Hikaye

 

 

Suçlu Nasıl Bulunur?

Aziz Nesin


Panakorogia devleti polisleri, Amerikan Federal Bürosu’nun açtığı kursta staj görüyorlardı. Altı ay süren kursun son ayı, fennin kiriminoloji alanında en son buluşu olan ‘Yalanları Okuyan Makina’nın öğrenimine ayrılmıştı. Kurs öğretmeni Mr. Harry Wells kendisini dikkatle dinleyen Panakorogiallı altı polise şunları anlatıyordu:

 Baylar, bugünkü dersimiz, araştırma ve soruşturmada, polislere pek büyük yardımı olan Yalanı Okuyan Makine’dir. Amerikan bilgin ve teknisyenleri tarafından yapılan bu makine’nin yardımıyle, işimiz ,çok kolaylaşmıştır. Bir suçtan sanık on kişi var, diyelim. Bu makinenin kordonunu bu on kişiye ayrı ayrı bağlarız. Sonra soruşturmaya başlarız. Yalan söyleyen hemen anlaşılır, böylece suçlu da bulunur.

Mr. Harry Wells, salona Yalan Okuyan Makine’yi getirtti. Dersine şöyle devam etti:

 Gördüğünüz gibi çok küçük dört parçalı bir makine. Şimdi bir suçlu üzerinde deneme yapacağız.

İçeriye 1,92 boyunda, çok şık giyinmiş bir adam getirdiler. Adam iskemleye oturdu, öğretmen Harry Wells anlatmaya başladı:

 Makinenin dört parçasından birini sanığın göbeğine bağlarız. Birini kalbinin üstüne, birini basına, dördüncüsünü de kuyruk sokumuna bağlarız. Çünkü insanlar en çok bu dört noktadan heyecanlanırlar. Sanığa bişey sorulunca, yalan söylerse, heyecandan göbeği terler. Bu alet, gözle görünmeyen teri bile hemen yazar. Kalbin üstündeki aletin ibresi oynar. Baştaki alet grafik çizer. Kuyruk sokumundaki alet de, sanığın heyecanlı titreşimleriyle zil çalmaya başlar. Böylece sanığın suçlu olup olmadığı ortaya çıkar.

Baylar!.. Şimdi deneye başlıyoruz, üzerinde gözlem yapacağımız, kendisine yalanları okuma maknesi bağlanmış sanık, Ferra Punçiano’dur. İtalyan asıllı bir Amerikan vatandaşıdır. Dedesinin babasının babası, gemi soygunculuğu, korsanlık ve üç arkadaşını yağsız kazığa oturtmak suçlarından aranmakta olduğundan, Amerika’ya kaçarak burada adalet ve kanuna sığınmıştır. Altın madeni ararken sekiz arkadaşını öldüren ve dokuzuncusu tarafından öldürülen bu dinamik adam, dünyaya, Amerikan polisini işsiz bırakmamak için Ferra Punçiano’nun dedesini miras bırakmıştır. Amerikan cinayet ve polis tarihinde kendilerine çok geniş bir bölüm ayrılmış bulunan bu ailenin en son model yapısı karşımızdadır. Ferra Punçiano, ilk suçunu onüç yaşında, bir postaneyi soymakla işlemiştir, iki yıl çocuk İslah evinde eğitildikten sonra. Alkapon, Dilingel çetelerinde çalışmış, kumarhane işletmiş, daha sonra başlı başına Şikago’da geniş bir soygun ağı kurarak çete başı olmuştur. Şimdiye kadar, 4 çocuk, 20 kadın kaçırmış, 100 banka soymuş, kaçakçılık yapmış, 2 adam öldürmüş ve beyaz kadın ticareti yapmıştır. Artık yaşlandığı ve meslek hayatında yorulduğu için, Sing-Sing Cezaevinde dört yıl dinlenen Ferra Punçiano, şimdi dürüst bir insan olmuş ve

Amerika’nın sayılı iş adamları arasına karışmıştır. Wall Street’te yazıhanesi vardır. Bir gazete ve üç derginin sermayedarıdır. Tenekeden çelik yapma şirketinin yönetim kurulu başkanı, ayrıca dört şirketin ortağıdır. Vaktiyle soyduğu bankanın şimdi ortaklan arasındadır.

Panakorogia’lı polislerden biri dayanamadı, kurs öğretmeni Mr. Harry Wells’e sordu:

 Şimdi Mr. Ferra Punçiano hangi suçtan sanıktır?

öğretmen cevap verdi:

 Otomobillerin 120 kilometreden fazla hızla gitmeleri yasak olan bir şasede 121 kilometre ile gitmek suçundan sanıktır,

Panakorogia’lı polisler, müthiş, duyulmamış bir cinayet bekledikleri için, bu küçük suçu duyunca, şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Mr. Harry Wells devam etti:

 Trafik polisi suçluyu tanıyamadı. Biz de arşivimizde ne kadar sabıkalı varsa hepsini topladık. Bu makine ile onların suçsuz oldukları anlaşıldı. En son denemeyi Ferra Punçiano üzerinde yapıyoruz.

Öğretmen makinenin kordon fişini prize soktu. Şalter kolunu çekti. Sonra sanığa sordu:

 Mr. Ferra Punçiano, 18 Mart Perşembe günü saat ondördü 31 dakika geçe, nefti renkli RolRoyce arabanızın direksiyonunda, yanınızda metreslerinizden Arına olduğu halde, üstünüzde mavi spor elbise, şimdi de boynunuzda olan beyaz benekli şu kırmızı kıravatla 159 uncu sokaktan, yasak olan 121 kilometre hızla geçen siz miydiniz?

 Hayır!..

Ferra Punçiano, «Hayır!..» dedi ama, göbeğine bağlı aygıt yazdı, kalbindeki aygıt grafik çizdi, başındakinin ibresi oynadı, kuyruk sokumundaki aygıtın da zili çaldı.

Mr. Harry Wells, Panakorogia’lı polislere döndü:

 Görüyorsunuz, Ferra Punçiano yalan söylüyor. Bu makine ile onun yalanını çıkardık.

Panakorogialı polisler hep birden,

 Bu makine bizim memlekette sökmez! diye bağırdılar, suçluyu bulmak için bizim yerli ve milli usullerimiz bu makineden daha iyi sonuç verir.

Mr. Harry Wells,

 Nasıl olur? dedi, bu makine dünyanın her yerinde aynı sonucu verir.

 Bizde vermez.

Bu iddia karşısında, gerçek durumu öğrenmek isteyen Mr. Harry Wells, Federal Bürodan izin aldı, inceleme için Panakorogia’ya gitti. Panakorogia Enıniyet Müdürlüğünde Mr. Harry’nin karşısına bir sanık çıkardılar. Panakorogia’lı polislerden biri, tıpkı Mr. Harry’nin Ferra Punçiano’yu anlattığı gibi anlattı:

 Bu adam, Halkidikya canavarıdır. Karısını, kaynanasını, baldızını, iki komşusunu öldürmüştür, işte itirafları...

Mr. Harry, kendisine verilen sanığın, kendi diline çevrilmiş ifadesini okudu. Gerçekten de adam beş cana kıydığını itiraf etmiş, ifade zaptının da altını imzalamıştı.

 Bir de sizin yalanları okuyan makinenizi takın bakalım, ne sonuç verecek? dediler.

Mr. Harry makinesini suçluya bağladıktan sonra sordu:

 Kaynanasını, karısını, baldızını, iki komşusunu pırasa doğrar gibi doğrayan Halkidikya canavarı sen inisin?

Adam,

 Hayır!., dedi.

Fakat, hayret!,. Aygıtın ibreleri oynamamış, grafik çizilmemiş, zil çalmamıştı. Mr. Harry,

 Bu makine gerçekten sizin memlekette sökmüyor!.. dedi. Sonra da,

 Acaba neden? diye sordu.

Panakorogiah polisler şu cevabı verdiler:

 Bizim memleketteki hayat pahalılığından, kemerlerini sika sika halkta terliyecek göbek kalmamıştır. Onun için göbeklerimiz terlemez. Kalbimizin heyecandan atışının hızlanmasına gelince, bu da olmaz. Çünkü halk, dar, bozuk yollarımızda otomobil otobüs, araba, dolmuş ve tramvayların hem içinde, hem dışında her Allahın günü ezilip can vermek tehlikesine o kadar alışmıştır ki, onlara sizin sorularınızın heyecanı vız gelir. Başa konan aygıta gelince... Kadınlar kocalarına, kocalar karılarına, esnaf müşteriye, müşteri esnafa, kiracı mal sahibine, mal sahibi kiracıya, yani herkes birbirine yalan söylemeye o kadar çok alışmıştır ki, bunların yanında bir makineye yalan söylemek solda sıfır kalır. Hele kuyruk sokumumuzun hiç lafını etmeyin Stadyum kapılarında, maçlarda tepişmekten, sinema, tiyatro gişelerinde birbirimizi tekmelemekten, dairelerde «Pazartesi git, Perşembe gel!» «Perşembe git, Pazartesi gel!..» diye kovulmaktan, artık kuyruk sokumlarımız duyarlığını yitirmiştir. Bizde öyle bir kuyruk sokumu var ki, makineyle filan heyecanlanmaz.

Bu açıklamayı dinleyen Mr. Harry, Halkidikya canavarına sordu:

 Burada «ben suçlu değilim, masumum!» diyorsun, oysa «beş cana kıyan canavar benim!..» diye ifade vermişsin, altını da imzalamışsın...

Halkidikya canavarı,

 Size de sorsunlar, bakalım ne cevap vereceksiniz? dedi.

Mr. Harry, Panakorogialı polislere,

 Bu canavarı nasıl yakaladığınızı merak ediyorum, dedi.

 Gayet basit, dediler, bize bir evde bir hafta önce beş insanın öldürüldüğünü haber vermişlerdi. Bu ihbarlardan onbeş gün sonra derhal harekete geçtik. Kısa bir araştırmadan sonra parça parça olmuş, yerde yatan maktulleri derhal yakaladık. Fakat kaatil ortada yoktu. Beş insan öldürülmüş olduğuna göre, elbette bunları bir öldüren vardı. «Gelsin, teslim olsun» diye ilan verdik, gelmedi. Gazetelere «Kaatil aranıyor!..» diye ilan verdik, bulunmadı. «Bulana mükafat veriyoruz!» dedik, olmadı, artık bizden günah gitmişti. Başladık şüphelendiklerimizi, kaatil olması ihtimali olanları, azbuçuk kaatile benzeyenleri yolda, gördüğümüz yerde çevirip yakalamaya. Elbette bunlardan biri kaatildir. Bu adam uçmadı ya... Kendi usulümüze göre onları sorguya çektik Daha araştırma bitmedi. Şimdiye kadar dokuz kaatil bulduk. Bu, işte onlardan biri...

Mr. Harry’nin gözleri faltaşı gibi açıldı.

 Sizin usulünüzü benim üzerimde de dener misiniz? diye sordu.

 Tabii, hemen deneyelim. Bunun için ayrı odalarımız vardır.

Mr. Harry, gösterdikleri ilk odaya girdi. On dakika sonra odadan yalvarma, ağlama, gürültü, patırdı duyuldu. Odadan fırlayan Mr. Harry, öbür odalara lüzum yok! diye bağırıyordu.

Amerikalı Federal Büro uzmanlarından Mr. Harry, Panakorogia’da beş cana kıyan Halkidikya canavarı olduğunu itiraf etmişti. ifade tutanağının altını imzalayan Mr. Harry’ye,

 Siz henüz bu cinayetin onuncu kaatilisiniz!.. dediler.

Sonra, Mr. Harry’ye sordular.

 Bizim usulümüzü nasıl buldunuz?

 Olağanüstü... Yalnız copları vidalı ve burgulu yapsanız kolaylık olur.

Panakorogialı polis şefi.

 Biz nasıl olsa kendi usullerimizle suçluları buluyoruz, siz bize cinayet bulacak bir makine icat edin. Çünkü elimizdeki canilere cinayet bulmakta zorluk çekiyoruz... dedi.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült