Taocu Meseller 7

Chuang Tzu


Kitaplar Ve Arabacı

Huan Bey bir gün köşkünün salonunda oturmuş, kutsal bir yazı rulosu okuyordu. Arabacı Pien ise avluda bir tekerlek yapıyordu. Derken Pien çekici keskiyi bir yana koyup beyin huzuruna çıktı:

"Sorabilir miyim, devletlim ne okurlar?" "Kutlu kişilerin sözlerini okuyorum." "Hâlâ yaşıyor mu bu kutlu kişiler?" "Çoktan ölmüşler."

"Öyleyse devletlim ölülerin kalıntıları, döküntüleri ile uğraşıyorlar, öyle mi?"

Bey öfkelendi: "Bir arabacı parçası ne cüretle bizim okuduklarımızı eleştirmeye kalkar! Şu sözlerinin altında başka bir anlam gizliyse, söyle. Yoksa cellada teslim edeceğim seni!"

Arabacı Pien dedi ki: "Kulunuz, soruna kendi sanatım açısından bakarım: Tekerlek yaparken işi hafife alır, kolaya kaçarsam, tekerlek sıkı oturmaz. Elimi çabuk tutayım dersem, o zaman da dar gelir, uymaz. Ancak ne kolaya kaçar, ne de aceleye getirirsem, o zaman işe hakim olurum ve sonuç amaca uygun olur. Sözcüklerle anlatılamaz, el hüneridir bu. Oğluma bile anlatamadım bunu, o bile benden dinleyip de öğrenemedi. Bu yüzden de, yetmiş yaşındayım, tekerlekleri hâlâ kendim yapmak zorunda kalıyorum. Eski devirlerin insanları da asıl değerli olanı, sözle anlatamadıklarını mezara götürmüşler. İşte bu yüzden, devletlimin okudukları eski devir insanlarının yalnızca kalıntıları ve döküntüleridir dedim."


Mezar Soyguncuları

Yazılı Gelenekçiler'den iki filozof[1] kutsal ilahiler ve törenlerle bir mezarı açmışlardı. Usta yukardan seslendi: "Şafak sökmek üzere. Ne kadar ilerledin?" Öğrencisi yanıt verdi: "Kutsal giysileri daha soyamadım. Ağzında da bir inci var. Hani Şiirler Kitabında[2] yazıldığı gibi:

yeşil otlar bürümüş karanlık mezarları

yaşamında kimseye yararı olmayanın ölünce ağzında inci olsa ne fayda"

Bu sözlerin ardından bir eliyle cesedin saçlarına yapıştı, öteki eliyle sakalına. Usta da geldi, bir çekiçle vura vura açtı cesedin ağzını. Dikkatle çıkardılar inciyi, ezilip çizilmesin diye.
 

Dövüş Horozu

Qi Siaosi[3] hükümdara bir dövüş horozu yetiştiriyordu. Hazır mı diye sordular. "Hayır," dedi, "Henüz çok kibirli ve öfkeli." On gün sonra yine sordular. "Hayır," dedi, "Henüz bir horoz sesi duydu ya da bir horoz gördü mü hemen saldırıyor." On gün daha geçti, sordular. "Hayır," dedi, "Gözleri hâlâ öfkeli. Tüm varlığından enerji fışkırıyor daha." Kırk gün sonra, "Tamam," dedi, "Başka horozlar öttüğünde dönüp bakmıyor, gözünü bile kırpmıyor. Tahtadan yapılmış sanırsın. Hiç bir horoz yanına bile yaklaşmaya cesaret edemez artık onun."


 

[1]Yazılı gelenekçilik, Konfüçyüsçülere verilen addı.

[2]Konfüçyüs 'ün derlediği klasik kitaplardan biri.

[3]Okunuşu "ÇiSyavSi".

 

 


 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

Hikaye

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült