Hikaye

 

 

Öteki Dünyada İsyan

Esen Yel


Tanrı Hazretleri, saatlerdir çalışma masasının başındaydı. Önündeki dosyalan özenle inceliyordu. Bir yargıya varamadığı için, incelediği dosyaları bir daha gözden geçiriyor, fakat yine bir yargıya varamıyordu. Sonunda dosyaları eliyle bir yana itti. Tavus kuşu teleğinden yapılmış kalemini, masanın üzerinde duran süslü mürekkep hokkasına batırıp önündeki deftere bir şeyler yazdı. Gergin yüz çizgilerinden, yazdıklarını 'beğenmediği anlaşılıyordu. Hızla masadan kalktı. Odanın içinde sinirli sinirli dolaşmaya başladı. O sırada dışarıdan ayak sesleri duyuldu. Arkasından da yavaşça kapı çalındı.

Girin! dedi sert bir sesle. Gelen, yardımcı meleğiydi. Yerlere dek eğildikten sonra:

«Tanrı Hazretleri, canalıcı meleğiniz Lenin'i getirdi. Cennete mi koyalım, cehenneme mi? Buyruklarınızı bekliyoruz,» dedi.

Tanrı, yardımcı meleğin yüzüne bile bakmadan buyruğunu verdi:

«Henüz bu konuda kesin bir yargıya varamadım. Şimdilik götürün cehenneme. Kesin yargımı daha sonra bildireceğim.»

Yardımcı melek sessizce çıkıp gitti.

Daha Lenin gelmeden, cehennemdekiler onun ününü duymuşlardı. Çeşitli halklardan oluşan bu insanlar, merakla bekliyorlardı Lenin'i. Zebaniler de.. Başzebani büyük demir kapıyı açınca gözler oraya çevrildi. Tüm zebaniler işlerini bırakmışlardı. Az sonra, Lenin'in çevresinde kocaman bir çember oluşturdular. İlkin başzebani konuştu:

«Günlerdir adınızdan söz ediliyor. Kim bilir ne büyük günahlar işlediniz.. Ama şimdilik sizi şu tahta kulübede konuk edeceğiz. Tanrı Hazretlerinden kesin buyruk gelinceye dek burada kalacaksınız. Sonra ne olur bilmem.»

«Önemli değil,» dedi Lenin. «Günahlarıma gelince...»

Öteki zebanilerden biri Lenin'in sözünü kesti:

«İşte bizim öğrenmek istediğimiz de bu. Size bunca önem verilmesinin nedenini bir türlü anlayamadık. Bu önemin, günahlarınızla »ilgili olduğunu sanıyoruz. İşlediğiniz günahlardan biraz söz eder misiniz?»

«Elbette,» dedi Lenin. Bir süre sustu. Sonra ağır ağır konuşmaya başladı:

«Yeryüzünde de sizin gibi zebaniler var. Güçsüz bulduklarına olmadık işkenceler yapıyorlar. Güçlülerin istekleri gereği yapıyorlar bunları. İşte bu güçsüz görünen insanlara, bir araya gelirlerse büyük bir güç olacaklarını öğrettim.»

«Yalnız bu mu günahınız?» dedi başzebani.

«Hayır.. Yeryüzünde de insanların kimileri, cennettekiler gibi rahat bir yaşam sürerler. Kimileriyse, cehennemdeki gibi işkence içinde yaşarlar. Ben, bu ayrımı ortadan kaldırdım. Ülkemdeki tüm insanların, cennetteki gibi yaşamalarını sağlayacak düzeni kurdum.»

Başzebani: «Tanrı Hazretleri beni bağışlasın, bu yaptıklarınızın günaha benzer bir yanı yok.»

«Sanki burada nice zamandır çile çeken şu insanların yaptıklarının günaha benzer bir yanı var mı?» dedi Lenin.

«Bakın bunu hiç düşünmemiştim,» diye ekledi başzebani. «Şu katran kazanının içinde debelenip duranlar, buyruklarında çalıştıkları senyörün kümesinden birer yumurta çalmışlar. Yıllardır burada garibanlar. Şu bacaklarından aşılmış adam da köleymiş sağlığında. Karısına sarkıntılık eden sahibini öldürmüş.» Lenin sordu:

«Peki, o kümesinden yumurta çalınan senyörle şu ayaklarından asılı duran kölenin karısına sarkıntılık eden nerede şimdi?»

«Cennettelermiş. Bir süre önce yardımcı meleğe sormuştum da..»

«Gördünüz mü, onlar cennette gönüllerince yaşıyorlar. Siz de bu garibanlara işkence yapıyorsunuz.» Zebaniler birbirlerine baktılar ilkin. Ardından da, kendi aralarında tartışmaya başladılar. Lenin, zebanilerin kafalarında düşünce şimşeğinin çakmakta olduğunu anlamıştı. Öylesine daldılar ki tartışmaya, Lenin'in yanlarından uzaklaştığını bile görmediler.

Lenin, göz açıp kapayıncaya dek, çevreyi dolaşıp, işkence gören insanlarla konuştu. Bu dertli insanlar, onun konuşmalarını dinledikten sonra, umutla bağlandılar ona.

Geri döndüğünde, zebaniler hala tartışıyorlardı.

Ama, görüş birliğine varmışlardı sonunda. Yaptıklar* işin iyi bir iş olmadığını, buradan kurtulmanın yollarını aramaları gerektiğini konuşuyorlardı.

«Haydi yoldaşlar, iş başına!» diye bağırdı Lenin. Zebaniler irkildiler. Ellerinde olmadan toparlandılar onu görünce. Lenin ekledi:

«Evet yoldaşlar, şimdi gidip herkesi serbest bırakın. Toplanıp, birlikte buradan çıkmanın yollarını arayalım.»

Zebaniler inanmış adımlarla oradan ayrıldılar...

Az sonra, cehennemdekilerin tümü bir araya geldiler. Nasıl kurtulacaklarına akıl erdiremiyorlardı ama, yine de içlerinde bir umut ışığı kımıldıyordu...

Ertesi gün sabaha karşı cehennemden bir uğultu duyuldu. Korkuyla yerinden fırladı yardımcı melek. Gidip durumu yakından gördü. Zebanilerle cehennemdekiler kol kola, büyük kapıya doğru ilerliyorlardı. Ellerinde pankartlar. Seslerinin çıktığınca bağırıyorlardı:

«Cennettekiler yer, cehennemdekiler bakar, kıyamet ondan kopar!»

«Onlar can da biz patlıcan mıyız?»

«Zebani gibi değil, insan gibi yaşamak istiyoruz!»

Yardımcı melek, Tanrı Hazretlerinin köşküne doğru koşmaya başladığında sabah olmuştu. Gürültüleri duyan Tanrı, köşkünün balkonundan durumu izliyordu...

Yardımcı melek umarsızlık içinde konuştu: «Yeni gelenin işi bu Tanrı Hazretleri.»

«Evet, öyle.»

«Ne yapmamı istersiniz?»

«Şimdilik, buradan alıp cennete götür Lenin'i. Kesin yargımı henüz vermedim.»

İlk kez böyle bir olayla karşılaşan Tanrı, gözlerini yürüyen topluluktan ayıramıyordu. Yardımcı melek, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirmek için cehenneme doğru yürüyüp gitti...

Lenin, kendisine ayrılan köşkün merdivenlerini ağır ağır tırmandı. Cehennemdeki insanlar bir türlü gözlerinin önünden gitmiyordu. Eylemleri yarım kalmıştı. Son basamağa oturdu. Canı içeri girmek istemiyordu. Başını elleri arasına alıp düşünmeye başladı..

Köşkün çevresinden gelen seslerle düşüncelerinden sıyrıldı. Büyük bir kalabalık.. Uzaktan ona el sallıyorlardı. Doğruldu. Karşılık verdi onlara. Bu sırada, topluluktan bir kişi ayrıldı. Elinde, cennetin en güzel çiçeklerinden yapılmış bir buket vardı. Kendisine yol açan insanların arasından geçip Lenin'in yanına doğru yürüdü.

Merdivenleri çıkıp elindeki buketi Lenin'e uzatırken:

«Cennete hoşgeldiniz Lenin yoldaş. Sizi aramızda görmek bizi çok mutlu kıldı,» dedi.

«Sağolun,» diye karşılık verdi Lenin.

«Cehennemdeki arkadaşlarımızın durumlarını merak ediyoruz. Acaba...»

«Onları düşünmeniz, beni gerçekten duygulandırdı,» dedi Lenin. Öteki sürdürdü konuşmasını: «Biz de bir süre cehennemde kaldıktan sonra geldik buraya. Ben ve şurada toplanmış olanlar. Cehennemdeki arkadaşlarımızın durumları, doğrudan cennete gelmiş olanları ilgilendirmiyor ama, biz hep onları düşünüyoruz.»

Lenin:

«Öyleyse, vereceğim haber sizi sevindirecektir. Cehennemdeki dostlarımızın durumları en kısa sürede düzelecek sanıyorum. Artık işkence görmüyorlar. Dün birlikte konuşup tartıştık. Bu sabah da bir yürüyüş yaptık. Bunun üzerine Tanrı, beni onlardan ayırıp buraya yolladı. Ama onlar yürüyüşü sürdürüyorlar. Zaman geçirmeden burada da bir şeyler yapabilirsek, onlara yardımcı olabiliriz.»

Buketi getiren adamın gözlerinin içi gülüyordu..

«Bir yürüyüşle onlara yardım etmiş olacaksak, bu kolay,» dedi.

Lenin sordu:

«Peki, bu eyleme karşı çıkanlar olmayacak mı cennette?»

«Olur olmasına ama, karşı çıkanların sayısı çok az. Çoğunluk bizde. Yani cehennemden geçerek gelenlerde. Her konuda biz etkili oluyoruz.»

«Hepiniz aynı görüşte misiniz?» «

«Üç beş kişinin dışında, evet.»

«Ne istiyor o üç beş kişi?»

«Ne istedikleri pek açık değil. Cehenneme de, cennete de karşı çıkıyorlar.»

«Neyse,» dedi Lenin. «Bu, sonraki iş. Sen durumu hemen dostlara duyur.»  «Dilerseniz, birlikte gidelim.»

Birlikte, çevrede toplanmış olanların yanına doğru yürüdüler...

Ertesi sabah, cennette bir devinim başladı. Cehennemden gelenler grubu, ellerinde pankartlarla köşklerin, bahçelerin aralarındaki yollardan ilerleyerek büyük kapıya doğru yürüyüşe geçtiler...

Doğrudan cennete gelen bir avuç insan, korku içinde birbirlerine seslenerek:

«Rahatımızı bozacak bu ayaktakımı. Ne güzel de yaşayıp gidiyorduk!..» diye yakınıyordu.

Yürüyenlerin sesleri ortalığı doldurdu. Topluluk bir ağızdan bağırıyordu:

«Cehennemdekilere özgürlük!..»

Tanrı Hazretleri yoğun bir çalışma içindeydi. Neden sonra başını kaldırıp yardımcılarına işaret etti. Onlar da, masanın üzerindeki dosyaları alıp götürdüler. Tavus kuşu teleğinden yapılma kalemini hokkaya batırıp çıkardı. Önündeki deftere bir şeyler yazdı. Yazdığını karaladı. Yeniden yazdı. Yine karaladı. Bunca zamandır, ilk kez böylesine güç bir durumda kalmıştı. Ne yapmalıydı?

Kalktı. Odayı fırdöndü... Bir yandan da mırıldanıyordu:

«Cehenneme attım, olmadı. Cennette bıraksam..» Kapının vurulmasıyla mırıltıyı kesti.

«Girin!..» Yardımcı meleğiydi gelen. Soran bakışlarla yardımcısına baktı.

«Tanrı Hazretleri,» diye söze başladı yardımcı melek. «Siz her şeyi daha iyi bilirsiniz. Bu kulunuzun ne özelliği var ki, böyle girdiği her yerde kullarınızı etkiliyor?»

«Ne o, yine bir olay mı var?» diye sordu Tanrı.

«Evet. Bu kez de cennettekileri ayaklandırdı. Doğrudan cennete girmiş olan kullarınız bu olaya katılmadılar. Ama ötekiler...»

«Yine Lenin mi yaptı bunu?»

«Evet, Tanrı Hazretleri.»

«Ne istiyorlar?»

«Cehennemdekilerin özgürlüğünü.»

«Peki, cehennemdekiler ne yapıyorlar şimdi?»

«Başzebaninin açtığı büyük kapıdan çıkmışlar. Cennete doğru yürüyorlar.»

Tanrı, hızlı adımlarla odayı arşınladı. Nedense kızmıyordu olanlara. Sonra, yardımcı meleğin karşısına gelip durdu. Hoşgörülü bakışlarla onu süzdükten sonra:

«Lenin'i buraya getir!» dedi.

Tanrı Hazretleri, Lenin'i konuk odasına kabul etti. Yardımcı melek, canalıcı melek ve öteki melekler, konuk odasının önündeki koridorda sabırsızlıkla beklemeye başladılar. Ne cennet cennet olalı ne de cehennem cehennem olalı böyle bir durum olmuştu. Bir günde cehennemdekileri, bir günde de cennettekileri eyleme geçiren bu kişiye nasıl bir ceza verecekti Tanrı Hazretleri? Soluklarını tutup beklediler..

«Doğal bu,» dedi Lenin. «Siz insanlara tanrı gözüyle bakıyorsunuz. Bense, onlardan biri olduğum için, onların gözüyle bakıyorum. Gizi burada başarının. Siz, milyonlarca yıl öncesinin insanıyla, bugünün insanını aynı insan gibi düşünüyorsunuz. Oysa öylesine büyük ayrım var ki aralarında.»

«Naşı! 'bir ayrım yani?» dedi Tanrı. «İlk insan kaç sözcük biliyordu, şimdiki insan kaç sözcük biliyor? Ya ilk insanın ilkelliğiyle bugünkü insanın uygarlığı arasındaki ayrım? Karşılaştırılamayacak denli büyük bir ayrım bu.»

«Doğru. Bunun üzerinde durmamıştım hiç. Demek çok zaman geçti öğünden bugüne ha?»

«Evet, çok..»

«Yaşlandık demek..»

«Elbette. Her şey yaşlanır evrende. Tanrılar bile..»

Bir süre konuşmadılar. Neden sonra Tanrı kalkıp iki bardağa şerbet doldurdu. Birini Lenin'e uzatırken:

«İstesek de istemesek de öyle,» dedi, «Bu gerçeği benimsedikten sonra sorun kalmıyor,» diye ekledi Lenin.

Tanrı, boşalan bardağını bırakıp Lenin'e döndü. Konuyu değiştirmek istiyordu..

«Şimdi daha iyi anlıyorum sizi,» dedi. «Peki, şu gündemdeki sorun nasıl çözümlenecek?» Lenin, soğukkanlılıkla yanıtladı: «Kanımca, gündemdeki sorun, sorun olmaktan çıktı. Cehennemdekilerle cennettekilerin davranışları, tümünün istekleri doğrultusunda. Böyle olunca, yapılacak bir şey yok. Ancak, onların bu istekleri engellenirse yeni sorunlar çıkar ortaya.» «Gerçekten böyle mi olur sonuç?» «Elbette. İsterseniz, gelin birlikte izleyelim durumu. Gözlerinizle görün.»

Köşkün balkonuna çıkıp olayları izlemeye koyuldular. Melekler Tanrı’nın bu hoşgörüsüne hiç bir anlam veremiyor, sonucu sabırsızlıkla bekliyorlardı..

Cehennemden cennete doğru yürüyenler cennete yaklaştıklarında, cennetten büyük bir kalabalık onları karşıladı. İki grupta da her türden, her boydan, her renkten insanlar vardı dişili erkekli. İki grup öyle kardeşçesine kaynaştı ki birbiriyle...

Sevinç çığlıkları ta Tanrı'nın köşküne dek ulaştı.. Kardeşçe kaynaşan bu insanların arasından ikisi, ellerindeki fırçalarla cennetin duvarına doğru yürüdü. Çok çok uzaklardan bile okunabilecek büyüklükte yazılar yazdılar bu kocaman duvara. Tanrı, sabırsızlıkla bekledi yazma işinin sonunu. Sonra Lenin'e döndü: «Gerçekten sevindim 'bu olanlara.» «Bakınız, nasıl da kardeşçe davranıyorlar birbirlerine,» dedi Lenin.

Cennetin duvarına yazılan kocaman yazıyı birlikte okudular:

«YAŞASIN İNSANLARIN KARDEŞLİĞİ!..» Cennetin önündeki kardeş topluluk, sevinç içinde içeri girmeye hazırlanıyordu. Bağıranlar, birbirlerine sarılanlar, sevinç gözyaşları dökenler... Hemen tümü bu mutluluğun tadını çıkarıyordu. Nereden çıktılar, nereden geldilerse, küçücük bir grup ortaya çıktı. Cennetin önündeki mutlu insanların tam içeri girmek üzere oldukları sırada bu küçük grubun sesi yükseldi:

«Ne cennet ne cehennem, yaşasın araf!..» Büyük kalabalık, onlara aldırmadan cennete girdi..

Ve kurulduğundan bu yana, ilk kez cennetin kapısı açık bırakılıyordu...

Tanrı, gerçekten sevinmişti insanların böyle kardeşçe kaynaşmalarına. Yalnız, arafa doğru bağırarak yürümekte olan insanların davranışlarına bir anlam verememişti. Lenin'e sordu:

«Bu insanlar ne yapacaklar arafta? Orada, yaşamlarını sürdürebilmeleri için hiç bir şey yok. Koskoca çölden başka bir şey değil orası..»

Lenin:

«Üzülmeyin,» dedi. «Büyük çoğunluğun sorunları çözümlendi. Bu birkaç kişi kendilerine iş arıyor. Bırakın gidip görsünler orayı. Nasıl olsa döneceklerdir.»

Melekler de köşkün balkonuna gelmişlerdi. Yardımcı melek sordu:

«Tanrı Hazretleri, şimdi ne yapacağız? Buyruklarınızı bekliyoruz.»

Tanrı, Lenin'e göz kırpıp meleklere döndü: «Bundan böyle bana Tanrı Hazretleri demeyin artık...»

Sonra, hep birlikte köşkten çıkıp cennete doğru yürüdüler. Cennetten mutluluk dolu şarkı sesleri geliyordu...

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült