Hikaye

 

 

Telefon İşletmeleri

Hasse Zetterström


SONBAHARIN vahşi, fırtınalı günleri telefonumuzu bozdu. Bu da oldukça can sıkıcı olaylara yol açtı.

Bir pazar sabahı odamda «Şerlok Holmes»i okuduğum sırada telefon çaldı.

— Allo! dedi

Bir erkek sesi:

— Amalie'yle konuşabilir miyim? dedi.

Evde Amalle adında kimse yoktu. Bu durumda verilmesi gereken en doğru karşılığı verdim:

— Hayır, Amelie’yle konuşamazsınız.

Erkek:

— Niçin konuşamaz mışım? diye sordu.

— Çünkü artık bundan böyle Amalie’yle kimsenin konuşmasına izin vermiyorum.

— Ama Amalie benim kız kardeşim! Her halde kız kardeşimle konuşmaya hakkım vardır.

— Ha ha ha! Kız kardeşiniz ha, dedim. Hep de

böyle söylenir! Amalie’nin dünyada yapayalnız olduğunu biliyorum. Onun ne anası, ne babası, ne erkek, ne kız kardeşi, ne halası, ne teyzesi, ne dayısı, ne amcası, ne yeğeni, ne de sütkardeşi var! Amalie'ye bağlı yalnız ben varım!

Ses kızmışçasına:

— Siz kimsiniz? diye sordu.

— Ben Amalie’ye bağlı kalmaya ant içmiş olan kimseyim. Onunla dün nişanlandık ve bir aya kadar da evleneceğiz!

Karşımdaki adam bir süre sustuktan sonra dedi ki:

— Ya öyle mi?!.. Bunları ben size gösteririm. Amalie benim nişanlımdır...

— Ha! ha! ha! dedim.

— Size bir akşam tuzak kuracağım...

— Ha! ha! ha!

— O kadar dayak yiyeceksiniz ki!..

Konuşmanın burasında telefonu sessizce ve kibarca kapadım. Adamı kıskandırmak istemiyordum. İnşallah Amalie'nin işleri iyi gider. Sevdiği insandan iyi şeyler elde eder. Bir kadın için de önemli olan budur.

Ben yine Şerlok Holmes’e dönmüştüm. Az sonra telefon yine çaldı.

Bir kadın sesi:

— Bayan Garbtrunk’la konuşabilir miyim? diye sordu.

Bizden de çoğunlukla, bu Bayan Grabtrunk sorulur. Artık bıkmıştım. Bundan dolayı dedim ki:

— Bayan Grabtrunk’la şimdili konuşamazsınız. Başına küçük bir kaza geldi.

— Bir kaza ha!.. Ne diyorsunuz?!.. Bu da ne demek?

— O kadar büyütülecek bir şey değil. Her şeyin yakında düzeleceğini sanıyorum. Bir saat sonra yine telefon etseniz...

— Hayır, hayır!. Bayan Grabtrunk halamdır. Başına ne geldiğini bilmek isterim.

— Lütfen biraz sakin olun! Bayan Grabtrunk gelişigüzel küçük bir odaya girmiş. Kapı arkasından kendi kendine kapanıp kilitlenmiş. Böylece halanız içeride kilitli kaldı. Kapının nasıl kapanmış olduğunu ben de anlayamadım.

— Şimdi küçük bir odada kilitli mi dediniz? Ne zamandan beri orada?

— Eh... Birkaç saatten beri.

— Kapıyı kırmadınız mı? Orada ölünceye kadar kalamaz ya!..

— Öyle sandık ki, kapı yine kendi kendine açılacak. İnsan isteye isteye bir kapıyı kıramaz ya! Kapı kırmak insanda kötü huylar bırakır. Ama ara sıra onunla anahtar deliğinden konuşuyoruz. Ona umut veriyoruz. Yakında her şey yine düzelir.

— Bu öyle bir acı ki!.. Kendisi bu işe ne diyor?

— Ara sıra biraz küfrediyor, ama o kadar yüksek sesle değil. Kimseyi tedirgin etmiyor.

Burada bir süre sustu, sonra dedi ki:

— Gerçekten orası Bayan Grabtrunk’un evi mi?

— Hayır, dedim.

Zaten başından beri, «burası Bayan Grabtrunk’un evi» dememiştim ki. Telefonu birlikte kapadık.

Ben yine Şerlok Holmes’e döndüm, onunla iyi vakit geçiriyorduk.

Telefon yine çaldı. Bir erkek sesi:

— Wallin’le konuşabilir miyim?

— Hayır, Wallin’le konuşamazsınız, dedim.

Çünkü evde Wallin diye bir kimse yoktu.

Ses:

— Ne zaman gelir? diye sordu.

— Belli olmaz, dedim. Çünkü Wallin adında birinin ne zaman gelip gelmeyeceğini kimse bilemez.

Ses:

— Sonra yine telefon ederim, dedi.

Bir saat sonra yine telefon etti:

— Wallin eve geldi mi?

Bu sırada şeytan dürttü. Dedim ki:

— Wallin'in ne zaman geleceğini kimse bilmiyor. Wallin dün gece geri döndü.  

Karşıdaki ses:

— Ne diyorsunuz!. Wallin geri mi döndü?

— Evet, uçtu.

— Bu çok kötü oldu! Ya işler ne olacak??? Daha hesapları karşılaştırmamıştık. Öyleyse bir yanlışlık olacak!

Ses, bizi tedirgin ettiğinden dolayı özür diledi ve yavaşça telefonu kapadı.

Birkaç saat sonra telefon yine çaldı. Aynı ses dedi ki:

— Wallin’den yeni bir şeyler öğrenebildiniz mi?

— Ha, evet! Evet! dedim. Bir kadınla birlikte gitmiş olduğunu öğrendik... Şarkıcı bir kadınla!

— Allah Allah!. Karısı ve çoluk çocuğu olan adam!. İnsanların da başlarına neler geliyor?

— Evet... Bunu kim umardı! Aşk! (Burada ikimiz de içimizi çektik).

Ses, bizi tedirgin ettiğinden dolayı yeniden özür diledi ve telefon kapandı.

Bir saat sonra telefon yine çaldı. Aynı ses:

— Wallin'den yeni bir haber var mı? Yeni bir şey öğrenebildiniz mi?

— Evet, yakalanmış.

— Yakalanmış mı? Nerede?

— Boros’da Grand Hotel’de... Sabah kahvaltısı ederken polis gelmiş ve «Sizi tutukluyorum.» defmiş.

— Sizi tutukluyorum mu demiş?

— Evet... Sonra bir tabanca çıkarmış.

— Bir tabanca mı çıkarmış?

— Evet... Üç garson kızı, bir kundura boyacısını, otelciyi ve bir de polisi vurmuş.

— Ne diyorsunuz? Vurmuş mu?

— Evet, ondan sonra da, şef garsonu, kasadaki kızı, bir odacıyı, bir kediyi, iki köpeği ve Belediye Başkanını...

— Allah Allah... Yetişir! dedi.

— Ve demir eşya satıcısını, bir kunduracıyı...

Telefon büyük bir gürültüyle kapandı, ondan sonra Wallin bir daha sorulmadı.

Telefon yeniden çaldı. Bir kadın sesi:

— Hazır mısın? diye sordu.

Ben:

— Evet hazırım, dedim.

Çünkü ben hep hazırımdır.

Yabancı ses:

— Öyleyse geliyorum, dedi.

Ben de:

Hay hay buyurun... dedim, gelsin, belki de güzel bir kadındır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült