Hikaye

 

 

Taocu Meseller 8

Chuang Tzu


Göksel Müzik

Güney mecrasından Qi Usta53 başını iki elinin arasına almış, masaya dayanmış, öylece oturuyor, gözlerini gökyüzüne çevirmiş derin derin soluyordu. Tümüyle kendinden geçmiş gibiydi.

O zamanlar henüz onun öğrencisi olan Yen Yu Usta54 ona hizmet için huzuruna gelmişti. Onun bu halini görünce sordu: "Bu nasıl iş? İnsan nasıl olur da bedenini kuru bir odun gibi devinimsizleştirip düşüncelerini ölü külü gibi söndürebilir? Usta, sizi daha önceleri de masaya dayanmış halde görmüştüm. Ama bugünkü haliniz bambaşka!" Qi Usta "İyi ettin de sordun Yen," dedi. "Ben işte tam o anda benliğimi yitirdim! Nasıl anlatsam bunu sana bilmem ki? Bak, insanların çaldığı kavalı bilirsin; ya Yer'in çaldığı kavalı hiç dinledin mi? Belki Yer'in kavalını bilirsin; ya Gök'ün çaldığı kavalı hiç dinledin mi?"55

53       Okunuşu "NanKvo DzıÇi".

54       Metinde tam olarak: Yenchong Ziyu (YenÇong DzıYü) yaklaşık olarak "Rahmetli Yen Yü Usta" diye çevrilebilir.

Yu Usta, "Ustamdan bu sözlerini açıklamalarını rica edebilir miyim?" diye sordu.

Şu yanıtı aldı: "Yüce Doğa soluk alıp verdi mi, biz ona rüzgar deriz. Her zaman değil ama, bazen o soludu mu Yer'in kavalının bin bir deliğinden bin bir ses yükselir. Uzun süren bir fırtınanın müziğini bilir misin? Bir dağ ormanındaki girintileri, çıkıntıları getir gözünün önüne. Çevresi onlarca kulaçlık dev ağaçların aralıkları ve kovukları bazen burun gibidir, bazen ağız, bazen kulak gibi. Bazen köşeli çatı kalası gibidir, bazen yuvarlak bir testi, bazen bronz bir havan gibi. Bazen bir karışlık bir su birikintisi gibidir, bazen engin bir göl gibi. Bir dinlersin, kaynayan bir su duyarsın, bir dinlersin, vınlayan bir ok, sert bir komut, derin bir soluk, acı bir çığlık, kaba bir homurtu, derin bir inilti, kederli ya da neşeli bir türkü. Önce tiz sesler duyarsın, ardından uyum içinde pes ve derin sesler. Hafif rüzgarda ince armoniler duyulur, fırtınada güçlü, görkemli armoniler. Sonra rüzgar kesilir, kavalın delikleri ses vermez olur. Ya hiç dinledin mi, bunun ardından da ağaçların gövdelerinde, yapraklarında müziğin titreşimleri sürer gider bir süre?"

55 Yunanlı filozof Pithagoras 'ın evrensel müzik prensibini anımsatıyor.

Yü Usta dedi ki: "Demek Yer'in kavalı bin bir aralık ve kovuktan oluşuyor; tıpkı insanoğlunun kavalındaki kamışa oyulan delikler gibi. Sormama izin verirseniz, ya peki Gök'ün kavalı ne?" Qi Usta yanıt verdi: "Bir soluk bin bir delikten bin bir türlü ses verir. Bunları yöneten, birini sona erdirip ötekileri başlatan güç nereden geliyor?"56 (2, l)

 

Gök'ün Döngüsü

Gök'ün çevremizde dönüp, Yer'in devinimsiz durmasını, güneş ile ayın yollarınca gidip birbirini izlemesini yöneten kim? Kendi içinde kavgasız dayatma sız, uyum içinde kalıp, onları ivdiren kim? Gizli bir kuvvet var da, onlar ister istemez bu kuvvete mi boyun eğmek zorundalar? Yoksa sonsuz bir döngü içindeler de, duramıyorlar, kendiliklerinden bu döngüden çıkamıyorlar mı? Bulutlar neden yağmur yağdırır? yağmur nasıl olup da yeniden bulutlara dönüşür? Kim gönderir onları? Kendi içinde kavgasız dayat masız, uyum içinde kalıp, bu en temel mutluluk ve hazza kaynak olan kim? Rüzgar kuzeyden doğar. Bazen batıya eser, bazen doğuya; bazen da döne döne yükselip tayfun olur. Kimdir onu soluyan? Kendi içinde kavgasız dayatmasız uyum içinde kalıp onu yönlendiren kim? Nedir tüm bunların nedeni? ...57 (14, l)

56       Metnin devamı kaybolmuş olabilir.

57       Geleneksel metinde bunu, sonradan eklendiği anlaşılan, içeriği ve biçemi farklı bir paragraf izliyor. Bu paragrafta yukarıda sorulan sorulara söylencesel Altın Çağ 'ın bilge veziri Wu Xien 'in ağzından skolastik yanıtlar veriliyor.

 

Sarı Hakan'ın Müziği

Be Men Chong58 bir gün Sarı Hakan'a dedi ki: "Hakanımızın Dong Ding kıyısındaki vahşi ormanda çaldığı XianChi'yi59 izledim. Müziğin başlangıcı korku verdi bana, ortası derin bir yorgunluk verdi, son bölümü ise alt üst etti beni. Dilim tutuldu, kendimden geçtim."

"Elbette!" dedi Sarı Hakan. "Çünkü gerçi insanların sazlarını çalıyordum ama, çaldığım müzik Göksel bir müzikti. Biçimde sanatın kurallarına uyuyordum ama, içerikte saf özü koruyordum.

Bu Göksel müzik ilk bölümünde insanların dertlerini ve Gök'ün yön vericiliğini anlatıyordu. Önce insan varlığının beş durumunu ve benliğin doğal özgürlüğünü dile getirdi. Sonra dört mevsimin birbirini izleyişlerini düzene soktu ve bin bir türün uyumunu sağladı. Serpilme ve solma dönemlerine kimi zaman barışçı, kimi zaman savaşkan sesler eşlik ediyordu. Dört unsurun uyumu kimi zaman saf ve berrak, kimi zamansa bulanık ve pusluydu. Su gibi akan bir ışık seli olmuştu sesler. Böceklerin larvaları başladılar kımıldamaya kozalarında. Ve umulmadık bir anda bir gökgürültüsü sarstı onları. Başlarken bu bölümün bir başlangıcı yoktu, biterken bir sonu yoktu. Ölüm doğum tam bitti sanıyordun, yeniden başlıyordu! Sonsuz ve tükenmez olarak ve ara vermeden sürüp gidiyordu. İşte buydu seni korkutan.

İkinci bölümde ise çaldığım müzik, aydınlık ve karanlık, zahiri ve batıni ana güçlerin, Yang ile Yin'in uyumunu izliyordu.

58       "Bı Mın Çung". Hakkında başka bir şey bilinmiyor.

59       "Şyan Çi" Tüm sular Sarı Hakan 'ın yarattığı söylenen, Göl tanrısına kurban olarak sunulan bir müzik türü.

Güneşin parlak, ayın donuk ışığını yansıttım ezgilere. Bir uzun oluyordu notalar bir kısa. Bir yumuşuyordu sesler, bir sertleşiyorlardı. Değişiyor, dönüşüyordu onlar ama, müziğin makamı aynı kalıyordu. Hakim bir motif yoktu müzikte, bu yüzden sonsuzluğa uzanan bir ezgi oluşuyordu. Notalar geniş ve yankılıydı, ton berrak ve duruydu. Bu yüzden ruhlar ve tanrılar sırlarını koruyor, güneş, ay ve yıldızlar yollarını izliyorlardı. Sonluluğun sınırlarıyla sınırladım onları. Sonsuzluğun sellerine kattım onları. Sen, yakalamak istiyordun ama, ele geçiremiyordun. Görmek istiyordun ama, göremiyordun. İzlemek istiyordun ama, yetişemiyordun. Hiçliğe giden Yol'un başında güçsüz kalakalmıştın. Kendi uduna dayadın göğsünü ve birlikte mırıldanmaya başladın ezgiyi. Gözünün ışığının gücü tükendiğinden bakma isteğini yitirmiştin. Ben erişilmez bir yerde olduğumdan, sen, sanki için boşalmış da yalnız biçimin kalmış gibiydin; ağustos böceğinin içi boş kabuğu gibi. Yorgundun.

Müziğimin üçüncü bölümünün notaları yorgunluğunu duymana fırsat vermediler. Onları doğal özgürlüğün yasalarına uyumlu kıldım. Birbirini izleyen sesler köpüren kaynaklar gibi, fışkıran filizler gibi, ormanların gözlerden gizli neşesi gibiydi. Derin, tan yeri gibi sessiz ve yankısız akıp gidiyorlardı gizli bir dünyada, karanlık derinliklerde. İstersen ölüm de sen ona, istersen yaşam; ister gerçeklik de, ister yanıltı. Erimiş, dağılmıştı notalar. Hakim bir motif olmadığından ezgi sonsuzdu. Dünya kavrayamazdı onu. Onu anlamak ancak kutlu insanların harcıydı. Ancak kutlu bir kişi bu duyguları kavrayabilir, yasallıklarını izleyebilirdi. Gizli bir çekim gücü olmadan da dolu dolu duyumsuyorsa duyu organları, işte odur Göksel müzik. Sözsüzce mutluluk dolar yürek. Girdaplar Tanrısı onu şu sözlerle kutlar:


Kulak veren onu duymaz.

Bakan gözler onu görmez."60
 

O Gök'ü Yer'i doldurur, tüm mekana yayılır. Duymaya çalışıyordun onu, ama kavrayamıyordun. Bu yüzden kendinden geçtin.

Başta müzik korku verdi sana: Bu korku sarstı seni, uykundan uyandırdı. Sonra yordu seni müzik: Bu yorgunlukla yalnızlığına çekildin, kendini buldun.

60 Bk.: Tao Te Ching, 14. mesel.

Son bölümse alt üst etti duygu ve düşüncelerini, çılgın gibi hissettin kendini: Bu çılgınlık seni Tao'ya götürür. Tao'ya bir vardın mı orada karar kılar, onunla bir olursun." (14, 3)

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült