Hikaye

 

 

Suç Ve Ceza

Giovanni Guareschi


Don Camillo paskalya sabahı evden çıkarken, kapısının eşiğinde, kırmızı ipek kurdelelerle güzelce sarılmış dev bir yumurta buldu. Çukulatadan yapılmışa benzeyen bu korkunç yumurtayı yalandan inceleyince, çıkıntıları kesilip tatlı bir kahverengiye boyanmış yüz kiloluk bir bomba olduğunu anladı.

Savaş Don Camillo’nun köyüne uğramadan geçmemiş, uçaklar birkaç kez gelip bombalamışlardı çevreyi. Hep de alçaktan uçtukları için, bombaların bir kısmı patlamamış, toprağın üstünde yada yan yanya yere gömülmüş olarak kalmışlardı. Savaş bittikten sonra bir yerlerden gelen iki mühendis, yapılardan uzakta bulunan bombalan patlatmış; öbürlerinin tapalarını sökmüş, sonra da toplayıp götürmüşlerdi. Eski bir değirmene düşen bir bomba çatıyı yıkıp ana kirişle duvarın arasına saplanıp kalmıştı. Yapıda kimse oturmadığı, hem de tapası sökülen bomba artık tehlikeli olmadığından, orada bırakmışlardı onu. Bilinmeyen ellerin paskalya yumurtasına dönüştürdüğü işte bu bombaydı.

Söz gelişi «bilinmeyen» diyoruz; çünkü hem yumurtaya eklenen bir karta «Peskalyanız Kutlu Olsun» yazılmıştı, hem de kızıl kurdele vardı ortada. İşlerini iyi ayarlamışlardı doğrusu. Don Camillo gözlerini yumurtadan ayırınca, meydanın tıklım tıklım dolu olduğunu gördü. Alçak herifler. Don Camillo’nun allak bullak durumunu seyredip eğlenmek için sözleşmişlerdi gizliden.

Cam sıkılan Don Camillo bir tekme salladı yumurtaya, ama yerinden bile kımıldatamadı.

 Oldukça ağıra benziyor! diye bağırdı birisi.

 Bomba kaldırma birliğini çağırmak! dedi başka bir ses.

 Takdis etsen, kendiliğinden yürüyüp gider belki! diye seslendi bir üçüncüsü.

Don Camillo sarardı, dizleri titremeye başladı. Eğilip iri elleriyle iki ucundan kavradı bombayı. Ortalığa bir ölüm sessizliği çöktü. Kalabalık soluğunu tutarak gözlerini Don Camillo’ya dikti. Bakışlarında korkuya benzer bir anlam vardı.

 Efendimiz! diye fısıldadı Don Camillo umutsuzca.

Soğuk kank bir ses duyuldu yüksek mihrap, tan:

 Haydi, hooop Don Camillo!

O iri gövdesinin kemikleri çatırdadı. Elindeki koskocaman demir kütlesiyle birlikte ağır ağır, heybetle doğruldu Don Camillo. Bir an dikilip halkı süzdükten sonra yürümeye başladı. Her adımı bir ton ağırlığındaymış gibi basıyordu yere. Kilise meydanını geçti. Tıpkı kader gibi, yavaş ve amansız adımlarla, büyük meydanı da aştı. Kalabalık şaşkınlık içinde, çıt çıkarmadan izliyordu onu. Meydanın öbür ucundaki parti merkezine ulaşınca durdu. Kalabalık da durdu onunla birlikte.

 Aman ya isal diye fısıldadı Don Camillo umutsuzca.

Uzakta kalan büyük mihraptan oldukça endişeli bir ses karşılık verdi:

 Haydi, hoop Don Camillo!

Don Camillo bütün gücünü toplayıp, o büyük ağırlığı göğsüne dek yükseltti. Kalabalığın artık iyice korkmuş bakışları altında, ikinci bir çabayla, yavaş yavaş kaldırmaya başladı bombayı.

Kollan sonuna dek gerilip, bomba başının üstüne yükselince, bir an durdu. Fırlatıp attı sonra; parti merkezinin kapısının önüne düşmüştü bomba. Kalabalığa baktı Don Camillo:

 Alsın malım geriye, kim gönderdiyse! dedi yüksek sesle. Paskalya «e» ile değil «a» ile yazılır. Düzeltip de yeniden göndersin!

Kalabalık iki yana açıldı, kabara kabara papaz evine döndü Don Camillo.

Peppone yeniden göndermedi bombayı. İki yardımcıyla birlikte bir arabaya yükledi, köyün uzağındaki kullanılmayan bir taş ocağına götürüp attı. Bayır aşağı yuvarlanan bomba, bir ağaç gövdesine çarpıp, dimdik kaldı yarı yolda.

Üç gün sonra taş ocağına yolu düşen bir keçi, o ağaç gövdesinin dibinde gördüğü güzel otlan yemeye çalışırken, bombaya dokundu. Aşağıya doğru yuvarlanan bomba birkaç metre gidip bir taşa çarpınca dehşetli bir gümbürtüyle patladı. Köy epeyce uzakta olduğu halde, otuz kadar evin camlan kırıldı.

Hemen, soluk soluğa, papaz evine koştu Peppone. Don Camillo yukarıya çıkıyordu.

 Bir düşünsene diye inledi Peppone, bütün bir geceyi bombanın denge kanatçıklarını sökmek için çekiç sallayarak geçirdim.

 Sen de bir düşünsene... diye sızlandı Don Camillo; ama meydanın o günkü durumu gözlerinin önüne gelince sözünü bitirecek gücü bulamadı.

 Ben yatmaya gidiyorum... dedi Peppone derin derin soluyarak.

 Ben de öyle yapacaktım zaten... dedi Don Camillo, o da derin derin soluyordu.

Büyük mihraptaki çarmıha gerili Isa’yı yatak odasına götürdü.

—Sizi rahatsız ettiysem bağışlayın beni Efendimiz... diye mırıldandı ateşi gittikçe yükselen Don Camillo. Hem bütün köy adına teşekkür ederim size.

 Bir şey değil Don Camillo, bir şey değil... dedi" Hazreti İsa gülümseyerek.

Bu olaydan kısa bir süre sonra, bir sabah dışarıya çıkan Don Camillo, bir de ne görsün? Birisi yarım metre boyunda kırmızı harflerle Don Hamalo yazmamış mı papaz evinin bembeyaz duvarına! Hiç kuşkusuz Don Camillo’nun birkaç gün önceki kabadayılığına laf dokunduruyorlardı hamala benzeterek.

Eline bir kova beyaz badanayla büyük bir fırça alıp, yazının üstünü kapamaya çalıştı. Ne varki, yazı, kırmızı anilin boyasıyla yazılmış olduğundan, beyaz badana harflerin dahü beter sırıtmasından başka bir şeye yaramıyordu. Çaresiz, tek tek kazımaya girişti; yarım gün uğraştı böylece.

Olanları anlatmak için kiliseye gittiğinde, üstü başı bir değirmenci gibi bembeyazdı. Kafasının içindeyse karanlık düşünceler dolanıyordu.

 Ah şu işi yapanı bir bulabilsem! Eşek sudan gelinceye kadar sopa atacağım!

 Böyle acıklı konuşma Don Camillo... dedi Hazreti İsa. Çocukça bir şakaydı bu. Gerçek bir aşağılama sayılmaz ne de olsa.

Don Camillo direndi:

 Bir papaza hamal denilmesini uygun buluyor musunuz? Öyle bir takma ad ki bu, halk bir tutarsa, ölünceye dek kurtulamam.

Hazreti İsa gülümseyerek avutmaya çalıştı:

 Geniş omuzların var Don Camillo. Benimkiler hiç de böyle değilken, kimseyi dövmeye kalkışmadan taşıdım haçı.

Don Camillo Hazreti İsa’ya hak verdi. Gel gelelim, bunu yeterli bulmadığından, o gece yatağına girmeyip uygun bir yerde pusuya yattı. Sabırla bekledi, bekledi... Sabaha karşı saat ikiye doğru biri belirdi kilise meydanında. Elindeki kovayı yere bırakıp, özenle işe girişti adam. Daha «D» harfini bile yazmasına kalmadan, kovayı başına geçiriverdi Don Camillo. Poposuna indirdiği dehşetli bir tekmeyle de yolcu etti adamı.

Anilin, Allahın belası bir boyadır. Peppone’nin en değerli adamlarından biri olan Gigotto, kırmızı boyayla vaftiz edilince, üç gün evine kapanıp aklına gelen her türlü bileşimle, yüzü.,ü durmamacasına ovduktan sonra çaresiz dışarıya çıkıp işine gitmek zorunda kaldı. Olay ağızdan ağıza yayılmıştı çoktan, herkes, «Merhaba Kızılderili!» diye selamlıyordu Gigotto’yu. Takma ad takılmıştı bir kez artık. Don Caimillo da yangına körükle gitmekten geri kalmıyordu. Gel gelelim, bir gün doktoru ziyaretten dönünce.

Evinin kapı tokmağının kırmızı boyayla sıvandığını çok geç farketti. Ağzım bile açmadan, doğru tavernaya gidip Gigotto’yu aradı. Onu bulur bulmaz, bir fili bile kör edebilecek şiddette bir vuruşla kapı tokmağından eline bulaşan boyalan adamın yüzüne sıvadı. Olay birden politik bir yüze büründü. Kendi partisinden altı kişi Gigotto’yu destekleyince. Don Camillo eline geçirdiği bir sırayla kendini korumak zorunda kaldı.

Sıranın karşısında bozguna uğrayan altı kişi öfkelerinden kuduruyordu. Bir bağrış çığrıştır gidiyordu tavernada. O gece bilinmeyen biri papaz evinin kapısına bir donanma fişeği fırlatarak Don Camillo’ ya serenat yaptı.

Halk gittikçe kaygılanıyordu. Biraz, biraz daha derken, iş kötüye varacaktı. Bu yüzden, güzel bir sabah, piskoposla görüşmek üzere acele şehre çağrıldı Don Camillo.

Piskopos yaşlıydı, beli bükülmüştü. Don Camillo’nun yüzüne bakabilmek için iyice başını kaldırması gerekiyordu.

 Don Camillo dedi, görüyorum ki sağlığın pek iyi değil. Güzel bir dağ köyünde birkaç ay kalmalısın. Evet, evet; Puntarossa’daki papaz geçenlerde öldü, böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacağız. Hem o kilise bölgesini düzene sokarsın, hem de sağlığına kavuşursun yeniden. Sonra gül gibi taptaze geri dönersin. Yerine Don Pietro adında genç bir papaz bakacak. Sana bir zararı dokunmaz. Eee, memnun oldun mu bundan Don Camillo?

 Hayır efendimiz. Ama dilediğiniz zaman yola çıkarım hemen.

 Aferin...diye karşılık verdi Piskopos Kendi isteğine uymayan dileklerime tartışmasız boyun eğdiğin için, daha bir değer kazanıyor disiplinli davranışın.

 Efendimiz, bölgem halkı korktuğum için kaçtığımı ileri sürerse, üzülmez misiniz?

 Hayır dedi yaşlı adam gülümseyerek, yeryüzünde, Don Camillo’nun korktuğunu aklından geçirecek tek kişi bile yoktur. Yolun açık olsun Don Camülo; sıralara elini sürme yalnız, Hıristiyanlık tartışmasında işi yok onların.

Haber çabucak yayılıverdi köye. Peppone özel bir toplantıda adamlarına,

 Don Camillo gidiyor... diye açıkladı Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ köyüne atanmış. Yarın öğleden sonra saat üçte yola çıkıyor.

 Yaşasın! diye haykırdı toplantıdakiler hep birlikte. Gebersin orada...

—İyi düşünecek olursak, en iyisi buydu... dedi Peppone. Kendisini hem kral, hem de papa gibi görmeye başlamıştı. Burada kalsaydı, esaslı bir sopa çekmek zorunda kalacaktık. Defolup gittiği için, o zahmetten de kurtulduk.         .

 Sokak köpeği gibi, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp kös kös gitsin! diye bağırdı Brusco. Bütün köye iyice anlatın; saat üçle üç buçuk arasında kilise meydanında görülenlerin başı belaya girer!

Ayrılık saati gelip çattı, Don Camillo mihraptaki Hazreti İsa’ya Allaha ısmarladık demeye gitti.

 Ah sizi de beraber götürebilseydim... dedi içini çekerek.

 Üzülme diye karşılık verdi Hazreti İsa, seninle birlikte geliyor sayılırım.

 Sürgüne gönderilmeyi hakedecek kadar fena bir şey yaptım mı gerçekten? diye sordu Don Camillo.

 Evet.

Gene içini çekti Don Camillo.

 Demek herkes bana karşı...

 Evet, herkes... diye karşılık verdi Hazreti İsa. Hatta Don Camillo bile yaptığını uygun bulmuyor.

 Çok doğru... dedi Don Camillo. Kendimi tokatlayabilirim.

 Ellerin rahat dursun Don Camillo. İyi yolculuklar.

Bir şehirde korku halkın ancak yansım etkileyebilir, ama bir köyde hepsini. Onun için ıpıssızdı yollar. Don Camillo trene binip bir ağaç kümesinin arkasından görünen kilise kulesine bakınca, içine derin bir acı çöktü.

 Bir köpek bile gelmedi beni uğurlamaya... dedi içini çekerek. Besbelli görevimi başaramamışım. Hem de beş para etmez bir adammışım demek ki.

Dilenci vapuru gibi, her istasyonda duran bir trendi bindiği. Don Camillo'nun köyünden beş altı kilometre uzaktaki dört evlik Boschetto’da bile durdu. Birdenbire kompartımanına dolanlar pencereye sürüklediler Don Camillo’yu. Kendisini alkışlayan, çiçek atan bir insan denizi buldu karşısında. Stradalungalı bir çiftlik kahyası durumu açıkladı:

 Peppone’nin adamları, sizi uğurlamaya kalkışacak olanları döveceklerini söylemişlerdi. Başımız derde girmeden size güle güle djyebilmek için buraya geldik işte.

Don Camillo şaşırıp kalmıştı, kulakları vınlıyordu. Tren kalktığında kompartıman çiçekler, şişeler, çıkınlar, boy boy paketlerle tıklım tıklım dolmuştu. Ayaklan bağlı tavuklar, yukarıdaki bagaj raflarında hep birlikte gıdaklayarak yakmıyorlardı.

Gene de içine batan bir şey vardı Don Camillo’nun:

—Ya ötekiler? diye düşünüyordu Böyle bir iş yaptıklarına göre kim bilir ne kadar nefret ediyorlardır benden! Beni köyden atmak bile yetmemiş onlara!

On beş dakika sonra tren kasabanın son köyü olan Boscoplanche’de durdu. Kendisine seslendiklerini duydu Don Camillo. Pencereye yaklaşınca Belediye başkanı Peppone’yle bütün cuntasını gördü karşısında. Belediye başkam Peppone bir konuşma yaptı:

 Kasaba topraklarından ayrılmanızdan önce, halkımızın selamlarını ve bir an önce iyileşerek dinsel görevinizin başına dönmenizi dilediklerini size ulaştırmayı uygun bulduk.

Sonra, tren yavaş yavaş kalkarken Peppone şapkasını çıkarıp yerlere kadar eğilerek selam verdi. Don Camillo da şapkasını çıkardı, Risorgimento amtım andıran bir havaya bürünüp kımıldamadan durdu pencerede.

Kartpostal resimlerine benzeyen Puntarossa’daki kilise, dağın tam tepesine yapılmıştı. Don Camillo oraya ulaşınca çam kokulu havayı ciğerlerine doldurup memnun memnun söylendi:

 Birazcık dinlenme gerçekten iyi gelecek bana, çabucak dinsel görevimin başına dönebileceğim.

Bunları ciddi ciddi söylemişti. «Dinsel görev» lafı, onun için Çiçero'nun bütün söylevlerinden daha değerliydi çünkü.

Don Camillo’nun politik iyileşme döneminde yerine bakması için gönderilen papaz, genç, kibar bir adamdı. İşini iyi biliyordu. Pırıl pırıl, süslü cümlecikler kullanarak büyük bir incelikle konuşuyordu. Gerçi bu bölgedeki görevinin geçici olduğunu biliyordu ama, gene de, yabancı çevrelerde rahatını sağlamayı gerekli gören her kişinin yapabileceği türden ufak tefek değişiklikler yapmıştı kilisede.

İyi bir karşılaştırma sayılmasa da, bu hemen hemen bir yolcunun otele inişini andırır. Orada yalnız bir gece kalacağım bile bile, masayı soldan sağa, iskemleyi sağdan sola taşımak ister yolcu. Her birimizin kendimize özgü özel bir güzellik ve renk anlayışımız vardır çünkü. Elimizde olduğu halde, istediğimiz düzeni yaratmak için çaba harcamazsak, bir rahatsızlık duygusuna kapılırız.

İşte bu yüzden, genç papazın gelişini izleyen ilk pazar günü, iki önemli yenilik olduğunu fark etti cemaat. Çiçeklerle süslü kocaman bir paskalya mumu taşıyan büyük şamdan, mihrabın solunda, ikinci basamakta dururdu hep. Bu şamdan mihrabın sağındaki küçük bir aziz resminin önüne geçirilmişti. Üstelik bu aziz resmi daha önce yoklu kilisede.

Hem yeni papaza saygılarını sunmak için, hem de onu merak ettiklerinden; başta Peppone’yle ileri gelen adamları olmak üzere, bütün köy kilisedeydi. Brusco bıyık altından gülümseyerek, Peppone’ye şamdanı gösterdi:

 Değişikliği fark ettin mi?

 Hımm! diye homurdandı Peppone sinirli sinirli.

Papaz vaızma başlamak için mihrabın parmaklıklarına yaklaştığında, sinirleri yatışmamıştı daha.

Sonra dayanamaz oldu artık. Papaz konuşmasına başlamak üzereyken, arkadaşlarından ayrılıp kararlı adımlarla şamdana doğru yürüdü. Onu sımsıkı kavrayıp mihrabın sol yanına götürerek, ikinci basamaktaki eski yerine koydu. Dönüp sırasına oturduktan sonra, dizlerini iki yana açıp kollarını kavuşturarak gururlu bakışlarım genç papaza dikti. Peppone’nin politika alanındaki düşmanları başta olmak üzere, bütün cemaat mırıldandı:

 Eline sağlık!

Ağzı bir karış açık, Peppone’nin yaptığını seyreden genç papazın beti benzi attı; kekeleyerek, güçbela bitirdi kısa vaizini. Ayini tamamlamak için mihraba döndü.

Kiliseden çıkan papaz, Peppone’yle arkadaşlarını karşısında buldu. Kilise meydanı asık suratlı, sessiz insanlarla doluydu. Peppone sert bir sesle konuştu:

 Bana bakın Don... Don... neyse adınız, mihrabın sağındaki sütuna resmini astığınız kişi de kim oluyor?

 Santa Ritada Cascia... diye kekeledi papazcık.

 Benden size söylemesi; bu köy Santa Rita da Cascia gibilerinden hoşlanmaz. Her şeyi eskisi gibi bıraksanız daha iyi edersiniz!

Genç papaz kollarını iki yana açtı.

 Sanıyorum ki yetkili olan benim bura...

Peppone sözünü kesti:

 Haa, demek böyle düşünüyorsunuz. Öyleyse daha açık konuşayım; bu köy, sizin gibi bir papazdan hoşlanmaz.

 Ne yaptığımı anlayamıyorum... dedi genç papaz soluk soluğa.

 Öyleyse ben anlatayım size ne yaptığınızı. Yasalara aykırı davrandınız. Asıl papazın halkın isteklerine uygun olarak kurduğu düzeni bozmaya kalkıştınız.

Gericisi, ilericisi hep birlikte haykırdılar:

 Yaşa!

Küçük papaz gülümsemeye çalıştı.

 Bütün mesele buysa, her şeyi eski yerine koyarım, olur biter. Tamam mı şimdi?

Peppone şapkasını arkaya yıkıp, iri yumruklarını beline dayayarak gürledi:

 Hayır!

 Neden tamam değilmiş, sorabilir miyim?

Peppone’nin diplomatça konuşma yeteneği, ancak buraya kadar idare edebilmişti.

 Neden mi? dedi Nasıl tamam olabilirmiş ki? Çenene bir tane indirsem, en az on beş metre geriye uçarsın. Oysa asıl görevli olan papaz, bir santim bile kımıldamazdı yerinden!

Peppone sözü kısa kesti. Çünkü aslında Don Camillo’ya bir tane vurmaya kalkışsa, altı yumruk yerdi karşılığında kuşkusuz. Bundan hiç söz etmedi, konuşmasını dinleyenler ne demek istediğini apaçık anlamışlardı ama. Bir tek anlayamayan, gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış küçük papazdı.

 Özür dilerim ama, bana niçin vurmak istediniz?

Peppone’nin sabrı tükenmişti.

 Kimsenin sana vurmak istediği mistediği yok! Solcu partileri kötülemeye mi çalışıyorsun genel Düşüncemizi anlatmak için, bir örnek verdim sözün gelişi. İşim gücüm yok da, senin gibi bir papaz bozuntusunu döveceğim! Hıh!

Kendisine «papaz bozuntusu» denildiğini duyan genç adam, bir metre altmış iki santimlik boyunun bütün heybetiyle dikildi. Yüzü morardı, boynundaki damarlar şişti. Düdük gibi bir sesle haykırdı:

 «Papaz bozuntusu» diyebilirsiniz bana ama, beni buraya kilise yetkilileri gönderdi 1 Onlar ayrılmamı uygun görünceye dek burada kalacağım! Kilisenin içinde sözünüz geçmez sizin! Santa Rita yerinde duracak; şamdana gelinceee, şimdi görürsünüz ne yapacağımı!

Kiliseye girdi; sıkıca kucakladığı şamdanı uğraşa didine mihrabın sağına taşıyarak yeni resmin öntine koydu.

 Buyurun işte! dedi kabara kabara.

Kilisenin kapısından papazı izleyen Peppone,

 öyle olsun! diye karşılık verdi. Sonra kilise meydanında sıralanmış bekleyen sessiz, asık suratlı kalabalığa dönerek haykırdı: Söz halkındır!

 Yaşa! diye bağırdı kalabalık.

Peppone sağı solu dirsekleyerek kalabalığı yarıp başa geçti. Halk bağrışıp sopalarını sallayarak arkasından yüıüyordu. Belediye binasına varınca bağrışlar şiddetlendi. Peppone de yumruğunu toplantı odasının balkonuna doğru sallayarak haykırıyordu.

Brusco kulağına seslendi:

 Peppone, aklını mı kaçırdın? Ne bağırıp duruyorsun ? Belediye başkanı sensin, unuttun mu?

 Allah kahretsin be! O yere betasıca domuzlar tepemi attırınca, hiç bir şey hatırlayamaz oluyorum!

Yukarıya koşup balkona çıktı. Gericiler de birlikte olmak üzere bütün halk alkışladı onu.

 Yoldaşlarım, hemşerilerim! diye bağırdı Peppone. Hür insanlar olarak şerefimize dokunan bu baskıya katlanmayacağız! Elimizden geldiğince, yasalara uyacağız elbette; ama kiliseyi topa tutmak pahasına da olsa, adalete kavuşacağız er geç! Bu arada bir önerim var; benim seçeceğim bir kurul, benimle birlikte, kilise yetkililerine gidip, halkın dileklerini demokrasiye uygun bir dille anlatsın.

Bu sözlerin mantığa, dil bilgisine uygun olup olmaması umurunda bile değildi halkın. Hep birlikte haykırdılar!

 Yaşa! Yaşasın belediye başkanımız Peppone!

Peppone Kuruluyla birlikte Piskoposun karşısına

çıkınca, bir süre tutuldu kaldı. Konuşmayı başarınca:

 Saygıdeğer efendimiz dedi, gönderdiğiniz papaz bizimki gibi önemli bir kilisenin geleneklerine uygun değil.

Peppone’nin yüzünü görebilmek için başını kaldırdı Piskopos:

 Söyleyin bakalım, ne yapıyor.

Peppone kollarını iki yana açarak karşılık verdi:

 Ne mi yapıyor? Allah için, sözünü etmeğe değer bir şey yaptığı yok... Aslında, hiçbir şey yaptığı yok ya! Bütün meselede burada zaten... Efendimiz, bir yarım adam o... anlıyorsunuz ya, bir papazcık. Bu adam giyinip kuşandığında, affınıza sığmıyorum efendimiz, üst üste üç paltoyla bir cüppe asılmış elbise askısına benziyor!

Piskopos ciddileşip başını salladı:

 Siz bir papazın değerini metreyle, kiloyla mı ölçersiniz?

 Hayır saygıdeğer efendimiz... diye karşılık verdi Peppone. Yamyam değiliz biz! Gene de, nasıl söyleyeyim, şöyle gözümüzü doyurmalı biraz... Papazlar da doktorlar gibidir; kişisel yakınlaşmalar, duygusal etkiler çok önemlidir.

Yaşlı piskopos içini çekti:

 Evet, evet. Hepsini anlıyorum sevgili çocuklarım. Gel gelelim, kapı gibi bir papazınız olduğu halde, bana başvurup onu görevinden almamı isteyen siz değil miydiniz?

Peppone alnını kırıştırdı:

 Efendimiz dedi, o bir casus belli yada sui generis meselesiydi. O adam çok yönlü bir saldırgandı çünkü. Kışkırtıcı, diktatörce tutumu çileden çıkarıyordu bizi.

 Biliyorum, biliyorum... dedi piskopos. Geçen geldiğinizde de, hepsini anlatmıştınız oğlum, ben de onu görevinden almıştım. Ancak böyle değersiz bir adamla uğraşmak zorunda kaldığımı iyice anladığım için...

Brusco sözünü kesti yaşlı adamın:

 Kusura bakmazsanız, bir dakikanızı rica edeceğim. Hiç bir zaman onun değersiz bir adam olduğunu söylemedik ki size!

 Peki, peki; «değersiz bir adam» değilse bile, hiç olmazsa değersiz bir papaz diyebiliriz...

Bu kez de Peppone kesti sözünü:

 özür dilerim ama, görevinde başarısızlığa uğradığını hiç bir zaman söylemedik! Bir insan olarak, önemli kusurları, çok yanlış davranışları söz konusuydu yalnız.

 İyi ya işte... dedi yaşlı piskopos. Neyleyelim ki, papaz kişiliğiyle insan kişiliğini birbirinden ayıramayız. Don Camillo adlı insanın orada bulunması komşuları için tehlike yaratıyordu. Bu yüzden onu sürekli olarak şimdiki görevinde, Puntarossa’nın keçileriyle başbaşa bırakmayı düşünüyoruz. Evet, meslekte kalıp kalamayacağına daha karar vermediğimizden, kendisini şimdilik orada tutuyoruz.

Peppone kurul üyeleriyle kısa bir fiskostan sonra, piskoposa dönüp alçak sesle karşılık verdi. Sesini ancak duyulacak yükseklikte tutmakta güçlük çektiğinden, sicim sicim terliyordu, rengi sararmıştı.

 Saygıdeğer efendimiz, kilise yetkililerinin böyle bir karar vermek için özel nedenleri varsa; ona bir diyeceğimiz yok, kendileri bilirler. Ne varki, sizi uyarmayı kendime bir ödev bilirim. Papazımız görevi başına dönünceye dek, hiç kimse kiliseye adımım atmayacak!

Piskopos kollarını havaya kaldırdı:

 Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu, çocuklarım ! Baskı yapıyorsunuz bana!

 Hayır efendimiz dedi Peppone, kimseye baskı yapmak aklımızdan geçmedi. Sessiz sessiz evimizde oturacağız yalnız. Bizi kiliseye gitmeye zorlayan bir yasa yok. Bu kararı vermekle demokratik özgürlüğümüzden yararlanmış oluyoruz. Hemen hemen yirmi yıldır birlikte yaşadığımız bir papazın, bize uygun olup olmadığına ancak biz karar verebiliriz.

Yaşlı piskopos içini çekti.

 Halkın sesi, hakkın sesidir. Vox populi, vox Dei. Suçluyu size geri vermemi istiyorsanız. Tanrının dediği olsun öyleyse. Ama bakın, onun küstahlığından yakınmaya kalkışmayın sonra, gelip de.

Peppone güldü:

 Aman efendimiz! Don Camillo gibi bir adamın kurusıkı atmasından ne çıkar? Havlayan köpek ısırmaz! Bundan önceki gelişimiz, şu kızıl derili kendini kaybedip de ona bir bomba atmasın diye, politik ve sosyal bir tedbir almak içindi. Köyden uzaklaşmasını onu korumak için istiyorduk.

 Kızıl derili sana benzer! diye bağırdı Gigotto öfkeyle. Don Camillo’nun yüzünü kırmızı ile  boyadığı, sırayı kafasına indirdiği adamdı bu. Onu bombalamak aklımın ucundan bile geçmez. Kapısının önüne bir donanma fişeğiydi attığım; böyle yapmakla, hiç kimsenin, hatta savın köy papazının bile kafama vurmasına izin vermeyeceğimi göstermek istedim.

Yaşlı piskopos önemsemez görünerek sordu:

 Yaa! Donanma fişeğini atan sizdiniz demek?

 Ne yapalım efendimiz diye mırıldandı Gigotto, halden anlarsınız. İnsan, kafasına tahta sırayı yiyince, çok daha kötü bir misillemede bulunabilir.

Adamına göre davranmayı iyi bilen yaşlı piskopos:

 Çok iyi anlıyorum sizi... diye karşılık verdi.

On gün sonra köye döndü Don Camillo. İstasyondan çıkarken karşılaştığı Peppone hemen sordu:

 Nasılsın? Tatilin iyi geçti mi?

 Ne diyeyim, sıkıntılı bir yerdi orası. Neyse ki oyun kağıtlarımı yanıma almıştım da, fal açarak oyalandım... Cebinden bir deste oyun kağıdı çıkardı: Bak, burada işte, ama artık bir gereği kalmadı... Kibarca gülümseyerek, bir dilim ekmekmiş gibi, desteyi kolayca yırtıp iki parçaya ayırıverdi. Sonra içini çekti: Yaşlanıyoruz artık Bay Başkan!

 Senin de, seni buraya geri getirenin de Allah belasını versin! diye homurdandı Peppone suratını asarak.

Don Camillo'nun mihraptaki Hazreti İsa’ya anlatacağı, çok şey birikmişti. Epeyce dedikodu yaptıktan sonra, o değildenmiş gibi sordu:

 Yerime bakan papaz nasıl bir adamdı?

 iyi çocuktu. Bilgiliydi, iyi huyluydu. Kendisine iyilik yapan birini, burnunun dibinde bir deste oyun kağıdı yırtarak kışkırtmazdı.

Don Camillo kollarını iki yana açarak karşılık verdi:

 Efendimiz! Zaten burada ona kimsenin iyilik yaptığını da sanmam. Hem öyle insanlar vardır ki, kendilerine ancak böyle teşekkür edilir. İddiaya girerim ki, şimdi Peppone adamlarını çevresine toplamış anlatıyordun «Domuzun piçi! Bir deste oyun kağıdını cart diye nasıl da yırtıverdi!» İyice keyiflenmiştir bunları söylerken de! Bahse girer misiniz böyle demediğine?

Hazreti İsa içini çekerek karşılık verdi:

 Hayır Don Camillo, çünkü şu anda lam bu sözleri söylemekte Peppone...

Hemen hemen bir yıldır sürüp giden kıran kırana savaşı. Don Camillo kazandı. Daha Peppone’nin halkevi bitmeden, rekreasyon merkezini tamamlamayı başardı.

Rekreasyon merkezi zamana uygun bir yer olmuştu: sosyal toplantılar, tiyatro çalışmaları, konferanslar gibi faaliyetler için bir salon; okuma, ayrıca yazma odası olan bir kitaplık; beden eğitimi, kış oyunları için kapalı bir yer vardı. Ayrıca, geniş bir alan spora ayrılarak tel kafesle çevrilmiş, jimnastik köşesiyle koşu pistinden başka, bir de yüzme havuzu yapılmıştı. Çocuk bahçesi olarak kullanılacak bölüme de kocaman bir tahterevalliyle salıncaklar falan konulmuştu. Gerçi' bunların çoğu daha geliştirilmemişti ama, bir başlangıç için pek de küçümsenemezdi.

Açılış törenine canlı bir program hazırlamıştı Don Camillo; korodan şarkılar, atletizm yarışmaları, bir de futbol maçı, özellikle bu sonuncusu için dehşetli bir takım kurmuştu Don Camillo. Bu işe, öyle canla başla sarılmıştı ki, sekiz aylık çalıştırma döneminde Don Camillo’nun on bir oyuncuya attığı tekmeler, tümünün topa vurduğu tekme sayısından daha çoktu.

Bütün bunları duyan Peppone acı acı düşünmeye başladı. Don Camillo'nun halk için düzenlediği törende, halkın gerçek temsilcisi olan partinin, altti kalmasına dayanamazdı. Don Camillo «köyün dahi bilgisiz tabakasına karşı yakınlık duygusunu» göstermek için, kendi Yenilmez takımının, onların Dinamo takımıyle bir maç yapmasına izin verdiğini bildirince, Peppone sapsan kesildi. Mahalli spor birliğinin on bir delikanlısını hemen topladı, bir duvarın önüne sıralayıp hazırola geçirdi.

 Papazın takımına karşı oynayacaksınız, anlaşıldı mı? Hele bu maçı bir kazanmayın, hepinizir suratını çarşamba pazarına çeviririm! Ezilmiş insanların şerefi için partimiz sizden bunu emrediyor!

Dehşete kapılıp ter dökmeye başlayan on bit adam, bir ağızdan karşılık verdi:

 Biz kazanacağız!

Bu sahne Don Camillo'ya yetiştirilir yetiştirilmez, Yenilmez takımını hemen toplayıp bir konuşma yaptı:

 Biz karşımızdakiler gibi kaba saba, yabani insanlar değiliz. Aklı başında, okumuş beyefendiler gibi düşünebiliriz. Tanrının yardınuyle altı sıfır yeneceğiz onları. Sizi tehdit etmiyorum; ama unutmayın ki, kilisenin şerefi sizin elinizdedir. Daha doğrusu ayaklarınızda. Her biriniz, iyi bir yurttaş olarak, görevinizi yapmalısınız. Aranızdan kanını son damlasına kadar dökmeye hazır bulunmayan, Barabbas kılıklı biri çıkarsa; Peppone gibi işi büyütüp, «suratını çarşamba pazarına çeviririm» demiyorum ben. Olsa olsa, kaba etlerini pelteye çeviririm tekmeyle, hepsi o kadar!

Boyunlarına pırıl pırıl kırmızı eşarplar bağlamış Peppoue'yle tayfası başta olmak üzere, bütün “vıe halkı katıldı açılış törenine. Peppone belediye başkanı olarak bu olaydan duyduğu mutluluğu belirtirken; halb temsil eden bir kişi olarak da, kutladıkları bu törenin «kimi kötü niyetli kişilerin kulaktan kulağa fısıldadıkları gibi, namussuzca bir politik propaganda amacı» yerine kullanılmayacağından emin bulunduğunu söyledi.

Koro şarkıları söylemekteyken, Peppone ilrusco’ya seslendi:

 Ciğerleri geliştirdiğine göre, şarkı söylemek de bir spordur.

Brusco sevimli görünmeye çalışarak karşılık verdi:

 Yalnız ciğer güçlerini değil, kol kaslarını da geliştirecek bazı hareketler öğretilse de; şarkı söylerken bir yandan da onları yapsalar, Katolik gençlerin beden gelişmeleri üzerinde ne kadar etkili olur!

Basketbol oynanırken de, Peppone pinpongun hem atletik değerinin su götürmez olduğunu, hem de zarifliğini içtenlikle belirterek, bu oyunun programa alınmamış bulunmasının şaşırtıcı bir eksiklik sayılacağını söyledi.

Bütün bu yorumlar bir buçuk kilometre öteden kolaylıkla işitilebilecek bir sesle yapıldığından. Don Camillo'nun boyun damarları oklava gibi kabarmıştı. Neyse ki, futbol sahasında onlara karşılık vermeyi umuyordu da; akıl almaz bir sabırla dişini sıkıp bekledi.

Maç saati gelip çatınca. Yenilmezler, göğüslerinde büyük bir «Y» harfi olan beyaz formalarıyle sahaya çıktı. Dinamoluların kırmızı formalarının göğsüne de, orak çekiç, yıldız ve gösterişli bir «D» harfi birleştirilerek işlenmişti.

Kalabalığın umurunda bile değildi formalar; kendi bildiklerince vede tempo tutarak alkışladılar takımlarını:

 Yayaya, şaşaşa, Peppone Peppone çok yaşa!

 Yayaya, şaşaşa. Don Camillo Don Camillo çok yaşa!...

Peppone’yle Don Camillo göz göze geldiler, ağırbaşlılıkla az biraz eğilerek, birbirlerini selamladılar.

Hakem tarafsızdı; hiç bir politik düşüncesi olmayan saatçi Binella’ydı bu. Oyun başladıktan on dakika sonra, beti benzi atan jandarma çavuşu, kendisi gibi sapsarı kesilmiş iki adamıyle birlikte Peppone’nin yanma sokuldu.

 Bay Başkan dedi kekeleyerek, şehre telefon edip yardımcı birlik istesek iyi olmaz mı?

 Bir tümen bile çağırsan vız gelir! Şu kasaplar sertliği bırakmazlarsa, birinci kat pencerelerine dek ceset yığılmasını kimse önleyemez! Majeste Kral kendisi bile teşrif etse, elinden bir şey gelmez, anlıyor musun?

Avaz avaz bağıran Peppone, öyle öfkelenmişti ki gözü dünyayı görmüyordu; ülkede cumhuriyetin kurulduğunu bile unutmuştu!

Çavuş birkaç adım ötede duran Don Camillo'ya döndü. Kekeleyerek:

 Sizce de... diye söze girişirken Don Camillo sözünü kesti:

 Bence diye haykırdı, bizzat Amerika Birleşik Devletleri de araya girse, şu Allahın belası bolşevikler, adamlarımın bacaklarını tekmeleyip sakat bırakmaktan vazgeçmedikleri sürece, hepimizin bir kan gölünde yüzmemizi önleyemez!

Jandarma çavuşu, böylesine şenliklerin jandarma karakolunu ateşe vermekle sona erdiğini bile bile, kendini korumak için gidip karakola kapandı.

ilk golü Yenilmezliler attı. Öyle bir haykırdı ki halk, kilise kulesi zangırdadı. Peppone öfkesinden yüzü allak bullak, yumrukları sıkılı Don Camillo’ya saldırmaya hazırlandı. Don Camillo da yumruklarını sıkmış onu bekliyordu. Birbirlerine girmelerine kıl payı kalmıştı ki, Don Camillo bütün bakışların üzerlerine dikildiğini göz ucuyla sezinledi. Sıkılmış dişlerinin arasından homurdandı:

 Biz dövüşe başlarsak, meydan savaşı çıkacak!

 Peki, halkın hatırı için kendimi tutacağım!

 Tanrının hatırı için! dedi Don Camillo.

Olay kapandı. Birinci yarı sona erince Peppone

Dinamoluları haşladı. «Faşistler!» diye bağırdı hırsından kalınlaşan sesiyle. Sonra santrfor Smilzo'yu yakasından kavrayıp.

 Ya sen. alçak hain, sen! diye haykırdı. Dağlarda savaşırken, senin o beş para etmez canını en az üç kez kurtarmıştım. İlk beş dakikada gol atmazsan, o canı kendi elimle senden geri alırım!

İkinci yarı başlamıştı. Smilzo topu ayağına geçirince, işe yumuldu. Kafasıylc, bacaklarıyle, dizleriyle vurdu, kırdı, uğraştı, didindi. Hatta duruma göre, topu ısırdı, ciğerlerini kustu, dalağı patladı! Ama dördüncü dakika dolarken, topu da filelere taktı.

Kendini yere alıp hareketsiz kaldı sonra. Don Camillo kendini tutamamaktan korkarak sahanın öbür ucuna çekildi. Adamakıllı dehşete düşen Yenilmez takımının kalecisini ateş basmıştı.

Dinamolular aşılmaz bir savunma hattı kurdular.

i kinci yarının bitmesine otuz saniye kala, hakem düdüğünü öttürerek Yenilmez aleyhine bir penaltı verdi. Altı yaşında bir çocuk bile kaçırmazdı bunu. Top havada süzülüp ağlara takıldı. Gool!

Maç bitmişti. Peppone’nin adamları yaralılarını toplayıp soyunma odalarına taşıdılar. Hiç bir politik görüşün yanlısı olmayan hakem de çekip gitti.

Don Camillo şaşkına dönmüştü. Kiliseye koşup mihrabın önünde diz çöktü.

 Efendimiz dedi, bana niçin yardım edemediniz? Maçı kaybettim işte.

 İyi ama, neden onlara değil de, sana yardım edecekmişim? Senin adamlarının da yirmi iki bacağı vardı, onların da. Bacaklar birbirine eşitti. Sonra bacaklardan bana ne ? Ruhlar ilgilendirir beni, ruhlar... Da mihi animam, caeiera tolle. Bedenleri yeryüzünde bırakırım ben. Aklın nerelerde Don Camillo?

 Biraz uğraşırsam belki bulabilirim Efendimiz... dedi Don Camillo. Adamlarımın bacaklarını gözetmenizi istememiştim ki sizden. Hem daha iyiydiler öbürlerinden. Şunu söylemek istemiştim size: namussuz bir herifin, takımıma karşı haksız bir penaltı vermesini niçin önlemediniz?

 Papaz bile ayin sırasında yanlışlıklar yapabilir Don Camillo. Başkalarının da, dürüst oldukları halde, yanılabileceklerini niçin kabul etmek istemiyorsun?

 Çoğu durumlarda yanlışlıklar kabul edilebilir; ama spor alanında hakemlik söz konusuysa, asla! Hele, top da öbür yandayken... Binella alçak herifin biriymiş...

Konuşmasını sürdüremedi. İmdat isteyen bir ses, gittikçe yaklaşıyordu. Bir adam, yüzü korkudan allak bullak bitkin, soluk soluğa koşarak kiliseye daldı.

 Beni öldürmek istiyorlar diye inledi, kurtarın beni!

Kilise kapısına ulaşan arkasındaki kalabalık da, içeri girmek üzereydi. Don Camillo elli kilo ağırlığında bir şamdanı yakalayarak tehdit edercesine havada sallamaya başladı.

 Tanrı adına konuşuyorum, geri çekilin! Vururum yoksa! Unutmayın ki buraya sığman bir insan takdis edilir, kılma bile dokunulamaz!

Kalabalık durakladı.

 Kurt sürüsü müsünüz siz! Ayıptır, utanın be! diye bağırdı Don Camillo. İninize dönüp yalvarın yakarın da. Tanrı bağışlasın bu vahşiliğinizi.

Kalabalık ses çıkaramadan başlarını önlerine eğerek öylece kalakaldı. Geriye doğru bir kımıldama başladı sonra. Elindeki şamdanı sallayarak karşılarına dikilen Don Camillo bir devdi, Samson’a benziyordu tıpkı.

 Durmayın hadi, haç çıkarın! diye buyurdu.

Herkes haç çıkardı.

 Vahşetinizin yöneldiği kişiyle aranıza, kendi ellerinizle çizdiğiniz haç girdi şimdi. Her kim bu kutsal engeli aşmaya kalkışırsa kafirdir! Vade retrol

Don Camillo geriledi, kapıyı kapayıp sürgüledi. Ama bunun gereği yoktu. Kaçak adam bir sıraya çökmüş, soluyup durmaktaydı.

 Sağ ol Don Camillo! diye mırıldandı.

Don Camillo karşılık vermedi. Bir aşağı, bir yukarı yürüdükten sonra, adamın karşısında durdu.

 Binella! dedi öfkeli öfkeli Burada, Tanrının huzurunda yalan söylemeye kalkışma bana! Penaltılık

bir durum yoktu! Berabere bitmek üzere olan oyunda bir penaltı icat etmen için, sana kaç para verdi o cehennemlik Peppone?

 İki bin beş yüz liret.

Don Camillo yumruğunu kurbanının burnuna dayayarak kükredi:

 Yaaa!

 Ama sonra... diye inledi Binella.

 Yıkıl karşımdan! dedi Don Camillo kapıyı göstererek.

Yalnız kalan Don Camillo, Hazreti İsa’ya döndü:

 O domuz herifin satılmışın biri olduğunu söylememiş miydim size? öfkelenmekte haksız mıymışım?

 Pek de haklı sayılmazsın Don Camillo! diye karşılık verdi Hazreti İsa önce sen iki bin lirete satın almaya çalıştın adamı. Peppone iki bin beş yüz teklif edince adam ne yapsın, rüşvetin büyüğünü cebe indiriverdi.

Don Camillo kollarını iki yana açtı:

 Efendimiz, işi bu açıdan ele alırsak, benim suçlu olduğum ortaya çıkıyor bu olayda!

 Değil mi ya, Don Camillo? Bir papaz olan sen ilk teklifi yapınca, bu işin zararsız olduğunu saran adam, elbette büyük lokmayı yemek isteyecekti.

Don Camillo başını önüne eğdi.

 Yani o sefil dayak yeseydi, benim yüzümden yemiş olacaktı demeğe mi getiriyorsunuz?

 Bir dereceye kadar öyle sayılır, evet. Onu önce sen baştan çıkartmaya yeltendin. Neyse, Binella teklifini kabul edip de, senin takımın lehine hile yapsaydı.

günahın daha da büyük olurdu. O zaman Dinamolular onu dövmek isteyeceklerdi, sen de onları önleyemeyecektin.

Don Camillo biraz düşündükten sonra:

 Gerçekten, onların kazanması daha iyi oldu... dedi.

 Çok doğru. Don Camillo.

 Sağ olun öyleyse efendimiz dedi Don Camillo. benim yenilmeme izin verdiniz. Bu yenilgiyi dürüst davranmamamın bir cezası diye kabul ediyorum. Gerçekten pişmanım, inanın... Övünmek gibi olmasın ama, benimki gibi ikinci ligde haydi haydi oynayabilecek bir takım, ister inanın ister inanmayın, birkaç bin Dinamo takımını silindir gibi ezip geçebilir. Eee, şimdi böyle bir takımı yenilmiş görmek... insanın içini kan ağlatmaya, öç almak için Tanrıya yalvartmaya yetmez mi?

 Don Camillo! diye uyardı Hazreti İsa gülümseyerek.

Don Camillo içini çekti.

 Belki de anlayamazsınız beni. Spor başka, bambaşka bir şeydir efendimiz. İnsan ya meraklısı olur onun, yada hiç ilgilenmez onunla. Bilmem anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi?

 Hem de çok iyi anlatabiliyorsun, zavallı Don Camillo. Ben de çok iyi anlıyorum seni... Söyle bakalım şimdi, ne zaman alacaksın öcünü?

Yüreği sevinçle çarpan Don Camillo ayağa fırladı.

Altı sıfır! diye bağırdı. Altı sıfır yeneceğiz onları! Topu göremeyecekler bile! Şu günah çıkarma hücresini görüyor musunuz?

Havaya attığı şapkasını, tam yere inerken şimşek gibi bir voleyle, günah çıkarma hücresinin küçük penceresinden sokuverdi içeri.

— Goool! dedi Hazreti İsa gülümseyerek.

Smilzo binmiş olduğu yarış bisikletinin selesini altından kaydırarak arka tekerleğin üstüne oturup. Amerikan usulü durdurmuş oldu onu.

Don Camillo papaz evinin önündeki bir sıraya oturmuş gazete okuyordu. Başını kaldırıp sakin sakin sordu:

 Stalin mi verdi bu pantolonu sana? Böyle kıyasıya giyiyorsun...

Smilzo bir mektup uzattı, eliyle kasketine dokunup bisikletine atladı. Tam papaz evinin köşesini dönerken yavaşlayıp,

 Hayır, papa verdi!... diye bağırdıktan sonra, pedallara basıp şimşek hızıyle uzaklaştı.

Bu mektubu bekliyordu Don Camillo. Halkevinin açılışına çağırıyorlardı onu, tören programı da ilişikteydi. Konuşmalar, raporlar, bando, serinletici içkiler ve öğleden sonra da en önemli olay yer alıyordu:

Bölgemizin ağır sikici boks şampiyonu Bagotti Mirco yoldaşla, federasyonun ağır sikici şampiyonu Gorlini Anleo yoldaş arasında büyük maç.

Don Camillo durumu mihraptaki İsa’yla tartışmaya gitti.

 Efendimiz! diye söze girişti programı okuduktan sonra. Alçaklık denmez de ne denir buna!


Peppone pis herifin biri olmasaydı, bu yumruk kavgasının yerine Yenilmez’le Dinamo arasında bir intikam maçı düzenlerdi! Böylece de ben...

 Böylece de sen, ona söylemek istediklerinin bir kelimesini bile söylemeyi aklından çıkar... diyerek sözünü kesti Hazreti İsa Peppone’nin değişik bir şeyler yapmaya çalışması akla uygundur. İkincisi, Peppone’nin açılış törenini bir yenilgiyle gölgelemek istememesi de gene akla uygun bir şey. Şampiyonun yenileceğini düşünsek bile, o kadar kötü bir durum ortaya çıkmaz: İki yoldaş döğüşüyor ne de olsa. Aile çevresi içinde kalır her şey. Ama takımı seninkine yenilirse partisinin itibarı sarsılabilir. Don Camillo, şunu kabul etmen gerekir ki, Peppone senin takımınla bir intikam maçı düzenleyemezdi.

 Gene de, ben onun takımıyle bir maç düzenlemiş, üstelik bu maçı kaybetmiştim!

 Yalnız şu var ki, bir partiyi temsil etmiyorsun sen... dedi Hazreti İsa yumuşak bir sesle. Senin oyuncuların, kilisenin renklerini değil, bölge kilisesinin yönetiminde kurulan iyi bir futbol takımının itibarını savunuyorlardı. Pazar günkü yenilginin Katolik imanının yenilgisi olduğunu sanmıyorsun, değil mi?

Don Camillo gülmeye başladı:

 Efendimiz! Böyle düşünmekle suçlarsanız beni, haksızlık etmiş olursunuz. Peppone bir sporcu olarak pis herifin biri demek istemiştim. Gülmemi tutamadığım için bağışlayın beni efendimiz, Peppone’ nin ünlü şampiyonu aklıma geliyor da... Adam öyle bir dayak yiyecek ki, üçüncü raundun sonunda adını bile hatırlayamaz olacak.

 Evet, bağışlıyorum seni Don Camillo. Gel gelelim, birbirini yumruklayan iki adamı seyretmekten zevk almanı bağışlamam biraz daha güç olacak sanırım.

Don Camillo kollarını yukarıya kaldırdı:

 Şimdiye dek hiç böyle bir iş yapmadım efendimiz. İnsan kütlelerinin kafalarında kök salmış olan şiddet mezhebini beslemekten başka bir yaran bulunmayan bu gibi vahşet gösterilerini seyrederek onları desteklemiş görünmeyeceğim asla.

 Aferin Don Camillo... dedi Hazreti İsa. Bir insanın kaslarını geliştirmesi için komşusuyle dövüşmesi gerekmez ki. Eline içi doldurulmuş bir çift eldiven geçirip bir talaş çuvalına, yada asılmış bir topa vurması yeter de artar bile.

 Çok doğru... diyen Don Camillo çarçabuk haç çıkanp hemen sıvışmaya yeltendi.

Hazreti İsa arkasından seslendi:

 Merakımı giderir misin Don Camillo? Çatı katında, bir ucunu tavana, öbür ucunu da yere bağladığın o meşin yuvarlağın adı ne?

Don Camillo bir an duraklayıp mırıldandı:

 Punching ball diyorlar, yanılmıyorsam.

 O da ne demekmiş ki?

 Hiç İngilizce bilmiyorum efendimiz... —diyip sıvıştı Don Camillo.

Açılış törenine katılan Don Camillo'ya, Halkevini bizzat Peppone gezdirdi. Her şeyin son derece modern olduğu su götürmezdi. Keyfinden kabına sığamayan Peppone sordu:

 Eee, ne diyorsun bakalım?

 Güzeli dedi Don Camillo, içtenlikle gülümseyerek Gerçeği söylemek gerekirse, Brusco gibi basit bir kalfanın böyle bir plan çizdiğine inanmak güç.

Bu iş için şehrin en iyi mimarına Tanrı bilir kaç para ödemiş olan Peppone,

 Gerçekten doğru... diye mırıldanmakla yetindi.

 Pencereleri dikey yerine yatay yapmak güzel bir buluş... dedi Don Camillo. Böylece pek göze çarpmadan daha basık odalar yapılabilir. Çok güzel. Burası depo mu?

 Hayır, toplantı salonu.

 Haa! Silah ve cephane deposuyla, tehlikeli düşmanlarınızı kapatacağınız hücreleri bodruma mı yaptırdınız?

 Hayır diye karşılık verdi Peppone, tehlikeli düşmanlarımız yok bizim, hepsi de zararsız insancıklar; varsın meydanda dolaşsınlar ne çıkar. Silah ve cephane deposu gerekince de sizinkini kullanabiliriz.

 Bayıldım bu düşüncene...dedi Don Camillo incelikle. Bana güvenip bıraktığın makineli tüfeğe ne kadar iyi baktığımı sen kendin de fark etmişsin sayın başkan.

Pos bıyıklı, küçük gözlü, pipolu bir adamın kocaman resminin önünde durdular. Don Camillo saygıyla sordu:

 Ölmüş önderlerinizden biri mi bu ?

 Hayır, yaşayanlardan. Buraya gelince seni çan kulesinin paratonerine oturtacak olan kişidir o! diye karşılık verdi, artık dayanma gücü tükenmek üzere olan Peppone.

 Kendi halinde bir köy papazı için fazla yüksek bir yer orası. Küçük toplumlarda, en yüksek yer hep belediye başkanına verilir. Bundan böyle emrine hazır tutarım arlık orayı.

Peppone konuyu değiştirmek için duruma uygun bir soru bulup sordu:

 Sayın din görevlimiz bugünkü bok's maçını şereflendirecekler mi?

 Sağ ol. Benim yerimi, bu maçın gizli güzelliklerini. büyük eğitici önemini benden daha iyi değerlendirebilecek nitelikleri olan birine versen daha iyi edersin. Ama şampiyonunuza kutsal yağ gerekirse, her an için emrinizde bulunmak üzere evimde olacağım. Sen bana Smilzo’yu gönder, iki dakikada yetişirim.

Öğleden sonra iki saat Hazreti İsa’yla çene çaldıktan sonra, gitmek için izin isledi Don Camillo:

 Uyku bastırdı, biraz kestireyim. Bardaktan boşanırcasına yağan bu yağmur için teşekkür ederim. Ürünler için çok gerekliydi.

 Üstelik, birçok kişinin Peppone’nin törenine gelmesini önleyeceğini umuyorsun... dedi Hazreti İsa Haksız mıyım?

Don Camillo başını sallayarak doğruladı.

Bütün şiddetine rağmen, Peppone’nin şenliklerine zararı dokunmadı yağmurun. Hem çevreden, hem de yakın köylerden akın akın gelen halk spor salonunu tıklım tıklım doldurmuştu. «Federasyon Şampiyonu» ünvanı önemliydi, Bagotti ise hiç kuşkusuz kendi bölgesinde tanınmış bir boksördü. Ayrıca maç, şehirle köy arasında bir karşılaşma anlamını da taşıdığından ilgi çekmişti.

Ringin hemen aşağısında, ön sırada bulunan Peppone gururla kalabalığı inceliyordu. Ona göre, en kötüsünden, Bagotti sayı hesabiyle yenilse bile; bu koşullar altında sonuç, bir zafer sayılırdı gene de.

Saat dördü çalarken, tavanı başlarına indirebilecek bir alkış, çığlık tufanı içinde gong vurdu. Kalabalık heyecandan yerinde duramıyordu artık.

Federasyon şampiyonunun Bagotti’den daha iyi bir stili olduğu hemen göze çarpmıştı. Ancak Bagotti daha çabuktu ondan. Birinci raund bitinceye dek soluksuz kaldı seyirciler. Şakır şakır terleyen Peppone dinamit yutmuşa benziyordu.

Gongla birlikte saldırıya geçen Bagotti, ikinci raundu iyi götürüyordu. Ancak birdenbire yere yığılıverdi. Hakem saymaya başladı.

 Olmaz! diye bağırarak ayağa fırladı Peppone. Belden aşağıya vurdu!

Federasyon şampiyonu alaycı alaycı gülümsedi Peppone’ye. Başını sallayarak eldiveniyle çenesini gösterdi.

 Hayır! diye haykırdı Peppone, sesi kalabalığın gürültüsü içinde boğuluyordu. Hepiniz gördünüz! Önce aşağıya vurdu, Bagotti acıdan iki büklüm olunca çenesine bir sol indirdi! Fauldu bu!

Federasyon şampiyonu omuzlarım silkip, eğlenerek güldü. Bu arada ona kadar saymayı bitiren hakem, onun elini kaldırarak maçı kazandığını ilan etti. Çok acıklıydı durum.

Şapkasını fırlatıp atan Peppone bir sıçrayışta ringe çıktı, yumruklarını sıkarak şampiyonun üstüne yürüdü.

 Sana gününü göstereceğim! diye bağırıyordu.

Çılgına dönen seyirciler:

— Haydi Peppone! Tepele onu! diye haykırmaya başladılar.

Federasyon şampiyonu gardım alır almaz, Peppone bir tank gibi üstüne saldırıp sert yumruklar sallamaya girişti. Gel gelelim kafasını kullanamayacak kadar öfkeli olduğundan, şampiyon bu saldırıyı kolayca savuşturup tam çenesini bulan bir yumruk indirdi. Peppone kımıldamadan durduğu, üstelik yüzünü korumadığı için, talaş dolu bir çuvala vurmak gibi bir şey olmuştu bu. Bedeninin bütün ağırlığıyle vurmuştu şampiyon.

Peppone kütük gibi yere devrildi. Seyirciler dehşete kapılmış, soğuk bir sessizlik sarmıştı salonu. Ama şampiyon yerde yüzükoyun yatan dev adapıa acıyan bir gülümseyişle bakarken, dehşetli bir haykırış koptu seyircilerden. Bir adanı çıkmıştı ringe. Islak yağmurluğuyle şapkasını bile çıkarmayan adam, bir köşedeki taburenin üstünde duran eldivenleri eline geçirdi. Bağlamak gereğini bile duymadan, şampiyonun karşısına geçti; müthiş bir yumruk salladı. Şampiyon bunu savuşturdu ama, karşılık da veremedi. Yağmurluktu adam gardım almıştı çünkü. Yavaş yavaş dönmekten başka bir hareket yapmayan adamın çevresinde dans etmeye başladı şampiyon, bir açığını yakalar yakalamaz dehşetli bir yumruk salladı. Kimi dayamayacak gibi görünen adam, solüyle bu yumruğu karşılayıp, şimşek gibi bir sağ çaktı. Şampiyon daha yere düşmeden kendinden geçmişti. Sanki ringin ortasında uyuyakalmış gibi yere yığıldı.

Seyirciler çılgına döndü.

Haberi zangoç getirdi papaz evine. Don Camillo ona kapıyı açmak için yatağından (tafkmak zorunda kaldı. Aklını kaçırmış gibi görünüyordu zangoç; olup bitenleri A’dan Z’ye kadar anlatmasına izin vermezse, çat diye çatlamasından korkulurdu. Don Camillo durumu Hazreti İsa’ya bildirmek için aşağıya indi sonra.

 Eee? dedi Hazreti İsa. Nasıl geçmiş?

 Utanılacak bir dalaşma işte... Akıl almaz bir kargaşalık, edepsizlik!

 Hani şu sizin hakemi linç etmeye kalkışmaları gibi bir olay mı? diye sordu Hazreti İsa, pek ilgilenmemiş görünerek.

Don Camillo güldü:

 Hakem nerede, bu nerede! İkinci raundda Peppone’nin boksörü patates çuvalı gibi yere serilmiş. Bunun üzerine, Peppone kendisi ringe fırlayıp şampiyona saldırmış. Öküz kadar güçlü olduğu halde, kalın kafalılığı yüzünden, bir Afrika yerlisi yada Rus gibi, hesapsızca üstüne gittiğinden, şampiyon çenesine bir yumruk indirip yeri öptürmüş elbette.

 Onlar için ikinci yenilgi olmuş demek?

 İki onların ama bir de federasyonun... diye lukır lukır güldü Don Camillo. Bu kadarla kalmamış çünkü. Peppone yere serilir serilmez başka bir adam ringe fırlayıp şampiyonla tutuşmuş. Çevre köylerinin birinden olmalı. Sakallı, bıyıklı bir adammış. Gardım alıp şampiyona bir yumruk sallamış.

 Herhalde şrmpiyon bu yumruğu savuşturup, bir vuruşta sakallı .damı yere indirmiştir. Böylece bir numara daha eklemiştir vahşet gösterisine.

 Hayır! Bileği bükülmez, demir gibi bir adammış bu. Şampiyon dans ederek çevresinde dönüp bir açığım yakalamaya çalışmış, bulur bulmaz da güm diye indirmiş yumruğunu? Ben de hemen soi gösterip sağı patlattım çenesine, ringten ayrıldım!

 Senin ne ilgin var ki bu işle?

 Anlayamadım.

 «Ben de hemen sol gösterip sağı patlattım çenesine.» dedin de.

 Nasıl oldu da böyle bir şey söyledim, aklım almıyor.

Hazreti İsa başını salladı:

 Yoksa şampiyonu yere seren adam sen miydin?

 Nasıl olur? Ne sakalım var benim, ne de bıyığım...

 Seyircilerde. «Papaz, iki adamın yumruk kavgasını seyretmeyi seviyor.» kuşkusunu uyandırmamak için sakal bıyık takmış olamaz mısın?

Don Camillo omuzlarını silkti.

 Her şey olabilir efendimiz. Ancak şunu da aklınızdan çıkarmayın, papazlar da etle kemikten yapılmıştır.

Hazreti İsa içini çekli.

 Onu aklımızdan çıkarmıyoruz elbette. Ne var ki. bir şey daha aklımızdan çıkmamalı: etle kemikten yapılmış papazlar, bir de beyinleri olduğunu hiç unutmamalılar. Böylece. etle kemikten yapılmış papaz bir boks maçına katılmak için kılığını değiştirmeye kalkıştığında. beyni olan papaz bu vahşet gösterisini önleyebilir.

Don Camillo başını salladı.

Çok doğru. Ama papazların et. kemik, beyinden başka bir şeyden daha yapılmış olduklarını da aklınızdan çıkarmamalısınız. Bir belediye başkanının. büyük mü büyük bir günah işlemiş, yani belden aşağıya vurarak maç kazanmış olan bir şehirli domuz tarafından, kendi halkı önünde yere serildiğini görünce; etle kemikten yapılmış papazla beyni olan papazı, işte o şeydir gırtlaklarından yakalayıp ringe çıkaran!

Hazreti İsa başını salladı.

 Papazların bir de yüreği olduğunu aklımdan çıkarmamamı salık veriyorsun bana, değil mi?

 Yapmayın Allah aşkına efendimiz dedi Don Camillo, nasıl cüret edebilirim, size bir şey salık vermeye? Sakallı adamı kimsenin tanıyamadığını anlatmaya çalışıyordum yalnız.

 Ben de tanıyamamıştım zaten... dedi Hazreti İsa içini çekerek. Ancak şu «punching ball» ne demek oluyor, bir fikrin var mı acaba?

 İngilizce bilgim yeterince ilerlemiş değil efendimiz.

 Bunu olsun bilmemeye katlanacağız, ne yapalım... dedi Hazreti İsa gülümseyerek Aslına bakarsan, kültürün yararından çok zararı dokunur insana çoğu zaman. İyi uykular federasyon şampiyonu.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült