Hikaye

 

 

Sosyal Kadınlar Partisi

Rıfat Ilgaz


Kürsüdeki bayan avukat:

“... Erkeğin baskısından kurtulmak için, parti kurmaktan başka çaremiz yok...” diye sözüne devam etti. “Erkeklerin saldırılarına, erkeklerin taşkınlıklarına göğüs germekten, göğüslerimizin hayrı kalmadı. Nedir çektiklerimiz! Daha bu sabah bizimkiyle saç saça, baş başa geldik. Erkeğin bütün baskılarına son verme zamanı çoktan geldi!”

Samatya delegesi fırladı yerinden:

“Erkekler de kim oluyor! Erkeği doğuran, büyüten, yetiştirip adam eden kim?”

Bayan avukat:

“Dur!” diye elini kaldırdı. “Ben daha sözümü bitirmedim! Biz tam otuz milyon değil miyiz!”

“Hayır, değiliz! Biz on beş milyonuz. Erkekleri de insandan mı sayıyorsun!”

“Evet on beş milyon! Bunun yarısı çocuk. Şu halde kuracağımız partinin tam yedi buçuk milyon tabii üyesi var demektir. Bu yedi buçuk milyon kadın er geç bize oy verecek! Soruyorum size, biz dururken ana muhalefet partisi diye bir parti olabilir mi?”

“Olamaaaz! Ana parti biziz; tüzüğümüzün hemen ana hatlarını çizerek, anayasada biz de yerimizi alalım. Teşkilatımızı Anadolu’da genişleterek anaların neler doğurduğunu gösterelim!”

Beyoğlu delegesi Günseli parmak kaldırdı:

“Partimizin adı ne olacak arkadaşlar?”

“Partimizin adı mı? Türkiye Kadınlar Partisi... Nasıl?”

“Eksik! Hiç modayı izlemiyorsunuz. Soruyorum size, bu yılın sonbahar modası ne?”

Şişli delegesi cevap verdi:

“Ekose biyeler çok moda... Grogren süsler de öyle... Siyah yünlüler üstüne beyaz kürk yakalar... Beyaz eldivenler... Siyah şapka üstüne beyaz tüller. ..”

“Daha?”

“İskarpinler yine sivri, ökçeler daha kısa... Beyaz, siyah podösüetten...”

“Hayır, kadındaşlarım! Bu yılın modası sosyalleşmek!”

“Doğru! Bravo! (Biz de sosyalleşelim sesleri, alkışlar. ..)

“Nasıl sosyalleşelim!”

“Giyimde sosyal, yemede İçmede sosyal... Yaşamda sosyal. .. ”

“Çalışmada sosyal!”

“Yoook, kadındaşlar! Biz onu erkeklere bırakacağız! Bu kadarcık hürriyeti olsun çok görmeyelim onlara! Şu halde partimizin adı: Türkiye Sosyal Kadınlar Partisi... Nasıl?”

“Çooook güzel!”

“Kabul mü?”

“Kabuuul!”

“Yaşasın Türkiye Sosyal Kadınlar Partisi!”

Üsküdar delegesi kalktı ayağa:

“Partimizin adını bulduk. Şimdi gelelim bayrağımıza ... Sarı atlas üzerine...”

“Hayır, naylon olsun! Sarı naylon!”

“Niçin sarı oluyormuş? Siyah olsun! Bu sene sarı hiç moda değil.”

“Hayır siyah da olmaz. Siyah renk kara çarşafı hatırlatıyor. Biz gerici değiliz. Gericilerin aramızda yeri yok! Erkeklerimizin bile gerici olmasına göz yumamayız!”

“Yeşil olsun!”

“Ben size bir şey diyeyim mi? Bu iş zevk meselesi! Herkes canının çektiği renkten yapsın bayrağını. İsteyen yeşil bayrak açsın, isteyen pembe bayrak! Canı beyazı çeken beyaz bayrak da açabilir!”

“Haaayır! Teslim olmak yok arkadaşlar!”

“Yani demek istiyorum ki... Renk serbest! Asıl mesele... Sembol olarak ne kullanacağız?”

“Yani maskot demek istiyorsun!”

“Bir çift çarık!”

“Geeç... Bu yılın modası çizmeyle bot!”

“Manalı bir şey olsun! Mesela bir çift terlik. Ya da maşa!”

“Oklava... Bayrağın ortasına çaprazlama bir çift oklava... Ha? Nasıl!”

“Çok alaturka! Cop koysak?”

“Hayır süpürge! Süpürge, tavan süpürgesi!”

“Canım bırakın bu döküntü ev eşyalarını ...” “Buzdolabı olsun!”

“Çamaşır makinesi!”

“Bırakın diyorum bunları! Bir türlü mutfaktan kurtulamıyorsunuz. Bizim gayemiz, kadını evin dar çerçevesinden kurtarıp toplumun kucağına atmak!”

“Ooo! Evet... Kucak isteriz!”

“Yani, demek istiyorum ki kadını sosyal alana atmalı!”

“Atmalı mı! Hele biraz yavaş ol!”

“Hala mı yavaştan alacağız?”

“Öyleyse bir Kadillak!”

“Bir de deniz motoru!”

“Kabul!”

“Sayın kadındaşlar! Şunu unutmayın ki en azdan beş milyon kadın bugün kara çarşaf içinde!” “Bayrağımıza bir bikini ya da bir sutyen!”

“Tamam! Sutyen!”

“Oldu!”

“Kabul... Şimdi gelelim sloganımıza!”

“Evet, gelelim sloganımıza! Baskıya paydos! Ezildiğimiz yeter!”

“Buldum!”

“Söyle!”

“Türk kadınları!”

“Devam!”

“Birleşiniz! Bu işte kocalarınızdan gayri kaybedeceğiniz bir şey yoktur!”

“Var!”

“Söyle!”

“Aşıklarımız!”

“Şimdi gelelim tüzüğümüze!”

“Biz tüzük müzük istemeyiz. İhtiyacımız yok!”

“Ondan da isteriz! Neden istemiyormuşuz!”

“İlk maddesi. Merkezimizin yeri!”

“Evet! Merkezimiz nerde olsun?”

“Beyoğlu!”

“Olmaz! Çok azınlık!”

“Taşlıtarla?”

“Çok çoğunluk!”

“Şişli!”

“Çok sosyetik!”

“Edirnekapı?”

“Çok kenar!”

“Eyüp?”

“Çok geri!”

“Kumkapı?”

“Çok sapa!”

“Ahırkapı?”

“Erkeklerin olsun!”

“Adalar?”

“Çok uzak!”

“Karagümrük?”

“Olmaz! Karayı kapıdan sokmayacağız dedik ya! Ortalama bir yer olsun!”

“Ortaköy!”

“Olmaz!”

“Neden olmazmış? Köy kalkınmasından yana değil miyiz! Ortaköy olmazsa Kadıköy, Erenköy olsun!” “Daha olmazsa Feriköy... Hasköy...”

“Bebek! Beşiktaş!”

“Bebek istemiyoruz! Doğumun kontrolünü istiyoruz! Ne beşik ne salıncak!”

“Harem!”

“Hala mı harem!”

“Kilyos olsun!”

“Kilyos’u isteyenler!”

Arabası olanlar ojeli parmaklarını kaldırdı. Olmayanlar atıldılar üzerlerine:

“istemiyoruz! Kilyos’u istemiyoruz!”

Arka sıralardan kalkan arabasızlar ateş püskürüyorlardı:

“Sizi gidi Kadillaklar sizi! Kilyos haaa! Vurun! ” Kavga kızışmıştı.

“Erkekler! Erkekler!” diye bağırmaya başladı altta kalanlar.

“Ne duruyorsunuz! Birbirimizi yiyoruz burda! Yetişin!”

“Cankurtaran yok muuu!”

Salona dolan erkekler, saç saça, baş başa gelen particileri zor ayırdılar... Yaralıları, sinirleri bozulanları kollarının arasına alıp, tatlı sözlerle yatak odalarına kadar götürüp yatırdılar.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült