Hikaye

 

 

Seçim Dayağı

Şakir Balkı


Gödükoğlu'nun kahvesi yine yükünü almıştı. Cıgara dumanı. ocak dumanını bastırmıştı. Dışarıdan içeri sızan sarı güneş ışını, cıgara dumanının çokluğunu gösteriyordu. Oysa dışarıda hava günlük güneşlikti. Kahvedekiler, cıgara dumanının koyuluğundan. dışardaki güneşli havayı pek farkedemiyorlardı. Konuşmalar da seçim üstüne olunca, cıgara üstüne cıgara yakıp, Gödükoğlu'nun kahvesini dumana kesiyorlardı.

Az sonra içeri bizim partinin eski yağcılarından. eski oy avcılarından, Kırkaltı Demokratı Kös Rüstem girdi. Bir süre o iri göbeğini, yeni kunduralarını içeridekilere gösterdikten sonra:

 — Hepinize merhabaaaa!... diye ünledi.

Selamının karşılığını alınca, yanımdaki eski iskemleye

ilişti. Sol ayağını da kıçının altına aldı, kendisini bir dengeledi, sağ dirseğini de masanın üzerine dayadı. Çayını yarıladı, yarılamadı, sırtıma bir şaplak attı:

 — Beni dinle Hıdır. dedi, durumumuz iki mangır etmiyor; iş tüm sana kaldı...

Ben de bu sözler üstüne şaşaladım. Bu adam ne demek istiyordu? Durumda ne vardı ki?Ben davranıyordum, o davrandı yine:

 — Bizim laf ebesi Musta Bey hastalandı, iş sana kaldı. Yanim, sana kaldı partimizi kurtarmak... Kulcu köyüne varıp, nutuk atacaksın oldu mu?.. Senden daha usturuplu söz eden var mı köyümüzde, ha?.. Haydi göreyim seni.. Genel Başkanımızın da selamları var. haa...

Bu sözlerin içinde bir bit yeniği vardı. Mustafa Beye ne olmuştu acaba? Bu Kös Rüstem de az yalancı değildir, adam kandırmada da üstüne onun gibi bir uyutucu yoktur, yöremizde...

 — Yahu, dedim, ben nasıl seçim nutku atarım?.. Sen varsın ya.. Hele sen git de bir düşüneyim!..

Kıs kıs güldü. sonra:

 — Ülen Hıdır, dedi, bu iş böylem başlar ha, sonracığıma pişman olmayasın, bizim Mebus Hacı Hikmet de böyle başlamadı mı ki?.. Allah bir yürü ya kulum derse, bir de iyi okkalı konuşma yaparsan, eee.. Gün doğmadan mebusluk da doğar ha... Gençsin, çalışkansın, hele çok kafalısın.. Haydi göreyim seni... Mustafa Bey kötü hasta, haberin var mı? Partimizi de biraz düşün canım, parti gitti mi biz de gittik sayılır, uyuma oğlum...

Bu Kös Rüstem'e pek inanmadım, kahveden çıkıp doğru Musta Beyin o büyük evine gittim. Bakayım dedim, Musta Bey gerçekten hasta mıydı, hem geçmiş olsun derim, hem de işin aslı astarını öğrenmiş olurum...

Musta Beyin evinden adımlarımı içeri attım atmadım «Amanın, ay.. Of be.. Yanıyorum...» sesleriyle karşılaştım.

Karısı Hatçe yenge beni odasına götürdü, ne göreyim ki, bizim Musta Beyin yüzü gözü çaputlarla sarılmıştı. Ben şaşkın şaşkın:

 — Aman ağam geçmiş olsun, dedim, ne oldu hele bir anlat...

Gözleriyle «Halimi görüyorsun» dedi «durumum çok kötü...»

Karısı söze girdi hemen:

 — Beygir tepmiş, diye dertlendi, beygir...

Ne diyeceğimi bir türlü bilemedim. Aklıma Kös Rüstem geldi, adam haklıymış. doğru söylüyormuş!..

Kahveye döndüm, duman dumandı. Sanki tilki çıkartıyorlardı.. Kös.. sedirde oturuyordu. Hemen yanına gittim, yamacına iliştim:

 — Haklısın Rüstem emmi, dedim, adam çok hasta...

Sırtımı sıvazladı:

 — Bir nutuk çek ki, Kulcu köyü hop oturup hoop kalksın... Göreyim seni, aslan Hıdırım benim!..

Yanından ayrılırken:

 — Sen, dedim, hiç merak etme, onlara bir nutuk atayım da görsünler hele, Hıdır kimmiş, partimiz kimmiş...

Kulcu'nun yolunu davul zurna ile tuttuk. Köyün girişinde,eski muhtarın evinin önünde üçbeş kişi oturmuşlar aralarında konuşuyorlardı. Aralarında eski muhtar Kazım Pehlivan da vardı. Yaşlanmış. eski gücünü yitirmişti. Beni görünce, eliyle «Hele otur,» dedi, «sana diyeceklerim var..»

Yanına gelip oturdum. Hoş geldin, hoşbulduktan sonra bana döndü:

 — Kulcu'ya haber mi getirdin?.. dedi.

 — Yok, dedim, nutuk atmaya geldim.. Seçim var ya...

 — Ne seçimi?..

 — Milletvekili...

Önümüzde uzanan ovaya baktı, gözlerini kırpıştırdı:

 — «Hıdır Efendi oğlum,» diye sözlerini sürdürdü. «Benim bir kulağım ardı kalmadı ellenmedik. Yirmi yıl önce ben muhtardım. Bir adam geldi, bizim köyün alanında bir nutuk salladı ki, değme gitsin... Bize şöyle ünlemişti: «Derdinizi biliyorum mohderem arkadaşlar, derdiniz su.. Su... Bu işi oldu bilin...»

Aradan dört yıl mı ne geçmişti. Yine seçimler mi oluyordu ki? Bir başka deyyus buyur etti bizim alana... Attı tuttu, konuştu, savurdu. Tam konuşmasını bitiriyordu ki, bağıra çağıra «Sizin en böyyük derdinizi iyi biliyorum. su.. Su ha... Tezi yok, köyünüze su getireceğiz... Bir böyük baraj kuracağız...»

Su ha geldi ha gelecek derken, su yerine yine seçimler gelmemiş mi a benim güzel evladım?.. Bu dört yıl da ne çabuk geçiyormuş böyle? Yahu bu dört yıl da göz açıp kapayıncaya dek, gelmemiş mi?.. Yine şu alan bir sürü politikacı ile dolup taşmaya başlamaz mı?..

Dört yıl, dört yıl derken yaşlandık gitti. Günler çok çabuk geçip gitti demek?.. Seçim konuşması ha, aradan beş seçim geçti galiba, hala bizim su işi olmadı. Su demek seçim konuşması, seçim nutku atacaksın, değil mi?. Bak oğlum, biz baba dostu sayılırız, benden söylemek, sen bu işten vazgeç, sen de Musta Bey gibi su işinden söz edip, su işinden sözlerini bitireceksin, dedim ya, benim bir kulağımın ardı kaldı ellenmedik.. Yaa, demek yine dört yıl geçmiş aradan, ha?..»

Kazım Pehlivan, elindeki değnekle bir iki kez yere vurdu, sonra:

 — Vallahi oğlum, yine sen bilirsin, dedi.

Pehlivan'ın yanından ayrılıp, vardım konuşma alanına. Davullar o denli vuruyordu ki, kimin ne dediği belli olmuyordu. Beni muhtar karşıladı. Onun yanında Kös Rüstem dineliyordu. Kazım Pehlivanın dediklerini biraz açtım. ne demek istediğini sordum. Beni dinledi dinlemedi:

 — Onun sözlerine kulak verme, dedi, bizim partiyi bırakıp karşı partiye geçti.. Onun için zam zum edip duruyor...

Çıktım dibek taşının üstüne başladım konuşmaya... Biri seslendi:

 — Su mu getireceksiniz. su ha?.. diye ünledi.

 — Ben oralı olmuyordum...

 — Su!.. Su!.. Su istiyoruz, su!..

Kulcu köyü sanki ayaklanmıştı «su» diye... Ben de başladım su, suuu!. diye bağırmaya...

Birinin paçamı kaptığını duyar gibi oldum, gayrısını duymadım. Neler olmuştu, neler bitmişti. ilçe'nin sağlık ocağında gözlerimi açtım.. Ne olmuştu bana?..

Kaynatam:

 — Biraz sonra Mebus Ragıp Bey gelecek, dedi, aman açık verme...

Dediği gibi oldu, Ragıp Bey geldi. Beni böyle görünce:

 — Geçmiş olsun, dedi, hafif atlatmışsın yine...

Yarım ağızla:

 — Sağolun, dedim, hafif atlattım ya, buna beygir tepmesi denir, beygir...

 — Yahu, ne oldu bu beygirler böyle? Bizim Musta Beyi de tepmişler a, Allah Allah...

Mebus Ragıp Bey ayak üstü sözler ettikten sonra:

 — Hadi bana eyvallah, dedi, beni Kulcu'da bekliyorlar!..

Ben «Aman, sakın ha. Kulcu'ya gitme...» diyecektim, kaynatam atıldı:

 — Güle güle, dedi. işim olmasaydı ben de gelirdim...

 — Mebus Ragıp bey kapıdan çıktı çıkmadı, kaynatam:

 — Bırakın gitsin, dedi, sırtı kaşınmış... Bir adamın sırtı bir kez kaşınmasın, onu kimse durduramaz... Bari iyi kaşısalar...

Ne yapalım. seçim dayağı bu!


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült