Hikaye

 

 

Roman Yazmak

Şakir Balkı


Ev değil, berduşhane.. Bu evde roman yazılır mı? Bir roman yazıyorum, hiç kuşkusuz, dev bir roman olacak. Dillerden, ellerden ve gönüllerden düşmeyecek.. En güç yerini bağlıyordum, karım:

— Ev sahibi kadın geldi, dedi, sizi görmek istiyor...

Kadın para peşindeydi. Kafamın içi karıştı.. Gel de bu evde roman yaz? Şunun bunun sözleri bir yana, kadına gıcık oluyordum, uyuz oluyordum.. Roman bu, yazmak kolay mı? Nerede efendim o eski romancılar?. Yanlarına sokulmak şöyle dursun. Yüz metre öteden selam vermek için bile yürek istermiş. Bir roman yazmaya başladılar mı, kapılar kapanır, iner perdeler aşağı... Sinekler dahi kanat çırpmazlarmış çevrelerinde bu kulağı kesiklerin!

Romanımın en ilginç yerini bağlıyordum, büyük kızım:

— Baba... Baba... diye seslendi.

Satırların arasına bir «Baba» konduruverdim.

— Baba, bir şey sorabilir miyim?..

— Hadi sor bakalım...

— Şey, ödev işte.. «Bir adam parasının bir bölümünü yüzde beşten 8 ay, diğer bölümünü yüzde altıdan 9 ay faize veriyor, birincinin getirdiği ikincisinin 4/3'ü kadardır. Eğer birinci yüzde altıdan 9 ay, ikinci de yüzde beşten 8 ay faize verilmiş olsaydı faiz miktarı 70 lira artacaktı. İkincinin toplamını bulunuz...»

Birinci para, ikinci para ve faizler.. Şu kadar para yüzde ondan faize verilmiş olsa. artış ne kadar olur?.. Kafamın içi boş gaz tenekesine döndü! Bu evde roman mr yazılır, bu evde romancıların babası roman yazamazdı.

Odama giremedikleri için kapının altından bir zarf sürdüler. Yazıyordum ama aklım hep o zarftaydı. Alıp açtım zarfı, bizim bakkal ibo göndermiş!.. «Bugün ayın yirmi altısı. üçbeş gün sonra bana uğra...»

Kafam teklemeye başladı. Yazı işini bıraktım, odanın içinde volta atıyordum! Evin duvarlarına «Bu evde konuşmak yasaktır!» yazıları astım. Şu romanımı bir bitirebilseydim. Gerisi çorap söküğü gibi gelirdi.

Kapı aralandı. Baktım annemdi. Oturdu oturmadı:

— Oğlum. dedi, bu ülkeyi kurtarmak sana mı kaldı?.

Söylenecek çok söz vardı ama annemdi.

Romanım hiç ilerlemiyordu. Alnımı avucumun içine

almış düşünüyordum, öbür odadan sesler gelmeye başladı: «Baba. baba.. Elektrikçiler geldi..» Roman ha, kendimi dev bir romancı olarak görmeye başladım. Bana da Nobel Ödülü verecekler, bunu çok iyi kestiriyordum. «Jean Paul Sartre» bu ödülü elinin tersiyle nasıl itmişse, ben de öyle iteceğim...

Harıl harıl çalışıyordum, kapının ağzından sesler gelmeye başladı:

— Buyrun. buyrun!..

— Rahatsız ettim, bey evde mi?..

Gelen ev sahibi kadındı. Bıktım bu ev sahibi kadından.. Şu romanım bir bitseydi, yayınevinden bol para alacaktım. Ama bir türlü bitmiyordu, bitiremiyordum romanımı! Bu kadının işi gücü para, gelsin para, gitsin para... Bu kadın üç kişinin başını yemiş. Birinci kocası Selim Efendi çok halim selim bir adammış.. kinci kocası Tahsildar Habib Bey de voltasını alıp gitmiş..Günün birinde üçüncü kocası Avni Bey de cartayı çekince, kadın üç kocadan dul kalmış!.. Yazı makinemi kaptığım gibi' mutfağa daldım. Zaten romanımda bir mutfak konusu vardı. Onu karalıyordum sesi geldi:

— Kocan yok mu?..

Beni soruyordu, karım da kem küm ediyordu. Yazı makinesinin tuşlarına yavaş yavaş basıyordum. Mutfağa dalmaz mı, beni görünce tanımamazlıktan geldi, tanıdı ama beni uyuz etmek icin böyle davranıyordu:

— Kim bu bey?.. Dedi.

Ben patladım:

— Ünlü romancı Ernest Hemingway!.. Dedim.

Kırıtmaya başladı:

— "Haberiniz var mı, ben kira paranızı artırdım...

Sürmüş sürüştürmüştü.

— Kira parası mı?.. Diye güldüm. Hic merak etme hanım, şimdi bize Bay Dostoyevski gelecek, onun arkasından Andre Gide uğrayacak.. Belki Curzio Malaparte de buyur edecek. Sonra, haaa... Mihail Solohov'u tanıyor musunuz? O da onur verecek. Hele biraz bekle, gelsin de, Don'u anlatsın bize, sen onun Don'unu gördün mü?..

Bir süre kırıttı kırıttı da, sonra:

— Bu sefer altı aylık peşin istiyorum... Demez mi?..

Ekmek parası icin roman yazıyordum. Çoluk çocuk

vardı.. Gitmeye de niyeti yoktu kadının. Yazı makinemi kaptığım gibi öbür odaya geçtim. Ne göreyim, kaynanam gelmemiş mi? Beni böyle görünce:

— Şu haline bak, dedi, senin sonunu hiç iyi görmüyorum!..

Karım seslendi:

— Bey, havagazını kestiler, haberin olsun...

Roman yazmak ha, yaz da görelim. Ünlü yazarları düşünmeye başladım. Balzac mı, yazı yazarken başına yün bir atkı sararmış.. Alexandre Dumas mı, yazmaya oturmadan önce damatlar gibi giyinirmiş.. Çiçek takarmış. Ne diyordum, H. G. Welles de, ayaklarını büyük bir leğene sokarmış, eğenin içine sıcak su doldururmuş! Hele ünlü ustura Mark Twain, tüm öykülerini yatakta yazarmış... A. Cehov da, gürültülü patırtılı yer ararmış yazarken yazılarını... Ben ne yapayım. Ev sahibi kadın başımda dikiliyordu!

Karım kulağıma eğildi:

— Ben, dedi Selma'lara gidiyorum, kızına söz keseceklermiş!..

Burada roman yazılır mı?. Yavaşca:

— Şu ev sahibim olacak mendebur karıyı da al götür dedim. Başka türlü buradan gideceği yok da...

Kadın sözlerimi duydu mu ne, birden patladı:

— Aklınca beni başından savmak istiyorsun, dedi, ama ben buradan hiç bir yere gitmem! Benim evim değil mi burası, vallahi gitmem...

Yazı makinesine yumulmuş, deliler gibi çalışıyordum. Kendi kendime de bağırıyordum «Merhaba Tolstoy!.. Hoş geldin, Turganyev.. Şöyle buyursana John Steinbeck.. Oooo, sen de mi buyur ettin. Gogol?.. Ayakta mı kaldınız, oh rica ederim...»

Hala kadın başımda dikiliyordu. Bu sırada kaynanam kapıyı hafifçe araladı:

— Evladım, dedi, biz de gidiyoruz... Sen çalışmana bak, kurtarırsan sen kurtaracaksın bu vatanı!..

Roman yazmak kolay mı?. Romanımın en gıcık yerine gelmiştim. Bu bölümü öz ve biçim yönünden bağladım mı, konu ayna gibi çıkacaktı. Ve gelsin Nobel!.. Romanım bir yatak sahnesi ile bitecekti. Öyle kararlaştırmıştım. Bana romantik romancı diyenlerin alnını karışlarım. ha.. Ne demekmiş o romantik roman?. Ben sapına dek gerçekçi romancıyım. Yatak sahnesini de gerçekçi olarak anlatmak istiyordum. Yazı makinemi kaptığım gibi yatak odasına daldım. Kapıyı da içeriden kilitledim. Şimdi adam, yani romanımın erkek kahramanı, kızı içeri zula edecekti.. Başladım bu kızgın ve ateşli sahneyi yazmaya. Deli bir sahneydi bu, düşünün iki ateşli insan, bir yatakta buluşacaklardı ilk kez hem de.. Ne demekti bu sahne?. Azgın bir erkekle, çarpıcı bir kızın gerçek aşklarını perçinliyordum...

Ev sahibim olacak kadın, kapıyı zorluyordu. İstediği kadar zorlasın, içeriden kilitlemiştim. Hele bu bölüm bitsin de öyle açacağım. Bir ara ne göreyim, kapı kütür kütür ederek açılmaz mı ki? Kadın menteşelerinden söküp açmıştı. Daldı içeri.. Bağırmaya başladı:

— Paraaaa!..

— Kolay, dedim, şu sahne bir bitsin de kolay...

— Bir yıllık peşin isterim...

— Tamam, romanım hele bir bitsin de...

Romanımda kadını yatırdım, kahraman geldi. «Seni deli gibi seviyorum, Hatice» diye yalvardı...

Kan ter içinde kalmıştım, bu çok zorlu bölümü yazıncaya kadar. Ama çok gerçekçi yazdım bu bölümü zaten son bölümdü. Ev sahibimin sesi soluğu bıçak gibi kesildi.

Ben ne bileyim, her güzelin bir huyu varmış. Roman bitti, kavga da gitti. Efendim, halden anlamak varmış. ah bu romancı kafası?..


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült