Hikaye

 

 

Soluğu Yitirmek

Edgar Allan Poe



"KARAORMAN"IN

NE İÇİNDEN NE DIŞINDAN BİR MASAL

Ey soluk alma, vb. BERBERİ ŞARKILARI

En dile düşmüş kötü talihen inatçı kentin, sürekli tetikte duran düşmana teslim oluşu gibi felsefenin yorulmak bilmez cesaretine eninde sonunda teslim olacaktır. Salmanezer, kutsal yazılarda gördüğümüz kadarıyla, Samarya’nın karşısında üç yıl direndi, yine de düştü. Sardanapalus Diodorus’a bakınız Ninova'da yedi yıl dayandı, ama boşuna. Truva, ikinci Lustrum'un1 sonunda son nefesini verdi ve Azoth, Aristaeus gibi bir centilmenin şerefi üzerine yemin ettiği gibi, bir yüzyılın beşte biri kadar süreyle kuşatma altında kaldıktan sonra, kapılarını Psammittikus'a açtı. *

“Seni sefil!seni şirret!seni aksi!” dedim karıma düğünümüzün ertesi sabahı, “seni cadaloz!acuze!ne oldum delisi!günahkar! utanmaz arlanmaz, yani iğrençsin!sensen” burda ayak parmaklarımın üstünde yükselip, onun boğazına yapıştım ve ağzımı kulağına yaklaştırdım. Ağızdan çıksa, onu değersiz olduğuna inandıracak, boşa gitmeyecek, yeni ve daha kesin hakaret sıfatlarına girişmeye hazırlanmıştım ki, son derece dehşet ve korkuyla, soluksuz kaldığımı keşfettim.

Eski Roma’da beş yılda bir yapılan nüfus sayımı, beş yıllık süre.

“Soluğum kesildi," “Soluksuz kaldım, vb. sözler günlük konuşmada öyle sık kullanılır ki, hiçbir zaman sözünü ettiğim korkunç kazanın bana fide[1] gerçeklen başıma geleceği aklıma gelmezdi! Düşünün yani sizin de başınıza gelse benim şaşkınlığımı dehşetimi üzüntümü bir düşünün!

Bununla birlikte, beni hiçbir zaman tamamıyla terk etmeyen iyi bir yeteneğim vardı. İdaresi en zor huysuzluklarımda edep duyusunu yine de elden bırakmıyordum, etle ehemin des passions me conduit Lord Edouard'ın “julie"de, onu Il la philosophie yaptığını söylediği gibi.

Olayın beni ne ölçüde etkilediğini başta tam olarak anlayamadıysam da, ilerdeki yaşantım başıma gelen bu işitilmedik felaketimin derecesini bana gösterene dek, ne olursa olsun konuyu karımdan gizlemeye karar verdim. Bu nedenle, anında, şişmiş ve çarpılmış görünüşünden. bir anda çapkın ve cilveli yumuşaklığın bir ifadesine bürünen yüzümle, tek laf etmeksizin, hanımımın bir yanağını sıvazladım, diğerine de bir öpücük kondurdum. (Furia'lar, yapamazdım), ben bir pas de zephyr[2] ile ayak parmaklarımın üstünde dönüp odadan çıkarken karımı tuhaf tavrıma şaşakalmış bıraktım.

Ve özel boudoir'ımda güven içinde oturmuş buldum kendimi, huysuzluk peşinden gelen kötü sonuçların korku dolu örneği ölülerin nitelikleriyle canlı canlıların yaşam istekleriyle ölü yeryüzünde bir garabet çok sakin, ama soluksuz.

Evet! soluksuz. Soluğumun hepten kesilmiş olduğunu ileri sürerken ciddiyim. Hayatım söz konusu olsa, bir tüyü bile kıpırdatamazdım veya bir aynanın yüzeyini bile lekeleyemezdim. Kötü talih!yine de telaşımın ilk kahredici galeyanında biraz hafifleme vardı. Deneyince, tamamıyla kaybettiğim sonucuna vardığım karımla konuşmayı sürdürme yeteneğimin gerçekte yalnızca kısmen engellenmiş olduğunu anladım ve bu ilginç kriz sırasında, sesimi gırtlağımın derinlerine hapsetmiş olsaydım, hala ona duygularımı iletmeyi sürdürebilirdim. Bu (gırtlaktaki) ses düşüşünün soluk alıp verişten değil, ama boğaz kaslarının belli bir kasılmasından ileri geldiğini keşfettim.

Kendimi bir sandalyeye atıp, bir süre derin düşünme halinde kaldım. Düşüncelerim, elbette, hiç de avutucu türden değildi. Bir sürü bulanık ve göz yaşartıcı kuruntu ruhumu ele geçirmişti ve hatta intihar düşüncesi beynimde çırpınıp duruyordu ama uzakta ve iki anlamlı olan için, ortada ve hazır olanı reddetmek insan doğasının sapkın bir özelliğidir. Ben, gaddarlıkların en kararlı biçimi olan kendini öldürme düşüncesiyle soğuk terler dökerken, tekir kedi kilimin üstünde yoğun biçimde mırlıyor ve koca köpek masanın altında sürekli hırıldıyordu, akciğerlerinin güçlenmesi için çok yararlı olan bu eylem her ikisinin de hoşuna gidiyordu ve açıkça bütün bunlar benim akciğer yetersizliğimle alay etmek için yapılıyordu.

Belirsiz umutlar ve korkular yumağıyla bunalmış bir durumdayken merdivenlerden inen karımın ayak seslerini duydum. Şimdi onun yokluğundan emin olarak, kuş gibi çırpınan bir yürekle felaketimle baş başa kaldım.

Kapıyı içerden dikkatle kilitleyip hummalı bir araştırmaya giriştim. Araştırmamın yitik nesnesi karanlık bir köşeye gizlenmiş ya da bir bölmeye veya bir çekmeceye sinmiş olabilir diye düşünmüştüm.

Buharlaşmış da elle tutulur bir biçimde de olabilirdi. Çoğu filozof, felsefenin pek çok noktasında, hala felsefeden fazlasıyla uzaklar. Bununla birlikte, William Godwin “Mandeville”sinde, “Tek gerçeklik görülmeyen şeylerdir,” der ve bunun doğruluğunu herkes kabul edecektir. Bu tür beyanları aşırı derecede saçmalıkla suçlamadan önce, sağduyulu okurun bir' an durmasını beklerim. Anaksagoras, anımsanacaktır, karın siyah olduğunu iddia etmişti ' ve ben çoktan beridir konunun bu olduğunu anladım.

Araştırmamı istekli ve ciddi bir biçimde sürdürdüm: ancak ısrarımın ve gayretimin sefil karşılığının yalnızca bir takma diş takımı, iki çift kuşburnu, bir kopça ve Bay Windenough'dan karıma bir demet billetdoux' olduğu kanıtlandı. Burada şunu da belirtmeliyim ki karımın Bay W.'a olan eğiliminin belgeleri beni biraz rahatsız etti. Bayan Lackobreath'in2 bana hiç de benzemeyen birine hayranlık duyması doğal ve kaçınılmaz bir kötülüktü. Ben, herkesin bildiği gibi, gürbüz ve şişko görünüşlüyüm ve aynı zamanda biraz ufak tefeğim. O halde bu tanışımın çıta gibi inceliğinin ve atasözü haline gelmiş uzun boyunun, Bayan Lackobreath'in gözünde saygın bir yere gelmesinde şaşılacak bir yan yok. Ama biz işimize dönelim.

Çabalarım, önce de söylediğim gibi, sonuç vermedi. Bölme üstüne bölme çekmece üstüne çekmece köşe bucak yararsızca tek tek araştırıldı. Bir elbise kutusunun altını üstüne getirirken, kazayla Grandjean Melekotu Yağı şişesini kırdım hoş bir parfüm olduğundan dolayı tavsiye etmeme izin verin.

(Fr.) Aşk mektubu. Soluksuz.

Kederli bir yürekle boudoir'üme döndüm ülkeden ayrılmamdan önce hazırlıklarımı yapabilene kadar, karım anlamadan nasıl sıvışacağımın yolu üstüne düşünüp taşındım orada, çünkü buna çoktan karar vermiştim. Yabancı bir iklimde, tanınmadan, bir ihtimal başarıyla, uğursuz felaketimi gizlemeye çalışabilirdim çoğunluğun ilgisini uzaklaştırırken, erdemli ve mutlu olanların pek yerinde öfkesini bu sefilin üstüne çekecek, dilencilikten de daha kötü bir felaket. Daha fazla tereddüt etmedim. Doğuştan aceleci olduğumdan, “Metamora" trajedisinin hepsini ezberlemeye karar verdim. Şansıma, bu oyunun vurgulamalarını ya da en azından kahramanın payına düşen bölümlerini anımsadım, kendimi yetersiz gördüğüm ses tonları bütünüyle gereksizdi ve o derin gırtlaktan çıkan seslere baştan sona tekdüzeliğin egemen olması bekleniyordu.

Sıkça gidilen bir bataklığın kıyılarında alıştırma yaptım bir süre;burada, buna karşın, Demosthenes'in benzer uygulamasıyla bir ilişki yoktur, tasarı, özelliği bakımından ve vicdani olarak kendime . aittir. Böylelikle her açıdan donanmış olarak, karımı sahne için ani bir tutkuyla yanıp tutuştuğuma inandırmaya karar verdim. Bu konuda bir mucize gerçekleşirdim ve her soru veya anıştırmaya, trajediden kimi pasajlarla, en kurbağamsı ve kasvetli tonlarla yanıt verme özgürlüğünü kazandım herhangi bir parça, çok geçmeden büyük haz alır olduğum gibi, herhangi özel bir konuya eşit derecede gayet iyi uygulanabiliyordu. Sanıldığı gibi olmadı yine de dişlerimi göstermek dizlerimi oynatmak ayaklarımı sürümek ya da günümüzde popüler bir oyuncunun nitelikleri sayılan bütün o sözü edilmez görkem, böyle pasajların söyleniş tarzına şöyle bir göz ucuyla bakmamla bana yetersiz geldi. Elbette, beni deli gömleğinin içine sokmaktan söz ediyorlardı ama, Tanrı'ya şükür! soluğumu yitirdiğimden bir an olsun kuşkulanmıyorlardı.

Sonunda işlerimi yoluna koyup, tanıdıklarıma karşı anlaşılır kılmak için o kentten hemen gitmemi gerektiren son derece önemli meseleyi bahane ederek bir sabah çok erken bir vakitte —'a giden posta arabasında yerimi aldım.

Fayton tıka basa doluydu, ama alacakaranlıkta yol arkadaşlarımın yüzleri seçilemiyordu. Hiçbir direniş göstermeksizin, kendimi iri yarı iki beyefendinin arasında sıkışmış halde buldum, bu sırada, daha iri olan bir üçüncü, almak üzere olduğu yer için özür dileyerek, kendini bütün ağırlığıyla benim üzerime yıkıp, anında uykuya daldı, Phalaris'in boğasının kükremelerini gölgede bırakan bir horlamayla boğazımdan çıkacak yardım çağrılarını bastırdı. Şansıma, solunumumla ilgili yeteneklerimin durumu, kazayla boğulmamı tümüyle olanaksız kılıyordu.

Bununla birlikte, kentin varoşlarına yaklaşmamızla gün giderek ağarırken, işkencecim doğruldu, gömlek yakasını düzeltti ve bana inceliğim için dostça bir tavırla teşekkür etti. Hareketsiz kaldığımı görünce, (bütün uzuvlarım yerlerinden çıkmış ve başım bir yana düşmüştü) telaşa kapıldı ve kalan yolcuları uyandırıp, gece boyunca canlı ve saygıdeğer bir yolcu yerine ölü bir adama dokundukları fikrini çok kesin bir dille açıkladı; doğruluğunu kanıtlamak için de sağ gözüme bir fiske attı.

Bunun üzerine hepsi, sırayla (dokuz yolcu vardı), kulağımı çekmeyi görevleri bildiler. Genç, pratisyen bir hekim, üstüne üstlük, ağzıma bir cep aynası tuttu, soluğumun kesilmiş olduğunu gördü, sorgucumun iddiası gerçek bir bedeli ortaya koyuyordu; orada bulunanların hepsi gelecekte böyle haksızlıklara katlanmama ve şimdi de böyle cesetlerle yola devam etmeme konusunda bir kararlılık sergiliyorlardı.

Aracın sol arka tekerleğinin altında kalıp kırılan kollarımdan başkaca bir kazaya uğramadan (posta arabasının geçerken rastladığı olan) “Karga” yazılı tabelada dışarı atıldığım için buradaydım işte. Bu arada en ağır sandığımı ardımdan fırlatmayı unutmayan sürücünün hakkını yememeliyim, ne yazık ki, başıma düşmesiyle, kafatasım bir bakıma ilginç ve olağandışı bir biçimde kırıldı.

Konuksever bir adam olan “Karga”nın sahibi, sandığımın benden gelebilecek herhangi bir zararı karşılamaya yeteceğini görünce, tanıdığı bir cerrahı hemen gönderdi ve on dolarlık bir reçete ve faturayla beni onun ellerine bıraktı.

Beni satın alan adam dairesine götürdü ve hemen operasyonlara girişti. Ne var ki kulaklarımı kestiğinde canlılık belirtileri buldu. Şimdi bir şeyler hatırlamış ve acilen danışmak için yakındaki bir eczacıyı çağırtmıştı. Varlığımla ilgili kuşkularını doğrulamak için, bu arada, karnımda bir yarık açtı ve özel olarak incelemek üzere iç organlarımın birkaçını ayırdı.

Eczacı gerçekten ölmüş olduğum kanısındaydı. Bu görüşü yalanlamak için, bütün gücümle ileriye atıldım, debelendim, en şiddetli biçimde kıvranıp durdum çünkü cerrahın operasyonları, bir ölçüde, yeteneklerimi kazanmamı sağlamıştı. Hepsi, bununla beraber, gerçekten bilgili bir adam olan eczacının yeni bir bataryayı denemesinden başka sonuç vermedi ve yaptığı türlü garip deneylere, onları yerine getirmedeki kişisel payımdan dolayı, derinden ilgi göstermemezlik edemedim. Benim için bu küçük düşme nedeniydi yine de, bir iki konuşma girişiminde bulundum, konuşma gücümü öylesine yitirmiştim ki, ağzımı bile açamıyordum, kimi ustalıklı yanıtlar vermekten geçtim, başka koşullar altında önemsiz Hipokratçı patoloji bilgimin hayali kuramları bana hazır bir tekzip oluşturmaktaydı.

Bir sonuca varamayan pratisyenler daha başka incelemelerde bulunmak üzere beni bıraktılar. Tavan arasındaki bir odaya çıkarılmıştım, cerrahın karısı beni çorapların, çekmecelerin arasına yerleştirdi, cerrah ellerimi bağladı ve bir mendille ağzımı da bağlayıp kapattı sonra akşam yemeği için acele ederken kapıyı dışardan sürgüleyip beni düşünmeye ve sessizliğe terk etti.

Ağzım mendille kapatılmışken konuşamamaktan duyduğum aşırı sevinci şimdi keşfetmiştim. Bu düşünceyle kendimi avutup, uykuya geçmeden önce adetim olduğu üzre “Her Yerde Hazır ve Nazır Tanrının kimi bölümlerini içimden tekrarlıyordum ki, açgözlü ve ağzı bozuk iki kedi duvardaki bir delikten içeri girip, a la Catalani bir kurumla sıçradılar ve yüzümün iki yanına inip değersiz burnum için arsız bir mücadeleye giriştiler.

Ama, Pers krallığının Mecusi Rahibi veya Mige Kuş'u Keyhüsrev'in kulaklarını yitirmesinin tahta çıkmasının yolu olması ve burnunu kesip Babil’in hakimi Zopyrus'a vermesi gibi, benim de yüzümün birkaç gramını yitirmem gövdemin kurtuluşunun yolu olabilirdi. Acıyla silkinip, öfkeden tutuşan tek bir çabayla, kancaları ve sargıları kopardım. Yavaşça odanın karşı tarafına geçip hasımlarıma yukarıdan bir bakış fırlattım ve aşırı korku ve hayal kırıklıklarının önünde pencereyi açıp, kendimi büyük bir ustalıkla, aşağı bıraktım.

Kendisine garip bir biçimde benzediğim posta arabası soyguncusu W., bu sırada şehir hapishanesinden alınmış, idamı için şehir dışına kurulan darağacına götürülüyordu. Aşırı zayıflığı ve uzun süredir bozuk olan sağlığı kelepçesiz götürülmesi ayrıcalığını sağlamıştı ona ve benimkiyle hemen hemen aynı olan darağacı giysilerini giymiş, uyuklayan sürücü ve sarhoş iki acemi askerden başka muhafız olmaksızın (kendimi bıraktığım anda operatörün pencerelerinin altında olan) celladın at arabasının dibinde boylu boyunca yatıyordu.

Kötü bir raslantı eseri olarak, arabanın içine ayaklarımın üstüne düştüm. Kurnaz bir adam olan W— fırsatı değerlendirdi. Hemen ayağa fırlayıp kendisini arabadan dışarı attı, sürgüyü ardından kapattı, dar bir sokağa dalıp çarçabuk gözden kayboldu. Koşuşturmadan telaşlanan askerler, işin aslını kesinlikle anlayamadılar. Yine de, suçlunun kusursuz kopyası olan bir adamı görünce, gözlerinin önünde arabada dikilen bu aşağılığın (yani W—’nin) kaçmak istediğini sandılar (kendilerine böyle açıkladılar,) ve bu görüşü birbirlerine anlatıp, birer yudum içtiler, sonra da tüfeklerinin dipçikleriyle beni yere serdiler.

Çok geçmeden varacağımız yere ulaşmıştık. Elbette beni savunmak adına söylenecek söz yoktu. Asılmak kaçınılmaz yazgımdı. Yarı alık yarı acılı bir duyguyla boyun eğdim. Hiç de kinik değilken, bir köpeğin tüm duygularına sahiptim. Cellat, yine de, ilmeği boynuma geçirdi. Kapak açıldı.

Darağacındaki duygularımı anlatmaktan çekinirim; burada, kuşkusuz, yaşamış biri olarak konuşabilirsem de hakkıyla anlatılamamış bir konudur. İşin doğrusu, böyle bir konuda yazmak için asılmış olmak gerekir. Her yazar, kendini yalnızca deneyim sahibi olduğu konularla sınırlı tutmalıdır. Mark Anthony sarhoşluk üstüne incelemesini böyle yazmıştır.

Dolayısıyla ölmediğim ölümden söz edebilirim. Gövdem asılmıştı, ama kesilecek soluğum yoktu, ama sol kulağımın altındaki (askeri kundak duygusu veren) düğümden biraz rahatsızlık duydum diyebilirim. Kapağın düşmesinin boynuma verdiği gerginliğe gelince, bu posta arabasındaki şişman beyin neden olduğu çarpılmanın düzelmesine yaramıştı yalnızca.

Geçerli nedenlerle, yine de, kalabalığın sıkıntılarına değmesi için elimden gelenin en iyisini yaptım. Kakmalarım olağanüstü bulundu. Kasılmalarım dayanılır gibi değildi. Halk tekrarını istiyordu. Birkaç beyefendi bayıldı ve birçok hanımefendi isteri nöbetleri içinde eve götürüldü. Pinxit, hayranlık verici "Marsyas'ın derisinin canlı canlı yüzülüşü” adlı tablosunu, olay yerinde yaptığı bir taslakla, rötuşlama fırsatını buldu.

Halkı yeterince eğlendirdikten sonra, gövdemi darağacından kaldırmanın uygun olacağı düşünüldü,bu tam da gerçek suçlunun yakalandığı ve itiraf ettiği anda olmuştu, bundan habersiz olmam son derece şanssız bir durumdu.

Herkes halime acıdı ve cesedim üstünde kimse hak iddia etmediği için, kimsesizler mezarlığına gömülmem emredilmişti.

İşte, bir süre sonra, mezara kondum. Zangoç ayrıldı ve yapayalnız kaldım. Marston’ın “Doyumsuz”undan bir dize

Glum iyi biridir, kapısı herkese açıktır düpedüz bir yalan gibi geldi bana.

Boşverdim yine de, zangoç tabutumu kapattı ve çıktı. Mekan fena halde kasvetli ve nemliydi ve ennui[3] beni boğmaya başlamıştı. Oyalanmak için, sıra sıra dizilmiş sayısız tabuta doğru yavaş yavaş ilerledim. Birer birer kaldırıp kapaklarını zorla açtım, içlerindeki ölümlülük üstüne spekülasyonlar düzmekle meşgul oldum.

“Bu," kendi kendime konuşuyordum, gösterişli, şişmiş ve toparlak bir cesedin üzerinden atlarken bu, kuşkusuz, kelimenin tam anlamıyla, mutsuz şanssız bir adamdı. Korkunç talihi yolunda gitmemiş, sendelemiş bir insan gibi değil, fil gibi bir adam gibi değil, gergedan gibi geçirmiş ömrünü.

“Girişimleri hiç sonuç vermemiş ve dönüp duran işleri tam başarısızlık olmuş. Öne bir adım atınca, iki adım sağa, üç adım sola atmak onun talihsizliğidir. Çalışmaları Crabbe'ın şiiriyle sınırlı kalmıştır. Bir pirouette' mucizesine ilişkin hiçbir fikri olamamıştır. Ona göre pas de papillon[4] soyut bir kavramdır. Bir dağ doruğuna asla çıkmamıştır. Bir metropolin ihtişamına bir çan kulesinden hiç bakmamıştır. Sıcak onun amansız düşmanı olmuştur. Yazın en yakıcı günlerini bir köpek gibi geçirmiştir. ' O günlerde dağ üstüne dağ Pelion üstüne Ossa, alevler ve boğulma düşleri görmüştür."[5] Soluksuz kalmıştır sözcüğün tam anlamıyla, soluksuz kalmıştır. Rüzgar aletlerinden yararlanmayı abartılı bulmuştur. Kendi kendine dönen pervaneler, rüzgar yelkenlileri ve vantilatörlerin mucidiydi o. Körük yapımcısı Du Pont'un hamisiydi ve bir puro içme girişimi sırasında feci şekilde ölmüştü. İçtenlikle yakınlık duyduğumçok ilgimi çeken bir vakaydı.

“Ama işte,”dedim“işte"ve sıska, uzun, garip görünümlü bir bedeni kılıfından haince çektim, dikkat çekici görüntüsü tatsız bir tanıdıklık duygusuyla çarpmıştı beni“işte hiçbir acımayı hak etmemiş sefil biri." Böyle diyerek, deneğimi başka açıdan görmek için, baş ve işaret parmaklarımla burnundan tuttum ve onu yerde oturur konuma getirdim, kolum boyunca onu böyle tutarak, kendi kendime konuşmamı sürdürdüm.

“Hiçbir acımayı,” diye yineledim, “hak etmemiş. Kim sahiden bir gölgeye merhamet etmeyi düşünür ki? Üstelik, ölümlülüğün nimetlerinden payını almamış mı? O, uzun anıtların kısa kulelerin ışıklı yolların kara kavakların yaratıcısıydı. “Karaltılar ve Gölgeler” üzerine incelemesi onu ölümsüzleştirdi. “Kemikler Üstünde Güney”in son baskısını üstün yeteneğiyle yayımladı. Koleje erken gitti ve hava ve gaz mekaniği öğrenimi gördü. Sonra eve döndü, durmaksızın konuştu ve Fransız kornosu çaldı. Gaydayı hor görürdü. Zaman'a karşı çıkan Kaptan Barclay ona karşı çıkamazdı. Windham ve Allbreath [6] gözde yazarları gözde sanatçısı Phiz'di. Gaz solurken şanına yaraşır bir biçimde öldü evique flatu corrumpitur, Hiorenimus'daki fama pudicitice gibi.# Kuşkusuz, o, bir”

"Nasıl nasıl" çenesindeki sargıyı, umarsız bir çabayla, soluk soluğa yırtarak eleştirilerimin nesnesi sözümü kesti“Bay Lackobreath, burnumu böyle sıkıştıracak kadar nasıl şeytanca zalim olabiliyorsunuz? Görmediniz mi ağzımı nasıl bağladılar ve bilmelisiniz bir şey biliyorsanız ne denli bol soluk vermem gerektiğini! Bilmiyorsanız, yine de, oturun size göstereyim benim durumumda birinin ağzını açabilmesi ayrıntıya girebilmesi sizin gibi, bir beyefendinin sözünü her cümlede kesmeyi kendine yakıştıramayan birisine açılabilmesi, gerçekten büyük bir rahatlamadır. Sözün kesilmesi can sıkıcı ve kesinlikle kaldırılmalı sizde öyle düşünmüyor musunuz?yanıt yok, rica ederim,aynı anda konuşmak için tek kişi yeterli çok sürmez, sonra sizde başlayabilirsiniz.Hangi şeytan, beyefendi, sizi bu yere getirdi?tek sözcük yok yalvarırım size burada kendi kendimle olmak dehşetli bir kaza!bunu işitmek, sanırım felaket bir bela!pencerelerinizin altında gezinen kısa bir süre öncesizin oyunculuk hevesine kapıldığınız sıra korkunç bir olay!“soluğunu tutan birini” işitmek? size dilinizi tutun diyorum!ben birininkini yakaladım!her zaman bana çok yakın olan sokağın köşesinde Blab'la karşılaştığımda tek laf etme fırsatı verilmedi bana ağzımdan tek hece çıkamadı sara nöbetleriyle, durmaksızın sarsıldım Blab, kaçtı tüm salaklara lanet olsun! beni ölü saydılar ve buraya koydular oh ne ala! benim hakkımda söylediklerinizin hepsini işittim her kelimesi yalan dehşet verici!inanılmaz!rezalet!iğrenç!akıl almaz! vesairevesairevesairevesaire”

Böylesine beklenmedik bir konuşma karşısındaki şaşkınlığımın kavranılması olanaksız ya da (çok geçmeden komşum Windenough olduğunu anladığım) beyefendinin şans eseri yakaladığı soluğun, gerçekte, benim karımla konuşurken yitirdiğim soluk olduğuna yavaş yavaş emin olmamdan duyduğum sevinci anlamanız olanaksız. Zaman, yer ve koşullar, bunu bir sorun olmaktan çıkarmıştı. Bununla birlikte, Bay W.'nin hortumunu hemencecik bırakmadım en azından Lombardi karakavaklarının yaralı cismin benim iyiliğim için yaptığı açıklamalarla geçen uzun zaman boyunca.

Bu açıdan, benim yapımda hep baskın kalmış, o bildik sağduyudan etkilenmiştim. Korunma yolumda hala birçok güçlüğün olabileceğini düşündüm, yalnızca aşırı gayretimle bunu halledebilirdim. Çoğu insan, diye düşündüm, sahip oldukları malları başkalarının elde etmesi veya kendileri tarafından terk edilmesinden çıkan yararla doğru orantılı olarak, ne kadar sıkıntı veya huzursuzluk verici olsa da o zaman sahip olmanın değeri kalmasa da hesaplamaya yatkındır. Bay Windenough için de durum böyle olamaz mıydı? O anda başından atmaya o kadar istekli olduğu soluğu için gösterdiği endişe karşısında, kendimi, onu zorla ele geçirme hırsına bırakamaz mıydım? Bu dünyada, bir iç çekişle anımsadım, kapı komşusuna karşı bile haksız fırsatları kullanmakta duraksamayacak alçaklar var ve (bu söz Epiktetus'dan) o an, insanların kendi felaketlerinin ağırlığından kurtulmayı en çok istedikleri, onlardan başkalarını kurtarmakta en az istek duydukları andır kesinlikle.

Buna benzer şeyleri düşünerek ve Bay W.'nin burnunu tutmayı sürdürerek, aynı zamanda, uygun bir karşılık hazırlamak için düşündüm.

“Canavar!” diye söze girdim derin bir öfke tonlamasıyla, “canavar, çifte soluklu geri zekalı!:atı alinizin günahları nedeniyle çifte solukla lanetlenmesi cenneti hoşnut etti mi bana bak, eski bir tanışın samimi diliyle bana hitap etmeye mi cüret ediyorsun?‘Yalan söylüyorum, cidden1.' ve ‘dilimi tutuyorum,' ‘emin ol' gerçekten güzel bir sohbet, tek soluklu bir beyefendi için!bu kadar haklı nedenlerle acı çektiğin felaketten seni kurtarmaya mutsuz soluğunun fazlalığını azaltmaya gücüm varken bütün bunlar.”

Bay Windenough’un, bir kasırga gibi, beni hemencecik bastırmasıyla, Brutüs gibi, bir yanıt bekleyerek sustum itiraz üstüne itiraz geldi ve özür üstüne özür. Boyun eğmeye razı olmadığı hiçbir koşul ve yararlanmayacağım hiçbir fırsat yoktu.

Ön hazırlıklar sonunda tamamlandı, tanışım bana soluğu verdi; (dikkatle gözden geçirerek) sonradan ona makbuz kestim.

Bu kadar anlaşılmaz bir nakilden, fazlasıyla gelişigüzel bir biçimde söz ettiğim için birçokları tarafından suçlanabileceğimin farkındayım. Fiziksel felsefenin hayli ilginç bir dalına çok yeni ışıklar tutacak olan ve bu çok doğrudur bu olayın ayrıntılarına en ince noktasına kadar girmem gerektiği de düşünülebilir.

Bütün bunlara ne yazık ki yanıt veremiyorum. Verebileceğim tek yanıt bir ipucudur. Koşullar çok hassastı ve yineliyorum, böyle hassas bir olayda olabildiğince azını söylemeyi düşünmek sanırım daha güvenli ve bir üçüncü kişinin çıkarlarının söz konusu olduğu bir durumda, onun parlayan öfkesinin hedefi olmaya, şu anda en ufak bir isteğim yok.

Bu gerekli düzeltmeden sonra mezar zindanlarından kaçma konusunda zaman yitirmedik. Dirilmiş seslerimizin birleşik gücü çok geçmeden yeterince anlaşılır hale gelmişti. Whig'in editörü Scissors, “yeraltı seslerinin kökeni ve yapısı" üzerine bir incelemeyi yeniden yayımladı. Bir Demokratik Gazete'nin sütunlarında cevabın cevabını çürütme ve haklı çıkarma çıktı peşinden. Tanışma, mahzenin açılmasına değin sürdü, Bay Windenough'un ve benim görünüşüm iki tarafın da kesinlikle yanıldığını kanıtladı.

Görülemeyen, hissedilemeyen, ne de tam olarak kavranılamayan felaket oklarına karşı sağlam ve hazır bir kalkan olan bu karışık felsefenin yararlarına okuyucunun dikkatini yeniden çekmeden, her zaman olaylarla dolu bir yaşamdaki kimi çok garip bölümlerin bu ayrıntılarını bir yere bağlayamam. Kadim lbraniler arasındaki, Cennet'in kapılarının, sağlam ciğerler ve üstü örtülü güvenle “Amin!" nidasını haykıran günahkara ya da azize kaçınılmaz olarak açılacağına duyulan inançtaki bilgeliğin ruhu buydu. Atina’da büyük bir veba salgını olduğu, bunu yok etmek için yapılan her girişimin boşa çıktığı zaman, Epimenides'in, Laertius'un o filozofla ilgili ikinci kitabında anlattığı gibi, “uygun Tanrıya” adanmış bir tapınak ve kabrin dikilmesini öğütlediği zamanki bilgeliğin ruhu buydu.

 

[1]        (L.) lyi niyet.

[2]        (Fr.) Yumuşak ve tatlı bir nâzgâr adımıyla.

[3]         Can sıkıntısı, bunaltı.

[4]        (Fr.) Kelebek adımı.

Poe, yazın sıcak günleri anlamına gelen 'dog days' (=köpek günleri) deyimi ile sözcük oyunu yapıyor.

Yunanistan'da iki dağ. Mitolojiye göre, devler Olirnpos'a çıkmak için bu iki dağı üst üste koymuşlardı.

[5]        (Fr.) Tek ayak üstünde veya pannak ucunda dönmek

[6] Windham ve Allbreath, Poe’nun rüzgâr ve soluma çağnşımlan yapmak üzere türettiği adlardır.

Tenera res in Jeminisfama pudictiae, et quastiJlos pulcherrimus, cito ad leven marcessit auram, leviqueJlatu comnpitur, maxinıe, ete. -Hieronymus Ad Salvinam [Epist.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült