Hikaye

 

 

Politikanın İnceliği

Nail Güreli


MEMUR şefe:

Durum boktur şef!» dedi.

Şef Müdüre:

«Durum bombok müdür» dedi.

Müdür Başmüdüre:

«Sayın Başmüdürüm, durum bok üstü bok!» dedi.

Başmüdür Büyük Başmüdüre:

«Sayın Büyükbaş müdürüm, durum bok oğlu bok» dedi.

Büyük Başmüdür, ya da Büyükbaş Müdür, Bakan'a:

«Sayın Bakanım, durum bombok oğlu bombok!» dedi.

Bakan:

«Niye?» diye sordu.

Şaşılacak şey!.. İlk kez bir sorumlu, durumun bombok oluşunun nedenini soruyordu.

Büyük Başmüdür, ya da Büyükbaş Müdür, durumun bombok oluşunun nedenlerini bütün bokluğu ile ballandıra ballandıra anlattı. Öylesine coşkuyla, öylesine içtenlikle anlatıyordu, konuşurken ağzından bal mı damlıyordu, pislik mi sıçrıyordu, kestirmesi çok güçtü.

«Vallahi Sayın Bakanım» diye söze başladı. «Durum bombok olmasına bombok! Herkes öyle söylüyor. Bana alt kademelerden gelen raporlar durumun bombok olduğunu doğruluyor. Ama kimse nedenini bilmiyor, ben de bilmiyorum...

Büyük Başmüdür, ya da Büyükbaş Müdür Bakan’ın yüzüne kuşkuyla bakarak biraz duraladıktan sonra sözünü sürdürdü:

«Biliyorsunuz hepimiz sizin ve partimizin emrindeyiz. Ben başta olmak üzere bütün örgütümüz sayenizde bu görevlere geldik. Yoksa ben bu işten ne anlarım. Petrolü görsem şarap derim. Zaten küçükken de su diye gaz içmiştim de, midemi yıkayarak ölümden zor kurtarmışlardı...

Petrol Bakanı güldü:

«Kendine haksızlık etme. Petrole bundan daha fazla yakınlık olur mu? Gaz senin içine işlemiş. Hayatını gaza borçlusun. Gazla petrolle bu kadar içli dışlı olan biri petrol işlerinin Büyük Başmüdürlüğüne gelmeyecek de kim gelecek?.»

Büyük Başmüdür, ya da Büyükbaş Müdür ellerini oğuşturdu:

«İltifat ediyorsunuz sayın Bakanım. Her şey sayenizde. Bizim için önemli olan partimize hizmettir. Bütün örgütüm de aynı coşkuyla halkımıza, şey, partimize hizmet aşkı içindedir. Son zamanlarda petrol sıkıntısını, benzin mazot kuyruklarını gördükçe çok üzülüyoruz. Hele önümüzde seçim de var. Durum bombok, partimiz ne yapar diye kara kara düşünüyoruz. Acaba Doğu bölgesine biraz daha fazla mazot gönderebilir miyiz? Biliyorsunuz, oranın çok seçmeni var. Çoğu da ortada. Bu mazotsuzluk yüzünden muhalefet partisine oy verebilirler,»

Petrol Bakanı en birinci yakışıklılığı ile güldü:

«Bak, sen de farkındasın değil mi? Petrol sıkıntısı yüzünden oy almamız mümkün!. Oysa başlangıçta herkes ne diyordu?. Efendim petrol sıkıntısı olursa bu hükümet seçimde halktan zırnık oy alamaz!. İşte petrol sıkıntısı var.. Ama sen ne diyorsun? Doğuya biraz petrol verirsek partimiz oy alır diyorsun. Demek ki, bir damla petrole bir oy almak olası... Değil mi?.»

«Evet efendim.»

«Demek, petrol sıkıntısı olmasaydı, oy alamayacaktık. Petrol bol olsaydı, tarafsız vatandaştan oy almak için ne verecektik? Hiçbir şeyi Oysa şimdi, petrolü verdik mi, muhaliflerden bile oy alacağız. Buna ne derler?.»

«Oy derler.»

«Ne oyu be! Buna bunalım stratejisi derler. Ya da Nasreddin Hoca felsefesi derler.»

«Evet Sayın Bakanım, Nasreddin Hoca derler.»

«Elbet Nasreddin Hoca derler. Hoca ne demiş? Dünyada en büyük mutluluk eşeğini kaybettikten sonra yeniden bulmaktır, demiş. İşte, biz de öyle yapıyoruz şimdi. Halk önce petrolsüzlükten bunalıyor, sonra bir damla mazot ya da benzin buldu mu mutluluktan bayram edecek ve oyları oluk gibi verecek, oluk gibi verecek!.»

Büyük Başmüdürün, ya da Büyükbaş Müdürün gözleri mutluluktan faltaşı gibi açılmıştı:

«Oluk gibi verecek sayın Bakanım! Oluk gibi verecek!» diye yineledi. «Artık biz de biraz mazot verelim mi?»

Bakanın kaşları çatıldı:

«Senin daha dünyadan haberin yok, dedi. Seni has adamımızsın diye bu işin başına getirdik değil mi?»

«Elbet efendim! Amacımız da avantamız da partimize hizmet.»

«Bak, dinle! Partiye hizmet, partiyi ele geçirmekle olur. Şimdi mazot verelim dediğin o yörede, parti örgütü kimin elinde, biliyor musun?»

«Bilmiyorum sayın Bakanım.»

«Bilmezsin ya!. Bu, su yerine gaz içmeye benzemezi O yörede parti örgütü genel merkezcilerin elinde. Oraya mazot verirsek, parti seçimi kazanır, ama kim kazandı olur?. Genel Merkezciler kazandı olur. Ondan sonra bir dört yıl daha partinin başında otururlar. Oysa biz genel merkezci miyiz?»

Bakan gözlerini, Büyük Başmüdürün gözlerine dikmiş, burgu' gibi bakıyordu. Büyükbaş Müdür, karatahta başında altın! ıslatan öğrenci gibi, acaba doğru mu dercesine, korka korka yanıtladı:

«Hayır efendim, biz yaylacıyız!»

Bakan zevkten dört köşe olmuşçasına elini masaya vurdu:

«Elbet ya... Biz yaylacıyız, genel merkezcilere karşıyız. Bu seçimlerde genel merkezciler kaybetmeli ki, kongrede partinin başından uzaklaştıralım, başa biz geçelim. Anlıyor musun şimdi?»

«Anlıyorum sayın Bakanım.»

«Anlıyorsun ya!.. Politika da budur işte!. Politikanın inceliği buradadır.»

«Evet sayın Bakanım, politika gerçekten çok ince bir işmiş,»

«İncedir ya. Hadi şimdi git de ona göre mazot dağıtımını yap.»     .

Büyük Başmüdür ya da Büyükbaş Müdür odadan çıkarken:

« Bundan sonra onlar oluk gibi mazotu nah alırlar!» diye söyleniyordu. «Oluk gibi değil, kol gibi alırlar!.. »

Büyükbaş Müdürün masasındaki büyük telefon altmış dokuzuncu kez çaldı. Büyükbaş Müdür:

«Büyük başın derdi de büyük oluyor, yine mazot istiyorlardır» diye söylenerek telefonu açtı. Genellikle kös dinliyor, arada bir yanıt veriyordu:

«Valla haklısın kardeşim! Ben de biliyorum durum bombok ama, ne yapalım, mazot yok... Yaaa! Ya!. Vah vah!. Parti güç durumda demek ha!. Oh olsun!. Yok canım, eyvah olsun, dedim... Valla yok kardeşim, mazot bulamıyorsanız siz de yaylaya çıkın, yaylacı olun, anlarsınız ya... Hadi güle güle gözlerinizden öperim, bir şey yapmaya çalışacağız elbet.»

Büyükbaş Müdür telefonu kapattıktan sonra, kolunu dirseğinden eşek kuyruğu gibi telefona doğru bir aşağı bir yukarı salladı:

« Nah alırsınız siz mazotu, pis genel merkezciler» diye söylendi. «Politikanın inceliğinden haberleri yok bu cahil heriflerin!.. >

Büyükbaş Müdürün elinin sallanması durmadan telefon yeniden çaldı; Büyükbaş Müdür suratını muşmulaltırarak konuşmaya baladı:

«Buyurun, emredin kardeşim! Sizin orda partide kimler vtf. Genel Merkezciler mi, Yaylacılar mı?. Ne! Yeni Dünyacılar mı?. Allah Allah, onlar da nerden çıktı? Bu dünyada ne işleri var. Neyse laf olsun diye söylüyorum elbet.. Mazot bulur bulmaz göndereceğim kardeşim. Haa! Yol mu yapıyorsunuz oralara?. Seçim yolu elbet, seçim yolu!. Olacak' o kadar. Makinelere mazot bulamıyorsunuz demek? Partimizin güç durumda kalmasına kimin gönlü razı olur kardeşim, ilk fırsatta bir şeyler yapacağız. Hadi güle güle, ben sizi arar durumu bildiririm.»

Büyükbaş Müdür telefonu kapattıktan sonra ayağa kalkarken kendi kendine söylendi:

«Bu politika da amma incelikli iş haaa!. Bir de Yeni Dünyacılar çıktı partinin içinde. Bunlar da kim oluyormuş, gidip Bakan’a bir soralım bakalım.»

Büyükbaş Müdür kapının önünde düğmelerini ilikleyip saçlarını parmaklarıyla düzelttikten sonra Petrol Bakanının odasına girdi:

«Sayın Bakanım, dedi, filan ilin Yol Müdürlüğünden telefon ettiler. Orada seçim için yol yapımına başlamışlar. Bu yol yapılırsa partimiz için oylar çantada keklik diyorlar. Ancak yol makinelerinin mazotu bitmiş, acele mazot istiyorlar o bölgeye.. Bu arada efendim, uyanıklık edip laf arasında partinin durumunu da öğrendim. Orada örgüt Yeni Dünyacıların elindeymiş. İçime bir kurt düştü, size bir sorayım dedim. Yanlış bir iş yapmayayım. Malum ya artık politikanın inceliklerini yavaş yavaş öğreniyorum...

Büyükbaş Müdür bunun üzerine bir de «Hi. Hi!... diye sırıttı. Petrol Bakanının kaşları çatıldı: «Nah yapar onlar yolu, dedi, mazot bulurlar da...

Büyükbaş Müdür hepten yılışarak yineledi:

«Nah yapar onlar yolu, mazot bulurlar da...»

Sonra Petrol Bakanının gözlerinin içine bakarak sordu:

«Peki, bu Yeni Dünyacılar ne oluyor efendim? Onlar da Genel Merkeze karşı değil mi? Biz de karşıyız?»

Bakan. bilgiç bir tavırla gülümseyerek yanıtladı:

«Sen bu politikanın. inceliklerini öğreninceye kadar emekli olacaksın. Onlar da Genel Merkeze karşı ama, bizden değiller. Kendi başlarına Genel Merkezi ellerine geçirmeye bakıyorlar. Şimdi kendi bölgelerinde seçimleri kazanırlarsa parti içinde güçlenecekler. Dikkat et, keratalar Genel Merkezcilerin yönetimde olduğu illerde bir karış yol yapmazlar. Bütün makinalar hep Yeni Dünyacıların egemen olduğu illerde çalışıyor. Geçen gün kendi seçim bölgemiz için bir yol onarımı istedik de atlattılar. Seçimlerde Genel Merkezcilerle biz Yaylacılar kendi bölgelerimizde başarı sağlayamazsak, Yeni Dünyacılar Partiyi ele geçirmeyi tasarlıyorlar. Sen de ona göre ayağını denk al. Bak, politikanın bütün inceliklerini anlatıyorum sana.»

«Sağ olun sayın Bakanım! Çok şeyler öğreniyorum. Bugüne kadar hiç bu kadar ince şey görmemiştim doğrusu!.»

O sırada Yol İşleri Bakanının görkemli odasında Yol İşlenin Büyük Başmüdürüyle, ya da Büyükbaş Müdürüyle Bakan konuşmaktaydı. Büyükbaş Müdür, Bakan’a bilgi sunmaktaydı:

«Efendim seçimleri kazanmamız için yollarının yapılması gereken illeri ve ilçeleri bir liste olarak hazırladım. Uygun görürseniz, bunlara göstermelik bir iki makine gönderelim. seçime kadar çalışıyormuş gibi yapsınlar...

Bakan keyifli keyifli koltuğuna yaslanarak sırtını kaşıdı:

«Aferin be, dedi, sen de politikanın inceliklerini öğreniyorsun. Şimdi sen oku. Geç dediklerimi geçersin, yap dediklerime bir iki makine gönderirsin...

Büyükbaş Müdür elindeki listeden okumaya başladı:

«Filan ilin falan ilçesi...»

«Genel Merkezcilerde, geç!....

«Falan ilin filan bucağı?....

«Yaylacılarda, geç!...

«Feşmekan ilin fişmekan ilçesi?...

«Genel Merkezci keratalar, geç!..»

«Filan ilçenin falan bucağı?...

«Haal O bizden, Yeni Dünyacılar. Oraya göndermemiş miydik daha önceden yahu!. Aman, göndermediysek hemen gönder.»

«Göndermiştik ama efendim makineler çalışamıyormuş, biraz önce telefon ettiler...

«Niye çalışamıyormuş?»

«Mazot bulamıyorlarmış...

Yol işleri Bakanı kızgınlıkla elini masanın üzerinde şaplattı:

«Yahu Petrol Bakanlığından istemiyorlar mı? Sen Petrol İşleri Büyükbaş Müdürü olacak o herife telefon etmedin mi?. Partimiz seçimi kaybedecek demedin mi? Ne biçim partili bunlar!...

Büyükbaş Müdür süt dökmüş kedi gibi yalanıyordu:

«Ettim efendim, iki kez konuştum. Anladığıma göre atlatıyorlar.»

«Vay namussuzlar orada parti örgütü bizim elimizde diye, bizi güç durumda bırakmaya bakıyorlar. Parti içi muhalefet yapıyorlar desene?.. »

Büyükbaş Müdür kafasını sallayarak:

«Parti içi muhalefet olacak herhalde efendim. Hani kongrelerde partiye hizmet yarışı dedikleri bu olsa gerek!.,.

Bakan içini çekti:

«Öyledir!. Resmi adı partiye hizmet yarışıdır. Sonra da parti içi muhalefet diye arabanın tekerine çomak sokarlar, yemedikleri herzeyi bırakmazlar.»

Büyükbaş Müdür mırıldanır gibi söylendi:

«Politikanın incelikleri bunlar demek.....

«Bunlar aslında kalınlık ama, bizde incelik diye gidiyor işte…

Bakan birden koltuğunda doğruldu:

«Dur, ben şu Yaylacılarla bir uğraşayım, dedi. Genel Merkezi bunların üstüne saldırtayım da görsünler günlerini...

Sekreterinden hemen parti genel merkezini telefonla bulup bağlamasını istedi. Biraz sonra partinin Genel Sekreteriyle konuşuyordu Yol İşleri Bakanı:

«Gözlerinden öperim sayın Genel Sekreterim. Partimiz için çalışıyoruz işte. yalnız sana bir haber vereceğim. Şu yaylacılar Genel Merkezi köstekliyorlar, haberiniz ola... Tabii ya, hem de nasıl köstekliyorlar. Petrol Bakanlığı onlarda ya, yalnız kendilerine çalışıyorlar. Genel Merkezcilerin egemen olduğu illere ne mazot ne benzin gönderiyorlar. Biz makineleri gönderiyoruz, mazot bulamadıkları için çalışamıyor makineler. Valla bu durumda bu seçimler tehlikeye girer.»

Yol Bakanı, telefon kulağında biraz duraladıktan sonra:

«Ne!» diye bağırdı. «Onlar da bizden mi şikayet ediyor. Biz yol makinelerini Genel Merkezcilerin bölgelerine göndermiyor muşuk öyle mi?. Olacak şey değil Genel Sekreterim. Böyle de parti içi muhalefet olur mu canım! Bak, ben de onlara zırnık makine gönderirsem. Alsınlar bakalım, seçimi de görelim! Kusura bakma, insanın tepesini attırıyorlar. Peki Genel Sekreterim, peki. Biz yine partimiz uğruna elimizden geleni yapmaya çalışacağız, hiç merak etmeyin. Siz önce şu Yaylacılardan mazotu sağlamaya bakın.»

Yol Bakanı telefonu kapattıktan sonra, karşısındaki Büyükbaş Müdürüne:

«Büyükbaş Müdür hazretleri, bu işin sonu galiba yaş» dedi.

Büyükbaş Müdür de. umutsuz bir biçimde yineledi:

«Evet efendim, bir hayli ıslak görünüyor...

Aynı sırada Kömür Bakanının telefonu tatlı tatlı çaldı. Telefonlar her zaman filimlerdeki gibi acı acı çalmaz ya...

Bakan telefonu açtı. Karşı tarafta partiye yeni giren ve filan ilden adaylığını koyan profesör Feşmekan konuşuyordu:

«Sayın Bakan, burada bir ilçe var, yıllar yılı kömür anlıyorlarmış. Daha önce rakip partiye oy verişler. Ama bu kez kömürlerini sağlarsak bize oy verecekler. Bütün ilçeye beş bin ton kömür gönderirseniz bu iş tamam. yalnızca beş bin ton kömür. Adamlar yıllardır kömür yüzüne hasret. Aman ne olur, ihmal etmeyin. Her kömür tanesi bir oy demek, bir oy demek sayın Bakanım.»

Sayın Bakan, poposuyla koltuğunu folluk gibi eşeleyerek:

«Sayın profesörüm, dedi, emriniz başımın üstünde. Ama ne yazık ki, şu anda emrinizi karşılayacak kömür yok elimde. İlk fırsatta göndereceğim. Seçmenlere vaad edebilirsiniz. Siz politikada yenisiniz daha sayın profesörüm. Politikanın inceliği budur. Politika demek biraz vaad demektir. Hiç merak etmeyin, saygılar sunuyorum...

Bakan telefonu kapattıktan sonra:

«Püh!» diye telefonun üzerine doğru güldü:

«Beş bin ton kömürmüş: Sen Genel Merkez kontenjanından gel listenin başına kurul, ondan sonra seçilmek için kömür iste. Hadi bakalım, yürü de ense traşını görelim. Burda parti içi iktidar için yıllar yılı çalışanlara kömür vermeyip de sana mı vereceğiz! Püh, güleyim bari!.»

Bakan Büyükbaş Müdüre, Büyükbaş Müdür Başmüdüre, Başmüdür müdürlere, şeflere, şefler memurlara durumun bombok oluşunun nedenlerini eskilerin deyimiyle lisanı münasiple» yani uygun bir dille, kimi zaman da kaş göz hareketleriyle anlatmışlardı. Şimdi artık her yerde uyumlu bir çalışma sürdürülüyordu.

Halk bu uyumlu çalışmanın içyüzünü bilmediğinden, işlerin niçin günden güne boka gittiğini de pek anlamıyordu. Örneğin elektriklerin zırt pırt kesilmesine bir türlü akıl erdiremiyordu.

Oysa ta Büyükbaş Müdürden başlayan uyumlu çalışma elektrik santrallerine kadar yansımıştı.

Santraldeki nöbetçi memurlarla şefler işi aksatmayacak biçimde ya tavla oynayarak ya da televizyon seyrederek zaman geçirirlerdi. Onlar bir yandan tavla oynarken ya da televizyon izlerken elektrik santralı da kendiliğinden çalışırdı.

Şef tavlada yenilince kızar, memura:

«İndir ulan şalteri!» diye emir verirdi.

Memur falan semte elektrik veren şalteri indirir, o semt karanlıkta kalırdı.

Şalteri indirilen filan ya da falan semtler daha çok aynı yöreler olurdu. Bir önceki seçimde verdiği oylarla şimdiki iktidarı oluşturmada payı bulunan bölgelerdi bunlar... Bu memurlarla bu şefler de bu iktidarla beraber bu görevlere gelmişlerdi. Çünkü hepsi o partinin, daha doğrusu o partideki bir hizbin adamıydı. Partileri iktidardaydı ama, hizipleri partinin içinde iktidarda değildi. İşte,işlerin bombok gitmesinin nedeni ve de politikanın inceliği buradaydı. Anlayacağınız bizim hizip parti içi iktidara oynuyordu.

Tavla oynarken şef gele atmaya başlayınca:

«İndir şu şalteri, belki uğurum gelir» der, memurlardan biri koşup şalteri indirir, falan bölge karanlıklara gömülürdü.

Ya da televizyon seyrederken, seçim konuşmaları programında partilerinin başkanı Başbakan konuşmaya başladığında her memur bir şaltere koşar, filan vefaları yörelerde elektrikler kesilir, kimse Başbakanın konuşmasını dinleyemezdi. Şef kahkahalarla güler:

«Bizimki karanlıkta göz kırpıyor gene» derdi.

Memurlar da coşkuyla:

«Nah oy alır bu kez bizim parti!» diye keyiflenirlerdi.

Televizyonda Başbakanı izlemek için tam ayaklarını altına alıp sedire kurulduğu sırada elektrikler kesilince hevesi kursağında kalan emekli Emin Bey ise:

«Hanını» derdi. «Şu demokrasi ne güzel şey. Başbakanla vatandaşın hiç farkı kalmıyor. Bak Başbakan konuşurken bile elektrikler kesilebiliyor. Eskiden hiç böyle şey olur muydu? Tam tersine mitinglerde bile muhalif partilerin elektriğini keserlerdi. Şimdi böyle şeyler olmuyor. İşte bak, Başbakanın bile elektriği kesiliyor. Şu demokrasi ne güzel şey.»

O günlerde telefonlar vızır vızır çalıştı. Bakanlıklarda telefonlar çaldı, parti örgütlerinde telefonlar işledi durdu.

Her telefonda da seçim öncesinin ince politikası yapılıyordu. Yaylacılar Yeni Dünyacılardan, Yeni Dünyacılar Yaylacılardan, her ikisi de Genel Merkezden ve Genel Merkezciler de öteki ikisinden yakınıyor, politikanın incelikleriyle birbirlerine kazık atmaya ve seçim sonrasında parti içi iktidarı ele geçirmeye bakıyordu. Denilebilirdi ki, seçimleri, yani ülke iktidarını partinin elde tutmasını pek düşünen yoktu. Varsa yoksa parti içi muhalefet ve parti içi iktidar idi.

Böylece seçimler yapıldı. O gece oy sayımını Genel Merkezciler, Yaylacılar ve Yeni Dünyacılar ayrı ayrı yerlerde, her biri kendi «karargahında» izliyordu.

Gelen her sonuç, üç karargahtan mutlaka ikisinde sevinç, birinde üzüntü yaratıyordu. Örneğin parti örgütüne Genel Merkezcilerin egemen olduğu bir ilde mi seçim kaybedilmiş, Yaylacılar ve Yeni Dünyacılar takkeyi havaya atıyorlardı. Yaylacılar hınçla:

«Mazottan ne haber!,,. diyordu.

Yeni Dünyacılar:

«Yoldan ne haber!,. diye zevkleniyordu.

Ya da Yaylacıların parti örgütünü ellerinde tuttuğu bir ilde seçim yitirilince, Yeni Dünyacılar:

«Yaaa!» diye bıyık altından gülümsüyorlardı. «Yalnız mazot, popoyu kurtarmıyor. Yolunuz olmazsa böyle yaya kalırsınız işte Tatar Ağalan!.»

Bu sonuca Genel Merkezciler de seviniyordu:

«Oh olsun, diyorlardı. Genel Merkezi devirmeye kalkar mısınız? Şimdi oturun kıçınızın üzerine de aklınız başınıza gelsin!.,.

Gelen sonuçlara göre, iktidar partisi seçimleri hemen her ilde yitiriyordu. Kimine Genel Merkezciler sevindi, kimine Yaylacılar kına yaktı, kimine de Yeni Dünyacılar takke fırlattı... Ve sonunda koskoca parti boydan boya yattı.

Partinin boylu boyunca yattığı gecenin sabahında üç Büyükbaş Müdür, büyük başlarını başbaşa vermişler, uykulu gözlerini oğuşturarak konuşuyorlardı.

«Olan bize oldu. Yeni hükümet bizi dehlemeden istifa etmeli en iyisi...

«Ulan nene gerek senin parti içi muhalefete karışmak!...

«Politikanın inceliği bu işte! Fazla incelttin mi kopuyor.»

«Bizimkiler ülkede iktidardan düştüler, bakalım parti içinde iktidarı kim kapacak. Kimsenin de kimseye söz söyleyecek durumu yok ya... »

«Söylerler arkadaş, söylerler. Politikanın inceliği budur. Sonunda üçünden biri yine partinin başına oturur. Ya biz kimin kucağına oturacağız, onu düşünün!....

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült