Hikaye

 

 

Taocu Meseller 10

Chuang Tzu


Bilgidir bozacak olan dünyanın düzenini

Kuang, Lizhu, Chui, Zang, Shi, Yang ve Mo gibiler Erdem’i dışsal şeylerde arar, göz kamaştıran pırıltılarla yollarım şaşırtırlar insanlara. Ve bu yüzden çıkmaz sokaklara sokarlar onları.

Beyim sen bilmez misin dünyanın yolunda olduğu günleri? Çok eski çağları, Yongchang, Dating, Bohuang, Zhangyang, Lilu, Liku, Xianyuan, Hoxu, Zuenlu, Chuyong, Fuxi, Sharınang’ların77 günlerini?

düğüm atar idi insanlar yazı yazmak yerine

yiyecekler tatlı idi giyecekler renkli idi

evler huzurlu törenler keyifli idi

göresiye yakınken komşu ülkeler

horozların köpeklerin sesini duyasıya yakınken

kocamış ölür idi insanlar

bir kez bile oralara gidip gelmeden78

Gök’ün düzeni hakimdi eskiden göğün altında. Bugün ise insanlar boyunlarını uzatıp, ayak parmakları üstüne kalkarak haber veriyorlar birbirlerine, ” falan kente, filan yere bilge bir kişi gelmiş“ diye: Haydi evini barkını, efendisinin işini gücünü yüzüstü bırakan, yollara düşüyor. Ayak izleri sınırları aşıyor. Tekerlek izleri binlerce fersah uzaklara uzanıyor. Ama hükümdarlar, beyler Tao’ya değil de bilgi ve hünere değer verirse, elbet bozulur göğün altındaki düzen!

Nereden mi biliyorum böyle olduğunu? Dinle bak: Yaylar, oklar ve tatarokları üzerine bilgi fazla arttı mı, gökteki kuşların düzeni bozulur. Olta, yem, ağ ve balık avı üzerine bilgi fazla arttı mı, sudaki balıkların düzeni bozulur. Ökse, tuzak, hendek ve kara avcılığı üzerine bilgi fazla arttı mı, yerdeki hayvanatın düzeni bozulur. Tartışma sanatı üzerine bilgi artıp da, dahiyane "Beyaz nedir sert nedir? Görüş ayrılığı nedir görüş birliği nedir? “[79] tartışmaları yaygınlaştı mı, basit insanların kafasının düzeni bozulur.

77 Chuang Tzu bunları "Altın Çağ“ adı verilen söylencesel çağın on iki tanrısal yöneticisi diye sayıyor. Ama kimi isimler Chuang Tzu ’nın hayalinin ürünü olsa gerek.

78 Benzeri için bk. Tao Te Ching, 80. mesel.

Bu yüzden, ne zaman dünyanın düzeni alt üst olursa bil ki, nedeni insanların bilgiye fazla değer vermesindendir.

Eğer göğün altında herkes yalnız bilmediği şeyleri merak eder de, kimse bildiği şeyleri[2] merak etmezse, herkes başkalarının eksiklerini kınar da, kimse kendi eksiğini kınamazsa, sonunda bu, dünyanın düzenini alt üst eder. Güneş ile ayın ışığını karartır; dağların, ırmakların can damarını kurutur; dört mevsimin sırasını bozar. Bu yüzden en küçük sineğe, en basit kurtçuğa varıncaya dek, her şey gerçek doğasını yitirir. Dünyayı bilmeye fazla değer vermektir düzenini bozacak olan dünyanın. (10, 14)

Ayakparmakları yüzgeçliler

Ayakparmaklarında yüzgeç ya da elinde altı parmağı olmak, Doğa’nın verdiği bir şeydir. Ama bunlar Doğa’nın gerektirdiğinden fazla olduklarından bir işe yaramazlar. Urlar ve tümörler de insan bedeninin oluşturduğu şeylerdir. Ama doğal olandan fazla olduklarından, bir yarar sağlamazlar.

Ahlak ve görev ilkelerine[3] bağlı, yüksek yetenekli kişilerin yetkin hünerleri de, onların iç dünyalarının ürünüdür ama, bunlar Tao’nun özüyle uyumlu değildir. Yüzgeç nasıl ayakta gereksiz bir deri parçasıysa, altı parmak nasıl elde gereksiz bir fazlalıksa, yüksek erdem, yetkin hüner, görme ve duyma yeteneğindeki olağanüstü duyarlılıklar da, insanın iç dünyasındaki fazlalıklardır.

İnsanın gözünün duyarlılığı aşırı arttı mı, o artık renkler ve şekillerden başka şey düşünemez olur. Yeşiller ve sarılar, aklar ve karalar, karalar ve yeşiller arasında yitip gider ve bir Lizhu[4] olup çıkar.

İnsanın kulağının duyarlılığı aşırı arttı mı, o artık beş ton ve altı akorttan başka şey düşünemez olur. Müzik aletlerindeki metal ve taşlardan, ipek ve kamışlardan çıkan sesler arasında, sazın ve kavalın tiz ve pes notaları arasında yitip gider ve bir Kuang Usta olup çıkar.

İnsanda ahlak ve görev ilkelerine bağlılık aşırı arttı mı, zorlama ahlak ilkelerinden kendi doğasını yitirir. Şan şeref sahibi, eşsiz bir kahraman olur, bando mızıka sesleri arasında[5] yitip gider ve bir Zang, bir Shi olup çıkar.

İnsanda tartışma yeteneği aşırı arttı mı, o artık duvardaki tuğlalar gibi üst üste dizdiği, ağdaki ilmikler gibi birbirine bağladığı savlardan başka şey düşünemez olur. Mantıksal yargıların birbirini izleyip gerekçelemelerinin, ”Sert nedir Beyaz nedir? Görüş ayrılığı nedir görüş birliği nedir? “ tartışmalarının keyfine dalar, içi boş mantık kalıplarının dikkatli ve sağlam adımlarla yapılmış lüzumsuz ispatları arasında yitip gider ve bir Yang, bir Mo olup çıkar.

Tüm bunlar, ayakparmakları arasında yüzgeç ve elinde altı parmağı olmak kadar lüzumsuz şeylerdir. İnsanlara yol gösterici olamaz bunlar.

Yol gösterici olacak doğru ilkelerin Doğal koşullarla uyum içinde olması gerekir: Onların etkilediği yerde ayakparmaklarında yüzgeç, ellerde altı parmak oluşmaz. Birlik içinde olanlarda gereksizlik, farklılık içinde olanlarda bulanıklık yoktur. Uzun olanda fazlalık, kısa olanda eksiklik yoktur. Ördeğin ayakları kısadır ama, uzatmak için çekersen canı acır. Leyleğin bacakları uzundur ama, kısaltmak için kesersen sakat kalır. Doğa’da uzun olanı kısaltmaya, kısa olanı uzatmaya kalkışmamak gerekir. O zaman acılara yol açmaz, Doğa’yı sakatlamazsım

Ahlak ve görev ilkeleri

İşte bunun için ahlak ve görev ilkeleri de aykırıdır insan doğasına! Bu yüzden di acı verir, mutsuzluk yaratır. Ayak parmakları birbirine kaynaşmış olanın parmaklarını kesip ayırırsan ağlar. Altı parmağı olanın bu parmağını kesip atarsan bağırır. Kaynaşmış parmaklarda eksikliktir acı veren, altıncı parmakta ise fazlalık; ama acı, aynı acıdır. Ahlak ve görev ilkelerine bağlı kişiler dünyanın kötülüklerine bakıp göz yaşı döküp acı duyarlarken, buna aykırı gidenler de öz doğalarını yitirmiş olduklarından mal mülk hırsıyla, şöhret tutkusuyla yanıp tutuşurlar. Bu da gösteriyor ki, ahlak ve görev ilkeleri insan doğasına aykırı ilkelerdir. Ah, neler çekti insanlar şu üç büyük hanedan[6] boyunca bu ilkelerden!

İnsanları cetvel ve pergelle, gönye ve açıölçerle biçimlendirmeye kalkıştın mı, ister istemez doğal olanı kesip atmak, onların gerçek doğasını sakatlamak zorunda kalırsın. İnsanları tutkal ve reçine ile, ipler ve zincirlerle birbirine bağlamaya kalktın mı, onların gerçek niteliklerini bozmak zorunda kalırsın. İnsanların duygularını ahlak ve görev ilkeleriyle süsleyip inceltmeye kalkıp, törenler ve müzik türleri yarattın mı, doğal olanı çiğnemek zorunda kalırsın. İnsan için doğal olarak var olan değişmez ilkeler vardır. Bu ilkelerde düz olan cetvelle, köşeli olan açıölçerle ölçülmemiştir. Yuvarlak olan pergelle, dörtgen olan gönyeyle çizilmemiştir. Ayrı olanlar tutkalla yapıştırılmamış, birlikte olanlar iplerle bağlanmamıştır. Göğün altında oluşanlar, niçin olduğunu bilmeden oluşurlar. Yaşam yolunun sonuna varanlar, niçin olduğunu bilmeden sona ererler. Doğa kurulduğundan bugüne dek böyle olmuştur bu. Bunu bozmamak, sakatlamamak gerek.

Öyleyse ahlak ve görev ilkesi niye? Bu ilke, insanları tutkal ve reçine ile, ipler ve zincirlerle birbirine bağlama çabasından başka nedir? Bunu Tao ve Te’nin etki alanına sokmak, göğün altında doğallıkların bozulmasına yol açar. Bu bozulma küçük şeylerde olursa, o şeyin yönü değişir. Bozulma büyük şeylerde oldu mu, tüm Doğa’nın yönü değişir. Nereden mi biliyorum bunun böyle olduğunu? Çünkü Yu’den öncekiler[7] ahlak ve görev ilkesiyle insanların aklını karıştırdığından bu yana bu ilkeye uymak için çabalayıp durmuş insanlık; ve bu onun gerçek doğasının bozulmasına neden olmuş da ondan.

Ahlaklı ile ahlaksızın buluştuğu yer

Gelin olaya daha yakından bakalım: Üç hanedan boyunca tüm insanlar dışsal şeyler uğruna kişiliklerinden özveride bulunmuşlar. Basit insanlar mal mülk hırsıyla yapmışlar bunu, alimler ün kazanmak için yapmış, soylular soyunun şanına şan katmak için, bilgeler de insanlığa hizmet uğruna. Gerçi toplum bu değişik amaçları farklı düzeylerde değerlendirir. Ama bunların hepsi de insanın kendi doğasını yaralayıp kişiliğinden özveride bulunmakta ortaktır.

Koyunları otlatmaya çıkan uşak ile hizmetçinin öyküsünü bilir misin? Bunlar koyunları kaybedip dönerler. Nasıl oldu bu iş diye sorulduğunda, uşak, "kutsal metinler[8] okuyordum" der, hizmetçi ise, "kumar oynamaya dalmışım" der. Bu ikisini oyalayan uğraşlar farklıdır ama, sonuçta koyunları kaybetmiş olmaları açısından aralarında fark yoktur.

Soylu Bo Yi[9] şan ve şeref uğruna Shou Yang dağının eteklerinde can verdi. Haydut Zhi[10] ise mal mülk hırsı yüzünden Tong Ling dağının doruğunda öldürüldü. Bu iki insanın oyalandıkları uğraşlar farklıydı, ama sonuçta yaşamlarını kaybedip öz doğalarını yaralamış olmaları açısından aralarında bir fark yoktu. Öyle ise neden Bo Yi’yi yüceltip Zhi’yı mahkûm etmeli? Göğün altında tüm insanlar hep bir şeyler uğruna özveride bulunuyorlar yaşamlarından. Adet olmuş, eğer biri bunu ahlak ve görev ilkesi uğruna yapmışsa, yüceltiliyor, mal mülk hırsıyla yapmışsa aşağılanıyor. Oysa yaşama karşı sorumsuzluklarında ikisi de eşit durumdalar...

Ahlak ve görevi öz doğasından üstün tutana, Zang ve Shi de olsa erdemli demem ben. Beş tadı ayırt etme hünerini öz doğasından üstün tutana, Shu Er[11] da olsa hünerli demem ben. Sesleri ayırt etme duyarlılığını öz doğasından üstün tutana, Kuang Usta da olsa duymada usta demem ben. Renkleri ayırt etme duyarlılığını öz doğasından üstün tutana, Lizhu da olsa görmede usta demem ben.

Benim erdem dediğim ahlak ve görev duygusu değil, doğal ve özgürce davranabilme yeteneğidir, benim duymada duyarlılık dediğim, başka şeyleri değil kendi benliğini algılama yeteneğidir. Benim görmede duyarlılık dediğim, başka şeyleri değil, kendi benliğini görebilme yeteneğidir. Kendini göremeyip yalnızca başka şeyleri gören, kendine sahip olamayıp yalnızca başka şeylere sahip olan, kendi malına değil, yabancı mala sahip çıkıyor demektir, kendi hedefine değil, yabancı hedeflere erişiyor demektir... Böylesi, adı ister Haydut Zhi olsun, ister Bo Yi, bir sahtekar ve sapıktır. Tao ve Te’nın huzurunda ben böyleleri için ancak utanç duyarım!

Ahlak ve görevden de, ahlaksızlıkla onları çiğnemekten de uzak dururum ben! (8, 15)

Atlar ve insanlar

Atların, ayaklarını karda buzda donmaktan koruyan tırnakları, soğukta, rüzgarda üşümekten koruyan tüyleri vardır. Ot yerler, su içerler, keyiflerince hoplayıp sıçrarlar. Atların gerçek doğası budur işte.

Sığınacak bir yer bulsalar bile, buralara girmektense açıkta yatmayı yeğler onlar.

Ama günün birinde Bo Lao[12] geldi, ”Ben atları evcilleştirmenin yolunu buldum! “ dedi. Kızgın demirlerle dağlayıp işaretledi onları. Tüylerini tıraş edip tırnaklarını törpüledi. Boyunlarına yular geçirip koşum koştu, ayaklarına köstek vurdu. Ahırlara, tavlalara bağladı: Ve her on attan ikisi üçü öldü.

Sonra açlık ve susuzlukla eğitti onları. Dörtnala koşmayı, tırıs gitmeyi, sıra halinde birbiri ardından yürümeyi öğretti. Önlerinde bir lokmalık yiyecek ve yaldızlı koşumlar, arkalarında kırbaç ve çengelli sopa vardı. Ve her iki attan biri öldü.

Çömlekçi dedi ki, ”Ben balçığı işlemenin yolunu buldum!.“ Yoğurup biçimlendirdi balçığı, pergelle çizilmişçesine düzgün yuvarlaklar yaptı, gönyeyle çizilmişçesine düzgün dörtgenler yaptı.

Marangoz dedi ki, ”Ben ağacı işlemenin yolunu buldum! “ Kesip biçti ağacı, cetvelle çizilmişçesine düzgün keresteler çıkarttı.

Oysa balçığın ve odunun doğası, pergele, gönyeye, cetvele vurmaya uyar mı hiç!

Yine de yüzyıllar sonra, bugün insanlar Bo Lao’yu andılar mı, ilk çömlekçiyi andılar mı, ilk marangozu andılar mı, onları över, "Atları evcilleştirmeyi iyi bilirdi! Balçığı biçimlendirmeyi iyi bilirdi!

Ağacı işlemeyi iyi bilirdi!" derler.


[79] ”Tartışmacılar “ diye anılan o dönemin mantıkçıları (Örneğin Clıuang Tzu ’nun dostu Hui Zi) "Taş ile sert arasındaki ilişki “ gibi sorularla uğraşıyor, töz ile yüklem ilişkisini ilk kez ele alıyorlardı. Diğer filozoflar ise o zaman bununla uğraşmayı saçma bulup alay konusu ediyorlardı. Bk. "Yüz Felsefe Okulu “ bölümünde ”Mo Di “ ve ”Hui Zi“.

[2] Bk. "Balıkların sevinci“ üzerine mesel.

[3] Konfüçyüs’ün ahlak ilkesi. Bk.: "Yüz felsefe okulu" bölümünde "Konfüçyüs ile Lao Tse “. Konfüçyüs ahlakı, insanın toplumsal işlevi alanında yüksek uzmanlığını da gerektirir.

[4] Bu ve bunu izleyen Lizhu, Kuang Usta, Zang, Shi, Yang, Mo adları ve tartışmacı-mantıkçı filozoflar için bk.: ”Bilgeler ve haydutlar“ yazısındaki ilgili dipnotlar.

[5] Tam çevirisi: davul ve kaval sesleri arasında

[6] Xia, Shatıg ve Zhou hanedanları yani Chuang Tzu ’nın yaşadığı günlere kadar yaklaşık 23 yüzyıllık bir dönem.

[7] Kutlu hakan Yao ve Shun.

[8] Tam çevirisi: Bambu üzerine yazılı yazılar.

[9] Bk. "Yüz Felsefe Okulu “ bölümünde "Uzlaşmaz konumlar“ yazısının dipnotu.

[10] Bk.: "Haydut ve Erdem “

[11] Okunuşu ”Şu-Ij“. Söylenceye göre Shu Er, Sarı Hakan devrinde yaşayan Qi beyi Huan’ın aşçısıydı. Tat almada o kadar duyarlıydı ki, iki ırmağın suyunu tadından ayırt edebiliyordu.

[12] Söylenceye göre atları ilk kez evcilleştiren tanrısal varlık.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült