Hikaye

 

 

Para Kazanmak İçin Yazılan Hikaye

Sevim Burak


Yıldızsız boğucu bir yaz gecesiydi. İstanbul yorgun, kocaman bir hayvan gibi boğuk boğuk inleyerek uyuyordu. Emirgan sırtlarındaki bir köşkün pırıl pırıl yanan ışıkları, ilerleyen gecenin içinde sönmüş, pencerelerden sokağa taşan, müzik, kahkahalar ve konuşmalar erimişti. Gecenin nabzı durmuş gibiydi. Tepenin altındaki deniz, yapışkan karanlık bir göl gibi duruyordu. Çıt yoktu. Aşağıdan yukarı doğru, yılankavi uzanan otobüs asfaltı, ölmüş gibi hareketsizdi. Birden, bu karanlık geceyi bir ses, boydan boya yırttı.

- Taksi... Taksi..

Bu ses, ışıkları sönük köşkten elli metre mesafeden geliyordu.

Taksi... Taksi.. Bu ses, yol boyunca, ağaçlara çarparak, asfaltın üstünde parçalandı. Birden karanlığın dibinden, iki far ortaya çıktı, iki göz gibi gittikçe büyüyerek ve sanki yolcuya bakarak yaklaştı ve sesin geldiği yerde durdu. Yolcu, orada duruyordu. Çevik bir hareketle arabaya atladı. Şoför, gaza bastı, yolcu, sallandı. Asfaltın üstünden bir homurtu yükseldi. Ve bu gürültü şehrin içine doğru yollandı. Yolcu iyice koltuğa yerleşerek, yarı düşünceli, yarı uyuklar bir hal aldı.

Şoför Nereye? diye sordu...

- Levent’e., diye cevap verdi uyuklayarak.

- Başüstüne.. diyerek, şoför gaza bir kez daha bastı. Bir yokuşu tırmanmaya başladılar. Şoför, arabayı biraz yavaşlattı. Vites değiştirdi.

Yolcu, arkasına dayandı. Taksinin içi kapkaranlıktı. Bir sigara yaktı. Kibritin alevi, bir anda, güneşten yanmış bir erkek yüzünü, aydınlattı. 30 yaşlarında, ince kumral bıyıklı, kumral, dalgalı saçlı, yüksek alınlı, yakışıklı biriydi. Karanlık gecenin içinden, şimdi ağır ağır ilerliyorlardı. Yol kenarlarındaki tek tük, elektrik fenerleri, bu kumral, düşünceli erkeğin yüzünden geçiyordu sanki. Dünyanın en mutlu adamıydı. Her şey O’na vız geliyordu.. Uç saat önce, sevdiği kadınla nişanlanmıştı.. Büyük bir törendi.. İstanbul'un bütün sinema yıldızları ve en güzel kadınları, kıskançlıktan, kahrolurcasına onların saadetlerine şahit olmuşlardı bu akşam.. Nişanlısı zengindi, sinema yıldızlarını gölgede bırakacak kadar dişiydi. Genç adamın, sert davranışlarına itaat edecek kadar büyük bir hırs ve arzuyla seviyordu üstelik.. Evet. Genç erkek için yapmayacağı şey yoktu. Sevdiği erkeğin ünlü bir rejisör olması ve hayatının genç yıldızlar arasında geçmesini hazmedemiyor, büyük servetini rejisörlükten çekilmesi için sarf edeceğe benziyordu. Kaç kez yalvarmış “Ne olur, bırak şu mesleği, sana ve kendime yetecek kadar param var” “Kaçalım burdan Avrupa’ da yaşayalım” “Hayır” diyordu genç adam... “Ben kadın parasıyla geçinecek kadar aşağı cinsten bir erkek değilim...” Yolcu, düşüncelerinin burasında durdu. Yalan söylüyordu sevgilisine.. Kadını kendisine iyice aşık etmek için söylüyordu bunları.. İstiyordu ki kadın, kendine yalvarsın, onun için deli divaneye dönsün.. “Evlenemem” diyordu.. “Benim hayatım kadınlar arasında geçti, kadınlardan bıktım” “Üstelik kadınlar arasında geçinmeye mecburum, mesleğim bu.” Aylarca, genç kadını aramamış, sağda solda yıldız namzetleriyle gezip tozmuş, pavyonlarda yanak yanağa dans etmiş, bunların gazetelere geçmesi için elinden geleni yapmıştı. Sonunda planı muvaffak olmuş Genç kadın sevgilisini bu kadınların arasından çekmek için, genç adama ayrı bir iş için sermaye teklif etmişti. Genç adamın bütün düşüncesi, kendi hesabına bir film şirketi kurmak ve Genç kadını yeni bir yıldız olarak lanse etmekti. Yani bir taşla iki kuş vurmaktı niyeti. Kadının teklifini hemen kabul etmedi biraz düşündükten sonra, fikrini açıkladı. “Seni yıldız yapmak istiyorum” “Bütün dünyanın aradığı bir dişi” “Seni başka bir kadın yapacağım,” dedi. Güzel kadın sevgilisinin bu arzusuna da boyun eğdi. Ancak, genç adamın, evlenme niyeti yoktu. Kadına “Evlenirsek, halk senden hoşlanmaz, evlenmemiz gerekirse sadece büyük bir nişan merasimi yapar, herkese parmak ısırtırız. Reklam olur,” diyordu. “Nikahın ne önemi var birlikte yaşayacağız gene. Fakat, resmen evlenmeyeceğiz” “Seni çılgınlar gibi sevmek istiyorum, ömrümün sonuna kadar seveceğim, evlenirsek, birbirimizden bıkarız, böylesi ikimiz için de daha iyi olur!.. Düşün,” diyordu, “herkes seni benim nişanlım zannedecek, oysa karımsın.. Gizli gizli sevişmeyi istemiyor musun? Ne zevklidir böyle bir aşk.. İnsanın damarlarındaki kanı coşturur..” Genç kadın, bu tatlı lafları dinlerken, gözleri şehvetle genç adama bakıyor, zevkten eriyordu... sanki.. Şeninim dedi.. Ne istersen yap.. Artık sana aidim. Genç adam, kadını, hızla kendine çekip kemiklerini kırarcasına sıktı.. Büyük bir zevk dalgası içine girdiler. O dalga onları sanki oradan oraya fırlatıyor gibiydi. Fırtınaya tutulmuşçasına bir sevişmeydi bu.. Yolcu, hafifçe ürperdi. Aynı zevk damarlarına yayılmış gibi titredi oturduğu yerde. Camdan dışarı bakmaya koyuldu.. Taksinin ters istikamette gittiğini sandı.. Vücudu, hala tatlı tatlı ürperiyordu. Şoföre

- Ters yoldan gidiyorsun galiba dedi..

- Hayır Beyim, dedi şoför. Gittiğim yol doğrudur.

- Bu yolu tanıyamadım dedi, yolcu dalgın dalgın..

- Siz benim eski müşterimsiniz, diye cevap verdi, şoför. Gittiğim yolu bilmez miyim?

- Yaa, demek eski müşterinim, dedi yolcu düşünceli bir sesle.

- Birçok defa, geç saatte, sizi evinize ben götürdüm.

- Peki, öyleyse dedi yolcu, o halde iyi...

- Evinizi de bilirim, diye ekledi şoför. Kaç kere hanım müşteri getirdim.

- İyi., iyi., dedi yolcu konuşmayı kısa kesmek için, Pekala.. Çabuk gidelim.. Yolu uzatmadan., dedi.

- Çabuk gidiyorum, merak etmeyin, dedi şoför. Fakat, araba ağır gidiyordu.

- Ağır gidiyorsun ama dedi., yolcu.

- Yokuş tırmanıyoruz, dedi., şoför. Yolcu, pencereden baktı.. Düz yoldaydılar. Şoför milletinin lafları hep terstir diye düşündü, gece vakti para kesecek aklı sıra.. Sonra, o da haklı diye düşündü.. Hayatının en mutlu gecesiydi. Zengindi, gençti, yakışıklıydı, yeni bir film şirketinin patronu sayılırdı. İstikbali alabildiğine açılmış mutlu bir insandı.. İki kuruş fazla kazanmak için gecenin bu saatinde, hile yapmak zorunda kalıyor. Kendi kendine, içinden şoföre fazla para vermeyi tasarladı. Öyle ya bu gece hayatının dönüm noktasıydı.. Nişan merasimi, çok heyecanlı geçmişti. İş adamları, sinema yıldızcıkları, paranın kokusunu almış gibi, kendisine nasıl yaltaklanmaya başlamışlardı. Sigarasının ucu kah parlıyor, kah sönüyor, parıldadığı zaman, sigara içen yolcunun burnunun ucunu aydınlatıyordu. Nişanlısı, fildişi renginde, omuzlarını açıkta bırakan bir tuvalet giymişti. Saçlarını, ensesinde toplamış boynunun bütün güzelliğini ortaya çıkarmıştı. Şampanya ve viskinin su gibi aktığı büfede herkes dut gibi sarhoştu. Gazeteciler, yeni iş adamının, güzel nişanlısını öpmesini istediler. Genç adam, eğilip genç kadını dudaklarından hafifçe öptü. Flaşlar parladı, şampanyalar patladı. Çılgıncasına bir alkış koptu. Bir daha bir daha diye bağrıştılar.. Genç adam bir kere daha genç kadını öptü. Bu kez daha sert.. Daha ateşliydi. Kalabalık, kendinden geçmişçesine alkışlayıp.. Daha uzun daha uzun diye bağırdılar. Bu arada bu ateşli sahneden kendini kurtaramayan birkaç çift birbirilerine sarılıp öpüşmeye başladılar. Millet, onları da alkışlamaya başladı. İş bir anda çığırından çıkmış, herkes, birbirine sarılıp uzun uzun öpüşmeye başlamıştı. Salon birbirine sarılıp, yapışan, çiftlerle dolmuştu. Müziğin sesi, herkesi dans salonuna çağırır gibiydi. Genç adam, genç kadını birdenbire, kucağında havaya kaldırdı. Ve onu kucağında öptü. “Fef kalaade.. Fef kalaade” diye teşvik edici sözler arasında uzun uzun öptü. Kadınlar kıskançlıklarım saklamak için sinirli kahkahalar atıyor, yanlarındaki erkeklere daha çok sokuluyorlardı sanki. Genç adam, nişanlısını kucağında taşıyarak, kalabalığın ortasından balkona doğru götürdü. Alkışlanıyor.. Film bitti film bitti diye, bağrışıyorlardı., arkalarından..

Herkes dansa diye bağırdı biri., haydi içelim., dedi başka biri bu elektrikli havadan istifade etmeye çağırıyorlardı herkes birbirilerini..

Balkonda, kendilerinden geçmişçesine seviştiler. Gecenin sonuna kadar orda kaldılar. Deniz, ayaklarının altında, aşkla ürperiyor gibiydi.

Yolcu, düşünüyordu.. Denizin üstündeki bu evde yarın, kendisini sabırsızlıkla bekleyen nişanlısına koşacak, mavi kadife gökyüzü, bahçedeki çiçek kokuları arasında, genç kadın onun kucağına oturup kollarını boynuna dolayacak, kulağına “Seni seviyorum” “Beni sık çok sık sev beni” diye yalvaracak, o da, kadını canını acıtırcasına okşayacaktı. Yolcu, yarını düşünüyor kadının onun kollarında canının yandığını görür gibi oluyordu. Bundan büyük bir zevk duyuyordu. Oldum bittim, ateşli bir erkekti. Kadınlar, ona, bu sert hareketleri yüzünden bayılıyorlardı. Bazen, mahsus, kadınlara karşı soğuk duruyor, sonra, daha büyük bir arzu duyuyordu kadınlara. Doğuştan böyleydi. Eziyet etmesini seviyor, bundan büyük bir zevk duyuyordu. Aşk onun için, çılgınlığa varan bir oyundu. Birdenbire yolcu sert bir sesle kendine geldi.

- Geldik.. Şoför, direksiyonu bırakıp yolcuya dönmüş bir kere daha tekrarladı. Geldik..

- Dağ başındayız., dedi yolcu, karanlığa bakınarak.. Şaka mı ediyorsun? Sonra şaşkın bir edayla, Çek., dedi, numaranın sırası değil..

Şoför, sırıtarak, bir sigara paketi çıkardı.

- Yakmaz mısın dedi, yak bir tane tüttür bu boş dünyada..

- Mersi, istemem dedi.. Haydi, şaka yeter, arabayı çek.. Araba, şehrin yüksekçe bir dağında duruyor, sağda solda, köpek havlamalarına benzeyen ulumalar yankılanıyordu. Etraf, uçsuz bucaksızmış kadar derin görünüyor, köpek ulumaları gittikçe uzaklaşıyordu.

Her şey, korkunç sessizdi. Saat tak taklarından başka bir ses yoktu arabanın içinde.. Taksi saati bir yürek gibi atıyordu. Tak Tak Tak. Sağlam bir yürek gibi... Ne yapacağını şaşırdı yolcu... Damarlarındaki aşk ateşi birdenbire soğumuştu.. Sırtından soğuk bir rüzgar esti, ayaklarına kadar üşüdü...

- Ya Levent? Levent nerde? Şehir.. Şehir nerde? diye sordu.

Sessizliğin içinde kendi sesini duyuyordu. “Nerde” “Nerde” diyen kendi sesini..

- Şehir arkada kaldı dedi, şoför. Şehre gitmemize lüzum var mı? Burada konuşuruz.. Çok uzun da sürmeyecek. Bitince de seni öteki dünyaya göndereceğim.. Nasıl hoşuna gidiyor mu? Bu nişanlanmaya, kadınlarla öpüşmeye benzemez., dedi.. Sevsinler, diye ekledi, karının paralarına konacak herife bak nasıl da korkuyor?

Yolcu, ağzını topla, dedi, kısa kes.. Benden ne istiyorsun? Fakat, titriyordu. Bu adam beni öldürecek diye düşündü.. En mutlu günümde beni öbür dünyaya gönderecek.. Ona bütün paramı verebilirim.. Yaşamak istiyorum., diye kendi kendine aklından geçirdi..

- Sana cebimdeki bütün paraları vereyim al dedi, cebine elini atıp, cüzdanını şoföre uzattı. Şoför eliyle cüzdanı yolcunun suratına çarptı.

- Paranı cebine koy, dedi.. Ben gangster değilim.. Seninle hesabımız başka.. Cebinden bir tabancı çıkararak, yolcunun göğsüne dayadı. Hadi bakalım, cevap ver.. Fatma nerde? Yolcu,

- Fatma kim? diye sordu. Ben bu isimde kimseyi tanımıyorum.

- Bırak numarayı diye tabancayla göğsünü dürttü, söyle, Fatma nerde? Bir aydır kayıp. O’na ne yaptın? Söyle canavar herif, seni öbür dünyaya göndermeden önce bana Fatma’nın nerde olduğunu söyle.

- Fakat bilmiyorum diye kekeledi, bilmiyorum.. Beni öldürürsen haksız yere öldürmüş olacaksın..

-  Hadi oradan, diye gürledi şoför.. Fatma, sizin yanınızda figüranlık yapmadı mı? Fatma’yı, beş liraya kiralayıp onu lekelemediniz mi? Sonra da paçavra gibi attınız.. Nereye attınız? Ne yaptınız? Ne oldu Fatma’ya?

- Yanlışınız var dedi.. Yolcu, ben Fatma’yı tanımıyorum, sizi şerefimle temin ederim.. Yarın yazıhaneme buyrun.. Aldanıyorsun..

- Ulan, sen, meşhur Rejisör İhsan değil misin? Gazetelerde kirlettiğin kızlarla resim çektiren alçak sen değil misin? Kime yutturuyorsun bu martavalı? diye bağırdı.. Fatma, benim torunum. 15 yaşında, bir ay önce, film artisti oldum, artık, şehirde yaşayacağım dedi. Size para getirir bakarım, dedi.. Gidiş o gidiş., bir daha da geri dönmedi.. Söyle.. O nerde?

- Beni öldürme dedi.. Her şeyimi veririm. Bu cüzdanı.. Eşyalarımı kol saatimi., bak iki bin lira eder al., bunları.. Fatma’yı da arar bulurum dedi, söz veriyorum. Fakat, ben o kızı tanımıyorum.. Yemin ederim ki böyle bir kız bana gelmedi dedi..

- Ya kime geldi diye gürledi., şoför.. Üstü başı yeniydi o elbiseleri ona kim aldı. Kim kandırdı onu?

- Ben değil, dedi yolcu, yalvararak, ben değil başka biri kandırmıştır.. Kötü bir insanın eline düşmüştür.. Onu bulacağım dedi.. Söz veriyorum ki onu bulacağım..

- Hadi ordan dedi şoför, senin gibisine inanılır mı?

- İnan dedi yolcu.. Al bütün paralarımı işte sana veriyorum.. İstemesen de sana veriyorum.. Helal olsun beni evime götür..

- Ya bulamazsan ne olacak dedi şoför.. Ya bulamazsan?

- Bulurum dedi yolcu, sağ salim bulurum onu.

- Ya namusu dedi Fatma’nın? Fatma’nın kirlenen namusu?

Bir sessizlik oldu. Artık şununla bununla geziyor, yoldan çıktı..

Sessizlik devam etti. Taksi saati tak tak tak işliyor. Yalnız bu Fatma’ya namus veremiyordu. Derin sessizlik içinde.. Sanki uzaktan bir haykırış duyuluyordu..

Birdenbire şoför Ver şu paraları dedi, ani bir kararla.. Cüzdanı cebine atıp, motoru işletti. Şehrin yolunu tuttular. Yolcu'nun içini bir sevinç kapladı, tekrar hayata dönmüştü... Yarın sevgilisini kolları arasına alıp sıkacak sıkacaktı.. Şehrin ışıkları göründü.. Ya Fatma’nın namusu diye düşündü, yolcu.. Adam sen de dedi.. Birden, Fatma’nın, yüzünü gördü, ağlıyordu yolcuya sordu Beni sen mahvetmedin mi? Beni sen aldatmadın mı? Beni sen kandırmadın mı? Yalancı.. Yalancı.. Yalancı.. Yolcu ürperdi.. Gözünü kapattı, Fatma’nın hayalini silmek için gözünü iyice yumdu..

Taksi büyük bir hızla şehrin içine doğru uçuyordu.. Geride, her şey karanlıktı. Yolcu gözünü açtı. Fatma’nın hayali uçmuştu. Önünde her şey aydınlıktı. Pırıl pırıldı.. Şimdi rahat nefes alabiliyor ve geride kalan şeyleri düşünmek istemiyordu. Hayat.. Hayat., güzeldi..

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült