Hikaye

 

 

Şövalyelik Ruhunun Bekçisi

O. Henry


BUSHROD AMCA, Weymouth Bankasının ileri gelenlerinden birisi sayılırdı. Çünkü Weymouth ailesine altmış yıl boyunca: sürekli uşak, yardımcı ve dost olarak hizmet etmişti. Bushrod Amcanın teni bankanın içindeki mavun kaplamaların rengindeydi ama, ruhu bir defterin boş sayfaları kadar temizdi. Bu benzetmeyi Bushrod Amca duysa, her halde pek sevinirdi. Çünkü ona göre, dünyada değeri olan tek kuruluş, kendisinin kapıcılıkla başkomutanlık arası bir görev yaptığı Weymouth Bankasıydı.

Weymouth, güneyde alçak sıradağlar arasındaki bir vadide yer alan hayale dalmış, gölgelik bir kasabaydı. Weymouthville' de üç banka vardı. Bunlardan ikisi, Weymouth ailesinin üyelerinden birinin varlığına ve itibarına sahip olmadıkları için ün kazanmayan küçük ve kötü yönetilen kuruluşlardı. Üçüncüsüyse, Weymouthların ve Bushrod Amca'nın yönettikleri bankaydı. Elderbach yönünden kente girerseniz, sağ tarafta karşılaşacağınız kırmızı tuğladan, beyaz sütunlu bina eskiden beri Weymouth ailesine aitti. Şimdi burada Bankanın müdürü Bay Robert Weymouth, dul kız kardeşi Bayan Vesey (herkes ona Bayan Letty derdi) ve kadının iki çocuğu Nan'le Guy oturuyorlardı. Aynı bahçe içinde yer alan küçük bir evde de Bushrod Amcayla, karısı Malindy Teyze otururlardı. Bay William Weymouth'un (Bankanın kasiyeri)'sa şehrin en büyük caddesinde modern, şık bir evi vardı.

Bay Robert altmış iki yaşında, düzgün yuvarlak yüzlü, uzun gri saçlı, ateşli mavi gözlü, iriyarı, sağlam yapılı bir adamdı. Dostça davranan, cömert, fakat çabuk hiddetlenen bir insandı. Sevimli bir gülümsemesi ve en yumuşak şeyleri söylerken bile son derece sert çıkan bir ses tonu vardı. Bay William'sa, işinde başarılı, kusursuz ve ağabeyinden daha yumuşak başlı bir kimseydi. Weymouthlar, Weymouthville kentinin sembolü olan ve herkes tarafından sayılan en seçkin aileydiler.

Bushrod Amca, bankanın emektar ve geleneksel kapıcısı, kuryesi, kahyası, bekçisiydi. Bay Robert ve Bay William gibi, onda da bankanın anahtarı bulunurdu. İçeride bazen içlerinde on, on beş, yirmi dolarlık gümüş paralar bulunan çuvallar yığılırdı. Bushrod Amca orada olduğu sürece her şey güvenlik altındaydı. Kalp, dürüstlük ve gurur yönünden, artık o da bir Waymouth sayılırdı.

Fakat bir süredir Bushrod Amcayı üzen bir şey vardı. Bunun nedeni de Bay Robert'ti. Bir yıldır herkes onun çok içtiğinden söz ediyordu. Tabii, sarhoş olacak kadar değil ama, artık bu alışkanlıktan da sıyrılamıyor ve yavaş yavaş herkes durumun farkına varıyordu. Günde beş, altı kez bankadan çıkıp köşedeki otele giderek bir kadeh içki yuvarlıyordu. Alışılmış ani, isabetli kararları ve çalışma gücü azalmaya başlamıştı. Yeterince deneyi olmayan Bay William, işlerin kaçınılmaz gerilemesini bütün gücüyle önlemeye çalışıyordu ama, bunda pek de başarı sağladığı söylenemezdi. Weymouth Bankasının altı haneli gelirleri beş haneye düştü. Gelişigüzel dağıtılan kredilerin gerektirdiği yatırımlar birikmeye başladı. Kimse Bay Robert'i yola getirmek için çaba göstermiyordu. Dostlarının çoğu, bunun nedenini karısının iki yıl önceki ölümünde aramak gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bazıları <la, Bay Robert'in hiddetli mizacından çekindikleri için, onun nasıl karşılayacağını bilmedikleri böyle özel bir uyarıya yanaşmıyorlardı. Bayan Letty'yle çocuklar değişikliği hissediyor, bundan üzüntü duyuyorlardı. Bushrod Amca da üzülüyordu ama, Bay Robert'le arkadaş gibi yetiştikleri halde, o da patronu uyarmaya cesaret edemeyenlerin arasındaydı. Üstelik Bushrod Amca, banka müdürünün romlu çay ve punç içmesinin yarattığı hoşnutsuzluktan başka çok daha şiddetli bir şokla da karşılaşacaktı.

Bay Robert balık avlamayı çok sever, uygun havalarda işlerinden fırsat buldukça balığa çıkardı.

Bir gün tatlısu balıklarının çok bollaştığını duyunca iki üç günlüğüne göllere gitmeye karar verdiğini açıkladı. Söylediğine göre, eski dostlarından Hakim Archinard'le Reedy gölüne gidecekti. O sıralarda Bushrod Amca, Kimsesiz Çocuklar Derneğinin mutemediydi. Zaten katıldığı her dernek hiç

düşünmeden onu mutemet yapardı. Zencilerin arasında her zaman bir numaralı adam sayılırdı. Ona, Weymouth Bankasından Bay Bushrod Weymouth derlerdi.

Bay Robert'in balık avlamak için kentten ayrılacağını söylediğinin ertesi günü yaşlı Bushrod Amca gece yarısı uyandı. Yataktan kalkarak kansına, Kimsesiz Çocuklar Derneğinin banka defterini eve getirmeyi unuttuğunu ve bankaya gidip alınası gerektiğini söyledi. Muhasebeci o gün defteri tamamlamış, iptal edilen çekleri de içine koyarak üzerine iki lastik geçirmişti. Oysa, başka defterlere hep tek lastik geçirilirdi.

Malindy Teyze, bu geceyarısı ziyaretine karşı çıktı ve gereksiz, hatta saçma bulduğunu söyledi. Fakat Bushrod Amca görevini yerine getirmesi gerektiğini tekrarlayarak kansına kulak asmadı.

«Adeline Hoskins'e, yarın sabah yedide uğrayıp defteri alarak yönetim kurulu toplantısına götürebileceğimi söyledim,» dedi. «Kadın sabahleyin geldiğinde defter burada olmalı.»

Eski kahverengi elbisesini giyerek kalın bastonunu da eline aldı ve Weymouthville'in bomboş caddelerinde yürümeye koyuldu. Bankaya gelince, yan kapıyı açarak içeriye girdi. Özel görüşmeler için kullanılan, her zaman paltosunu astığı arka taraftaki küçük odaya giderek defteri bıraktığı yerden aldı. Elinde olmaksızın çevresine bakındı. Her şey bıraktığı gibi, olduğu yerde duruyordu. Tam eve dönmek üzere harekete geçtiği anda ön kapının kilidinde bir anahtarın döndüğünü duyarak durakladı. Birisi aceleyle içeriye girdi, kapıyı arkasından sessizce kapattı ve demir parmaklıkların arasındaki açıklıktan geçerek yönetim bölümüne girdi.

Bankanın bu bölümünü arka tarafa, şimdi bütünüyle karanlık olan bir koridor bağlıyordu.

Bushrod Amca, bastonuna sıkıca sarılarak ayaklarının ucuna basa basa koridorda ilerledi ve meçhul kimsenin, Weymouth Bankasının kutsal sayılan bölmelerine girdiğini gördü. İçeride çok zayıf bir ışık yanıyordu. Ama bu loşlukta bile davetsiz misafirin, bankanın müdürü oldu mu hemen fark etmekte gecikmedi.

Yaşlı zenci korkuyla aptallaşmış ve ne yapacağını şaşırmış bir durumda karanlık koridorda kalakalmış, neyle karşılaşacağını bekliyordu.

Kalın demir kapıyla ayrılan bölme tam karşıdaydı. Bunun içerisindeyse değerli kağıtlar, altınlar ve paralarla dolu olan kasa vardı. İçeride en az, on sekiz bin gümüş dolar bulunduğu şüphe götürmezdi.

Banka müdürü cebinden bir anahtar çıkarttı. bölmeyi açtı ve içeriye girerek kapıyı arkasından dar bir aralık kalacak kadar kapattı. Bushrod Amca bu aralıktan, içeride titrek bir mum ışığını seçebildi. Ona bir saat gibi gelen birkaç dakika sonra Bay Robert dışarıya çıktı. Elinde büyük bir seyahat çantası vardı. Sanki birinin kendisini görmesinden korkuyormuş gibi çantayı dikkatle, ama tetikte taşıyordu. Eliyle kapıyı kapatararak kilitledi.

Bushrod Amca kendisini gizleyen karanlığın içinde, zihninde istemeyerek şekillenen birçok kötü ihtimalle titreyerek onu seyrediyordu.

Bay Robert, çantayı masalardan birinin üzerine bırakarak paltosunun yakasını, boynunu ve kulaklarını örtecek biçimde yukarıya kaldırdı. Seyahate çıkacakmış gibi rahat, basit, gri bir elbise giymişti. Sıkıntılı bir tavırla duvardaki saate baktı ve çevresini düşünceli bakışlarla taradı. Bushrod Amca bu bakışlarda sevdiği ve değer verdiği yerlere veda eden bir kimsenin üzgün, ölçülü ve hüzün dolu ifadesini okur gibi olmuştu.

Çantayı yeniden eline alarak geldiği gibi kararlı ve sessizce dışarıya çıktı, kapıyı da arkasından kapatarak kilitledi.

Bushrod Amca bir dakika kadar daha taşlaşmış gibi kalakaldı. Bu gece yarısı soyguncusu, Bay Robert'ten başka kim olursa olsun, ailenin yaşlı yardımcısı hemen onun üzerine atılır ve Weymouthların serveti için canını bırakana kadar mücadele ederdi. Ama şimdi benliği soygundan daha beter bir şeyin korkusuyla acı çekiyordu. Weymouth adının ve Weymouthların namusunun tehlikede olduğunu düşünerek sonsuz ve haklı bir dehşete kapılmıştı. Bay Robert bankayı soyuyordu! Bu davranışın başka anlamı var mıydı? Gecenin geç saati, hırsız gibi gizlice içeriye girmesi, gürültü etmeden çabucak dışarıya taşıdığı dolu seyahat çantası, basit soyguncu elbisesi, saate kaygıyla bakması, hiç ses çıkartmadan çıkıp gitmesi... bunların başka anlamı olabilir miydi?

Bushrod Amcanın karmakarışık düşünceleri yavaş yavaş bu kanıyı doğrulayan geçmiş olaylara kaydı: Bay Robert’in gittikçe artan ölçüsüz davranışları ve bunun sonucunda bir neşelenip bir öfkelenerek çevresini kasıp kavurması, işlerin bozulduğunu, kredi bulmakta güçlük çektiğini anlatması. Bu, Bay Robert’in, borçlarından kaçan birisi olduğunu açıkça ortaya koymuyor muydu? Demek bankadaki bütün parayı alıp, Bay William’ı, Bayan Letty’yi, küçük Nan'le Guy'ı ve Bushrod Amcayı geride bırakarak kaçıp gidecek ve onlar bu olayın utancını her zaman alınlarında taşıyacaklardı.

Bushrod Amca bir dakika kadar bunları düşündükten sonra, adeta ani bir kararlılık ve azimle canlandı.

«Aman Allahım! » diye inledi ve hızla yan kapıya seğirtti. «Yıllarca süren büyük başarılardan sonra her şey böyle mi son bulacaktı? Weymouth ailesinin haydutlar ve dolandırıcılar yatağı olduğu sözü ortalığa yayılırsa bu utanca dayanılmaz. Bu işi temizleyip her şeyi düzeltmek yine zavallı Bushrod Amca’ya düşüyor. Aman Allahım! Bay Robert böyle bir şey yapsın, ha? Bayan Letty'yle çocuklar, aile adlarından gurur duyar, hep: «Weymouth, Weymouth» diye sayıklarlar. Eğer elimden gelirse, ailenin onurunu korumalıyım. Belki bu işlere karıştığım için başım belaya girecek ama, eğer yapabilirsem sizi koruyacağım.»

Bushrod Amca, romatizmalı bacaklarına bastonuyla yardım ederek caddeye fırladı ve olanca hızıyla istasyona koştu. Burası Weymouthville’den geçen iki tren hattının kesişme yeriydi. Düşünmekten korktuğu şey demek ki doğruydu. Bay Robert binanın gölgesinde durmuş, treni bekliyordu. Çanta elindeydi. Bushrod Amca istasyonun duvarının önünde dev bir gri hayalet gibi duran banka müdürüne yirmi adım kadar yaklaşınca ani bir telaşa kapıldı. Tasarladığı şeyin cüreti ve pervasızlığı onun bütün cesaretini kırmıştı. Geri dönüp, müdürün çok iyi' bildiği Weymouth öfkesinden kaçabilmek için neler vermezdi. Ama hayalinde kendisine görevini neden yerine getirmediğini soran Bayan Letty' nin, onu suçlayan beyaz yüzüyle Nan ve Guy’ın mutsuz bakışları canlanınca, ne olursa olsun sonuna kadar dayatmak zorunda olduğunu bir kez daha anladı.

Bu düşünceden cesaret alarak patronuna doğru ilerledi. Bir yandan da onun kendisini tanıması için öksürerek, bastonunu hızlı hızlı yere vuruyordu.

Belki de kimliğini uzaktan belli ederse, öfkeli Robert'i çok fazla şaşırtmasının önüne geçerek tehlikeyi azaltabilirdi.

Gri hayalet yüksek sesle: «Sen misin, Bushrod?» diye bağırdı.

«Evet, efendim.»

«Gecenin bu saatinde burada ne işin var?»

Bushrod Amca, patronu Robert’e ömründe ilk kez yalan söyledi. Ama başka çaresi yoktu. Sözü istediği konuya getirmek için dikkatli olması gerekliydi. Doğrudan doya saldırıya geçecek kadar cesareti yoktu.

«Şehire... yaşlı teyzem Maria Patterson'ı ziyarete gitmiştim de... Bu gece hastalanmış. Ona ilaç götürdüm efendim.»

Robert: «Hm!» dedi. «Eve gidip bu serin havadan kurtulsan iyi edersin. Çok rutubet var. Yoksa yarın romatizmaların büsbütün azar, ayağa bile kalkamazsın. Gerçi hava iyi olacağa benziyor ama... Öyle değil mi, Bushrod?»

«Evet, efendim. Güneş batarken kıpkırmızıydı.»

Bay Robert durduğu yerde bir sigara yaktı. Kibritin alevinde, gecenin karanlığına karışan bir hayalete benziyordu. Bushröd Amca nasılsa kendine karşı koyan dilini o korkunç konuya değinmeye zorlayabildi. Çakıllı yolda dikilmiş, ağırlığını beceriksizce bir ayağından öbürüne geçirerek bastonuyla oynuyordu. Birden uzaktan beş kilometre kadar ilerideki Jimtown makasından geçen,Weymouthların onurunu alıp yerine utanç bırakmaya gelen trenin yaklaştığını belli eden zayıf düdük sesi duyuldu. O anda bütün korkusu geçti. Şapkasını çıkarttı ve gözlerini bunca yıl hizmet ettiği ailenin liderine; ünlü, iyi kalpli, soylu ve korkunç, büyük Weymouth'a dikti. Biraz sonra onun davranışına karşı çıkacağını anlatmak istercesine inatla direniyordu.

Deminden beri pençeleştiği şiddetli duyguların etkisinden titreyen sesiyle: «Bay Robert,» dedi. «Acaba hep birlikte Oak Lawn'a yarışmaya gittiğimiz o günü hala hatırlıyor musunuz? Hani siz ata binme yarışında birinci gelmiştiniz, Bayan Lucy de turnuvanın kraliçesi seçilmişti.»

«Yarışma mı?» Bay Robert hayretle, sigarasından bir soluk çekti. «Evet, hatırlıyorum. Ama gece yarısı bundan söz etmek de nereden aklına geldi? Evine dön, Bushrod! Sanırım, uykuda geziyorsun.»

Yaşlı adam ona kulak asmadan devam etti: «Bayan Lucy kılıçla sizin omzunuza dokundu ve ‘Sizi şövalye yaptım! Korkusuz, dürüst şövalye Bay Robert, ayağa kalkın!' dedi. Evet, aynen bunları söylemişti. O gün çok gerilerde kaldı ama, ikimiz de unutmadık, öyle değil mi? Unutmadığımız başka bir şey daha var: Bayan Lucy'nin ölüm döşeğinde yatması. Beni çağırtarak şunları söylemişti: ‘Bushrod

Amca, eğer ben ölürsem, senden Bay Robert’e göz kulak olacağına söz.. vermeni istiyorum. O senin sözünü herkesten çok dinliyor. Çok inatçıdır. Ona öğüt vermeye kalkıştığın zaman belki sana kızacaktır, ama yanında kendisini anlayacak birine ihtiyacı var. Bazen küçük bir çocuk gibi davranır.’ Bu sözlerden sonra da ‘O daima benim soylu, korkusuz, dürüst şövalyemdi,' diye eklemişti.»

Bay Robert her zamanki alışkanlığına uyarak yumuşamaya başladığını öfkesiyle gizlemeye çalıştı.

Ağzından yoğun bir sigara dumanı bulutu salarak: «Yaşlı geveze!» diye söylendi. «Galiba çıldırdın. Sana eve gitmeni söyledim, Bushrod! Demek, Bayan Lucy sana böyle söyledi ha? Evet, o günden sonra bazı yanlış davranışlarımız oldu tabii. Geçen hafta Lucy’nin ölümünün ikinci yıl dönümüydü değil mi, Bushrod? Allah kahretsin! Bütün gece burada dikilip kafasız bir kaz gibi kafa mı ütüleyeceksin?»

Trenin düdüğü yeniden duyuldu. Artık bir buçuk kilometre ötedeki su deposuna varmıştı.

Bushrod Amca: «Bay Robert!» diye atılarak elini banka müdürünün taşıdığı çantanın üzerine koydu. «Ne olur, bu çantayı yanınıza almayın. İçinde ne olduğunu biliyorum. Bunları bankanın neresinden aldığınızı da biliyorum. Çantanın içindekiler, Bayan Lucy’yle torunların hepsini üzecek. Weymouth adını lekeleyerek ailenin bütün üyelerini utanca ve kedere boğacak. Bay Robert, isterseniz karşınızdaki bu ihtiyar zenciyi öldürebilirsiniz; ama ne olur, yalvarırım, çantayı götürmeyin. Sonra öbür dünyaya gittiğim zaman, Bayan Lucy: ‘Bushrod Amca, Robert'in doğru yoldan ayrılmasına nasıl göz yumdun?' diye sorarsa ona nasıl hesap veririm?»

Bay Robert sigarasını fırlatıp attı ve hiddetli patlamalarından önce, her zaman yaptığı gibi kendine özgü davranışıyla kolunu salladı. Bushrod Amca karşısındakinden gelecek öfke fırtınasını beklerken başını eğdi ama, gerilemedi. Eğer Weymouth ailesi çökerse, o da birlikte mahvolmaya hazırdı. Fakat banka müdürünün karşılığı Bushrod Amcayı çok şaşırttı. Beklediği fırtına yerine adeta hafif bir yaz meltemiyle karşılaşmıştı.

Robert her zamankinden daha alçak bir sesle: «Bushrod! » dedi. «Artık çok ileri gittin! Bugüne kadar her davranışının hoş görülmesinden cesaret alarak affedilemeyecek şeylere karışıyorsun. Demek çantada ne olduğunu biliyorsun! Ailemize yıllarca bağlılıkla hizmet ettiğin için seni affediyorum ama... hemen eve dön! Bir tek söz bile istemem.»

Fakat, Bushrod çantaya sıkı sıkı sarılmıştı. Yaklaşan trenin projektörü artık karanlığı dağıtıyordu. Gürültü artmış, peronda yolcular koşuşmaya başlamışlardı.

«Bay Robert, çantayı bana verin. Kendimde sizinle böyle konuşmak hakkını görüyorum, efendim. Bütün savaş boyunca sadık uşağınız olarak yanınızdan ayrılmadım. Düğününüzde bulundum, Bayan Letty doğduğu zaman da aynı evdeydim. Şimdi de Bayan Letty'nin çocukları her gece Bushrod Amca'nın eve dönmesini özlemle bekliyorlar. Rengim ve hukuksal haklarım dışında ben de bir Weymouth sayılırım. ikimiz de yaşlıyız, Bay Robert. Bayan Lucy’yi görüp, ona neler yaptığımızın hesabını vereceğimiz günler artık uzak değil. Yaşlı bir zenci, içinden olduğu aileye elinden gelen her konuda yardım etmeye çalıştığından başka ne söyleyebilir ki? Ama Weymouthlar gururla, ailenin onurunu zedelemeden, hiç bir kusur işlemeden, yaşadıklarını söyleyebilmelidirler. Çantayı bana verin. Bay Robert... Onu almalıyım. Götürüp bankanın kasasına koyarak kilitlemeliyim. Bayan Lucy'nin ricasını yerine getirmem gerekiyor. Bırakın, Bay Robert! »

Tren istasyonuna girerek durmuştu. Birkaç kişi, ellerinde yük arabalarıyla peronda ilerliyorlardı. Vagonlardan inen iki üç uykulu yolcu karanlığa karışarak kayboldular. Hareket memuru, çakıl taşlarının üzerine atlayarak elindeki feneri salladı ve görünmeyen birisine: «Merhaba Frank!» diye seslendi. Çanlar çaldı, frenler gıcırdadı ve memur: «Herkes vagonuna binsin!» diye seslendi.

Bay Robert çantayı bıraktı. Bushrod Amca da bir aşığın ilk sevgilisini kucaklaması gibi, iki eliyle çantaya: sarılarak göğsüne bastırdı.

Bay Robert ellerini cebine sokarken: «Çantayı geri götür, Bushrod!» dedi. «Ve bu konuda daha fazla konuşma. Tamam mı? Yeteri kadar konuştun. Ben bu trenle gidiyorum. Bay William’a, cumartesi günü döneceğimi söylersin. İyi geceler!»

Banka: müdürü, harekete geçen trenin basamağına atladı ve kompartımanlardan birinde kayboldu. Bushrod Amca değerli çanta koltuğunun altında olduğu halde hala kıpırdamadan duruyordu. Gözlerini kapatmış, Weymouth ailesinin onuru kurtulduğu için dudaklarından Tanrıya minnettarlık sözcükleri dökülüyordu. Bay Robert, geri döneceğini söylediğine göre kesinlikle gelirdi. Weymouthlar yalan söylemezlerdi. Tanrıya şükür ki artık kimse onların, bankalara emanet edilen paralan çaldıklarını da ileri süremeyecekti.

Yaşlı adam artık bundan sonra Weymouthlara teslim edilen paralara hep göz kulak olması gerekeceğini düşünerek, kurtardığı çantayla birlikte bankaya doğru yola koyuldu.

Bay Robert, bindiğinden üç saat sonra gün ağarırken ıssız bir ara istasyonda trenden indi., Alaca karanlıkta peronda duran bir adamla, arka plandaki küçük bir atlı arabanın silueti hayal meyal seçiliyordu. Arabanın arkasından dışarıya olta kamışlarının uçlan taşmıştı.

Bay Robert'in eski dostu, okul arkadaşı, Hakim Archinard: «Hoş geldin, Bob,» dedi. «Balık avlamak için bulunmaz bir hava. Ama sen demiştin ki... O da ne? Yoksa şeyleri getirmedin mi?»

Weymouth bankasının müdürü şapkasını çıkartarak gri saçlarını karıştırdı.

«Bak, dinle: Bizim ailede insanı canından bezdiren, kendini beğenmiş, yaşlı bir zenci vardır. Bana bu gece bir oyun oynadı. İstasyona geldi ve karşıma çıkarak bütün planımızı suya düşürdü. Aslında iyi niyetli ve... bana sorarsan pek haksız da sayılmaz. Neler tasarladığımı nasılsa fark etmiş. Oysa, çantayı bankanın kasasına' saklamıştım. Gece yarısı gidip oradan aldım. Her halde normal bir centilmene yaraşacak sınırları biraz aştığımı fark etmiş olmalı. İstasyonda beni bulup usanç verici konuşmasıyla doğru yola getirmeye çalıştı.»

Bay Robert sözlerini: «Artık içkiyi bırakacağım,» diye tamamladı. «Hem içip hem de ihtiyar Bushrod'ın söylediği gibi soyluca ve ailenin onurunu zedeleyip kusur işlemeden yaşayamayacağımı artık anladım.»

Arabaya binerlerken Hakim: «Doğru,» diye fikrini belirtti. «Vicdanı rahat olan bir kimsenin, yaşlı zencinin söylediklerini kolayca reddedemeyeceğini kabul etmek gerekir.»

Bay Robert de içini çekerek karşılık verdi: «Ne olursa olsun, o çantada şimdiye kadar tattığım en nefis cinsten, insanın boğazından ipek gibi kayan üç şişe yıllanmış konyak olduğunu da unutamıyorum.»

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült