bir testi içinde tanrılara kutsanmış su getirildi. Dansçılar tören için yerlerim aldılar. Tanrılar olup bitenleri yorgun gözlerle seyrediyor, aralarında kendi dillerinde bir şeyler mırıldanıyorlardı.

"Testiyi Tanrılara sunalım!" dedi Astşarkıcı. Kendilerine uzatılan testiyi önce tanrılardan birisi yakaladı. Fakat aynı anda ötekisi onu itekliyormuş gibi yaparak testiyi elinden almaya çalıştı.

Köylüler sahneyi tedirgin bakışlarla izliyor, kendi aralarında alçak sesle mırıldanıyorlardı.

Bu kez birinci tanrı ikinci tanrıyı yumrukluyormuş gibi yaparak, testiyi kaptığı gibi dudaklarına götürdü. Ama daha ağzını ıslatmaya fırsat bulamadan, ötekisi kalan gücüyle eline vurarak testiyi yere düşürdü.

"Sizi uyarmıştım!" diye feryadı bastı Şarkıcıbaşı. "İşte! Gözlerinizle gördünüz! Tanrılar suyu reddediyorlar... Çabuk, Tanrılar bizi lanetlemeden, şu testiyi yok edin buradan!... "

Köylülerden ikisi testiyi kaptıkları gibi Kürsü'nün uzağına taşıdılar. Tanrılar korkunç haykırışlarla testinin ardından bağırıyor, soluk soluğa yerlerde yuvarlanıyorlardı...

Köylüler zaman yitirmeksizin Gümrük Muayenesi Dansı için yerlerini aldılar. Yönetim yine Başşarkıcıya geçmişti. Kutsal tütsüler yeniden yakıldı. Dumanlarını tanrıların yüzüne üflemeye başladılar. Tanrılar da yine bitkin adam temsiline başlayarak, hırıltılı öksürükleriyle bu davranışı onayladıklarını belirttiler. Hatta birisi bir ara Kürsü'den inmek istiyormuş gibi yaptı, ama sonra zayıf düşmüş adam taklidiyle yüzükoyun yere kapaklandı. Oysa ötekisi bu sırada yalnızca sırtüstü hareketsiz yatmakla yetiniyordu.

Daha sonra tanrılar uzun süre hiçbir işaret vermeksizin hareketsiz kaldılar.

Astşarkıcı dansçıların arasındaki yerine dönmüştü. Tanrıların kendisine niçin yardımcı olmadıkları sorusu beynini kemiriyordu.

Yoksa Alhona yanılmış mıydı?

Tanrıların kendilerine sunulan suyu nasıl reddettiklerini herkes görmüştü...

Oysa Alhona Büyük Kaçınma'nın kaldırtılabilmesi için tek çarenin bundan böyle gelebilecek tanrılara önce su ve yiyecek sunulması olduğunu açıkça yazmıştı. Yoksa istenilen suyu sunmakta çok mu geç kalmışlardı? Tanrılar bunun için mi kızmışlardı?...

Tanrıların işlerine kulların akıl ermiyordu doğrusu. Glat hüzünle bu gerçeği bir kez daha hatırladı. Şimdi fırsatı artık sonsuza değin kaçırmış oluyordu. Bundan böyle yapabileceği en iyi şey, Şarkıcıbaşı’nın yönetimine girmek olacaktı.

İşte bis düşüncelerle gerisin geri dönerek danstaki yerini aldı...

Şarkıcıbaşı dansların baştan başlatılmasını ve dört gün dört gece aralıksız sürdürülmesini emretmişti. Daha soma, eğer tanrılardan olumlu işaretler alınabilirse, Su Verme ve Büyük Ziyafet törenlerine geçilecekti.

Tanrılardan herhangi bir işaret gelmedi. Kürsü'nün üzerinde devinimsiz yatıyor, kol ve bacaklarında giderek uzayan aralıklarla gerçekleştirdikleri titremelerle sanki yorgunluk ve susuzluktan son demlerini yaşayan insancıklar taklidini sürdürüyorlardı.

İkisinin de çok önemli tanrılar olduklarına kesin gözüyle bakılabilirdi. Sıradan tanrılar olsalar, canlandırma sanatında herhalde bu derece istün başarı sağlamaları beklenemezdi...

Sabaha karşı, törenlerin akışım etküeyecek yeni bir tehlike belirdi. Şarkıubaşı'nın Yağmurlu Hava Dansı’ın aradan çıkartmış olmasına rağmen, ufukta koyu renkli bulutlar toplanmış, sabah güneşini örtmey ; başlamıştı.

Şarkıcıbaşı, "Birazdan geçer," diye düşündü. Yine de önlem alıp, dansçıları "Yağmurun Reddi Dansı"na başlatma gereğini duydu.

Her şeye karşın bulutlar köyün üzerine yığılmış, az soma müthiş bir sağanak başlamıştı. Uzun süredir yüzükoyun hareketsiz yatmakta olan tanrılar hafifçe kıpırdanarak sırtüstü dönmeye çalıştılar.

"Çabuk buraya tahta ve sazlık getirin!" diye bağırdı Şarkıcıbaşı: "Kürsünün üzerine hemen bir kulübe kurmalıyız. Törenler bitinceye değin tanrıların üzerine yağmur düşmemeli. Yağmuru lanetleyeceklerdir yoksa!"

Glat, kendini göstermek için önüne yeni bir fırsat çıkmış olduğuna karar verdi. "Durun!" diye yeniden karıştı. "Yağmur, Tanrıların kendi kutsal emirleridir!"

"Çabuk uzaklaştırın şu münafığı buradkni" diye köylülere haykırdı Şarkıcıbaşı: "Tahtaları bu tarafa getirin..."

Birkaç kişi Glat'ı Kürsü'nün yanından çekip götürdü. Köylüler vakit yitirmeksizin tamdan yağmurdan koruyacak bir kulübe yapımına giriştiler. Büyük bir sorumluluk örneği veren Şarkıcıbaşı ise kulübenin çatısını bizzat çatmaya koyuldu.

Bütün bunlar olup biterken tanrılar yüzlerini göklere dönmüş, ağızlarını alabildiğine açmış, sırtüstü yatıyorlardı. Şarkıcıbaşının ne yapmak istediğini fark edince ayağa kalkmaya çalıştılar...

Şarkıcıbaşı elinden geldiğince hızlı çalışıyor, Kutsal Kürsü'yü sıradan varlığıyla daha fazla kirletmemek için bütün gücünü ortaya koyuyordu.

Tamdan birbirine baktı. Birisi dizleri üzerinde yavaş yavaş doğruldu. Ötekisi de ona yardımcı olmaya çalışıyordu.

Sonunda ayağa kalkan Tamı sarhoş adam canlandırmasıyla iki yana sallanıyor, ayakta kalabilmek için sözde öteki tanrının uzattığı elinden güç alıyormuş gibi yapıyordu. Soma sanki bütün gücünü toplayıp yüklenerek Şarkıcıbaşı'yı iki eliyle birden Kürsü'den aşağı ittiği görüldü.

Dengesini yitiren Şarkıcıbaşı, ayakları boşlukta gülünç şekiller çizerek yuvarlandı. Tanrı bir hamle daha yapıp kulübenin çatısını da Şarkıcıbaşı'nın ardından yolladı. Sonra da, sanki öteki tanrının ayağa kalkmasına yardım ediyormuş gibi yaptı.

"İşaret! İşaret!" diye bağırdı Astşarkıcı, kendini tutan köylülerden silkinip sıyrılarak.

Evet, bu yeni durumun görmezden gelinir yanı kalmamıştı. Her iki tamı da yüzlerini göklere dönmüş, ağızlarım yağmura açmış, ayaktaydılar.

"Ziyafeti getirin!" diye haykırdı Glat: "Tanrılar böyle emrediyorlar!"

Köylüler iki görüş arasında kalmıştı. Alhona'ya boyun eğmek, önceden kestirilemeyecek ciddi gelişmelere yol açabilirdi. Her şeyi çok iyi düşünüp taşınmak gerekiyordu.

Fakat ne de olsa Astşarkıcı duruma hakim görünüyordu. İlerisini de düşünerek şimdiden genç liderin yoluna gitmek herkesin çıkarına olabilirdi.

Hem galiba Alhona'nın kuşkuları doğrulanmıştı. Tanrılar gelişmeleri çok olumlu bulduklarını her halleriyle belli etmiyorlar mıydı? Ağızlarını kocaman kocaman açarak yiyecekleri tıkıştırıyor, ardından maşrapalar dolusu su içiyorlardı. Tıpkı kıtlıktan yeni çıkmış, susuzluktan kavrulmuş insancıkların inanılmaz derecede başarılı bir temsilini gerçekleştirerek...

Glat kendi kendine, "Keşke onların dilinden anlayabilseydim," diye hayıflandı. Irkının niçin Büyük Kaçınma'ya müstahak görülmüş olduğunu belki o zaman sorup Tanrıların ağzından öğrenebilirdi...

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült