Hikaye

 

 

Sevgi Ve Toplum

İhsan Abdulkuddûs


Sevgi karanlıkta yaşamaz. Her zaman, ışığa doğru, özgürlüğe doğru, varlığını göstererek ilerler. Sevgi, sokakta yürümek isteyen, dükkanlara bakan, yüksek sesle kahkaha atan insan gibidir. O karanlıkta kalmaya ve gizli konuşmaya uzun süre dayanamaz.

Fakat sevgi ışığa çıkmaya çalıştığında toplumla karşılaşır... Toplum, acımasız ve tartışma imkanı tanımadan şartlar ve kanunlar ortaya koyan bir diktatördür... Toplum insanlara sokakta yürürken elbise giymelerini zorunlu kılar... Kahire toplumu İskenderiye toplumunun zorunlu kıldığı elbiseye karşı çıkar. İskenderiye’de sokağa mayo ile çıkabilirsin. Fakat Kahire’de tam takım elbise giymelisin... İskenderiye toplumunun bana, deniz kenarında mayo giymeme izin verdiği gibi, niçin Kahire toplumu bahçede mayo giymeme izin vermez... Hayır.!.. Yasak!... Hatta eğer, senin mutluluğun mayo giymene bağlı olsa bile... Senin mutluluğun toplumu ilgilendirmez... Onu bütün ilgilendiren, ona itaat edip büyük sürüden biri tıpkı koyunların arasındaki bir koyun gibi olmandır.. Sevgi de böyledir... Toplum sevgiye de dışarı çıkarken “evlilik” diye adlandırılan bir elbise giymesini zorunlu kılar... Evlilik seni mutlu ya da mutsuz etmiş, önemli değil... Önemli olan, toplumun içine kolunda bir kadınla çıkmak istediğin sürece evlenmendir... Toplum, milyonlarca mutsuz, münafık, günahkar evlileri hoş karşılar; sonra da milyonlarca mutlu, temiz ve samimi sevgililere diş biler... Niçin ey toplum?... Mantıksız!... Sebepsiz!... Sadece sultanın emirleri... Diktatörün emirleri...

Ve bu, sevgi ve toplumun arasında kaybolan çaresiz bir kadının hikayesidir...

19 yaşında evlendi... Evlenmeden önce iki yıl nişanlı kaldı... Kocası nişanlılık sırasında kibar, terbiyeli, tatlı dilli, mantıklı bir adamdı. Neredeyse onu bir gülümsemesi ile bulutların üzerine çıkarıyordu. Galiba o, kocasını sevmiyordu. Fakat, onunla evlenip, beraber yaşamayı istiyordu... Evlendikten sonra günler geçti... Sonra kocasında başka bir adamı keşfetmeye başladı. Karısıyla ilgilenmek için bir çaba sarf etmiyordu... Kibar ve terbiyeli olmak için gayret göstermiyordu... Üstelik karısına kendisini sevdirmeye de çalışmıyordu... Ona kendi malıymış gibi bakıyor ve onu ihmal etmesinin de hakkı olduğunu, onu hayatının bir köşesine fırlatıp atabileceğini düşünüyordu... Ondan bir şey istediğinde, sevgi adına, yardımlaşma adına, arkadaşlık adına değil, sadece kanunun verdiği hak adına, yani sözleşmede yazılanlar adına, evlilik adına istiyordu...

Kocasını, kendisine tam bir insan gibi, istediği zaman alıp, istediği zaman verme hakkına sahip özgür bir insan gibi davranmaya ikna etmek için uzun bir süre mücadele etti... Fakat hayır!... O tam bir insan değildi... Özgür değildi... Sadece bir eşti...

Aralarındaki anlaşmazlıklar çoğaldı... Hayat artık ağır, sıkıcı ve mutsuzdu. Ondan kaçmak onunla kalmaktan daha kolaydı...

Ve kaçtı...

Beş sene sonra, küçük kızıyla kaçtı...

Sadece adamdan kaçmadı, esas evlilikten, yani erkeğin hükmündeki düzenden ve kadını mülk yapan sistemden kaçtı...

Senelerce yalnız, kızıyla yaşadı... Hem de erkeksiz...

Nihayet, sevgiyle karşılaştı...

Bütün 30 senesiyle sevdi... Sevgiyle mutlu oldu... Sevgilisi kibar ve terbiyeliydi... Ona saygı gösteriyordu... Varlığına saygı gösteriyordu... Özgürlüğüne saygı gösteriyordu... Hatta, anlaşamadıkları ve kavga ettikleri zaman bile ona saygı gösteriyordu... Sevgilisi anlaşmazlık ve kavgaya rağmen, ona ve sevgisine özen gösteriyordu... Çünkü onun özgür bir kadın olduğunu biliyordu!..

Sevgisi karanlıkta kalmaya çalışıyor ve bunu kimse bilmiyordu. Görüşmeleri gizli, konuşmaları sessizdi. Fakat dayanamadı... Sevgisi sokağa çıkmak istiyordu. Sevgilisi ile elele tutuşup beraberce dükkanları gezmek istiyordu. Nil’in kenarında onunla beraber oturmak istiyordu. Ve Şibrid’de onunla dans etmek istiyordu... Ve... Sevgi ışığı görmek istiyordu. Yüksek sesle konuşmak istiyordu... Ve ışığa çıktı...

Sevgilisiyle elele tutuşup toplumla yüz yüze geldi... Toplum diş biledi... Haklarında dedikodu yapmaya başladı... Onları kabullenmeyi ve kalabalıkta o ikisine bir yer açmayı reddetti... Önemli değil... O, toplumdan ve bütün insanlardan uzak, sevgilisiyle yetinebilirdi...

Fakat sevgilisi dayanamadı... Toplumu razı edebilmek ve insanları susturabilmek için evlenme teklifi etti.

“Hayır” dedi...

Toplum “Bu kadın deli... Sevgilisinin evlilik teklifini reddedecek ve onunla sevgiyi yaşamakla yetinecek bir kadın düşünülemez” dedi.

Fakat o deli değildi... O mantığına güveniyordu... O, evlendiğinde sevgisinin başına geleceklerden korkuyordu... O varlığını kaybetmekten korkuyordu... O, özgürlüğünü sonra da koca olarak değil, bir sevgili olarak sevdiği, kendisine nazik ve terbiyeli davranan, onu önemseyen ve özleyen sevgilisini kaybetmekten korkuyordu...

Sonra evlenmeye ne gerek vardı ki?... Hiçbir şeyi eksik değildi... Fazla bir şey de istemiyordu. O sevgisiyle kimseye acı çektirmiyordu. Öyleyse niçin insanlar rahatsız oluyordu? Onun haya lıyla insanların ne ilgisi vardı?... O hiçbir günah işlememişti... Sevgisi tertemizdi... Kalbi tek bir adam için çarpıyordu... Fakat bütün kadınların bir kocası olmalıydı!

Ve evlenmeyi reddetti...

Ey insanlar bizi bırakın!... Sevgimle uğraşmayın!... Neşemi bozmayın!... Eğer sevgimi haram olarak görüyorsanız, evlendirme memurunun yazdığı bir kağıt da onu helal etmeyecektir... Çünkü o bir kağıt... Bir kağıt yalnızca... Helal ve haram sadece kağıtta yazılı satırlar değildir...

Bırakın bizi!...Siz beni kıskanıyorsunuz!...Beni çekemiyorsunuz!...Siz benim sevmemden hoşlanmıyorsunuz!..Mutsuz olsam bile evlenmemi tercih ediyorsunuz!...

Evlenmemekte ısrar etti...

Belki de kabul etmeyişinin başka bir sebebi vardı... Belki de evlenirse, eski kocasının küçük kızını ondan almasından korkuyordu... Bu da toplumun kurallarından bir kural... Mantıksız bir kural!... Toplum kadına, sevdiği erkekle evlenmeyi zorunlu kılıyor... Ama eğer evlenirse kızını ondan alıyor ve eğer evlenmezse sevgilisini ondan alıyor... Hayır!... Topluma teslim olmayacağım!... Bu acımasızlığa, zulme, bencilliğe asla teslim olmayacağım!...

Sevgilisiyle yaşamaya başladı…

Evlenmeden...

Toplum ondan bıktı...

Ve bıktığında kızma döndü ve küçük kıza musallat oldu...

“Senin annen bir adamı seviyor... Evlenmeden... Evlenmeden sevginin manasım biliyor musun?... Bu kesinlikle doğru değil.. Annen yanacak... Ve... Ve..”

Küçük kız ağladı...

Annesi kızının gözyaşlarını gördü... Masum gözlerinde zalim toplumun yasasını gördü... Mantıksız bir yasa...

Ve anlayışsız...

Ne yapacak?...

Eğer evlenirse... Sevgilisini kaybedecek ve kızını da kaybedecek...

Ve eğer evlenmezse toplum kızım yok edene kadar uğraşacak... Hiçbir şey yapmadı...

Bütün yaptığı sevgisiyle karanlığa dönmekti... Gizliliğe ve sessizliğe geri döndü... Fakat ne zamana kadar?!...

Sevgi uzun zaman saklanmaya dayanamaz...

Ve sevgi yüksek sesle konuşmak ister...

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült